• 23.4.2004
  • 3385 defa okundu

,TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI VE ENGELLERİ Dr. Nuraniye H. EKREM İçindekiler I. TÜRKİYE-ÇİN İKİLİ İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI 1. SİYASİ İLİŞKİLER 2. EKONOMİ İLİŞKİLER 3. ANLAŞMA VE PROTOKOLLER 4. KÜLTÜREL İLİŞKİLER 5. ÇİN'İN STRATEJİK KONUMU 6. ÇİN DIŞ POLİTİKASININ TEORİK TEMELLERİ II. TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE AŞILACAK ENGELLER 1. KIBRIS MESELESİ 2. PKK MESELESİ 3. DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ ÖZET Türkiye- Çin arasındaki diplomatik ilişkiler yaklaşık otuz yıldır devam etmesine rağmen , karşılıklı ziyaretlerin seksenli yıllardan itibaren gelişmeye başladığı ve son dört yıl içinde iki ülke askeri makamları arasındaki üst düzey temaslarının daha yoğunlaştığı görülmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretler de son iki yılda artmıştır. Doğu Türkistan sorununun dış destekçisi olarak Türkiye'yi gören Pekin Hükümeti, üst düzey ziyaretlerde genellikle Doğu Türkistan sorununu gündeme getirmiş ve ikili ilişkilerin gelişmesinin ön şartı olarak Doğu Türkistan'a Ankara'nın desteğinin kesilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Çin-Türkiye askeri işbirliğinin diğer alanlardaki ilişkilerin geliştirilmesi için de öncelik görevini yapması ve bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye'nin Batı dünyasından transfer edemediği askeri teknolojileri Çin'den transfer etmek istemesi, Türkiye'nin Çin'e daha ılımlı davranmasına yol açmış ve geçen yıl Nisan'da kurulan 58. hükümetin programında, "Çin Halk Cumhuriyet ile İlişkimiz Çok Yönlü Olarak Geliştirmeye Özen Gösterilecektir" ibaresine yer verilmiştir. Ancak, Türkiye, Çin'in PKK ve Kıbrıs konumundaki tutumunu göz ardı ederek bu ülke ile yakınlaşması iki ülke ilişkilerinin sağlıklı gelişmesine engel teşkil edeceği düşünülmektedir. I. TÜRKİYE-ÇİN İKİLİ İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI 1. SİYASİ İLİŞKİLER Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'in Türkiye ziyareti, Türkiye -Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri yeni bir aşamaya ulaşmıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl bir seyir alacağını incelemeden önce ilişkilerin tarihine eğilmek gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti bir çok ülke gibi, 1971 yılında kadar Tayvan'da bulunan Milliyetçi Çin hükümetini Çin'in meşru temsilcisi olarak tanıyordu. 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti ( ÇHC )ile bu tarihe kadar resmi bir ilişki mevcut değildi. Bu dönemde, Mao'nun Atatürk hakkındaki eleştirileri [1] ile ÇHC'in Türkiye'deki ABD karşıtı faaliyetlere destek vermesi dikkat çekiyordu. [2] Türkiye bir çok ülke ile birlikte ÇHC ile 4 Ağustos 1971 tarihinde diplomatik ilişki kurmuştur. O yıllarda, Pekin'in dış politikası hem SSCB hem de ABD "emperyalizmine" karşı çıkmak ve Üçüncü Dünya ülkeleri ile işbirliği yapmak çizgisini izliyordu. ÇHC, 1960'larda güneyinde ABD, kuzey ve kuzeybatısında ise SSCB'nin tehdidi altındaydı. SSCB'nın artan tehditlerine karşı ABD, güvenlik strateji dengesini kurmak için, ABD Dışişleri Bakanı H. Kissenger'ın Amerikan dış politikasını anti komünist ideolojik ekseninden ayıran ve realist ekol çizgisine çeken yaklaşımı sonucunda Sovyet Rusya'ya karşı Çin kartını oynama kararını almıştı. ÇHC, ABD'nin bu yaklaşımını ideolojik kılıfa sokarak, SSCB'yi revizyonist olmakla suçlayan ancak özünde realist bir yaklaşımla cevap vermiş, ABD'nin Moskova'yi jeopolitik iç hatlar kıskacına sıkıştırmasına yardımı olurken, hem üzerinden Amerikan baskısını kaldırmış hem de uluslararası topluma entegre olmuştur. 9-11 Temmuz 1971'de Başkan Nixon'ın ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissenger'in ÇHC'ne yaptığı tarihi ziyaret, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin ilk adımını oluşturdu. Başkan Nixon'ın 21-28 Şubat 1972'de Çin'e yaptığı ziyaret ise iki ülkenin diplomatik ilişkileri olmadığı bir ortamda gerçekleşti. ABD-ÇHC arasındaki yumuşamaya rağmen diplomatik ilişkilerin tesisi 1979 yılına kadar gecikmiştir. Türkiye ise, H. Kissinger'ın ÇHC'ne gidişinden hemen sonra Pekin ile diplomatik ilişki tesis ederek Pekin'in uluslararası sahneye çıkışına destek olmuştur. Ancak, aşağıdaki karşılıklı ziyaretler listesinden de görüleceği üzere, ülke arasındaki ilişkiler 1980'li yıllardan itibaren gelişmeye başlamıştır: Aralık 1982 Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren Çin'i ziyaret etmiştir. Mayıs 1984 Çin Devlet Başkanı Li Xiannian Türkiye'i ziyaret etmiştir. Temmuz 1985 Türkiye Başbakanı Turgut Özal Çin'i ziyaret etmiştir. Ekim 1985 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Karaduman Çin'i ziyaret etmiştir. Temmuz 1986 ÇHC Başkanı Zhao Ziyang Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Mart 1989 Türkiye-ÇHC Konsolosluk Anlaşması imzalamıştır. Eylül 1992 Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması imzalanmıştır. Mayıs 1995 Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Çin'i ziyaret etmiştir. Ağustos 1996 Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Kalemli Çin'i ziyaret etmiştir. Kasım 1996 Çin Halk Cumhuriyeti Kongre Başkanı Qiao Shi Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Mayıs-Haziran 1998 Türkiye Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem Çin'i ziyaret etmiştir. Nisan 1999 Çin Halk Kongre Başkanı Li Peng Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Şubat 2000 Türkiye İçişleri Bakanı Sadettin Tantan Çin'i ziyaret etmiştir. Şubat 2000 TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut Çin'i ziyaret etmiştir. Nisan 2000 Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Ayrıca, son dört yıl içinde iki ülke askeri makamları arasında üst düzeydeki ziyaretlerin daha yoğunlaştığı görülmektedir.Çin-Türkiye askeri işbirliği diğer alanlardaki ilişkilerin artması içinde lokomotif görevini yerine getirirken, bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye Batı dünyasından transfer edemediği askeri teknolojileri Çin'den transfer etmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretleri de son iki yıldan beri artmıştır. İki ülke arasında başlıca sorun Doğu Türkistan'dır. Çin yetkililerinin Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin arkasında Türkiye olduğuna inandıkları izlenimini vermek konusunda özel bir hassasiyet göstermektedirler. Zaman zaman ileride değinileceği gibi Türkiye ile Türk dünyası arasındaki ilişkileri tehdit olarak görebilen Pekin politikaları Çinli stratejistlerin aşırı şüpheci davrandıklarını göstermektedir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1995 yılında ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in 1998 yılında Çin'e yaptığı ziyaretlerde ve genellikle diğer üst düzey ziyaretlerde Çin yetkilileri Doğu Türkistan meselesini yumuşak bir dille gündeme getirmişlerdir. Çin kaynaklarına göre, Kongre Başkanı Li Peng'in Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Demirel ile Başbakan Ecevit, kendisine bu konuda güvence vermiştir. [3] Ayrıca, Pekin'in isteği doğrultusunda, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın Çin ziyareti sırasında, Suçlarla Mücadelede İşbirliği anlaşması imzalanmıştır. Türkiye'nin Çin ile olan ilişkisini geliştirme isteğini yansıtan bu gelişmelere rağmen Doğu Türkistan konusunun hassasiyetini koruduğu görülmektedir. Jiang Zemin'e "Devlet Liyakat Madalyası" verilmesi Bakanlar Kurulunda görüşülürken bazı itirazlar oluşmuş ancak karar onaylanmıştır. 2. EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLER Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda Türkiye aleyhine açık vermesidir. T.C.Devlet-İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre [4] bu açık 1995 yılında 472, 1996 da 491, 1997 de ise 743 milyon dolardır. Çin Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, 1998 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 701.800 milyon dolar, Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalat 659.100 milyon dolar, Çin'e olan ihracatı ise 42.270 milyon dolardır. 1999 yılının ilk yedi ayında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 358.900 milyon dolar, Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalatı 336.600 milyon dolar, Çin'e olan ihracat ise 22.300 milyon dolardır. [5] Türk yetkilileri iki ülke ticaretinin daha dengeli olması gerktiğini savunmaktadır. Çin Kongre Başkanı Nisan 1999'daki Türkiye ziyaretinde Türk-Çin İş Konseyi üyelerine iki ülke arasındaki ticari dengesizliği düzeltileceğini ifade etmiş [6], Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ise Türkiye ziyaretinden önce ticaret dengesizliğinin düzelteceğini teyit etmiştir. [7] Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ticarette karşılaşılan sorunlar arasında, iki ülkenin coğrafi uzaklığı yanında, yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Çin ekonomisinin geçirdiği değişimlerin bir çok açıdan oldukça karmaşık bir yapı sergilemesi ve bunların Türkiye'den yeterince izlenememesi sayılabilir. Çin pazarının sahip olduğu altyapı ve müşteri niteliklerinin ve çok açık olmayabilen ve değişme sürecinde bulunan ticaret kural ve uygulamalarının Türk ihracatçıları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, özellikle Çin'e ihraç edilen Türkiye ürünlerinin çeşitlilik kazanması ve Türk ihracatçı ve yatırımcılarının Çin pazarında kalıcı olmak için bu pazarı tanımaya özel önem vermeleri yararlıdır. Henüz dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecini tamamlamamış olan Çin ekonomisi, yabancı tüccar ve yatırımcılar için halen girilmesi çok kolay olmayan bir pazar yapısına sahiptir. Çin pazarına girmek isteyen yabancıların Çinli ortakları ile işbirliği yapmaları bir zorunluluktur. Zira yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmemektedir. Ancak sayıları yaklaşık 11 bin bulan Çinli iş adamları az miktarda sermaye ile Türkiye'de doğrudan pazarlama yapabilirlerken, Türk firmaları, Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir bir Çinli ortak bulmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Öte yandan, yukarıda da değinildiği gibi, Pekin tarafından uygulanan dış ticaret mevzuatının yeterince açık olmayışı ve standardizasyonun henüz tüm alanlarda gerçekleştirilememesi önemli bir engel olmayı sürdürmektedir. Bunların yanında, Çin pazarında ortaya çıkan rekabet Türk firmaları için zorlayıcı olabilir. Halihazırda belli başlı dünya ülkeleri, dev Çin pazarı için yoğun bir rekabet içine girmişlerdir. Çin'in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafi uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idari sistemi farklılığı da iki ülkenin ticari ilişkilerine engel teşkil edebilir.[8] 3. ANLAŞMA VE PROTOKOLLER Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticari ilişkiler, 16 Temmuz 1974 tarihinde Pekin'de imzalanan Ticaret Anlaşması çerçevesinde yürütülmektedir. Söz konusu Anlaşmanın 6. Maddesi uyarınca, her yıl toplanması öngörülen Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ticaret Komitesi, 1978 ve 1981 yıllarında olmak üzere iki kez toplanmıştır. Adı geçen Komite, 19 Aralık 1981 tarihinde Pekin'de imzalanan Ekonomik, Sanayi ve Teknik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde kurulan Karma Ekonomik Komite ile birleştirilmiş ve Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ekonomik ve Ticari Komitesi adını almıştır. Bu çerçevede 12. Dönem KEK Toplantısı 21-23 Nisan 1998 tarihlerinde Pekin'de yapılmış olup, toplantı sonunda imzalanan Mutabakat Zaptı, 2 Eylül 1998 tarih ve 23 451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.[9] İki ülke arasındaki ekonomik ve ticari anlaşmaların listesi aşağıdadır 1972 Hava Ulaştırma Anlaşması 1981 Ticaret anlaşması. 1981 Sanayi ve teknoloji işbirliği anlaşması yapılmıştır. 1985 Ekonomi, sanayi, ticaret, hava taşımacılığı ve telekomünikasyona ilişkin bir protokol . 1990 Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması 1990 Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması 1991 Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması 1992 Sağlık Alanında İşbirliği Anlaşması 1992 Denizcilik Anlaşması 1993 Kültürel İş Birliği Anlaşması 1995 Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması 1999 DTM ile ÇHC'nin MOFTEC-Dış Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Bakanlığı Arasında Ticari İstişare Mekanizması Kurulması Hakkında Mutabakat Zaptı .[10] 4. KÜLTÜREL İLİŞKİLER Türkler Anadolu'ya göç etmeden önce Çinlilerle yoğun kültürel ilişkiler içinde olmuşlardır. Çin kaynakları kısa da olsa, Selçuklular ve Osmanlılar'dan bahseder. Ancak kültürel ilişkiler coğrafi uzaklık nedeniyle gayet sınırlı kalmıştır. 30'lu yıların başında Türkiye-Milliyetçi Çin ile diplomatik ilişkiler kurmuş olmasına rağmen iki ülke kültürel alanda önemli sayılabilecek gelişme sağlayamamıştır. Günümüz Çin'i ile ise,1971'de diplomatik ilişki tesis edilmesine rağmen kültürel ilişkiler daha sonra başlayabilmiştir. Mart 1988'de Çin Kütür Bakanı Wang Meng Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Haziran 1988'de Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Tinaz Titiz ve Eylül 1992'de Kültür Bakanı Fikri Sağlar Çin'i ziyaret etmiştir. Kasım 1993 ise iki ülke kültür, spor, eğitim ve basın-yayın gibi konuları içeren bir kültürel işbirliği anlaşması imzalamıştır Ayrıca, Çin'in Pekin, Şangay, Tianjin, Xian, Rizhao, Anshan, Nanjing, Bangfu, Zhenjiang ve Panjin şehirleri Türkiye'nin Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Trabzon, Bursa, Mersin, İzmit ve Yalova şehirler ile dost şehirler olarak ilan edilmiştir.[11] Türkiye-Çin kültürel ilişkileri yeterince gelişememiştir. 5. ÇİN'İN STRATEJİK KONUMU Türkiye'de Çin'e, 1990'lı yıllarda ekonomisi gelişmeye, dünya ve bölgesel meselelerde önemli rol üstlenmeye başladıktan sonra daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Ancak yinede Çin'in yeterince Türkiye'nin stratejik algılama perspektifi içine girdiğini söylemek mümkün değildir. Çin'i algılama ve izah doğrultusunda yapılan başlıca çalışmalar arasında 1995 yılında Avrasya Dosyası Dergisi Çin özel sayısını çıkarmış ve bir çok uzmanın Çin'in siyasi, ekonomi, kültürel, askeri durumunu ve Doğu Türkistan sorununu inceleyen araştırmalarına yer vermiştir.[12] 1995'te Prof. Duygu B Sezer "Çin'den Dost Olur Mu?" başlıklı yazısında Türkiye, Batı veya AB'den dışlanması durumunda, stratejik olarak Çin'e yönlenebileceğini, siyasi, ekonomi, kültürel ve askeri alanda ilişkilerini geliştirebileceğini ve bu şekilde iki ülke arasındaki stratejik ortaklık tesis edebileceğini ileri sürmüştür.[13] 1989-1993 yıllarında Türkiye'nin Pekin Büyükelçiliğinde görevli Mehmet Öğütçü Temmuz 1995'te TÜSİAD için hazırlanan " Yeni Ekonomi Süper Güç Çin ve Türkiye" raporda, Çin'i her yönüyle tanıtarak Türkiye'nin bir çok alanda Çin ile işbirliği yapabileceğini belirtmiş ve bu tür ilişkileri geliştirerek stratejik ortaklık ilişkisine girmesini önermiştir.[14] 1996 yılında Dr. Hasret Çomak "2000'li Yıllara Doğru Süper Güç Konumuna Gelmesi Beklenen Çin İle Türkiye İlişkileri" yazısında, Batı kaynaklarına dayanarak 1992-1995 yılları arasındaki Çin'in 21. yüzyılın süper gücü olarak ortaya çıkacağını, uluslararası siyaset ve askeri anlamda dünya sahnesinde önemli bir yer alacağını, özellikle Uzakdoğu ve Asya-Pasifik bölgelerinde göz ardı edilemeyecek bir rol üstleneceğini vurgulamış, Türkiye'nin askeri sanayi ve füze teknolojisi gibi değişik alanlarında Çin ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.[15] Türkiye'de bazı araştırmacılar Çin'in 21. yüzyılın süper gücü olacağına inanırken,[16] bazı araştırmacılar ise aynı görüşte değildirler.[17] Diğer yandan, Çin'in askeri lobicilik faaliyeti [18] sonucunda iki ülke gizli füze anlaşmasını imzaladıkları dahi iddia edilmiştir.[19] Mehmet Öğütçü, Ocak 1999'da yayınlanan "Geleceğimiz Asya'da Mı?: Yaralı Asya, Çin ve Türkiye" kitabında Çin'in önemi fikrini savunmaya devam etmiş ve son olarak da Turkish Daily News'te 21. yüz yıla doğru Türkiye-Çin stratejik ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi gerektiğini önermiştir. [20] Geçen yıl Nisan'da kurulan 58. hükümetin çalışma protokolünde ayrı bir yer alan "Çin Halk Cumhuriyet ile İlişkimiz Çok Yönlü Olarak Geliştirmeye Özen Gösterilecektir" ibaresi vardır. Bu da Ankara'nın Çin ile olan ilişkileri geliştirmesinde kararlı olduğunu göstermektedir. Dışişleri bakanı İsmail Cem de "Çin, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin en önemli partnerlerinden biri olmaya aday" diye bu ilişkiye umutlu bakıyordu.[21] Geçen yıl Çin Büyükelçiliği tarafından düzenlenen ÇHC'nin 1 Ekim kutlama resepsiyonunda, başbakanlığa vekalet eden başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli, Türkiye ile Çin'in ilişkilerini daha da ilerleteceği ümidinde olduğunu ifade ederek "Dost ve müttefik Çin Halk Cumhuriyeti'nin 50. yılını kutluyorum, başarılar diliyorum, ilişkilerimizin daha da ilerlemesini ümit ediyorum" diye konuşmuştur.[22] Sadece Türkler değil, Japon bilimadamaları da Türkiye-Çin ilişkilerini önermektedir.[23] Aynı şekilde Çin liderleri de Türkiye'nin jeostratejik konumundan sık sık bahseder ve bundan dolayı ikili ilişkilere önem verdiğini her fırsatta dile getirmektedirler.[24] Türkiye'deki araştırmacıların Çin ile stratejik ortaklık ilişkileri teklif etmelerine karşın, Çin'in çok taraflı dış politikasında Türkiye'nin yeri üçüncü derecede kalmaktadır: Çin, 1996'da ABD ve Rusya ile 21. yüzyıla yönelik yapıcı stratejik işbirliği ortaklık ilişkisi, Japonya ile barış ve dostluk işbirliği ortaklık ilişkisi, İngiltere ve Fransa ile uzun vadeli ve çok yönlü dostluk işbirliği ortaklık ilişkisi, 1998'de AB ile 21. yüzyıla yönelik uzun vadeli yapıcı ve sağlam ortaklık ilişkisi Türkiye ve benzeri ülkeler ile ise uzun vadeli dostluk işbirliği ilişkisini kurmak niyetindedir.[25] Çin devlet başkanı Jiang Zemin 18 Nisan 2000 tarihte Esenboğa Havaalanı'nda konuşacak metninde iki ülkenin yeni yüzyılı göz önüne alarak "yeni tipteki işbirliği ilişkisi"ni kurmaya yönlendiğini yazmaktadır.[26] İki ülke arasında gerçekleştirilen ortak deklarasyonda, "Yeni tipteki işbirliği ilişkisi, dostluk işbirliği ilişkisi" olarak yazılmıştır.[27] Şu ana kadar Çin tarafından Türkiye-Çin stratejik işbirliği ortaklık ilişkisi hakkında hiçbir işaret görülmemekte ve ne Çinli stratejistler ne de Çin hükümet yetkileri bu konuda ifadelerde bulunmamaktadırlar. Çin haberlerinde yer alan Türkiye ile ilgili yazıların çoğunda genellikle PKK, deprem, turizm ve ticaret gibi konulara yer vermektedirler. 6. ÇİN DIŞ POLİTİKASININ TEORİK TEMELLERİ Pekin hükümetinin üç aşamalı büyük stratejik planında[28] ilk aşaması, kısa vadede ekonomisini güçlendirmek, bu arada Hong Kong ve Macao'yu sorunsuz bir şekilde ana kıtaya entegre etmektir. İkinci aşama, orta vadede özellikle enerji ve strateji bakımından önemli olan Güneydoğu Asya bölgesindeki çıkarları elde tutmak ve bu bölgede önemli bir stratejik konumu olan Tayvan'ı her ne pahasına olursa olsun ana kıtaya katmaktır. Üçüncü aşama ise; uzun vadede askeri ve ekonomik güce dayalı olarak 21. yüzyılın süper gücü olmaktır. Çin'in bu büyük strateji planına göre, ana hedef Çin'in doğusu ve güneyi, yani Asya-Pasifik bölgesi olacaktır. Ancak bu ana hedefe ulaşabilmek için Çin'in, batıya açılan tek doğal kapısı olan Doğu Türkistan'daki hakimiyetini sağlamlaştırmak, arka bahçesi olarak telakki ettiği Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve kuzeyden gelebilecek tehlike olarak gördüğü Rusya ile olan ilişkilerini emniyete almak zorunluluğu vardır. Çin'in Orta Asya Stratejisi: Çin'in 1989 yılında uygulamaya koyduğu Orta Asya politikası, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla daha da belirginleşmiştir. Çin, 21. yüzyılda yukarda değinilen üç aşamalı büyük strateji planını[29] gerçekleştirmek için Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar uzanan bölgede çıkarlarını güvenceye almayı hedeflemiştir. Çin, süper güç olma stratejisinde, Batıya doğru gelişmesinde tampon bölge konumunda olan ve idaresi altında bulunan Doğu Türkistan'da milliyetçi hareketlere izin vermemek, bu bölgeye komşu olan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmak , oradan da Kafkasya ve Türkiye yolu ile Avrupa ülkeleri ile karadan temas kurmak amacındadır.[30] Daha önce dikkat çekilen aşırı şüpheci Çin tavrı Çin-Orta Asya- Kafkasya- Türkiye-Avrupa hattının doğudan batıya doğru bir hat olarak uzanmasını tasarlamakta ama aynı yolun tersine istikamette gelişmesini engellemeye çalışmaktadır. Bu ifadeyi somutlaştırır isek; Pekin, Türkiye ile Azerbaycan arasında coğrafi bağın mümkün olduğunca zayıflamasını sağlamak amacı ile Ermenistan'a ve Karabağ Ermeni yönetimine destek vermektedir. Pekin açısından bu tür bir coğrafi zayıflama Ankara'nın olası "Pantürkist emellerini" zayıflatacaktır. Esasen Ankara'nın Pantürkist bir politikası olmamak ile birlikte, Türkiye'nin 1991 sonrası Moskova-Orta Asya ilgisi zaten hiçbir zaman Doğu Türkistan'ı kapsamamıştır. Ankara iki ülke arasındaki ilişkilerde Doğu Türkistan konusunu engelleyici bir faktör olarak görmediğini değişik adımlar atarak göstermiş, konuyu gündemin en alt sıralarındaki bir insan hakları sorunu olarak ortaya koymuştur. Bugüne kadar sadece üst düzeyde ele alınan ve Türk kamuoyuna kapalı tutulan Doğu Türkistan meselesi, Zemin'in Türkiye'yi ziyaretinde kendisine verilen devlet nişan madalyası hakkında gelişen tartışmalar sebebiyle ülkenin gündemine oturmuştur. II. Türkiye-Çin İlişkilerinde Aşılacak Engeller Yukarda maddeler olarak ortaya konulan ilişkilerin boyutlarında, ikili ilişkilerin rahat gelişmesine ve ikili ilişkilerin temelini oluşturan ortam ile katalizör yetersizdir. Bu problemler zamanla aşılabilir, ancak aşağıdaki meseleler iki ülke arasında zor aşılabilen ve hatta bir birine karşı stratejik koz olarak kullanılabilen problemlerdir. 1. Kıbrıs Meselesi Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde Çin'in desteğine ihtiyacı vardır. Ancak, bu konuda Çin, her zaman Güney Kıbrıs yanında olmuştur. Son üç yıldan beri, Çin ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkiler hızlı artmıştır. Özellikle geçen yılı 6-11 Haziran tarihlerinde Klerides'in Çin'e yaptığı ziyareti iki ülke ilişkilerini zirveye taşımıştır. Klerides Çin'e giderken havaalanında yaptığı konuşmasında, Çin liderleriyle Kıbrıs meselesinde yoğunlaşacağını ve her iki tarafı ilgilendiren uluslar arası meselelerde fikir alış verişinde bulunacağını açıklamıştır. Ayrıca bu gezinin ikili ilişkisinin dönüm noktası olacağını belirtmiştir.[31] Çin devlet başkanı Jiang Zemin Klerides ile görüşürken, Kleridesi'in beklentisini dile getirerek " Çin hükümeti her zamanki gibi Kıbrıs meselesiyle yakından ilgilenmektedir, bu meselenin Kıbrıs için önemini derinden biliyoruz. Çin, Kıbrıs'ın bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve tarafsız tutumunu saygı ile karşılaması gerektiği kanaatindedir. BM güvenlik komitesinin Kıbrıs ile ilgili kararları ciddi bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir. BM genel sekreterinin Rum-Türk iki millet hakkındaki uğraş ve çabalarını içten takdir ediyoruz.... Çin BM'in güvenlik komitesinin daimi üyesi olarak BM genel sekreterinin fikrini destek vermeye devam edecektir; Uluslar arası platform ile birlikte Kıbrıs meselesinin adaletli ve uygun bir şekilde çözülmesi için kendi çabalarını gösterecektir".[32] demiştir. Klerides Çin'in bu desteğine teşekkür etmiş ve Çin kongre başkanı Li Peng ile görüşme yaparken de aynı desteği almıştır. Klerides, Çin'in Kıbrıs meselesi üzerindeki tutumundan dolayı "Kıbrıs halkı Çin hükümetinin Kıbrıs meselesindeki uzun süre devam eden adaletli tutumuna memnundur ve teşekkür eder"... "Kıbrıs hükümeti Çin ile birlikte adaletli ve uyumlu yeni dünya siyasi-ekonomi düzeninin oluşmasına katkıda bulunacaktır"[33] gibi konuşmalar yapmıştır. Çin'in Kıbrıs politikasında Jiang Zemin'in ifade ettiği gibi Güney Kıbrıs tarafına destek vermektedir.[34] Çin'in bu tutumundan dolayı 14 Aralık 1971'de Güney Kıbrıs-Çin diplomasi ilişkilerinin kurulduğundan bu yana hep Güney Kıbrıs ile ilişkilerini geliştirmiş ve BM'de Kuzey Kıbrıs'ın aleyhinde tavır sergilemiştir. 2. PKK Meselesi Çin'in bilimsel dergilerinde PKK'nın başlangıç dönemiyle ilgilendiği dikkat çekmektedir. Wang Zhijuan'ın "Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir ?" konulu yazısında yer alan kaynakçalarında yabancı dillerinden tercüme eden makaleler 1984 yılında başlamıştır. Yalnızca Minzu Yicong (Etniklerle İlgili Tercüme Eserler Dergisi) adlı dergide, "Kürtlerin Acı Durumu" (1984), "Türkiye'nin Kürt Sorunu" (1985), "Kürdistan: Coğrafyasız Tarihi"(1990), "Türkiye'nin Kürt Sorunları, 1925-1984" (1991), "Kürtler" (1994) ve "Türkiye'deki Kürtlerin Sorunları" (1995)[35] gibi makalelere yer verilmiştir. Wang Zhijuan'ın yazısına göre, "Türkiye'deki hükümet ve siyasetçiler Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu kabul etmezler, onlara göre Kürtler Türklerin bir kavmidir, azınlık değildir, saf Türk'tür. Bu ülkede yalnızca Türklerin millet olma hakları vardır, diğerleri bu haklara sahip değillerdir. Kürtler dağlı insanlar olarak tanımlanırlar, hiçbir hakları yoktur. Kürtlerin isyanları hep acımasız yöntemlerle bastırılmıştır. Türkiye'de Kürkçe yasaktır; Türkçe bilmeyenler avukat bulamazlar; Büfe açamazlar; Sosyal güvenlik gibi kamu yararından mahrumdurlar. Kürtler 1925 yılından bu yana baskıya karşı faaliyetlerini durdurmamışlardır. Dolayısıyla Türk ordusu tarafından sürekli bastırılmıştır. Türk ordusu Kürt bölgelerindeki operasyonlarında zaman zaman temizleme siyasetini yürüterek güvenliğini sağlamaktadır. Bunun dışında Kürtleri zorla Türklerin oturduğu bölgelere sürmektedir; Ancak Kürtlerin nüfusunun Türklerin nüfusundan %10'u aşmamak şartıyla Kürtsüz ve Türkleştirme politikasını uygulamaktadırlar. Bu tür askeri bastırma ile asimilasyon politikası devam etmektedir. Ancak, buradaki Kürt sorunun çözümleneceği görünmemektedir.[36] Çinlilerin gözünde Kürt sorunu, Batı Asya'daki Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi veren etnik problemdir.[37] Çin Komünist Partisi'nin sesi olan Renmin Ribao (Halk Gazetesi')da yer alan Kosova olayı hakkındaki bir yorumda, ABD, Türkiye'nin Kürtlerin bağımsız hareketine karşı baskıcı politikasını uygulamasına göz yumarken, Kosova'da meydana gelen Arnavutlukların bağımsızlık harekelerine destek vererek Yugoslavya'yı parçalamaya çalışmaktadır" denilmektedir.[38] PKK adının Çince tercümesinde Türkiye'de özen gösterilen "bölücü" ve "terörist" terimleri hiç kullanılmamaktadır. Kasım 1998'de PKK elebaşı Öcalan Suriye'den kaçtıktan sonra Çin basınında da yakından takip edilmiştir. Çin haberlerinde yer alan Öcalan ile ilgili haberlerde genellikle "Türkiye Hükümeti Karşıtı Kürt İşçi Parti Lideri Öcalan"[39], "Hükümet Karşıtı Türkiye Kürt İşçi Partisi lideri Öcalan"[40], "Türkiye Hükümeti Karşıtı Kürt İşçi Parti Lideri Öcalan"[41] ve "Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan"[42] şeklinde yer almaktadır. Bazı Çinli stratejistler, PKK sorununu Kosava meselesi ile paralel olarak görmekte : "ABD ve NATO Miloseviç'in Kosova'daki Arnavutluklar'a yaptığı soykırımdan dolayı askeri müdahale etmiştir. Aynı şekilde, Türkiye'de de Kürtlere karşı soykırım uygulanmaktadır. Ancak ABD ile NATO buna müdahale etmemektedir. Bunun sebebi ise, Türkiye NATO üyesi ve ABD'nin müttefiğidir. Bu nedenle Miloseviç de NATO'ya üye olsun ve hava bombardımandan kurtulsun"[43] gibi fikirleri sürmektedirler. ABD'de bulunan Çinli stratejist Du Ren, "Doğu Türkistan'daki Kargaşalar ve Pan Türkizm" konulu yazısında: "Batılılar Irak'taki Kürtlerin bağımsızlık hareketlerini desteklemektedirler, ancak, bu bağımsızlık hareketleri Türkiye toprağında olunca ağır bir şekilde bastırılmaktadır. Hatta, Türk ordusu sınır ötesi operasyon yaparak Kürt örgütlerini temizleme operasyonu yürütmüşlerdir. ABD buna da göz yummaktadır.[44] Du Ren'ın "Kürtler, Türkiye ve Çin'in Stratejik Çıkarları" konulu yazısında Pekin hükümetinin Kürt meselesinde yeterince dış politika uygulayamadığını dile getirerek, "insanlar düşünürler, tek başına sığınak bulmaya çalışan Öcalan'ı koruyan Yunanistan Pekin hükümetinden destek istemiş miydi? Pekin nasıl cevap vermişti? Türkiye, gizlice Doğu Türkistan bölücülerinin korumaya devam ederken, Çin, Öcalan olayına karışırsa idi, sadece Türkiye'ye karşılık vermekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'ye karşı kullanabilecek bir siyasi koz olacaktır"[45] diye kaydetmektedir. Kanada'daki entelektüellerin yayınladığı Feng Huayua Wbe dergisinde (on günde bir sayı çıkar) yer alan, "Uluslararası Jeopolitik ve İnsan Hakları: Türkiye ve Avrupa ile ABD" konulu yazıda, "Türkiye'yi diktatör askerler yönetmektedir, sayısız siyasi mahkumlar vardır. Nüfusun %10'unu oluşturan azınlık Kürtler aşağılanmakta ve baskı altında tutulmaktadır. Bunun dışında Türkler Kıbrıs'taki Rumları ağır baskı altına almaktadır. Türkiye'deki siyasi mahkumların sayısı Çin'den çok daha fazladır, ancak Türkiye'nin insan haklarını çiğnemesi suçları hiçbir zaman ABD'nin uluslararası insan hakları raporunda yer almamıştır[46] denilmektedir. 3. Doğu Türkistan Meselesi Doğu Türkistan probleminin dış destekçisi olarak Pekin hep Türkiye'yi görmüştür. 1990-1994 yılları arasında Doğu Türkistan problemini de içeren ve Çin Milli Sosyal Bilimler Fondu tarafından yürütülen "Pan İslamizm ve Pan Türkizm'in Doğu Türkistan'daki yayılmaları ve buna karşılık uygulanacak tedbirler" adlı raporunda , Doğu Türkistan ayrılıkçı harekatının menşeinin Türkiye olduğu ileri sürülmüştür. 387 sayılı bu raporda, Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin temelini Pan islamizm ve Pan Türkizm'e bağlamış ve bu harekatın Osmanlıların II.Abdülhamit döneminde başlamış olduğunu , adı geçen iki akımın bugüne kadar sürekli Doğu Türkistan'da etkisini sürdürdüğünü , aynı zamanda 19. yüzyılın son yıllarından 20. ortalarına kadar Doğu Türkistan'da meydana gelen bağımsızlık harekatların da ve bilinen iki cumhuriyetin kurulma sırasında hep Türkiye'den bölgeye sızan arkası karanlık Türkiyelilerin görüldüğünü ayrıntılı bir şekilde yazmıştır.[47] Milli istihbarat, askeri istihbarat, kamu güvenliği idaresi, gümrük, devlet arşivi, parti görevlilerinin de yer aldığı 50 kişinin çalışmasının yer aldığı bu raporda, Türkiye'de yayınlanmış olan kaynakları bol bol kullandığı görülmektedir. Bu da Türkiye'yi yakından takip ettiğini göstermektedir. "İç Kaynak" mührünün atıldığı bu raporda, Türkiye'ye olan görüşüne de yer verirken: "Türkiye hükümeti bir yandan Çin ile dost olma tutumunu sergilerken, diğer yandan da bu faaliyetlere ( Doğu Türkistan ayrılıkçı harekatları )göz yumarak onları barındırmaktadır. Bu da Türkiye'nin AB'ye girmesi ve siyası bakımdan Batı Avrupa'nın Çin üzerindeki yaptırım politikasına paralel harekatıyla sıkı alakalıdır"[48] görüşünü ileri sürmüştür. Doğu Türkistan problemi hakkındaki bu görüşler, sadece Çinli bilim adamlarının görüşü olmayıp , Çin lideri Jiang Zemin de bu görüşü paylaşmaktadır. 1992 yılında Çin Merkezi Etnik Hizmet İşleri Toplantısı"nda konuşan Jiang Zemin, "uluslar arası bazı siyasi güçlerin yurt dışına kaçan bölücülere destek vererek Pan İslamizm ve Pan Türkizm veya başka sloganların sayesinde ülkemizi parçalama uğraşlarını dikkate almalıyız ve karşı çıkmalıyız" diye konuşmuştur.[49] ABD'de bulunan stratejist Du Ren "Xinjiang'daki Kargaşalar ve Pan Türkizm" adlı uzun bir yazısında , Türkiye "Adriyatik Denizinden Çin Seddine Kadar" Pan Türkizm doktrininden yola çıkarak hem Türk Dünyası hem de Doğu Türkistan ile ilgilendiğini ve Türkiye'nin bu doktrinini ABD'nin de desteklediğini ortaya koyarak , Türkiye'nin Doğu Türkistan'la ilgilenmesi bölgenin etnik çatışmasının hep uluslararası gündemde kalacağını iddia etmektedir.[50] Çin hükümeti bölge halkının düşüncesi ve bölgede uyguladığı politikasından değil , bu problemi Türkiye'de aramaya ve her fırsatta özellikle üst düzeydeki ziyaret ilişkileri sırasında dile getirmeye ve uyarmaya çalışmaktadır. Mayıs 1998 yılında başbakan yardımcısı Bülent Ecevit'in gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde Çin lideri Jiang Zemin hemen Doğu Türkistan problemini ortaya koymuştur, başbakan yardımcısı Bülent Ecevit'in deyimiyle " son derece hassaslardır".[51] Nisan 1999 yılında Çin kongre başkanı Li Peng'in Türkiye ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, meclis başkanı Hikmet Çetin ve başbakan Bülent Ecevit ile bu konu da fikir alış verişte bulunmuştur. Türkiye Li Peng'e güvence vermiştir.[52] Ekim 1999'da Çin savunma bakanı Chi Haotian Türkiye ziyaretinde yine Doğu Türkistan meselesini Ecevit'e koymuştu, başbakan Ecevit aynı güvenceyi tekrarlamıştır.[53] Nisan 2000 yılında Çin devlet başkanı Jiang Zemin Türkiye cumhur başkanı Demirel'le görüşmesinde Doğu Türkistan meselesi yine gündeme gelmiştir: "Türkiye'nin Çin ile ilişkilere büyük önem verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Demirel Türkler'in Doğu Türkistan'daki Uygur Türkler'i ile akrabalık ilişkileri bulunduğunu belirtti ve "Bu kişilerin Çin'e sadık yurttaşlar olarak ülkenizin bir parçası olduklarına inanıyorum. Çin'in toprak bütünlüğünün korunması Türkiye'nin politikasıdır" dedi. Heyetlerarası görüşmelerde Ankara'nın bu görüşünü seslendiren Demirel, resmi açıklamasında ise rahatsızlığa net bir gönderme yaparak iki ülke arasında pürüz bulunmadığını dile getirdi. Çin Devlet Başkanı ise Ankara'nın bu hassasiyetine şu karşılığı verdi: "Merak etmeyin. Biz de bu insanları düşünüyoruz. Pekin, kısa dönemde Batı Çin (Doğu Türkistan) için çok önemli bir kalkınma programı başlatıyor. Türkiye'yi de bu yatırım programında görmek istiyoruz" dedi.[54] Ancak, Türkiye hükümeti Türkiye'deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerine kısıtlama getiren 23 Aralık 1998 tarihli ve 1998/36 sayılı genelgesini çıkarmasına rağmen, Şubat 2000'de İçişleri bakanı Sadettin Tantan'ın Pekin ziyaretinde Çin Kamu Güvenliği bakanı Jia Chunwang (1985-1998 yılları arasında üç defa Çin milli istihbarat teşkilatı olan Anquanbu'nun başkanı olarak atanmıştır) ile arasında imzalanan ve Doğu Türkistan teşkilatınca bu anlaşmanın Doğu Türkistanlılara yönelik "Suçlarla Mücadele İşbirliği Anlaşması" ile yetinmemiş, son olarak Cumhurbaşkanı Demirel ile Jiang arasında yapılan ortak deklarasyonunda güven verici madde ilave edilirken : "Her türlü terörizm, bölücülük ve kökten dinci faaliyetlere ortak hareket edeceklerdir"[55] denilmektedir. SONUÇ Türkiye-ÇHC ilişkileri her iki taraf içinde tamamen sorunlardan ve ön yargılardan arınmış olmamakla birlikte sürekli gelişme kaydetmektedir. Çünkü mevcut sorunların yanında her iki başkent karşılıklı fayda esasında iki ülke arasında ilişkilerin gelişmesinin önünü açmak için çalışmaktadırlar. Bu sorunlardan çok çözümler üzerinde yoğunlaşan yaklaşımın sürekli olması sorunların çözümü için de muhakkak ki katlı sağlayacaktır. Gerek Ankara gerek Pekin buna arzulu görünmektedirler. [1] Kemal Atatürk hükümetinin dış politikada gittikçe sağa kaydığı, sosyalist SSCB'ye dostluklarından zamanla İngiliz, Fransız ve ABD emperyalistlere yaklaştığı , daha sonra ise Almanlara kendilerini attığı , halkın düşüncesi ile aynı çizgide olmayan iç siyaseti ve SSBC karşı çıkması , halkın menfaatını satması gibi dış siyaset uyguladığı sert dillerle eleştirilen kitapta, Mao'un : " Kemal'ın yönettiği Türkiye, İngiliz ve Fransız emperyalistlerin kucağına kendini attı ve günden güne yarı feodal bir devlet olmaya başladı. Zamanla emperyalist karşıt güçlerden biri oldu çıktı" sözlerine yer vermiştir. Anonim, Jian ming shih jie shih Xian dai bu fen (Yakın Zaman Dünya Tarihi ), Renmin Chu ban she ; Pekin 1975 , S.93-97 . [2] Ahmet İnsel, "27 Mayıs Öncesi Türkiye'nin Çin'den Görünüşü", Tarih ve Toplum, cilt 31, sayı 185, 1999:20-21. [3] "Demirel; Li Peng'i kabulü esnasında Türkiye - Çin ilişkilerinin pürüzsüz bir şekilde gelişmekte olduğunu hiçbir engelin söz konusu olmadığını söyledi . Türkiye Hükümeti başka ülkelerin iç işlerine karışmama politikası izlediğini, bu politika doğrultusunda Türk hükümetinin; Türkiye topraklarında gerek Çin Halk Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü tehdit edici faaliyetler gerek terörist eylemlere karşı olduğunu bildirdi. Türk tarafı bu meselenin Çin halkı için hassas bir konu olduğunun farkında. Dolayısıyla bu meselenin uygun bir şekilde çözümlenmesi ve Türkiye - Ç.H.C. ilişkilerinin yara almadan sürdürülmesinin güvence altına alınması gerekliliğini belirtti. Demirel ayrıca Çin'e karşı bölücü faaliyetlerde bulunan bir avuç kişinin görüşlerinin Türk hükümetinin politikası olmadığını, Türk hükümetinin, Çin hükümetinin azınlık politikasına çok büyük önem verdiğini, Sincang Uygur Özerk Bölgesinin ekonomik yönden kalkındırılması, bölge halkının refah düzeyinin yükseltilmesi yolundaki başarılarını takdir ettiğini önemle belirtmiştir. Li Peng; Demirel ile görüşmesini yorumlarken Türk liderlerinin Çin hükümetinin politikasına verdiği destekten bahsederek, Türk liderlerinin ne denli akılcı olduklarını vurgulamıştır" (Peoples Daily- Liu Hua Xin 6 Nisan 1999, Ankara). "Li Peng; görüşme esnasında Ecevit'in ortaya koyduğu Orta Asya ülkeleriyle olan ilişkilerde yapılabilecek olan Türk - Çin işbirliği teklifini kabul ederek, Çin'in Orta Asya ülkeleri ile halihazırda iyi ilişkileri mevcut olduğunu belirmiştir. Çin komşularıyla dostane ilişki politikası yürütmektedir. Orta Asya ülkelerinin siyasi tercihlerine saygı göstermekte olduklarını belirtmiştir. Li Peng devamla Türkiye içindeki Çin karşıtı bölücü faaliyetler konusunda Başbakan Ecevit ve Türkiye Hükümetinin gayretkeş çalışmalarını takdirle belirtmiştir. Li Peng, Türkiye Hükümetinin bu konularda etkili önlemler geliştirmesini ve daha ileri bir aşama olarak Türkiye'deki Ç.H.C. karşıtı bölücü hareketleri kontrol altına almak ve özellikle terörist faaliyetlere kesin çözüm bulmasını umduğunu belirtti. (Peoples Daily- Liu Hua Xin, 6 Nisan 1999, Ankara). Ecevit cevaben; Çin'in hiçbir zaman tek ülke fikrinden vazgeçmediğini bildiklerini, Tayvan yönetimi ile hiçbir şekilde siyasi ilişkiye girilmeyeceğini belirtmiştir. Türkiye, Çin'in egemenliği, toprak bütünlüğü ve Çin halkının hassasiyetine saygı gösterdiklerini, Türkiye topraklarında Çin karşıtı bölücü hareketlere karşı olduklarını ve bu doğrultuda özellikle genelge yayınladıklarını, üstelik buna uygun tedbirlerin de alındığını belirtmiştir. Devamla, Türkiye'de Çin karşıtı bir avuç insan bulunduğunu, ancak bunların faaliyetlerinin Türk hükümeti ve halkının tercihlerini yansıtmadığı, Türk hükümeti ve halkını temsil etmediğini açık bir dille ifade etmiştir. Ecevit; Türk halkı, Çin halkına dostane duygular beslemektedir. Türkiye bu bir avuç insanın Türkiye ile Çin arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesini baltalamasına izin vermeyecektir demiştir. Ecevit; daha sonra Li Peng'in görüşüne katıldığını, Orta Asya ülkeleri gibi kökten dincilerin radikal faaliyetlerine destek vermeyeceklerini belirtmiştir" (Peoples Daily- Liu Hua Xin, 6 Nisan 1999, Ankara). [4] TC Devlet İstatistik Enstitüsü, Türkiye İstatistik Yıllığı, 1996, TC Dış Ticaret Müsteşarlığı, Başlıca Ekonomik Göstergeler, Ağustos-Eylül 1998; DTM, Anlaşmalar Genel Müdürlüğü, Asya-Pasifik Dairesi. [5] Kaynak: Çin Dışişleri Bakanlığı http://www.fmprc.gov.cn/index.htm [6] Renmin Ribao (People's Daily News), 4 Nisan 1999, S.1. [7] Hürriyet Gazetesi, İlter Türkmen'in Jiang Zemin ile yaptığı reportaj, 10-Nisan 2000. [8]Çin ve Hong Kong Ülke Raporu, hazırlayanlar Deniz Çakıroğlu ve Ebru Gülsoy, Ankara: İGEME, 1999: 22, 35-36; Türk-Çin İş Konseyi başkanı Yavuz Onay Finansal Forum gazetesine yaptığı " Çin'den Yapılan İthalatın Hesabı Sorulmalı" reportajı. Finansal Forum, 12 Nisan 1999. [9]Çin ve Hong Kong ülke Raporu, 1999:21 [10]Kaynak: Çin Dışişleri Bakanlığı http://www.fmprc.gov.cn/index.htm ve DTM, Anlaşmalar Genel Müdürlüğü, Asya Pasifik Dairesi [11]Çin Dışişleri Bakanlığı Web Sitesi, Türkiye Maddesi http://www.fmprc.gov.cn/index.htm [12]Avrasya Dosyası, cilt 2, sayı 2, 1995 [13]Duygu B Sezer, "Çin'den Dost Olur Mu?", Yeni Yüzyıl Gazetesi, 14 Ocak 1995. [14]Mehmet Öğütçü, Yeni Ekonomi Süper Güç Çin ve Türkiye, İstanbul: TÜSİAD, 1995. [15]Hasret Çokmak, "2000'li Yıllara Doğru Süper Güç Konumuna Gelmesi Beklenen Çin İle Türkiye İlişkileri", Silâhlı Kuvvetler Dergisi, sayı 348, Nisan 1996:95-98. [16]Necip F. Polat, "21. YY'ın Gündemini Çin Belirleyecek", Uluslar arası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar, AÜSBF, yıl 6, sayı 26, kış 1997, s.3-8. Şahin Alpay'ın Çin hakkındaki dizi yazısında: "Çin'in 21. yüzyılın süper devleti" ve "büyümenin aynı hızla devam etmesi halinde gelecek yüzyılın ortalarında Çin'in dünyanın birinci büyük ekonomisi kaçınılmaz görünüyor" olduğuna inanmaktadır. Milliyet, 29 Haziran 1999. Türkiye Dış Ticaret Müsteşarlığı: "ÇİN: 21. YÜZYILDA DÜNYA LİDERLİĞİNE ADAY ÜLKE", http://www.foreigntrade.gov.tr/EKONOMI/CIN.HTM22-Jun-1999 [17]Erol Mütercimler, 21.Yüzyıl ve Türkiye Yüksek Strateji, İstanbul: Erciyaş Yayınları, 1997:480-488 [18] ABD istihbarat araştırmacısı Nicholas Eftimiades, Chinese Intelligence Operation adlı kitabı, 1994 yılında İngiltere'de yayınlamıştır (Frank Cass and Co. LTD). Japonca tercümesi 1995 yılında Tokyo Toppan Şirketi tarafından yayınlamıştır. Çincesi ise 1998 yılında Hong Kong Minjing Neşriyatı tarafından yayınlamıştır. Kitabın bir kısmını China Times dergisinde (sayı 10, 1998, s. 34-41) yer verilmiştir. Kitabın üçüncü kısımda Çin'in askeri istihbarat teşkilatına yer vermiştir. Çin askeri istihbarat teşkilatının dünya çapında hem istihbarat hem de casusluk yatığını ve aynı zamanda silah lobiciliğini de yaptığı incelenmiştir. Üçüncü kısmın dokuzuncu bölümde yer alan kot adı Üçüncü Büro yani Askeri Özel Gönderme Bürosu'ndan söz ederken: "Üçüncü Büro birkaç gruba ayrılmaktadır, aralarında en önemlisi ve en aktif çalışan grubu ise Türkiye'yi üs yapmışlardır" ibaresi geçmektedir( China Times, sayı 10, 1998:37). [19]Milliyet Gazetesi, Evren Değer imzalı "Çin'le Gizli Füze Anlaşması" yazısı. 20 Aralık 1996. [20]Mehmet Öğütçü, Geleceğimiz Asya'da Mı?: Yaralı Asya, Çin ve Türkiye, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1999, 2. baskı. [21] Yalçın Doğan'ın "Başımıza Çin Çıktı" başlıklı köşe yazısından alınmıştır. Milliyet, 30 Mayıs 1999. Ayrıca İsmail Cem'in Ferai Tinç ile yaptığı reportajında Çin ile olan ilişkilerin önemini değinirken: "Çin temaslarımı Türkiye açısından önemsiyorum. Bu ziyaretin hem ekonomik hem de siyasi önemi var.'' Çin ziyaretinin siyasi önemi, bu ülkenin BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olmasından kaynaklanıyor. Sorunun BM kararları temelinde çözümünde çok kararlıyız ama barışçı çözüm için diplomatik girişimleri önemsiyoruz. Çin'le de bu bağlamda görüşüyoruz.'' Dışişleri Bakanı, ''Ben yedi aylık bakanlığım süresinde dış politikada ekonominin önemi üzerinde durdum. İşte bu nedenle Çin ziyareti beş ay önce bu çerçevede düşünüldü'' , ''Ve Türkiye'nin bugün başına ne geliyorsa, zamanında büyük proje ortaya koyamamaktan geliyor!'' demiştir ( 16 Şubat 1998, Hürriyet ). [22]Milliyet, 30 Eylül 1999. [23]Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi Türkoloji Bölümü yardımcı profesörlerinden Hayashi Kayoko : "Türkiye'de Çince konuşan yok, bu konuda hiçbir araştırma yok, bu çok tuhaf. Çinliler tamamen dünyaya açılınca bugün nasıl Amerika'yla iyi geçinmek zorundaysak Çin'le de iyi geçinmek zorunda kalacağız. Çin çok zor bir ülke. Mantıklarını bilmiyoruz. Türkiye stratejik bir hata yapıyor" demektedir (Milliyet, 24-03-2000, Nazire KALKAN). [24]Başbakan Bülent Ecevit Çin kongre başkanı Li Peng ile görüşmesinde (Rinmin Ribao Gazetesi, 06-04-2000. birinci sayfa) ve Jiang Zemin ile görüşürken (Zhong Xinshe Haber Ajansı, 06-04-2000); Cumhurbaşkanı Demirel Li Peng'i kabulünde(Rinmin Ribao Gazetesi, 07-04-2000, birinci sayfa) TBMM başkanı Akbulut'un Çin'de Jiang Zemin görüşmesinde, (Xinhua Ajansı, 22 Şubat 1999, Shengzhen); Akbulut'un Li Peng ile görüşmesi (Xinhua Ajansı, 21 Şubat 2000, Pekin); Rinmin Ribao gazetesi, 22 Şubat 2000, S.1. [25] Xinhua Ajansı Yorumu: " Cong Huoban Guanxi Kan Zhongguo Quan Fangwei Waijiao" (Çin'in Ortaklık İlişkilerine Göre Çin'in Çok Yönlü Dış Politikası), 28 Şubat 1999 Pekin; 5 Nisan 1999 tarihte Çin kongre başkanı Li Peng'in TBMM başkanı Hikmet Çetin ile görüşmesinde, Çin-Türkiye "uzun vadeli dostluk işbirliği ilişkisini" dile getirmiştir, Xinhua Ajansı, 5 Nisan 1999, Ankara. [26]http://www.fmprc.gov.cn/zt/jiangvisit/jiangvisit_15.htm [27]Xinhua Ajansı, 19 Nisan 2000, Ankara. [28]Fangshi'nin Askeri Web Sitesi Stratejik Sayfasında yer alan Zhong-E Junshi Zhanlüe Guanxi Yü Zhanwang" (Çin-Rusya Askeri Stratejik İlişkileri ve Geleceğe Yönelik Bakışlar), http://www.wz.zj.cninfo.net/~ccc/zlxs/zg06.htm, 03-01-2000 [29]Çin Felsefe - Sosyal Bilimler Planlama Ofisi tarafından yürütülmeye başlanan 96BSS007 kodlu plan. [30]Çin'in Türkiye'ye uzanma ve buradan Avrupa'ya bağlanma stratejisi, daha 1973 yılında Mao tarafından, ABD ulusal güvenlik danışman Henry Kissinger'e ifade edilmiştir.Pei Jianzhang, Mao Zedong Waijiao Sixiang Yanjiu (Mao Zedong'un Dış Politika Düşüncesi Hakkında Araştırmaları), Pekin: Shijie Zhishi Chubanshe (Dünya Bilimler Neşriyatı), 1994:172-180. [31]Xinhua Ajansı, 5 Haziran 1999 [32]Xinhua Ajansı, 7 Haziran 1999 [33]Xinhua Ajansı, 8 Haziran 1999 [34]Çin dışişleri bakanlığı Kıbrıs maddesi, http://www.fmprc.gov.cn [35]Milli Sosyal Bilimler Akademisi destekli proje raporu: Pan Zhiping, Self-Determinasyon ve Etnik Bölücülük, Urumçi: Xinjiang Renmin Chubanshe, 1999:109 [36]Pan Zhiping, 1999:89. [37]Çin Nanfang Ribao Gazetesi, 1 Temmuz 1999. [38]Renmin Ribao Gazetesi, 16 Mart 1999, 6.sayfa [39]Xinhuan Ajansı, 14 Kasım 1998, Ankara. [40]Xinhua Ajansı, 19 Kasım 1998, Roma. [41]Xinhua Ajansı,19 Kasım 1998, Ankara. [42]Xinhua Ajansı, 20 Kasım 1998, Demaşık. [43]Beijinf Spring, sayı 73, Haziran 1999:106. [44]http://www.zg169.net/~soy/design/content/war/xinjiang.txt [45]http://yam.cccc.com/~soy [46]Feng Huyuan Dergisi, 01-02-2000, http://www.fhy.net/On-line/1998/fhy9802a.html# [47]Yang Faren, Fan Yisilanzhyi Yü Fan Tujuezhuyi (Pan İslamizm ve Pan Türkizm), Urumçi: Xinjiang Shehui Kexueyuan, 1994:32-286 . [48]Yang Faren, 1994:273 [49]Xinhua Ajansı, 14 Ocak 1992 [50]http://www.zg169.net/-soy/design/contenet/war/xinjiang.28-Aug-1998 veya http://www.personal.comp.brad.ac.uk/-xlwang/articles/xinjiang.htm.5-feb-1999 [51]Radikal Gazetesi ,2 Mayıs 1999; Hong Kong Mingbao Gazetesi, Posted by ZaoBao on June 04, 1998. [52]Çin kongre başkanı Li Peng'in Tayland gezisinde Bangok'ta yaptığı basın toplantısı, Xinhua Ajansı, 19 Nisan 1999, Bangok [53]Xinhuan Ajansı, 28 Ekim 1999, Ankara [54]Türkiye dış işleri bakanlığı web sitesi: http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupc/cb/2000/04/20042000.htm [55]Xinhua KİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI VE ENGELLERİ Dr. Nuraniye H. EKREM İçindekiler I. TÜRKİYE-ÇİN İKİLİ İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI 1. SİYASİ İLİŞKİLER 2. EKONOMİ İLİŞKİLER 3. ANLAŞMA VE PROTOKOLLER 4. KÜLTÜREL İLİŞKİLER 5. ÇİN'İN STRATEJİK KONUMU 6. ÇİN DIŞ POLİTİKASININ TEORİK TEMELLERİ II. TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE AŞILACAK ENGELLER 1. KIBRIS MESELESİ 2. PKK MESELESİ 3. DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ ÖZET Türkiye- Çin arasındaki diplomatik ilişkiler yaklaşık otuz yıldır devam etmesine rağmen , karşılıklı ziyaretlerin seksenli yıllardan itibaren gelişmeye başladığı ve son dört yıl içinde iki ülke askeri makamları arasındaki üst düzey temaslarının daha yoğunlaştığı görülmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretler de son iki yılda artmıştır. Doğu Türkistan sorununun dış destekçisi olarak Türkiye'yi gören Pekin Hükümeti, üst düzey ziyaretlerde genellikle Doğu Türkistan sorununu gündeme getirmiş ve ikili ilişkilerin gelişmesinin ön şartı olarak Doğu Türkistan'a Ankara'nın desteğinin kesilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Çin-Türkiye askeri işbirliğinin diğer alanlardaki ilişkilerin geliştirilmesi için de öncelik görevini yapması ve bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye'nin Batı dünyasından transfer edemediği askeri teknolojileri Çin'den transfer etmek istemesi, Türkiye'nin Çin'e daha ılımlı davranmasına yol açmış ve geçen yıl Nisan'da kurulan 58. hükümetin programında, "Çin Halk Cumhuriyet ile İlişkimiz Çok Yönlü Olarak Geliştirmeye Özen Gösterilecektir" ibaresine yer verilmiştir. Ancak, Türkiye, Çin'in PKK ve Kıbrıs konumundaki tutumunu göz ardı ederek bu ülke ile yakınlaşması iki ülke ilişkilerinin sağlıklı gelişmesine engel teşkil edeceği düşünülmektedir. I. TÜRKİYE-ÇİN İKİLİ İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI 1. SİYASİ İLİŞKİLER Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'in Türkiye ziyareti, Türkiye -Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri yeni bir aşamaya ulaşmıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl bir seyir alacağını incelemeden önce ilişkilerin tarihine eğilmek gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti bir çok ülke gibi, 1971 yılında kadar Tayvan'da bulunan Milliyetçi Çin hükümetini Çin'in meşru temsilcisi olarak tanıyordu. 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti ( ÇHC )ile bu tarihe kadar resmi bir ilişki mevcut değildi. Bu dönemde, Mao'nun Atatürk hakkındaki eleştirileri [1] ile ÇHC'in Türkiye'deki ABD karşıtı faaliyetlere destek vermesi dikkat çekiyordu. [2] Türkiye bir çok ülke ile birlikte ÇHC ile 4 Ağustos 1971 tarihinde diplomatik ilişki kurmuştur. O yıllarda, Pekin'in dış politikası hem SSCB hem de ABD "emperyalizmine" karşı çıkmak ve Üçüncü Dünya ülkeleri ile işbirliği yapmak çizgisini izliyordu. ÇHC, 1960'larda güneyinde ABD, kuzey ve kuzeybatısında ise SSCB'nin tehdidi altındaydı. SSCB'nın artan tehditlerine karşı ABD, güvenlik strateji dengesini kurmak için, ABD Dışişleri Bakanı H. Kissenger'ın Amerikan dış politikasını anti komünist ideolojik ekseninden ayıran ve realist ekol çizgisine çeken yaklaşımı sonucunda Sovyet Rusya'ya karşı Çin kartını oynama kararını almıştı. ÇHC, ABD'nin bu yaklaşımını ideolojik kılıfa sokarak, SSCB'yi revizyonist olmakla suçlayan ancak özünde realist bir yaklaşımla cevap vermiş, ABD'nin Moskova'yi jeopolitik iç hatlar kıskacına sıkıştırmasına yardımı olurken, hem üzerinden Amerikan baskısını kaldırmış hem de uluslararası topluma entegre olmuştur. 9-11 Temmuz 1971'de Başkan Nixon'ın ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissenger'in ÇHC'ne yaptığı tarihi ziyaret, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin ilk adımını oluşturdu. Başkan Nixon'ın 21-28 Şubat 1972'de Çin'e yaptığı ziyaret ise iki ülkenin diplomatik ilişkileri olmadığı bir ortamda gerçekleşti. ABD-ÇHC arasındaki yumuşamaya rağmen diplomatik ilişkilerin tesisi 1979 yılına kadar gecikmiştir. Türkiye ise, H. Kissinger'ın ÇHC'ne gidişinden hemen sonra Pekin ile diplomatik ilişki tesis ederek Pekin'in uluslararası sahneye çıkışına destek olmuştur. Ancak, aşağıdaki karşılıklı ziyaretler listesinden de görüleceği üzere, ülke arasındaki ilişkiler 1980'li yıllardan itibaren gelişmeye başlamıştır: Aralık 1982 Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren Çin'i ziyaret etmiştir. Mayıs 1984 Çin Devlet Başkanı Li Xiannian Türkiye'i ziyaret etmiştir. Temmuz 1985 Türkiye Başbakanı Turgut Özal Çin'i ziyaret etmiştir. Ekim 1985 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Karaduman Çin'i ziyaret etmiştir. Temmuz 1986 ÇHC Başkanı Zhao Ziyang Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Mart 1989 Türkiye-ÇHC Konsolosluk Anlaşması imzalamıştır. Eylül 1992 Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması imzalanmıştır. Mayıs 1995 Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Çin'i ziyaret etmiştir. Ağustos 1996 Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Kalemli Çin'i ziyaret etmiştir. Kasım 1996 Çin Halk Cumhuriyeti Kongre Başkanı Qiao Shi Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Mayıs-Haziran 1998 Türkiye Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem Çin'i ziyaret etmiştir. Nisan 1999 Çin Halk Kongre Başkanı Li Peng Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Şubat 2000 Türkiye İçişleri Bakanı Sadettin Tantan Çin'i ziyaret etmiştir. Şubat 2000 TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut Çin'i ziyaret etmiştir. Nisan 2000 Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Ayrıca, son dört yıl içinde iki ülke askeri makamları arasında üst düzeydeki ziyaretlerin daha yoğunlaştığı görülmektedir.Çin-Türkiye askeri işbirliği diğer alanlardaki ilişkilerin artması içinde lokomotif görevini yerine getirirken, bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye Batı dünyasından transfer edemediği askeri teknolojileri Çin'den transfer etmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretleri de son iki yıldan beri artmıştır. İki ülke arasında başlıca sorun Doğu Türkistan'dır. Çin yetkililerinin Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin arkasında Türkiye olduğuna inandıkları izlenimini vermek konusunda özel bir hassasiyet göstermektedirler. Zaman zaman ileride değinileceği gibi Türkiye ile Türk dünyası arasındaki ilişkileri tehdit olarak görebilen Pekin politikaları Çinli stratejistlerin aşırı şüpheci davrandıklarını göstermektedir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1995 yılında ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in 1998 yılında Çin'e yaptığı ziyaretlerde ve genellikle diğer üst düzey ziyaretlerde Çin yetkilileri Doğu Türkistan meselesini yumuşak bir dille gündeme getirmişlerdir. Çin kaynaklarına göre, Kongre Başkanı Li Peng'in Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Demirel ile Başbakan Ecevit, kendisine bu konuda güvence vermiştir. [3] Ayrıca, Pekin'in isteği doğrultusunda, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın Çin ziyareti sırasında, Suçlarla Mücadelede İşbirliği anlaşması imzalanmıştır. Türkiye'nin Çin ile olan ilişkisini geliştirme isteğini yansıtan bu gelişmelere rağmen Doğu Türkistan konusunun hassasiyetini koruduğu görülmektedir. Jiang Zemin'e "Devlet Liyakat Madalyası" verilmesi Bakanlar Kurulunda görüşülürken bazı itirazlar oluşmuş ancak karar onaylanmıştır. 2. EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLER Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda Türkiye aleyhine açık vermesidir. T.C.Devlet-İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre [4] bu açık 1995 yılında 472, 1996 da 491, 1997 de ise 743 milyon dolardır. Çin Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, 1998 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 701.800 milyon dolar, Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalat 659.100 milyon dolar, Çin'e olan ihracatı ise 42.270 milyon dolardır. 1999 yılının ilk yedi ayında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 358.900 milyon dolar, Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalatı 336.600 milyon dolar, Çin'e olan ihracat ise 22.300 milyon dolardır. [5] Türk yetkilileri iki ülke ticaretinin daha dengeli olması gerktiğini savunmaktadır. Çin Kongre Başkanı Nisan 1999'daki Türkiye ziyaretinde Türk-Çin İş Konseyi üyelerine iki ülke arasındaki ticari dengesizliği düzeltileceğini ifade etmiş [6], Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ise Türkiye ziyaretinden önce ticaret dengesizliğinin düzelteceğini teyit etmiştir. [7] Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ticarette karşılaşılan sorunlar arasında, iki ülkenin coğrafi uzaklığı yanında, yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Çin ekonomisinin geçirdiği değişimlerin bir çok açıdan oldukça karmaşık bir yapı sergilemesi ve bunların Türkiye'den yeterince izlenememesi sayılabilir. Çin pazarının sahip olduğu altyapı ve müşteri niteliklerinin ve çok açık olmayabilen ve değişme sürecinde bulunan ticaret kural ve uygulamalarının Türk ihracatçıları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, özellikle Çin'e ihraç edilen Türkiye ürünlerinin çeşitlilik kazanması ve Türk ihracatçı ve yatırımcılarının Çin pazarında kalıcı olmak için bu pazarı tanımaya özel önem vermeleri yararlıdır. Henüz dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecini tamamlamamış olan Çin ekonomisi, yabancı tüccar ve yatırımcılar için halen girilmesi çok kolay olmayan bir pazar yapısına sahiptir. Çin pazarına girmek isteyen yabancıların Çinli ortakları ile işbirliği yapmaları bir zorunluluktur. Zira yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmemektedir. Ancak sayıları yaklaşık 11 bin bulan Çinli iş adamları az miktarda sermaye ile Türkiye'de doğrudan pazarlama yapabilirlerken, Türk firmaları, Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir bir Çinli ortak bulmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Öte yandan, yukarıda da değinildiği gibi, Pekin tarafından uygulanan dış ticaret mevzuatının yeterince açık olmayışı ve standardizasyonun henüz tüm alanlarda gerçekleştirilememesi önemli bir engel olmayı sürdürmektedir. Bunların yanında, Çin pazarında ortaya çıkan rekabet Türk firmaları için zorlayıcı olabilir. Halihazırda belli başlı dünya ülkeleri, dev Çin pazarı için yoğun bir rekabet içine girmişlerdir. Çin'in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafi uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idari sistemi farklılığı da iki ülkenin ticari ilişkilerine engel teşkil edebilir.[8] 3. ANLAŞMA VE PROTOKOLLER Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticari ilişkiler, 16 Temmuz 1974 tarihinde Pekin'de imzalanan Ticaret Anlaşması çerçevesinde yürütülmektedir. Söz konusu Anlaşmanın 6. Maddesi uyarınca, her yıl toplanması öngörülen Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ticaret Komitesi, 1978 ve 1981 yıllarında olmak üzere iki kez toplanmıştır. Adı geçen Komite, 19 Aralık 1981 tarihinde Pekin'de imzalanan Ekonomik, Sanayi ve Teknik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde kurulan Karma Ekonomik Komite ile birleştirilmiş ve Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ekonomik ve Ticari Komitesi adını almıştır. Bu çerçevede 12. Dönem KEK Toplantısı 21-23 Nisan 1998 tarihlerinde Pekin'de yapılmış olup, toplantı sonunda imzalanan Mutabakat Zaptı, 2 Eylül 1998 tarih ve 23 451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.[9] İki ülke arasındaki ekonomik ve ticari anlaşmaların listesi aşağıdadır 1972 Hava Ulaştırma Anlaşması 1981 Ticaret anlaşması. 1981 Sanayi ve teknoloji işbirliği anlaşması yapılmıştır. 1985 Ekonomi, sanayi, ticaret, hava taşımacılığı ve telekomünikasyona ilişkin bir protokol . 1990 Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması 1990 Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması 1991 Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması 1992 Sağlık Alanında İşbirliği Anlaşması 1992 Denizcilik Anlaşması 1993 Kültürel İş Birliği Anlaşması 1995 Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması 1999 DTM ile ÇHC'nin MOFTEC-Dış Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Bakanlığı Arasında Ticari İstişare Mekanizması Kurulması Hakkında Mutabakat Zaptı .[10] 4. KÜLTÜREL İLİŞKİLER Türkler Anadolu'ya göç etmeden önce Çinlilerle yoğun kültürel ilişkiler içinde olmuşlardır. Çin kaynakları kısa da olsa, Selçuklular ve Osmanlılar'dan bahseder. Ancak kültürel ilişkiler coğrafi uzaklık nedeniyle gayet sınırlı kalmıştır. 30'lu yıların başında Türkiye-Milliyetçi Çin ile diplomatik ilişkiler kurmuş olmasına rağmen iki ülke kültürel alanda önemli sayılabilecek gelişme sağlayamamıştır. Günümüz Çin'i ile ise,1971'de diplomatik ilişki tesis edilmesine rağmen kültürel ilişkiler daha sonra başlayabilmiştir. Mart 1988'de Çin Kütür Bakanı Wang Meng Türkiye'yi ziyaret etmiştir. Haziran 1988'de Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Tinaz Titiz ve Eylül 1992'de Kültür Bakanı Fikri Sağlar Çin'i ziyaret etmiştir. Kasım 1993 ise iki ülke kültür, spor, eğitim ve basın-yayın gibi konuları içeren bir kültürel işbirliği anlaşması imzalamıştır Ayrıca, Çin'in Pekin, Şangay, Tianjin, Xian, Rizhao, Anshan, Nanjing, Bangfu, Zhenjiang ve Panjin şehirleri Türkiye'nin Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Trabzon, Bursa, Mersin, İzmit ve Yalova şehirler ile dost şehirler olarak ilan edilmiştir.[11] Türkiye-Çin kültürel ilişkileri yeterince gelişememiştir. 5. ÇİN'İN STRATEJİK KONUMU Türkiye'de Çin'e, 1990'lı yıllarda ekonomisi gelişmeye, dünya ve bölgesel meselelerde önemli rol üstlenmeye başladıktan sonra daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Ancak yinede Çin'in yeterince Türkiye'nin stratejik algılama perspektifi içine girdiğini söylemek mümkün değildir. Çin'i algılama ve izah doğrultusunda yapılan başlıca çalışmalar arasında 1995 yılında Avrasya Dosyası Dergisi Çin özel sayısını çıkarmış ve bir çok uzmanın Çin'in siyasi, ekonomi, kültürel, askeri durumunu ve Doğu Türkistan sorununu inceleyen araştırmalarına yer vermiştir.[12] 1995'te Prof. Duygu B Sezer "Çin'den Dost Olur Mu?" başlıklı yazısında Türkiye, Batı veya AB'den dışlanması durumunda, stratejik olarak Çin'e yönlenebileceğini, siyasi, ekonomi, kültürel ve askeri alanda ilişkilerini geliştirebileceğini ve bu şekilde iki ülke arasındaki stratejik ortaklık tesis edebileceğini ileri sürmüştür.[13] 1989-1993 yıllarında Türkiye'nin Pekin Büyükelçiliğinde görevli Mehmet Öğütçü Temmuz 1995'te TÜSİAD için hazırlanan " Yeni Ekonomi Süper Güç Çin ve Türkiye" raporda, Çin'i her yönüyle tanıtarak Türkiye'nin bir çok alanda Çin ile işbirliği yapabileceğini belirtmiş ve bu tür ilişkileri geliştirerek stratejik ortaklık ilişkisine girmesini önermiştir.[14] 1996 yılında Dr. Hasret Çomak "2000'li Yıllara Doğru Süper Güç Konumuna Gelmesi Beklenen Çin İle Türkiye İlişkileri" yazısında, Batı kaynaklarına dayanarak 1992-1995 yılları arasındaki Çin'in 21. yüzyılın süper gücü olarak ortaya çıkacağını, uluslararası siyaset ve askeri anlamda dünya sahnesinde önemli bir yer alacağını, özellikle Uzakdoğu ve Asya-Pasifik bölgelerinde göz ardı edilemeyecek bir rol üstleneceğini vurgulamış, Türkiye'nin askeri sanayi ve füze teknolojisi gibi değişik alanlarında Çin ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.[15] Türkiye'de bazı araştırmacılar Çin'in 21. yüzyılın süper gücü olacağına inanırken,[16] bazı araştırmacılar ise aynı görüşte değildirler.[17] Diğer yandan, Çin'in askeri lobicilik faaliyeti [18] sonucunda iki ülke gizli füze anlaşmasını imzaladıkları dahi iddia edilmiştir.[19] Mehmet Öğütçü, Ocak 1999'da yayınlanan "Geleceğimiz Asya'da Mı?: Yaralı Asya, Çin ve Türkiye" kitabında Çin'in önemi fikrini savunmaya devam etmiş ve son olarak da Turkish Daily News'te 21. yüz yıla doğru Türkiye-Çin stratejik ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi gerektiğini önermiştir. [20] Geçen yıl Nisan'da kurulan 58. hükümetin çalışma protokolünde ayrı bir yer alan "Çin Halk Cumhuriyet ile İlişkimiz Çok Yönlü Olarak Geliştirmeye Özen Gösterilecektir" ibaresi vardır. Bu da Ankara'nın Çin ile olan ilişkileri geliştirmesinde kararlı olduğunu göstermektedir. Dışişleri bakanı İsmail Cem de "Çin, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin en önemli partnerlerinden biri olmaya aday" diye bu ilişkiye umutlu bakıyordu.[21] Geçen yıl Çin Büyükelçiliği tarafından düzenlenen ÇHC'nin 1 Ekim kutlama resepsiyonunda, başbakanlığa vekalet eden başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli, Türkiye ile Çin'in ilişkilerini daha da ilerleteceği ümidinde olduğunu ifade ederek "Dost ve müttefik Çin Halk Cumhuriyeti'nin 50. yılını kutluyorum, başarılar diliyorum, ilişkilerimizin daha da ilerlemesini ümit ediyorum" diye konuşmuştur.[22] Sadece Türkler değil, Japon bilimadamaları da Türkiye-Çin ilişkilerini önermektedir.[23] Aynı şekilde Çin liderleri de Türkiye'nin jeostratejik konumundan sık sık bahseder ve bundan dolayı ikili ilişkilere önem verdiğini her fırsatta dile getirmektedirler.[24] Türkiye'deki araştırmacıların Çin ile stratejik ortaklık ilişkileri teklif etmelerine karşın, Çin'in çok taraflı dış politikasında Türkiye'nin yeri üçüncü derecede kalmaktadır: Çin, 1996'da ABD ve Rusya ile 21. yüzyıla yönelik yapıcı stratejik işbirliği ortaklık ilişkisi, Japonya ile barış ve dostluk işbirliği ortaklık ilişkisi, İngiltere ve Fransa ile uzun vadeli ve çok yönlü dostluk işbirliği ortaklık ilişkisi, 1998'de AB ile 21. yüzyıla yönelik uzun vadeli yapıcı ve sağlam ortaklık ilişkisi Türkiye ve benzeri ülkeler ile ise uzun vadeli dostluk işbirliği ilişkisini kurmak niyetindedir.[25] Çin devlet başkanı Jiang Zemin 18 Nisan 2000 tarihte Esenboğa Havaalanı'nda konuşacak metninde iki ülkenin yeni yüzyılı göz önüne alarak "yeni tipteki işbirliği ilişkisi"ni kurmaya yönlendiğini yazmaktadır.[26] İki ülke arasında gerçekleştirilen ortak deklarasyonda, "Yeni tipteki işbirliği ilişkisi, dostluk işbirliği ilişkisi" olarak yazılmıştır.[27] Şu ana kadar Çin tarafından Türkiye-Çin stratejik işbirliği ortaklık ilişkisi hakkında hiçbir işaret görülmemekte ve ne Çinli stratejistler ne de Çin hükümet yetkileri bu konuda ifadelerde bulunmamaktadırlar. Çin haberlerinde yer alan Türkiye ile ilgili yazıların çoğunda genellikle PKK, deprem, turizm ve ticaret gibi konulara yer vermektedirler. 6. ÇİN DIŞ POLİTİKASININ TEORİK TEMELLERİ Pekin hükümetinin üç aşamalı büyük stratejik planında[28] ilk aşaması, kısa vadede ekonomisini güçlendirmek, bu arada Hong Kong ve Macao'yu sorunsuz bir şekilde ana kıtaya entegre etmektir. İkinci aşama, orta vadede özellikle enerji ve strateji bakımından önemli olan Güneydoğu Asya bölgesindeki çıkarları elde tutmak ve bu bölgede önemli bir stratejik konumu olan Tayvan'ı her ne pahasına olursa olsun ana kıtaya katmaktır. Üçüncü aşama ise; uzun vadede askeri ve ekonomik güce dayalı olarak 21. yüzyılın süper gücü olmaktır. Çin'in bu büyük strateji planına göre, ana hedef Çin'in doğusu ve güneyi, yani Asya-Pasifik bölgesi olacaktır. Ancak bu ana hedefe ulaşabilmek için Çin'in, batıya açılan tek doğal kapısı olan Doğu Türkistan'daki hakimiyetini sağlamlaştırmak, arka bahçesi olarak telakki ettiği Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve kuzeyden gelebilecek tehlike olarak gördüğü Rusya ile olan ilişkilerini emniyete almak zorunluluğu vardır. Çin'in Orta Asya Stratejisi: Çin'in 1989 yılında uygulamaya koyduğu Orta Asya politikası, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla daha da belirginleşmiştir. Çin, 21. yüzyılda yukarda değinilen üç aşamalı büyük strateji planını[29] gerçekleştirmek için Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar uzanan bölgede çıkarlarını güvenceye almayı hedeflemiştir. Çin, süper güç olma stratejisinde, Batıya doğru gelişmesinde tampon bölge konumunda olan ve idaresi altında bulunan Doğu Türkistan'da milliyetçi hareketlere izin vermemek, bu bölgeye komşu olan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmak , oradan da Kafkasya ve Türkiye yolu ile Avrupa ülkeleri ile karadan temas kurmak amacındadır.[30] Daha önce dikkat çekilen aşırı şüpheci Çin tavrı Çin-Orta Asya- Kafkasya- Türkiye-Avrupa hattının doğudan batıya doğru bir hat olarak uzanmasını tasarlamakta ama aynı yolun tersine istikamette gelişmesini engellemeye çalışmaktadır. Bu ifadeyi somutlaştırır isek; Pekin, Türkiye ile Azerbaycan arasında coğrafi bağın mümkün olduğunca zayıflamasını sağlamak amacı ile Ermenistan'a ve Karabağ Ermeni yönetimine destek vermektedir. Pekin açısından bu tür bir coğrafi zayıflama Ankara'nın olası "Pantürkist emellerini" zayıflatacaktır. Esasen Ankara'nın Pantürkist bir politikası olmamak ile birlikte, Türkiye'nin 1991 sonrası Moskova-Orta Asya ilgisi zaten hiçbir zaman Doğu Türkistan'ı kapsamamıştır. Ankara iki ülke arasındaki ilişkilerde Doğu Türkistan konusunu engelleyici bir faktör olarak görmediğini değişik adımlar atarak göstermiş, konuyu gündemin en alt sıralarındaki bir insan hakları sorunu olarak ortaya koymuştur. Bugüne kadar sadece üst düzeyde ele alınan ve Türk kamuoyuna kapalı tutulan Doğu Türkistan meselesi, Zemin'in Türkiye'yi ziyaretinde kendisine verilen devlet nişan madalyası hakkında gelişen tartışmalar sebebiyle ülkenin gündemine oturmuştur. II. Türkiye-Çin İlişkilerinde Aşılacak Engeller Yukarda maddeler olarak ortaya konulan ilişkilerin boyutlarında, ikili ilişkilerin rahat gelişmesine ve ikili ilişkilerin temelini oluşturan ortam ile katalizör yetersizdir. Bu problemler zamanla aşılabilir, ancak aşağıdaki meseleler iki ülke arasında zor aşılabilen ve hatta bir birine karşı stratejik koz olarak kullanılabilen problemlerdir. 1. Kıbrıs Meselesi Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde Çin'in desteğine ihtiyacı vardır. Ancak, bu konuda Çin, her zaman Güney Kıbrıs yanında olmuştur. Son üç yıldan beri, Çin ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkiler hızlı artmıştır. Özellikle geçen yılı 6-11 Haziran tarihlerinde Klerides'in Çin'e yaptığı ziyareti iki ülke ilişkilerini zirveye taşımıştır. Klerides Çin'e giderken havaalanında yaptığı konuşmasında, Çin liderleriyle Kıbrıs meselesinde yoğunlaşacağını ve her iki tarafı ilgilendiren uluslar arası meselelerde fikir alış verişinde bulunacağını açıklamıştır. Ayrıca bu gezinin ikili ilişkisinin dönüm noktası olacağını belirtmiştir.[31] Çin devlet başkanı Jiang Zemin Klerides ile görüşürken, Kleridesi'in beklentisini dile getirerek " Çin hükümeti her zamanki gibi Kıbrıs meselesiyle yakından ilgilenmektedir, bu meselenin Kıbrıs için önemini derinden biliyoruz. Çin, Kıbrıs'ın bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve tarafsız tutumunu saygı ile karşılaması gerektiği kanaatindedir. BM güvenlik komitesinin Kıbrıs ile ilgili kararları ciddi bir şekilde yerine getirmesi gerekmektedir. BM genel sekreterinin Rum-Türk iki millet hakkındaki uğraş ve çabalarını içten takdir ediyoruz.... Çin BM'in güvenlik komitesinin daimi üyesi olarak BM genel sekreterinin fikrini destek vermeye devam edecektir; Uluslar arası platform ile birlikte Kıbrıs meselesinin adaletli ve uygun bir şekilde çözülmesi için kendi çabalarını gösterecektir".[32] demiştir. Klerides Çin'in bu desteğine teşekkür etmiş ve Çin kongre başkanı Li Peng ile görüşme yaparken de aynı desteği almıştır. Klerides, Çin'in Kıbrıs meselesi üzerindeki tutumundan dolayı "Kıbrıs halkı Çin hükümetinin Kıbrıs meselesindeki uzun süre devam eden adaletli tutumuna memnundur ve teşekkür eder"... "Kıbrıs hükümeti Çin ile birlikte adaletli ve uyumlu yeni dünya siyasi-ekonomi düzeninin oluşmasına katkıda bulunacaktır"[33] gibi konuşmalar yapmıştır. Çin'in Kıbrıs politikasında Jiang Zemin'in ifade ettiği gibi Güney Kıbrıs tarafına destek vermektedir.[34] Çin'in bu tutumundan dolayı 14 Aralık 1971'de Güney Kıbrıs-Çin diplomasi ilişkilerinin kurulduğundan bu yana hep Güney Kıbrıs ile ilişkilerini geliştirmiş ve BM'de Kuzey Kıbrıs'ın aleyhinde tavır sergilemiştir. 2. PKK Meselesi Çin'in bilimsel dergilerinde PKK'nın başlangıç dönemiyle ilgilendiği dikkat çekmektedir. Wang Zhijuan'ın "Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir ?" konulu yazısında yer alan kaynakçalarında yabancı dillerinden tercüme eden makaleler 1984 yılında başlamıştır. Yalnızca Minzu Yicong (Etniklerle İlgili Tercüme Eserler Dergisi) adlı dergide, "Kürtlerin Acı Durumu" (1984), "Türkiye'nin Kürt Sorunu" (1985), "Kürdistan: Coğrafyasız Tarihi"(1990), "Türkiye'nin Kürt Sorunları, 1925-1984" (1991), "Kürtler" (1994) ve "Türkiye'deki Kürtlerin Sorunları" (1995)[35] gibi makalelere yer verilmiştir. Wang Zhijuan'ın yazısına göre, "Türkiye'deki hükümet ve siyasetçiler Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu kabul etmezler, onlara göre Kürtler Türklerin bir kavmidir, azınlık değildir, saf Türk'tür. Bu ülkede yalnızca Türklerin millet olma hakları vardır, diğerleri bu haklara sahip değillerdir. Kürtler dağlı insanlar olarak tanımlanırlar, hiçbir hakları yoktur. Kürtlerin isyanları hep acımasız yöntemlerle bastırılmıştır. Türkiye'de Kürkçe yasaktır; Türkçe bilmeyenler avukat bulamazlar; Büfe açamazlar; Sosyal güvenlik gibi kamu yararından mahrumdurlar. Kürtler 1925 yılından bu yana baskıya karşı faaliyetlerini durdurmamışlardır. Dolayısıyla Türk ordusu tarafından sürekli bastırılmıştır. Türk ordusu Kürt bölgelerindeki operasyonlarında zaman zaman temizleme siyasetini yürüterek güvenliğini sağlamaktadır. Bunun dışında Kürtleri zorla Türklerin oturduğu bölgelere sürmektedir; Ancak Kürtlerin nüfusunun Türklerin nüfusundan %10'u aşmamak şartıyla Kürtsüz ve Türkleştirme politikasını uygulamaktadırlar. Bu tür askeri bastırma ile asimilasyon politikası devam etmektedir. Ancak, buradaki Kürt sorunun çözümleneceği görünmemektedir.[36] Çinlilerin gözünde Kürt sorunu, Batı Asya'daki Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi veren etnik problemdir.[37] Çin Komünist Partisi'nin sesi olan Renmin Ribao (Halk Gazetesi')da yer alan Kosova olayı hakkındaki bir yorumda, ABD, Türkiye'nin Kürtlerin bağımsız hareketine karşı baskıcı politikasını uygulamasına göz yumarken, Kosova'da meydana gelen Arnavutlukların bağımsızlık harekelerine destek vererek Yugoslavya'yı parçalamaya çalışmaktadır" denilmektedir.[38] PKK adının Çince tercümesinde Türkiye'de özen gösterilen "bölücü" ve "terörist" terimleri hiç kullanılmamaktadır. Kasım 1998'de PKK elebaşı Öcalan Suriye'den kaçtıktan sonra Çin basınında da yakından takip edilmiştir. Çin haberlerinde yer alan Öcalan ile ilgili haberlerde genellikle "Türkiye Hükümeti Karşıtı Kürt İşçi Parti Lideri Öcalan"[39], "Hükümet Karşıtı Türkiye Kürt İşçi Partisi lideri Öcalan"[40], "Türkiye Hükümeti Karşıtı Kürt İşçi Parti Lideri Öcalan"[41] ve "Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan"[42] şeklinde yer almaktadır. Bazı Çinli stratejistler, PKK sorununu Kosava meselesi ile paralel olarak görmekte : "ABD ve NATO Miloseviç'in Kosova'daki Arnavutluklar'a yaptığı soykırımdan dolayı askeri müdahale etmiştir. Aynı şekilde, Türkiye'de de Kürtlere karşı soykırım uygulanmaktadır. Ancak ABD ile NATO buna müdahale etmemektedir. Bunun sebebi ise, Türkiye NATO üyesi ve ABD'nin müttefiğidir. Bu nedenle Miloseviç de NATO'ya üye olsun ve hava bombardımandan kurtulsun"[43] gibi fikirleri sürmektedirler. ABD'de bulunan Çinli stratejist Du Ren, "Doğu Türkistan'daki Kargaşalar ve Pan Türkizm" konulu yazısında: "Batılılar Irak'taki Kürtlerin bağımsızlık hareketlerini desteklemektedirler, ancak, bu bağımsızlık hareketleri Türkiye toprağında olunca ağır bir şekilde bastırılmaktadır. Hatta, Türk ordusu sınır ötesi operasyon yaparak Kürt örgütlerini temizleme operasyonu yürütmüşlerdir. ABD buna da göz yummaktadır.[44] Du Ren'ın "Kürtler, Türkiye ve Çin'in Stratejik Çıkarları" konulu yazısında Pekin hükümetinin Kürt meselesinde yeterince dış politika uygulayamadığını dile getirerek, "insanlar düşünürler, tek başına sığınak bulmaya çalışan Öcalan'ı koruyan Yunanistan Pekin hükümetinden destek istemiş miydi? Pekin nasıl cevap vermişti? Türkiye, gizlice Doğu Türkistan bölücülerinin korumaya devam ederken, Çin, Öcalan olayına karışırsa idi, sadece Türkiye'ye karşılık vermekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'ye karşı kullanabilecek bir siyasi koz olacaktır"[45] diye kaydetmektedir. Kanada'daki entelektüellerin yayınladığı Feng Huayua Wbe dergisinde (on günde bir sayı çıkar) yer alan, "Uluslararası Jeopolitik ve İnsan Hakları: Türkiye ve Avrupa ile ABD" konulu yazıda, "Türkiye'yi diktatör askerler yönetmektedir, sayısız siyasi mahkumlar vardır. Nüfusun %10'unu oluşturan azınlık Kürtler aşağılanmakta ve baskı altında tutulmaktadır. Bunun dışında Türkler Kıbrıs'taki Rumları ağır baskı altına almaktadır. Türkiye'deki siyasi mahkumların sayısı Çin'den çok daha fazladır, ancak Türkiye'nin insan haklarını çiğnemesi suçları hiçbir zaman ABD'nin uluslararası insan hakları raporunda yer almamıştır[46] denilmektedir. 3. Doğu Türkistan Meselesi Doğu Türkistan probleminin dış destekçisi olarak Pekin hep Türkiye'yi görmüştür. 1990-1994 yılları arasında Doğu Türkistan problemini de içeren ve Çin Milli Sosyal Bilimler Fondu tarafından yürütülen "Pan İslamizm ve Pan Türkizm'in Doğu Türkistan'daki yayılmaları ve buna karşılık uygulanacak tedbirler" adlı raporunda , Doğu Türkistan ayrılıkçı harekatının menşeinin Türkiye olduğu ileri sürülmüştür. 387 sayılı bu raporda, Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin temelini Pan islamizm ve Pan Türkizm'e bağlamış ve bu harekatın Osmanlıların II.Abdülhamit döneminde başlamış olduğunu , adı geçen iki akımın bugüne kadar sürekli Doğu Türkistan'da etkisini sürdürdüğünü , aynı zamanda 19. yüzyılın son yıllarından 20. ortalarına kadar Doğu Türkistan'da meydana gelen bağımsızlık harekatların da ve bilinen iki cumhuriyetin kurulma sırasında hep Türkiye'den bölgeye sızan arkası karanlık Türkiyelilerin görüldüğünü ayrıntılı bir şekilde yazmıştır.[47] Milli istihbarat, askeri istihbarat, kamu güvenliği idaresi, gümrük, devlet arşivi, parti görevlilerinin de yer aldığı 50 kişinin çalışmasının yer aldığı bu raporda, Türkiye'de yayınlanmış olan kaynakları bol bol kullandığı görülmektedir. Bu da Türkiye'yi yakından takip ettiğini göstermektedir. "İç Kaynak" mührünün atıldığı bu raporda, Türkiye'ye olan görüşüne de yer verirken: "Türkiye hükümeti bir yandan Çin ile dost olma tutumunu sergilerken, diğer yandan da bu faaliyetlere ( Doğu Türkistan ayrılıkçı harekatları )göz yumarak onları barındırmaktadır. Bu da Türkiye'nin AB'ye girmesi ve siyası bakımdan Batı Avrupa'nın Çin üzerindeki yaptırım politikasına paralel harekatıyla sıkı alakalıdır"[48] görüşünü ileri sürmüştür. Doğu Türkistan problemi hakkındaki bu görüşler, sadece Çinli bilim adamlarının görüşü olmayıp , Çin lideri Jiang Zemin de bu görüşü paylaşmaktadır. 1992 yılında Çin Merkezi Etnik Hizmet İşleri Toplantısı"nda konuşan Jiang Zemin, "uluslar arası bazı siyasi güçlerin yurt dışına kaçan bölücülere destek vererek Pan İslamizm ve Pan Türkizm veya başka sloganların sayesinde ülkemizi parçalama uğraşlarını dikkate almalıyız ve karşı çıkmalıyız" diye konuşmuştur.[49] ABD'de bulunan stratejist Du Ren "Xinjiang'daki Kargaşalar ve Pan Türkizm" adlı uzun bir yazısında , Türkiye "Adriyatik Denizinden Çin Seddine Kadar" Pan Türkizm doktrininden yola çıkarak hem Türk Dünyası hem de Doğu Türkistan ile ilgilendiğini ve Türkiye'nin bu doktrinini ABD'nin de desteklediğini ortaya koyarak , Türkiye'nin Doğu Türkistan'la ilgilenmesi bölgenin etnik çatışmasının hep uluslararası gündemde kalacağını iddia etmektedir.[50] Çin hükümeti bölge halkının düşüncesi ve bölgede uyguladığı politikasından değil , bu problemi Türkiye'de aramaya ve her fırsatta özellikle üst düzeydeki ziyaret ilişkileri sırasında dile getirmeye ve uyarmaya çalışmaktadır. Mayıs 1998 yılında başbakan yardımcısı Bülent Ecevit'in gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde Çin lideri Jiang Zemin hemen Doğu Türkistan problemini ortaya koymuştur, başbakan yardımcısı Bülent Ecevit'in deyimiyle " son derece hassaslardır".[51] Nisan 1999 yılında Çin kongre başkanı Li Peng'in Türkiye ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, meclis başkanı Hikmet Çetin ve başbakan Bülent Ecevit ile bu konu da fikir alış verişte bulunmuştur. Türkiye Li Peng'e güvence vermiştir.[52] Ekim 1999'da Çin savunma bakanı Chi Haotian Türkiye ziyaretinde yine Doğu Türkistan meselesini Ecevit'e koymuştu, başbakan Ecevit aynı güvenceyi tekrarlamıştır.[53] Nisan 2000 yılında Çin devlet başkanı Jiang Zemin Türkiye cumhur başkanı Demirel'le görüşmesinde Doğu Türkistan meselesi yine gündeme gelmiştir: "Türkiye'nin Çin ile ilişkilere büyük önem verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Demirel Türkler'in Doğu Türkistan'daki Uygur Türkler'i ile akrabalık ilişkileri bulunduğunu belirtti ve "Bu kişilerin Çin'e sadık yurttaşlar olarak ülkenizin bir parçası olduklarına inanıyorum. Çin'in toprak bütünlüğünün korunması Türkiye'nin politikasıdır" dedi. Heyetlerarası görüşmelerde Ankara'nın bu görüşünü seslendiren Demirel, resmi açıklamasında ise rahatsızlığa net bir gönderme yaparak iki ülke arasında pürüz bulunmadığını dile getirdi. Çin Devlet Başkanı ise Ankara'nın bu hassasiyetine şu karşılığı verdi: "Merak etmeyin. Biz de bu insanları düşünüyoruz. Pekin, kısa dönemde Batı Çin (Doğu Türkistan) için çok önemli bir kalkınma programı başlatıyor. Türkiye'yi de bu yatırım programında görmek istiyoruz" dedi.[54] Ancak, Türkiye hükümeti Türkiye'deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerine kısıtlama getiren 23 Aralık 1998 tarihli ve 1998/36 sayılı genelgesini çıkarmasına rağmen, Şubat 2000'de İçişleri bakanı Sadettin Tantan'ın Pekin ziyaretinde Çin Kamu Güvenliği bakanı Jia Chunwang (1985-1998 yılları arasında üç defa Çin milli istihbarat teşkilatı olan Anquanbu'nun başkanı olarak atanmıştır) ile arasında imzalanan ve Doğu Türkistan teşkilatınca bu anlaşmanın Doğu Türkistanlılara yönelik "Suçlarla Mücadele İşbirliği Anlaşması" ile yetinmemiş, son olarak Cumhurbaşkanı Demirel ile Jiang arasında yapılan ortak deklarasyonunda güven verici madde ilave edilirken : "Her türlü terörizm, bölücülük ve kökten dinci faaliyetlere ortak hareket edeceklerdir"[55] denilmektedir. SONUÇ Türkiye-ÇHC ilişkileri her iki taraf içinde tamamen sorunlardan ve ön yargılardan arınmış olmamakla birlikte sürekli gelişme kaydetmektedir. Çünkü mevcut sorunların yanında her iki başkent karşılıklı fayda esasında iki ülke arasında ilişkilerin gelişmesinin önünü açmak için çalışmaktadırlar. Bu sorunlardan çok çözümler üzerinde yoğunlaşan yaklaşımın sürekli olması sorunların çözümü için de muhakkak ki katlı sağlayacaktır. Gerek Ankara gerek Pekin buna arzulu görünmektedirler. [1] Kemal Atatürk hükümetinin dış politikada gittikçe sağa kaydığı, sosyalist SSCB'ye dostluklarından zamanla İngiliz, Fransız ve ABD emperyalistlere yaklaştığı , daha sonra ise Almanlara kendilerini attığı , halkın düşüncesi ile aynı çizgide olmayan iç siyaseti ve SSBC karşı çıkması , halkın menfaatını satması gibi dış siyaset uyguladığı sert dillerle eleştirilen kitapta, Mao'un : " Kemal'ın yönettiği Türkiye, İngiliz ve Fransız emperyalistlerin kucağına kendini attı ve günden güne yarı feodal bir devlet olmaya başladı. Zamanla emperyalist karşıt güçlerden biri oldu çıktı" sözlerine yer vermiştir. Anonim, Jian ming shih jie shih Xian dai bu fen (Yakın Zaman Dünya Tarihi ), Renmin Chu ban she ; Pekin 1975 , S.93-97 . [2] Ahmet İnsel, "27 Mayıs Öncesi Türkiye'nin Çin'den Görünüşü", Tarih ve Toplum, cilt 31, sayı 185, 1999:20-21. [3] "Demirel; Li Peng'i kabulü esnasında Türkiye - Çin ilişkilerinin pürüzsüz bir şekilde gelişmekte olduğunu hiçbir engelin söz konusu olmadığını söyledi . Türkiye Hükümeti başka ülkelerin iç işlerine karışmama politikası izlediğini, bu politika doğrultusunda Türk hükümetinin; Türkiye topraklarında gerek Çin Halk Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü tehdit edici faaliyetler gerek terörist eylemlere karşı olduğunu bildirdi. Türk tarafı bu meselenin Çin halkı için hassas bir konu olduğunun farkında. Dolayısıyla bu meselenin uygun bir şekilde çözümlenmesi ve Türkiye - Ç.H.C. ilişkilerinin yara almadan sürdürülmesinin güvence altına alınması gerekliliğini belirtti. Demirel ayrıca Çin'e karşı bölücü faaliyetlerde bulunan bir avuç kişinin görüşlerinin Türk hükümetinin politikası olmadığını, Türk hükümetinin, Çin hükümetinin azınlık politikasına çok büyük önem verdiğini, Sincang Uygur Özerk Bölgesinin ekonomik yönden kalkındırılması, bölge halkının refah düzeyinin yükseltilmesi yolundaki başarılarını takdir ettiğini önemle belirtmiştir. Li Peng; Demirel ile görüşmesini yorumlarken Türk liderlerinin Çin hükümetinin politikasına verdiği destekten bahsederek, Türk liderlerinin ne denli akılcı olduklarını vurgulamıştır" (Peoples Daily- Liu Hua Xin 6 Nisan 1999, Ankara). "Li Peng; görüşme esnasında Ecevit'in ortaya koyduğu Orta Asya ülkeleriyle olan ilişkilerde yapılabilecek olan Türk - Çin işbirliği teklifini kabul ederek, Çin'in Orta Asya ülkeleri ile halihazırda iyi ilişkileri mevcut olduğunu belirmiştir. Çin komşularıyla dostane ilişki politikası yürütmektedir. Orta Asya ülkelerinin siyasi tercihlerine saygı göstermekte olduklarını belirtmiştir. Li Peng devamla Türkiye içindeki Çin karşıtı bölücü faaliyetler konusunda Başbakan Ecevit ve Türkiye Hükümetinin gayretkeş çalışmalarını takdirle belirtmiştir. Li Peng, Türkiye Hükümetinin bu konularda etkili önlemler geliştirmesini ve daha ileri bir aşama olarak Türkiye'deki Ç.H.C. karşıtı bölücü hareketleri kontrol altına almak ve özellikle terörist faaliyetlere kesin çözüm bulmasını umduğunu belirtti. (Peoples Daily- Liu Hua Xin, 6 Nisan 1999, Ankara). Ecevit cevaben; Çin'in hiçbir zaman tek ülke fikrinden vazgeçmediğini bildiklerini, Tayvan yönetimi ile hiçbir şekilde siyasi ilişkiye girilmeyeceğini belirtmiştir. Türkiye, Çin'in egemenliği, toprak bütünlüğü ve Çin halkının hassasiyetine saygı gösterdiklerini, Türkiye topraklarında Çin karşıtı bölücü hareketlere karşı olduklarını ve bu doğrultuda özellikle genelge yayınladıklarını, üstelik buna uygun tedbirlerin de alındığını belirtmiştir. Devamla, Türkiye'de Çin karşıtı bir avuç insan bulunduğunu, ancak bunların faaliyetlerinin Türk hükümeti ve halkının tercihlerini yansıtmadığı, Türk hükümeti ve halkını temsil etmediğini açık bir dille ifade etmiştir. Ecevit; Türk halkı, Çin halkına dostane duygular beslemektedir. Türkiye bu bir avuç insanın Türkiye ile Çin arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesini baltalamasına izin vermeyecektir demiştir. Ecevit; daha sonra Li Peng'in görüşüne katıldığını, Orta Asya ülkeleri gibi kökten dincilerin radikal faaliyetlerine destek vermeyeceklerini belirtmiştir" (Peoples Daily- Liu Hua Xin, 6 Nisan 1999, Ankara). [4] TC Devlet İstatistik Enstitüsü, Türkiye İstatistik Yıllığı, 1996, TC Dış Ticaret Müsteşarlığı, Başlıca Ekonomik Göstergeler, Ağustos-Eylül 1998; DTM, Anlaşmalar Genel Müdürlüğü, Asya-Pasifik Dairesi. [5] Kaynak: Çin Dışişleri Bakanlığı http://www.fmprc.gov.cn/index.htm [6] Renmin Ribao (People's Daily News), 4 Nisan 1999, S.1. [7] Hürriyet Gazetesi, İlter Türkmen'in Jiang Zemin ile yaptığı reportaj, 10-Nisan 2000. [8]Çin ve Hong Kong Ülke Raporu, hazırlayanlar Deniz Çakıroğlu ve Ebru Gülsoy, Ankara: İGEME, 1999: 22, 35-36; Türk-Çin İş Konseyi başkanı Yavuz Onay Finansal Forum gazetesine yaptığı " Çin'den Yapılan İthalatın Hesabı Sorulmalı" reportajı. Finansal Forum, 12 Nisan 1999. [9]Çin ve Hong Kong ülke Raporu, 1999:21 [10]Kaynak: Çin Dışişleri Bakanlığı http://www.fmprc.gov.cn/index.htm ve DTM, Anlaşmalar Genel Müdürlüğü, Asya Pasifik Dairesi [11]Çin Dışişleri Bakanlığı Web Sitesi, Türkiye Maddesi http://www.fmprc.gov.cn/index.htm [12]Avrasya Dosyası, cilt 2, sayı 2, 1995 [13]Duygu B Sezer, "Çin'den Dost Olur Mu?", Yeni Yüzyıl Gazetesi, 14 Ocak 1995. [14]Mehmet Öğütçü, Yeni Ekonomi Süper Güç Çin ve Türkiye, İstanbul: TÜSİAD, 1995. [15]Hasret Çokmak, "2000'li Yıllara Doğru Süper Güç Konumuna Gelmesi Beklenen Çin İle Türkiye İlişkileri", Silâhlı Kuvvetler Dergisi, sayı 348, Nisan 1996:95-98. [16]Necip F. Polat, "21. YY'ın Gündemini Çin Belirleyecek", Uluslar arası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar, AÜSBF, yıl 6, sayı 26, kış 1997, s.3-8. Şahin Alpay'ın Çin hakkındaki dizi yazısında: "Çin'in 21. yüzyılın süper devleti" ve "büyümenin aynı hızla devam etmesi halinde gelecek yüzyılın ortalarında Çin'in dünyanın birinci büyük ekonomisi kaçınılmaz görünüyor" olduğuna inanmaktadır. Milliyet, 29 Haziran 1999. Türkiye Dış Ticaret Müsteşarlığı: "ÇİN: 21. YÜZYILDA DÜNYA LİDERLİĞİNE ADAY ÜLKE", http://www.foreigntrade.gov.tr/EKONOMI/CIN.HTM22-Jun-1999 [17]Erol Mütercimler, 21.Yüzyıl ve Türkiye Yüksek Strateji, İstanbul: Erciyaş Yayınları, 1997:480-488 [18] ABD istihbarat araştırmacısı Nicholas Eftimiades, Chinese Intelligence Operation adlı kitabı, 1994 yılında İngiltere'de yayınlamıştır (Frank Cass and Co. LTD). Japonca tercümesi 1995 yılında Tokyo Toppan Şirketi tarafından yayınlamıştır. Çincesi ise 1998 yılında Hong Kong Minjing Neşriyatı tarafından yayınlamıştır. Kitabın bir kısmını China Times dergisinde (sayı 10, 1998, s. 34-41) yer verilmiştir. Kitabın üçüncü kısımda Çin'in askeri istihbarat teşkilatına yer vermiştir. Çin askeri istihbarat teşkilatının dünya çapında hem istihbarat hem de casusluk yatığını ve aynı zamanda silah lobiciliğini de yaptığı incelenmiştir. Üçüncü kısmın dokuzuncu bölümde yer alan kot adı Üçüncü Büro yani Askeri Özel Gönderme Bürosu'ndan söz ederken: "Üçüncü Büro birkaç gruba ayrılmaktadır, aralarında en önemlisi ve en aktif çalışan grubu ise Türkiye'yi üs yapmışlardır" ibaresi geçmektedir( China Times, sayı 10, 1998:37). [19]Milliyet Gazetesi, Evren Değer imzalı "Çin'le Gizli Füze Anlaşması" yazısı. 20 Aralık 1996. [20]Mehmet Öğütçü, Geleceğimiz Asya'da Mı?: Yaralı Asya, Çin ve Türkiye, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1999, 2. baskı. [21] Yalçın Doğan'ın "Başımıza Çin Çıktı" başlıklı köşe yazısından alınmıştır. Milliyet, 30 Mayıs 1999. Ayrıca İsmail Cem'in Ferai Tinç ile yaptığı reportajında Çin ile olan ilişkilerin önemini değinirken: "Çin temaslarımı Türkiye açısından önemsiyorum. Bu ziyaretin hem ekonomik hem de siyasi önemi var.'' Çin ziyaretinin siyasi önemi, bu ülkenin BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olmasından kaynaklanıyor. Sorunun BM kararları temelinde çözümünde çok kararlıyız ama barışçı çözüm için diplomatik girişimleri önemsiyoruz. Çin'le de bu bağlamda görüşüyoruz.'' Dışişleri Bakanı, ''Ben yedi aylık bakanlığım süresinde dış politikada ekonominin önemi üzerinde durdum. İşte bu nedenle Çin ziyareti beş ay önce bu çerçevede düşünüldü'' , ''Ve Türkiye'nin bugün başına ne geliyorsa, zamanında büyük proje ortaya koyamamaktan geliyor!'' demiştir ( 16 Şubat 1998, Hürriyet ). [22]Milliyet, 30 Eylül 1999. [23]Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi Türkoloji Bölümü yardımcı profesörlerinden Hayashi Kayoko : "Türkiye'de Çince konuşan yok, bu konuda hiçbir araştırma yok, bu çok tuhaf. Çinliler tamamen dünyaya açılınca bugün nasıl Amerika'yla iyi geçinmek zorundaysak Çin'le de iyi geçinmek zorunda kalacağız. Çin çok zor bir ülke. Mantıklarını bilmiyoruz. Türkiye stratejik bir hata yapıyor" demektedir (Milliyet, 24-03-2000, Nazire KALKAN). [24]Başbakan Bülent Ecevit Çin kongre başkanı Li Peng ile görüşmesinde (Rinmin Ribao Gazetesi, 06-04-2000. birinci sayfa) ve Jiang Zemin ile görüşürken (Zhong Xinshe Haber Ajansı, 06-04-2000); Cumhurbaşkanı Demirel Li Peng'i kabulünde(Rinmin Ribao Gazetesi, 07-04-2000, birinci sayfa) TBMM başkanı Akbulut'un Çin'de Jiang Zemin görüşmesinde, (Xinhua Ajansı, 22 Şubat 1999, Shengzhen); Akbulut'un Li Peng ile görüşmesi (Xinhua Ajansı, 21 Şubat 2000, Pekin); Rinmin Ribao gazetesi, 22 Şubat 2000, S.1. [25] Xinhua Ajansı Yorumu: " Cong Huoban Guanxi Kan Zhongguo Quan Fangwei Waijiao" (Çin'in Ortaklık İlişkilerine Göre Çin'in Çok Yönlü Dış Politikası), 28 Şubat 1999 Pekin; 5 Nisan 1999 tarihte Çin kongre başkanı Li Peng'in TBMM başkanı Hikmet Çetin ile görüşmesinde, Çin-Türkiye "uzun vadeli dostluk işbirliği ilişkisini" dile getirmiştir, Xinhua Ajansı, 5 Nisan 1999, Ankara. [26]http://www.fmprc.gov.cn/zt/jiangvisit/jiangvisit_15.htm [27]Xinhua Ajansı, 19 Nisan 2000, Ankara. [28]Fangshi'nin Askeri Web Sitesi Stratejik Sayfasında yer alan Zhong-E Junshi Zhanlüe Guanxi Yü Zhanwang" (Çin-Rusya Askeri Stratejik İlişkileri ve Geleceğe Yönelik Bakışlar), http://www.wz.zj.cninfo.net/~ccc/zlxs/zg06.htm, 03-01-2000 [29]Çin Felsefe - Sosyal Bilimler Planlama Ofisi tarafından yürütülmeye başlanan 96BSS007 kodlu plan. [30]Çin'in Türkiye'ye uzanma ve buradan Avrupa'ya bağlanma stratejisi, daha 1973 yılında Mao tarafından, ABD ulusal güvenlik danışman Henry Kissinger'e ifade edilmiştir.Pei Jianzhang, Mao Zedong Waijiao Sixiang Yanjiu (Mao Zedong'un Dış Politika Düşüncesi Hakkında Araştırmaları), Pekin: Shijie Zhishi Chubanshe (Dünya Bilimler Neşriyatı), 1994:172-180. [31]Xinhua Ajansı, 5 Haziran 1999 [32]Xinhua Ajansı, 7 Haziran 1999 [33]Xinhua Ajansı, 8 Haziran 1999 [34]Çin dışişleri bakanlığı Kıbrıs maddesi, http://www.fmprc.gov.cn [35]Milli Sosyal Bilimler Akademisi destekli proje raporu: Pan Zhiping, Self-Determinasyon ve Etnik Bölücülük, Urumçi: Xinjiang Renmin Chubanshe, 1999:109 [36]Pan Zhiping, 1999:89. [37]Çin Nanfang Ribao Gazetesi, 1 Temmuz 1999. [38]Renmin Ribao Gazetesi, 16 Mart 1999, 6.sayfa [39]Xinhuan Ajansı, 14 Kasım 1998, Ankara. [40]Xinhua Ajansı, 19 Kasım 1998, Roma. [41]Xinhua Ajansı,19 Kasım 1998, Ankara. [42]Xinhua Ajansı, 20 Kasım 1998, Demaşık. [43]Beijinf Spring, sayı 73, Haziran 1999:106. [44]http://www.zg169.net/~soy/design/content/war/xinjiang.txt [45]http://yam.cccc.com/~soy [46]Feng Huyuan Dergisi, 01-02-2000, http://www.fhy.net/On-line/1998/fhy9802a.html# [47]Yang Faren, Fan Yisilanzhyi Yü Fan Tujuezhuyi (Pan İslamizm ve Pan Türkizm), Urumçi: Xinjiang Shehui Kexueyuan, 1994:32-286 . [48]Yang Faren, 1994:273 [49]Xinhua Ajansı, 14 Ocak 1992 [50]http://www.zg169.net/-soy/design/contenet/war/xinjiang.28-Aug-1998 veya http://www.personal.comp.brad.ac.uk/-xlwang/articles/xinjiang.htm.5-feb-1999 [51]Radikal Gazetesi ,2 Mayıs 1999; Hong Kong Mingbao Gazetesi, Posted by ZaoBao on June 04, 1998. [52]Çin kongre başkanı Li Peng'in Tayland gezisinde Bangok'ta yaptığı basın toplantısı, Xinhua Ajansı, 19 Nisan 1999, Bangok [53]Xinhuan Ajansı, 28 Ekim 1999, Ankara [54]Türkiye dış işleri bakanlığı web sitesi: http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupc/cb/2000/04/20042000.htm [55]Xinhua

  • Kaynak: Avsam.org
  • Etiketler: türkiye,Çin,Kıbrıs,PKK,Nuraniye Hidayet Ekrem,ABD,SSCB,Sadettin Tantan,Bülent Ecevit,Li Peng,Süleyman Demirel,Jiang Zeming,Pekin,Doğu Türkistan,Uygurlar,T.C.,Çin'in Pekin, Şangay, Tianjin, Xian, Rizhao, Anshan, Nanjing, Bangfu, Zhenjiang ve Panjin şehirleri Türkiye'nin Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Trabzon, Bursa, Mersin, İzmit ve Yalova ş

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için