• 23.4.2004
  • 3418 defa okundu

Türkiye’nin Çin Politikası ve Uygurlar (1991-2001) I. Giriş Türk kamuoyunda Doğu Türkistan olarak bilinen bölge, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) kuzeybatı kısmında yer almaktadır. Çinliler bu bölgeye 1955’te Şincang (Xinjiang) Uygur Özerk Bölgesi adını vermişlerdir (ÇHCTB, 1997:5). Çince’de ‘yeni sömürge’, ‘yeni sınır’, ‘yeni kazanılan yer’ anlamlarına gelen Şincang (veya Türkiye’deki yaygın kullanımıyla Sincan) adı, bölge için Mançu-Çin yönetimi tarafından kullanılmaya başlanmıştır (Cengiz, 1997:1405). Bölgenin eski çağlardan beri bir Çin yurdu olduğunu iddia eden Çin yönetimi, Doğu Türkistan ve Çin Türkistan’ı gibi kullanımları Çin egemenliğini tartışma konusu yapabilecek dış tarihsel bağları ima ettiği için reddetmektedir (Jan, 1997:249). Halbuki Çin’in bu tutumu tarihi gerçeklere uymamaktadır. Orta Asya bölgesi tarihsel olarak iki bölgeden oluşmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında Orta Asya; bugünkü Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ı içerecek şekilde Batı veya Rus/Sovyet Türkistan’ı ile Doğu veya Çin Türkistan’ı olarak adlandırılmaktaydı (Raczka, 1998:328). Türkiye kamuoyunda bölge daha çok Doğu Türkistan adıyla bilindiği için bu makalede Şincang yerine bu terim kullanılmıştır. Çin kaynaklarına göre 16 milyonluk Şincang nüfusunun yüzde 60’ını Türkdilli halklar oluşturmaktadır (ÇHCTB, 1997:3-4). Bölgenin kuzeyindeki Çungarya havzasında 1.2 milyon civarında göçebe kökenli Kazaklar yaşarken, güneydeki Tarım havzasında 7.5 milyon nüfusa sahip ve eski bir tarım toplumu olan Uygurlar yaşamaktadır. Bunların yanında Doğu Türkistan’da sayıları daha az olan Kırgız, Özbek, Tatar ve Salar gibi Türk kökenli halklar da yaşamaktadır. Batılı kaynaklara göre, 1950’de bölge nüfusunun ancak yüzde 10’u Han Çinlisi iken, bu rakam 1990’ların ortalarında yüzde 40’ ulaşmıştır (Jan, 1997:254). Bu yüzden 1942’de bölgedeki Uygurlar nüfusun 78’ini oluştururken, bugün bu oran yüzde 48’e düşmüştür (Shingleton, 1997:1). Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlıların büyük çoğunluğu 1952 yılında Hindistan, Pakistan ve Suudi Arabistan üzerinden ülkeye gelmiştir (Alptekin, 1990:17). Göçmen olarak gelen Doğu Türkistanlılar Uygur, Kazak ve çok az sayıda Kırgız Türklerinden oluşmaktaydı. Bugün ise Türkiye’de yaklaşık 25 bin Doğu Türkistanlının Türkiye’de yaşadığı sanılmaktadır (ETIB, 1995a). Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar değişik vakıf ve dernek çatısı altında toplanarak güçlü bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. II. Türkiye’nin Çin ve Doğu Türkistan Politikası Türk kamuoyunda ve özellikle milliyetçi (Ülkücü) ve muhafazakar (İslamcı) çevrelerde Sovyet ve Çin Türkistan’ına karşı daima bir ilgi olagelmiştir. Ancak 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve birdenbire beş bağımsız Türk devletinin ortaya çıkması, bu coğrafyaya olan ilgiyi olağanüstü bir şekilde artırmıştır. Türk kamuoyunda hız kazanan bu ivmenin etkisiyle devletin her kademesinde yer alan görevliler “21. asır Türk asrı olacak”, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası” gibi sloganları bol bol kullanmaya başlamışlardır. Doğu Türkistan da yeni bir Türk devleti olmaya aday bir ülke olarak görülmeye başlanmıştır. Türkiye’nin uluslararası alanda yalnızlığından kurtulma umuduyla yeni bağımsız devletlere karşı büyük ilgi göstermesi, dış dünyada pan-Türkist bir politika olarak algılanmış ve özellikle Rusya ve Çin’i rahatsız etmiştir. Ancak geçen zaman içerisinde Türkiye’nin bu ilgisi duygusal olmaktan fazla ileri gidememiş ve Türk dünyası ile sağlam siyasi, ekonomik ve kültürel bağlar kurulamamıştır. Ankara’nın Doğu Türkistan’a 1996 yılına kadar verdiği destek günübirlik çıkışlarla sınırlı kalmış ve sistemli bir politika haline dönüşememiştir. Ayrıca Ankara doğrudan Çin’i karşısına almaktan kaçınmıştır. 1996 yılından itibaren Ankara Doğu Türkistan sorununa daha mesafeli yaklaşmaya başlamıştır. Bu dönemde Çin’le kurulan yakın ilişkilerin özellikle silah alım anlaşmalarının etkisiyle, Ankara-Pekin ilişkileri gelişmeye başlamıştır. Son zamanlarda Türkiye Çin’in toprak bütünlüğünü öncelikli olarak gözönünde bulunduran bir politika izlemektedir. Fakat Türkiye’nin iki yönlü Çin politikasını kesin hatlarla birbirinden ayırmak mümkün değildir. Devletin farklı organlarının aynı anda farklı politikalar izlediği görülebilmektedir. Yine de 1996 öncesi dönemde Türkiye Doğu Türkistan’a en azından ilgisiyle destek verirken, 1990’ların ikinci yarısında itibaren bu sorunu görmezden gelmeye başlamıştır. Her iki dönemde de Ankara’nın Doğu Türkistan politikasının çelişkili unsurlar barındırdığı görülmektedir. A. Kararsız Destek Dönemi (1990-95) Bu dönemde Doğu Türkistan sorunu Türk kamuoyunun gündemine sık sık taşındı. Bu konuda özellikle İsa Yusuf Alptekin’in devlet büyükleriyle yaptığı toplantılar ses getirmiştir. Alptekin Ağustos 1991’de İstanbul’da yapılmakta olan İslam Konferansı Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında, Genel Sekreter Hamit El Gabid ile görüşmüş ve Doğu Türkistan’a gözlemci statüsü verilmesini istemiştir (ETIB, 1991a).Her ne kadar Alptekin’in bu isteği gerçekleşmese de Türkiye’nin düzenlediği uluslararası bir toplantıda Doğu Türkistanlılar tüm İslam dünyasına taleplerini belirtme fırsatı bulmuşlardır. Türkiye Doğu Türkistan’a en somut desteğini Kasım 1991’de vermiştir. Bu tarihte Doğu Türkistan liderlerinden Alptekin yeni seçilen Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ve bazı milletvekilleriyle görüştü. Bu görüşmeler sırasında Başbakan Demirel, Başbakan Yardımcısı İnönü ile parti başkanları ve milletvekilleri , Çin’in Doğu Türkistan’daki kardeşlerini asimile etmesine izin vermeyeceklerini ve konuyu Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası kuruluşlarda gündeme getireceklerini vadettiler (ETIB, 1991b). Doğu Türkistan’a ikinci büyük destek Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan geldi. Mart 1992’de İstanbul’da Alptekin ile görüşen Cumhurbaşkanı Özal, Sovyet yönetimi altındaki Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını ilan etmesinden sonra sıranın Doğu Türkistan’a geldiğini söyledi. Özal, Türklerin bu eski anavatanını bağımsız bir ülke olarak görmek arzusunda olduğunu da ifade etti (ETIB, 1992a). Cumhurbaşkanının bu açık desteği Doğu Türkistanlıları oldukça memnun etmiştir. Özal bu desteğini ölene dek sürdürmüştür. Bu yüzden Özal’ın ölümünün birinci yıldönümündeki anma toplantısına davet edilen Alptekin, eski cumhurbaşkanının Doğu Türkistan’ın faal bir destekçisi olduğunu söylemiştir (ETIB, 1994a) Devletin en üst düzeyinden Doğu Türkistan’a verilen bu destekler Çin’i oldukça rahatsız etmiştir. ÇHC’nin resmi yayın organı Renmin Ribao’da 17 Kasım 1992 tarihinde Türkiye’nin Türk dünyası politikasını eleştiren uzun bir makale yayınlanmıştır (ETIB, 1992b). Makalede Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel ve bir çok hükümet yetkilisinin Türk halklarının anavatanının “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” uzandığını söylemeleri eleştirilmiş ve bunun sorumlusu olarak da Alptekin gösterilmiştir. Ayrıca Alptekin’in Çin anavatanını bölmeye çalışan ayrılıkçıları tek bir çatı altında toplamaya çabaladığını ve bu yüzden Çin’in Alptekin’in her hareketini yakından izlediği ifade edilmiştir. Renmin Ribao’daki makale “eğer Türkiye ayrılıkçıları destekleme politikasına devam ederse, Çin kendisini savunmak için her türlü adımı atmaya zorlanabilir” tehdidiyle bitirilmiştir. ÇHC’nin resmi yayın organında yayınlanan bu ağır makale Türkiye-Çin ilişkilerinin Doğu Türkistan yüzünden ne derece gerginleştiğini göstermektedir. Ancak Türkiye’nin Doğu Türkistan politikasında 1990’ların ortalarına kadar bir değişiklik olmamıştır. Doğu Türkistanlı muhalifler ise siyasi destek arayışlarını sürdürmüşlerdir. Bu yöndeki yeni bir adım Temmuz 1994’te yine Alptekin tarafından atılmıştır. Alptekin muhalefet partilerinden ANAP Başkanı Yılmaz, RP Başkanı Erbakan ve Demokratik Sol Parti (DSP) Başkanı Bülent Ecevit ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Hüsamettin Cindoruk’la görüşmüş ve onlara Türkiye’nin yeni bağımsız Türk Cumhuriyetleriyle birlikte Doğu Türkistan sorununa yönelik ortak bir strateji belirlemeleri gerektiğini söylemiştir. Görüşmede siyasi liderler Alptekin’e Türkiye’nin Doğu Türkistan’in değişik sebeplerden ötürü bugüne kadar ihmal ettiğini, ancak şimdi bu soruna eğilmenin zamanının geldiğini söylediler (ETIB, 1994b). Yine Haziran 1994 tarihinde Konya Selçuk Üniversitesi Doğu Türkistan lideri Alptekin’e fahri doktora unvanı vermiştir (ETIB, 1994c). Ekim 1994’te İzmir’de Cumhurbaşkanı Demirel’in himayesiyle düzenlenen Dünya Türkleri Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği İkinci Konferansı’na Alptekin de çağrıldı (ETIB, 1994d). Alptekin’in bu konferansa davet edilmesi, Türkiye’nin Doğu Türkistan politikasında o tarihlerde henüz bir değişim olmadığını göstermektedir. Üst düzey devlet yöneticileri ve siyasi parti başkanları tarafından Doğu Türkistan’a verilen destek yerel yöneticiler ile devam etmiştir. Kahramanmaraş Valiliği konferans vermesi için Alptekin’i kente davet etmiştir. Vali Aslan Yıldırım Alptekin’i aralarında görmekten son derece mutlu olduklarını belirtmiştir (ETIB, 1995b). İstanbul’da ise Sultanahmet meydanındaki bir parka İsa Yusuf Alptekin’in adı verildi (ETIB, 1995c). İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan açılış töreninde yaptığı konuşmada, parka Doğu Türkistan’ın büyük liderinin adının verilmesinden son derece memnun olduğunu ve Alptekin’in 95 yıllık ömrünü sadece Doğu Türkistan için değil tüm Türk dünyası için çaba harcadığını söyledi. Parkın açılışı için Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Tansu Çiller ve Meclis Başkanı Mustafa Kalemli birer kutlama mesajı gönderdiler. Diğer yandan Ankara’daki Çin Büyükelçisi parkın ve Doğu Türkistan Anıtı’nın açılışının Çin’in içişlerine müdahale olduğunu söyleyerek durumu protesto etti. Türk Dışişleri Bakanlığı ise Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunu ve belediye başkanlarının seçimle işbaşına geldiğini söyleyerek Türk Hükümeti’nin yerel yönetimlere doğrudan müdahale etme hakkının olmadığını belirtti. Aynı tarihlerde Kayseri, Konya ve Kahramanmaraş belediyeleri de bazı parklara İsa Yusuf Alptekin’in adını verdi. Çin’in Ankara Büyükelçisi Wu Koming bu belediyeleri protesto etti ve bu kararların değiştirilmesi için ilgili kentlere ziyarete başladı. Büyükelçi Koming çok sayıda Uygur’un yaşadığı Kayseri’de şiddetli bir protestoyla karşılandı ve kentin belediye başkanı ile valisi büyükelçi ile görüşmeyi reddettiler. Konya’da Vali Atilla Vural ile buluşan Koming, parkın adının değiştirilmesini istedi, aksi halde Türk-Çin ilişkilerinin bozulabileceğini söyledi. Konya Valisi ise valilerin atamayla geldiğini, bu yüzden bir valinin seçimle işbaşına gelmiş belediyenin kararlarına müdahale edemeyeceğini belirtti (ETIB, 1996). Erkin Alptekin (Avrupa Doğu Türkistan Birliği), M. Rıza Bekin (İstanbul Doğu Türkistan Vakfı Başkanı) ve İsmail Cengiz’den (Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Genel Sekreteri) oluşan Doğu Türkistan heyeti, 30 Eylül-2 Ekim 1995 tarihlerinde İzmir’de düzenlenen Dünya Türkleri Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Üçüncü Konferansı’na katıldılar (ETIB, 1995d). Konferansın açış konuşmasında Cumhurbaşkanı Demirel “Çin Seddi ve Balkanlar arasında 200 milyon Türkçe konuşan halkın yaşadığı tarihi bir gerçektir. Yüzyıllar boyunca aynı ortak tarihi, dili ve kültürü paylaşan Türk halkaları birbirinden uzak tutuldu. Onlardan bazıları şimdi bağımsızlığını kazandı, bazıları yarı bağımsız durumda ve bazıları ise hala yabancı egemenliği altında yaşıyorlar.” şeklinde konuştu. Konferansta ayrıca Doğu Türkistan heyetinin ülke olarak Türk Dünyası Konferansı’nda temsil edilme isteği kabul edildi. B. Çin’le İyi İlişkiler Dönemi (1996 Sonrası) 1996 yılının başından itibaren Türkiye’nin Doğu Türkistan politikasının değişmekte olduğu görülmektedir. Özellikle Türk Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı bu yöndeki tavırlarını açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. Çin’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda Dışişleri Bakanlığı, İsa Yusuf Alptekin’in adını taşıyan parkın kapatılmasını, Doğu Türkistan bayrağının indirilmesini ve Doğu Türkistan Şehitleri Anıtı’nın yıkılmasını istedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan, parkın adının değiştirilmesinin sadece Türkiye’nin değil, tüm dünya Türklerinin aşağılanması anlamına geleceğini söyledi. Bazı milletvekilleri ve gazeteciler başkalarının kendi içişlerine müdahale edilmesini istemeyen Çin’i, Türkiye’nin içişlerine karışmakla suçladılar (ETIB, 1996). Ancak Çin’in yoğun baskısı sonuç vermiş ve parkın adı değiştirilmiştir. Yine Çin’in Türkiye üzerindeki baskıları sonucunda Türk yetkililer, 1996 yılından itibaren Çin karşıtı gösteri yapmayı planlayan İstanbul’daki Doğu Türkistan kuruluşları hakkında soruşturma başlattı ve Türkiye’den sığınma hakkı isteyen 13 Uygur aydınından ülkeyi terk etmelerini istedi. Ayrıca Türk vatandaşlığı için başvuru yapan 150 Uygur’a herhangi bir olumlu cevap verilmedi (ETIB, 1996). Ancak bu dönemde Türkiye’de Doğu Türkistan lehine bazı gelişmeler de olmuştur. Haziran 1996’da İstanbul’da düzenlenen BM HABITAT II Konferansı’nda Doğu Türkistan da stand açmıştır. Doğu Türkistanlılar düzenledikleri etkinliklerle Türk ve dünya kamuoyunun ilgisini çekmeyi başarmışlardır (Özgen, 1996:32-34). Bu dönemde Doğu Türkistan’a bir destek de hükümetten gelmiştir. Bakanlar Kurulu Çin’in Haziran 1996’da gerçekleştirdiği nükleer denemesini “hayal kırıklığına uğradık ifadesiyle” kınamıştır. Böylece Türkiye ilk defa olarak Çin’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği nükleer denemelere tepki göstermiştir (Doğu Türkistan, 1996:28). Çin-Türkiye ilişkileri Genelkurmay başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın gerçekleştirdiği Çin ziyaretiyle yeni bir ivme kazanmıştır. Karadayı gezi sırasında Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin ve Çin Savunma Bakanı Chi Haotian ile görüştü. Görüşmelerde Türkiye’nin Çin’den silah alımı da gündeme geldi (Aydınlık, 1996:5). Gelişen ilişkilere koşut olarak, Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili Türkiye’nin Çin ile iyi ilişkiler geliştirmek istediğini ve Şincang bölgesindeki ayrılıkçı hareketlere destek vermediklerini açıkladı (Aydınlık, 1997:8). Çin’in Ankara Büyükelçisi Koming Şubat 1997’de bir açıklama yaparak Çin-Türk ilişkilerinin son dönemde çok iyi gittiğini söyledi (Aydınlık, 1997:9). Bu sırada hükümetten gelen bir tepki, Bakanlar Kurulu ile Dışişleri ve Genelkurmay bürokrasisinin birbirleriyle çelişen bir Çin politikası olduğunu göstermektedir. Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan Şubat 1997’de Doğu Türkistan’ın Yining kentinde meydana gelen bir ayaklanmadan sonra, Çin’in Uygurlara karşı takındığı sert tutumu resmi olarak kınamıştır. Turhan Tayan ayrıca bölgede yaşayan halkın Türk halkı ile akraba olduğunu ve bu yüzden Türkiye’nin burada yaşayan halkın refahı ve mutluluğuyla daima ilgileneceğini söyledi. Pekin Tayan’ın bu çıkışını Türkiye’nin Çin’in içişlerine karışmaması gerektiğini söyleyerek yanıtladı (Gladney, 1997:288-290). Türk dış politikasını yönlendiren askeri ve sivil bürokrasi ile siyasi irade (bakanlar kurulu) arasındaki kopukluk 55. Hükümet zamanında Çin lehine giderildi. İstanbul Valiliği Şubat 1998’de Doğu Türkistan Göçmenler Derneği’nin Şişli’de düzenleyeceği mitinge izin vermedi (Doğu Türkistan, 1998:25). Mayıs 1998’de Çin’i ziyaret eden dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin ile de görüştü. Daha çok ekonomik ağırlıklı konuların görüşüldüğü toplantıda Ecevit ayrıca Uygurlara destek için Türkiye’de yapılan gösteriler ile ilgili olarak uyarıldı. Ecevit’in şu sözleri Ankara’nın şimdiki Çin politikasını iyi özetlemektedir (Radikal, 1998): “Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Çin’in bütünlüğüne çok büyük önem verdiğini belirttim. Şunu da eklemek isterim ki, kanımca Türkiye’de bazı çevreler marjinal gruplar halinde olsa da bu konuyu gündemde tutacak olurlarsa, Sincan’daki Müslümanlar güç durumda kalabilirler. Şimdi bildiğim kadar, Çin geniş ekonomik olanakları bulunan o bölgenin de kalkınması için bazı hazırlıklar yapıyor. Eğer siyasi sorun olmaya devam ederse, tavırları sertleşebilir. Onun için bu konuda Çinlilerin hassasiyetini gözönünde tutmak gerekir.” Ankara’nın bu resmi politikası çerçevesinde Başbakanlık, Şubat 1999’da Türkiye ve Çin arasında ciddi sorun yaratan Şincang Uygur Özerk Bölgesi ile ilgili gizli bir genelge yayınladı (Hürriyet, 2000). Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde devletin tüm birimlerine gönderilen genelgede, bu bölgenin Çin’in toprak bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilerek, Doğu Türkistan adına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin toplantılarına herhangi bir bakan veya devlet görevlisinin kesinlikle katılmaması istendi. Yine Ekim 1999’da İstanbul’da gerçekleştirilen operasyonlarda, Doğu Türkistan Kurtuluş Örgütü üyesi oldukları belirlenen ve Çin hedeflerine karşı saldırılarla ilişkisi bulunan 10 kişi yakalandı (Cumhuriyet, 2000b). Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin’in Nisan 2000’deki Türkiye ziyareti ile Ankara-Pekin ilişkileri yeni bir eksene oturdu. 1996’dan sonra Ankara’nın takip etmeye çalıştığı Çin ile iyi ilişkiler kurma politikası, bu ziyaretle birlikte doruk noktaya ulaşmıştır. Üç gün süren ziyaret sırasında ekonomi, enerji ve siyasi konularda anlaşmalar imzalandı. Ortak bildiride ise “insan haklarına, toprak bütünlüğüne, içişlerine saygı duyulması, küreselleşme ve siyasi çok kutupluluk kapsamında bunalımların engellenmesine katkıda bulunulması, silahların kontrolü silahsızlanmada eşgüdüm içinde olma, terörizm, ayrılıkçılık ve dinsel fanatizme karşı ortak mücadele yapılması” konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Anlaşmalardan çıkan genel sonuca göre, Ankara Çin’den elde edeceği ekonomik ayrıcalıklar ve uluslararası alanda siyasi destek karşılığında Doğu Türkistan sorununu Pekin’in lehine çözmüştür. Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin Çin yönetimine karşı yapacağı her türlü faaliyet ortak bildirgede terörizm, ayrılıkçılık ve dinsel fanatizm düzeyine indirgenmiştir. Gerçi Ankara, Doğu Türkistan’daki Türklere yönelik insan hakları ihlallerinin içişlerine müdahale olarak görülemeyeceği mesajını da Pekin’e açıkça vermiştir (Cumhuriyet, 2000b). Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel iki ülke ilişkilerinde Uygurların önemini vurgulayarak “İçişlerine karışmamız söz konusu değil. Bizim Uygur Türkleri ile dil, din ve akrabalık bağlarımız var. Ancak huzur ve refah içinde yaşamalarını istiyoruz. Bu insanlar ülkelerimiz arasında birer dostluk köprüsüdür.” demiştir (Sabah, 2000). ÇHC Cumhurbaşkanı Jiang Zemin de Türk tarafının bu hassasiyetini gözönüne alarak, sorun yaratan taraf olmak istemediklerini ve Şincang’da yaşayan Türklerin yaşam standartlarını yükseltmek için girişimlerde bulunduklarını belirterek Türk yatırımcılarını bu bölgeye davet etmiştir. Ancak Şincang`ın kalkınmasıyla Uygurların refah düzeyinin artması birbiriyle doğru orantılı gelişmemektedir. Bugün Pekin gerçekten bölgeye büyük yatırımlar yapmaktadır. Ama Şincang’a yapılan her yatırım, Pasifik Çin`inden bir göç dalgası oluşturmaktadır. Bunun ise iki önemli sonucu olmaktadır. Bir taraftan Han Çinlilerinin bölge nüfusundaki oranı hızla artmakta, diğer yandan zengin ve kentli Çinli grupla yoksul ve köylü Uygur kitle arasındaki etnik gerginlik sınıf çatışmasına da dönüşerek daha da keskinleşmektedir. Ayrıca iki ülke arasında Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri konusunda herhangi bir denetim ya da en azından bir gözlem mekanizması oluşturulmuş değildir. Bölge Türklerinin siyasi, kültürel ve ekonomik haklarının korunması ve geliştirilmesi tamamen Çin’in tek taraflı tasarrufuna bırakılmıştır. Pekin’in Şincang Uygur Özerk Bölgesi’ne Türk işadamlarının yatırım yapma teklifi konusunda ne kadar samimi olduğunu ise zaman gösterecektir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Zemin’e Türkiye Cumhuriyeti Devlet Liyakat Nişanı verilmesi, Doğu Türkistan sorununu Türk siyasi hayatında bir kez daha tartışma konusu yapmıştır. Öncelikle koalisyon hükümetini oluşturan partilerden olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) mensup bakanlar, Çin’in Uygur Türklerine yönelik baskı politikasını öne sürerek Jiang Zemin’e devlet nişanı verilmesiyle ilgili bakanlar kurulu kararnamesini gecikmeyle imzalamışlardır (Cumhuriyet, 2000a). Çin cumhurbaşkanına devlet nişanı verilmesine muhalefet partilerinden Fazilet Partisi (FP) ve Büyük Birlik Partisi (BBP) de tepki göstermişlerdir. Ayrıca Doğu Türkistan konusunda iktidar ve muhalefete mensup partilerin ortaya koyduğu farklı tavır ve politikalar, Türk basınında da değişik yorum ve tartışmalara yol açmıştır (Alpay, 2000; Balbay, 2000). Aralarında Doğu Türkistanlı vakıf ve derneklerin de bulunduğu 12 sivil toplum örgütü bir basın açıklaması yaparak Zemin’e devlet liyakat nişanı verilmesini kınamışlardır (Kaya, 2000). Bütün bu tepkiler Türkiye’deki Doğu Türkistan kamuoyunun gücünü ve etkisini göstermektedir. Son olarak Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Türkiye’nin Çin ile yaptığı askeri işbirliği projeleri kapsamında Haziran 2001 tarihinde üç günlük bir Pekin ziyareti gerçekleştirdi. Kıvrıkoğlu, Çin’le beraber yürütülen askeri projelerdeki aksaklıkların giderilerek mevcut işbirliğinin daha da geliştirilerek devam ettirilmesi yönünde temaslarda bulunmuştur (Milliyet, 2001). III. Değerlendirme 1990’ların ilk yarısında Çin, sadece uzun yıllardır İstanbul’da üslenmiş bulunan Doğu Türkistan muhalefeti yüzünden değil, aynı zamanda yeni bağımsız Türk cumhuriyetlerine yönelik olarak izlediği politikanın pan-Türkçü unsurlar içerdiğini de düşünerek Türkiye’den kuşku duydu (Munro, 1994:228). Ancak 1996 yılından itibaren Türkiye Çin’le iyi ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ankara’nın Çin’e yaklaşmasında üç temel unsur belirleyici olmuştur. İlk olarak Türkiye Çin’i ucuz ve Batı’ya alternatif bir silah satıcısı olarak görmektedir (Aydınlık, 1996:5). İkinci olarak Ankara, hızla gelişen ve geniş bir pazar haline gelen Çin’deki büyük ekonomik pastadan pay almak istemektedir. Bu yüzden Türkiye Çin’le olan yetersiz ticari ilişkilerini hızla artırmak istemektedir (Cumhuriyet, 2000d). Üçüncü olarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsey’indeki beş daimi üyeden biri olan ÇHC ile kurulacak iyi ilişkiler sayesinde Ankara, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) ve Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerindeki varolan siyasi ağırlıklarını Pekin ile dengeleme fırsatına kavuşabilecektir. Türk dış politikasının karar-vericileri Çin’le iyi geçinebilmek için Doğu Türkistan sorununu gözardı etmeye çalışmaktadırlar. Pekin çok sayıda Uygur’un yaşadığı Kazakistan ve Kırgızistan’a yaptığı gibi, Türkiye’ye de bir takım ekonomik ve siyasi avantajlar sağlayarak, sorunu resmi düzeyde kendi lehine çözmüştür. Ancak dünyadaki en etkili Doğu Türkistan lobisini bünyesinde barındıran ve etnik ve kültürel bağlardan dolayı bölgedeki gelişmelere duyarlı bir kamuoyuna sahip olan Türkiye’nin, kendisini bu sorunun dışında tutabilmesi oldukça zor gözükmektedir. Bu yüzden Çin bölgedeki temel insan hakları ihlallerini ortadan kaldırmadığı sürece, Ankara-Pekin ilişkileri sık sık kesintiye uğrayabilecektir. Öte yandan Orta Asya üzerindeki stratejik çıkarlarından vazgeçmemiş bir Türkiye’nin, uzun dönemde Çin’le bu bölgede rekabete girmesi kaçınılmazdır. Ankara Doğu Türkistan politikasını özelde Orta Asya, genelde Asya politikası çerçevesinde değerlendirmek zorundadır. Rusya gibi Çin de bu bölgede hayati çıkarları olan ve bölgeye komşu bulunan büyük güçlerdendir. Rusya Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile Orta Asya‘daki ağırlığını korumaya çalışmaktadır. Rusya’nın en büyük kozu Sovyet döneminden kalma siyasi, iktisadi ve askeri nüfuzudur. Çin ise Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımıyla oluşan Şanghay Beşlisi ile bölgede önemli bir inisiyatif ele geçirmiştir. Haziran 2001 tarihinde Şanghay’da gerçekleştirilen 6. zirve toplantısına bölgenin kilit ülkesi Özbekistan da katılmış ve bu oluşum bir Orta ve İç Asya örgütüne dönüşme sürecine girmiştir (NTVMSNBC, 2001). Böylece Pekin, bir taraftan Doğu Türkistan’daki egemenliğini her yönüyle pekiştirirken, diğer yandan eski Sovyet Türkistan’ı üzerinde kapsamlı bir açılım yapmaktadır. Pekin, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu ortaya çıkan Orta Asya’daki boşluğu Moskova’yı çok ürkütmeden doldurmaya çalışmaktadır. Türkiye de 1990’ların başından beri Kafkaslar ve Orta Asya’da stratejik bir derinlik elde etme çabası içerisindedir. Bu çerçevede oluşturulan Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi, Ankara’nın bölgedeki ağırlığını göstermektedir. Türkiye’nin bölgedeki en büyük avantajı, Türk kökenli halklarla olan kültürel bağlantılarıdır. Bu yüzden bölge halkları Türkiye’ye Çin ve Rusya’nın aksine korkuyla değil, sempatiyle bakmakta ve Ankara’yı bölgeye art niyetsiz olarak yatırım yapabilecek yegane başkent olarak görmektedirler. Bu açıdan Doğu Türkistan’daki Uygurların azınlık haklarının çiğnenmesine göz yumduğu izlenimi veren bir Ankara’nın, bölgede güvenilir bir merkez olması mümkün değildir. Buna Rusya ve Çin’e göre Türkiye’nin siyasi, iktisadi ve coğrafi açıdan bölgedeki dezavantajlı konumu da eklenince, Ankara’nın Orta Asya ve dolayısıyla Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya’ya olan stratejik açılımlarının büyük darbe yemesi kaçınılmaz olacaktır. Şimdinin ekonomik devi ve geleceğin süper gücü olarak gösterilen Çin ile her alanda kapsamlı ve yoğun ilişkiler geliştirmek Türkiye’nin ekonomisini canlandıracağı gibi siyasi ve stratejik açılımlarını çeşitlendirecektir. Ancak bu politika çerçevesinde Türkiye’nin genel Orta Asya stratejisi de düşünülerek Uygurlara belli bir ağırlık verilmelidir. Hatta karşılıklı güven ortamı tesis edildikten sonra, Çin pazarına Doğu Türkistan üzerinden açılmak da mümkündür. Tarihi İpekyolu ulaşım koridorunun canlandırılması projeleri, ikili ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Orta Asya’da tarihsel olarak daha büyük bir stratejik rekabet içinde bulunan Rusya ve Çin’in son dönemdeki siyasi yakınlaşması, mevcut sorunların uzlaşarak çözülebileceği konusunda önemli bir örnektir. Sonuç olarak Ankara, kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutan ve değişen dengeleri sürekli gözönünde bulunduran dinamik bir Orta Asya politikasını geliştirmek ve bir an önce uygulamak durumundadır.
 
Selçuk Çolakoğlu ( Adnan Menderes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi ) © 2002, Türk Haber / "Tüm hakları saklı" falan değildir. İstediğiniz yazıyı alabilirsiniz.

  • Kaynak: Türk haber.org
  • Etiketler: Çin,Uygur,Şincang,Mançu,Cengiz,Özbekistan,Kırgızistan,Türkmenistan,Tacikistan,Rus,Sovyet,Çungarya,Hindistan,Pakistan,Suudi Arabistan,Uygur,Kazak,Pekin,Doğu Türkistan,İsa Yusuf Alptekin,İslam Konferansı,Süleyman Demirel,ANAP,Mesut Yılmaz,RP,Necmettin Erbakan,MÇP,Alpaslan Türkeş,BM,Turgut Özal,Rennin Ribao,Adriyatik,DSP,Bülent Ecevit,TBMM,Selçuk Çolakoğlu,İstanbul,Sultanahmet,

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için