• 13.2.2004
  • 2693 defa okundu

Pekin’in Gözü Doğu Türkistan’ın Üzerinde Hoten’in büyük pazar yerinden aşağıya doğru kıvrılan yolda ilerledikçe, kömür ateşinde pişen ekmeklerin kokusu ortalığı sarıyor. İşlemeli dobbalar giyen sakallı adamlar eşeklerinden indirdikleri kavunları ve kimyonu satmaya çalışıyorlar. Kerpiç ve tuğladan örülmüş tozlu duvarlardaki yazılar Arapça ve konuşulan dil Türkçe. İlk bakışta fark edilmese de burası Çin. Ve 2300 kilometre ötede, Pekin’deki komünist yönetim için de problem işte tam burada. Çin’in en batı sınırında, Alaska büyüklüğündeki bir bölge olan Sincan’da yaşayan Müslümanlara karşı, Çin yönetimi terörle mücadele politikası izliyor. Lakin ülkenin geri kalanından diliyle, diniyle, inançları ve gelenekleriyle ayrılan bir bölgede, gerçek düşmanın kim olduğunu söylemek zor. Çin yönetiminin “ayrılıkçılar” olarak adlandırdıkları, Doğu Türkistan adını verdikleri bir ülkenin kuruluşunu savunan Uygur Türkleri mi? Yoksa bunlar global teröristlerce desteklenen Radikal İslamcılar mı? Düzenli kuvvetlere sahipler mi? Yoksa bazı eylemcilerin dediği gibi, Pekin’in, şiddet politikalarına boyun eğmeyenler için kullandığı bir tanım mı? Afganistan ve Pakistan sınırında bir şehir olan Kaşgar’daki Komünist partisi sekreter vekili Zong Jıan’a göre hükümet karşıtları, radikal dinciler ve teröristler birbirinden farksızlar. Hepsi insanları şiddete teşvik ediyorlar. İddialar müphem ve sunulan deliller yetersiz. Pekin tarafından desteklenen mahalli liderlerin iddiasına göre, ayrılıkçı Uygurlar Sincan’da karışıklığı arttırmak için El Kaide’nin yardımını alarak, Çin’in iç bölgelerindeki kamplarda eğitim görüyorlar. Kesin olan bir şey varsa bu da Çin’in kontrolü altındaki yerlerde olabilecek bir ayaklanmadan son derece endişe duyduğu. Dalai Lama’yı destekleyen Tibet’liler ve daha geçenlerde Çin’e karşı kutsal savaş ilanında bulunan Tayvan bu korkuyu körüklemekte. Hem Pakistan’a hem de Afganistan’a sınır olan ve 11 milyon müslümanın nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu Sincan’da uzun yıllar bir problem mevcut değildi. Fakat 11 Eylül saldırılarından sonra durum değişti. Çin radikal İslam’a karşı tedbir alma yoluna gitti ve uzun yıllardır eleştirilen insan hakları ihlallerine, terörizm ile bahane buldu. Sincan konusunda uzman olan Havai Üniversitesinden Dru Gladney’in Aralık’ta söylediği gibi, Çin terörizm tehdidini kullanarak bölgedeki gücünü arttırma yoluna gidiyor. Bugün hükümetin Sincan’da kurduğu yerel televizyon programlarında Çinli ve Uygurlar’ın birbirlerine yakınlıkları işlenmekte ve yine El Kaide’nin eylemleri kötülenmekte. Pekin’in yapmaya çalıştığı, Orta Asya’lı milletlerle yakınlık kurarak batı sınırlarını güven altına almak. Ekim ayında Hoten’de, yeterli delil olmamasına rağmen, etnik ayrılıkçılık yaptığı suçlamasıyla Ucımamadı Abbas isimli bir Uygur idam edildi. Aralık ayında yasadışı Doğu Türkistan İslami Hareketi örgütünün lideri olan ve terörist organizasyonlara karıştığı gerekçesiyle Çin’in 11 kişilik arananlar listesinde adı geçen Hasan Mahsum, Pakistan’lı güçlerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Ölümünden bir hafta evvel, Çin, Sincan’daki “Müslüman ayrılıkçılar” diye tanımladığı bu 11 kişi için dış yardım talep etmişti. A.B.D. Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni, Amerika’nın global terörle mücadelesine verdiği destek için Çin’e diplomatik bir jest olsun diye, 2002 yılında terörist örgütler listesine aldı. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi’nin Stokholm’deki sözcüsü Dilşad Raşid’in belirttiğine göre, önceden Uygur Ayrılıkçı Hareketini siyasi ayrılıkçılık ve Radikal İslamcılık olarak ikiye ayıran Çin, 11 Eylül’den sonra bu ikisini bir görmeye başlamıştır. Vatanlarını Doğu Türkistan kabul eden ve bundan dolayı seven Uygurlar’ın milliyetçiliklerini Çin kendisine yönelik bir tehdit kabul etmektedir. Sincan’ın bu ikili kimliği, onlarca yıl boyunca batı bölgelerini Çinlileştirmek için buraya doğudan Çinli nüfusun göçünü kasten teşvik eden bir politikanın sonucu. Fakat bu kolay değildir. Sincan Çin’in geri kalanından farklı gözükmekle kalmıyor, gerçekten de farklıdır. Çoğunluk Pekin tarafından belirlenen resmi saati değil, iki saatlik bir fark yaratan yerel saati kullanmakta. Uygurlar dil birliğiyle kendilerini yalnız üç ülke ötedeki Türkmenistan’a değil, Avrupa’nın eşiğindeki Türkiye’ye bağlı hissediyorlar. Sincan’ın başkenti Urumçi, komünist mimarinin sönük yapılarıyla Çin’in diğer şehirlerine benzemesine rağmen, güneyine ilerledikçe manzara birdenbire değişmekte. Kerpiçten evler ve yılanvari yollarla dolu olan kasabalar, Pekin yahut Şangay’dan ziyade Hoten ve Kabil’i anımsatıyor. 1999 olaylarından sonra dahi ayrılıkçı hareketin güçlü olduğu Hoten’de çok az sayıda polis göze çarpıyor. Bir Müslüman adamın fısıldayarak söylediğine göre bunun sebebi, hükümet için çalışarak, muhalif olanları bildiren Uygur muhbirlerin çokluğu. Bu ifadeyi doğrulamak zor, çünkü birçok Uygur Çince’yi yarım yamalak konuşuyor ve bazı şehirlerde kalabalıkların arasına karışıp asayişin bozulmasıyla alakalı sorular sorduğumda yanıt vermekten kaçıyorlar. Hoten ayrıca mahalli Komünist Partisi’nin antiterörizm yanlısı ilginç sergilerine misafirlik yapan bir şehir. Küçük tozlu bir odada çeşitli silahların yanı sıra, çıplak sakatlanmış bir kadın, kesik bir el, yarılmış bir boğaz gibi şiddet dolu fotoğraflar cam vitrinlerde teşhir ediliyor. Parti yetkilisi Pamir Abdul Rahman’a göre Usame Bin Ladin’den talimatlar alan yerel terörist güçler, dışarıda kamplarda eğitilerek buraya geri yollanıyorlar. Benzeri birçok mesnetsiz iddiada bulunan ona göre, otoriteler din ile aşırılık arasında bağlantıyı kurmuyorlar. Çin yönetimi resmi olarak ateist olmasına rağmen, İslam’ın en azından teoride korunduğunu söylüyor. Sincan Komünist Partisi sekreteri Wang Lequan’a göre İslam ile bir problemleri yok lakin İslam bu çeşitli eylemleri düzenlemek için kullanıldığında kafalarının karışması normal. Kendisini ziyaret eden gazetecilere Sincan’daki isyancıların Pakistan’da eğitim aldığını ısrarla söylüyor. Kaşgar’da yeşilin tonlarıyla bezeli harika İdgah Cami avlusunu, her öğleden sonra yüzlerce adam dolduruyor. Kamburu çıkmış ihtiyarlar, ekmek dolu heybelerini, elma dolu sepetlerini yayarak, diz çöküp oturuyorlar. Arada çalan cep telefonlarının sesine aldırmadan, ibadet ediyorlar. Çin hükümetini de en çok bu durum tedirgin ediyor, biliyorlar ki inançlar parti ve millet kavramlarının üstündedir ve kontrol edilip, eritilemezler. Hususen Kaşgar gibi bir şehir Pekin’e yakın olduğu gibi, Mekke’ye de yakındır. Caminin hükümetçe atanan imamı Muhammed Amin bize farklılıklarının üstesinden gelmiş bir toplumun resmini çiziyor. Seccadesine bağdaş kurup oturarak, milliyetçilik ve dindarlığın birbirleriyle çelişmediğini, evvelden burada teröristler olsa bile artık çok az kaldıklarını, bir problemleri olmadığını, İslam’ın hele burada terörizmle asla bağdaşamayacağını, sesi duvarlarda yankılanarak anlatıyor...
Ted Anthony / Washington Times, 13 Şubat 2004 ( Çev. Nilüfer Tunalı ) Hisar Gazetesi'nden alınmıştır. Bu makaleyi yayınlamamıza izin verdikleri için, Hisar Gazetesi'ne teşekkür ederiz. © 2002, Türk Haber /

  • Kaynak: Washington Times/His
  • Etiketler: Pekin,Çin,Doğu TürkistanHoten,Arapça,Türkçe,Uygur,Sincan,Radikal,Kaşgar,Afganistan,Pakistan,Dalay Lama,Tibet,El Kaide,Pekin,Kabil,Şanghay,Usame Bin Ladin,Mekke,

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için