Kutluğhan ŞAKİROV
D.T.Cumhurbaşkanı
Alihan TÖRE’NİN oğlu

Bismillahi’ir-Rahmani’r-Rahim
Babamızın ömrünün son günlerine kadar eğitim faaliyetlerine ara vermediler.Bu devrin kızıl ideolojiye hizmet eden kanunlarının takibine rağmen,insani cesaret ve İslam-i içtihatla,hocalarına verdiği sözlere de vefa örneği sergileyerek;dini ve dünyevi ilimleri öğretmeye devam ettiler.Talebe seçmediler.Bunun için olsa gerek,bu yılarda ondan daha okuma yazma bile bilmeyen öğrencilerin yanında tahsilli akademisyenler de birlikte eğitim aldılar.Hayır dualarını aldılar.Evrensel bir eğitim metoduna sahiptiler.Bu çalışmaları zayi olmadı.Hayır dualarını alan öğrencileri kendi vatanlarına (Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan, Dağıstan, Özbekistan gibi ülkelerin şehir ve köylerine)döndüklerinde,hocalarının işlerini devam ettirip,dini okullar açarak bilgi dağıtmaya başladılar.Babamızın öğrencileri bugünün Özbekistan’ın ve İslam dünyasının önde gelen bilim adamlarının safında hak din yolunda samimi olarak hizmet etmektedirler.Müspet ilimlerle uğraşan bilim adamları arasında,babamızdan ders alanların içinde jeologlar çoğunluktaydı.Akademisyen gani Mevlanov,bugün fen bilimleri doktoru olan Seydarif Kasımov,Kazak akademisyen Akcan Meşenov gibi beyleri iyi hatırlıyorum.İlk önce zikredilen iki üstad ve talebe Özbek bilim adaları gerçek milliyetperver insanlar olup,kendi sahalarında ses getiren yeniliklere imza atmış alimlerimizdir.Akcan bey ise,Farabi ilmi konusunda kendine gerekli bütün incelikleri öğrenmiş olup,Kazak fen bilimlerini geliştirirken Avrupa hayranlığından uzak durmayı başarmış müthiş bir uzmandır.Ayrıca babamızın Doğu Tıbbı sahasında yetiştirdiği meşhur,başarılı öğrencilerden Abdulah Babayev ve Aben Sarıağaçi isimlerini anmadan geçmek olmaz.
Babamız tarihi bir öneme sahip olan mimari abidelerimizi koruma hareketinin de gönüllülerindendir.Benim hatırımda kaldığına göre;50’li yılların sonunda veya 60’ların başında Taşkent’te,bugünkü yeni Eskicöve pazarının olduğu yerde,yaklaşık 500 yıl önce bina edilen Hoca Ahrar veli mescidi vardı ve bunu korkunç bir şekilde yıkmışlardı.Bunun gibi nahoş işlere başka yerlerde de girişilmesinden telaşlanan babam,ahbaplarından (yakın dostları böyle adlandırırdı)Kerimbay eke Sahibayev’i çağırıp istişare ettiler.Bu zat sevgili şairimiz Erkin Vahidov’un dayıları olup,hukuk ilminin piriydiler.Alınan karara göre,Moskova’daki ilgili resmi daireleri mektup ‘’bombardımanına’’tutmak lazımdır.Bu tarz hareketlere Batı’da da başvurulduğuna sonradan öğrendim.’’Peperkanono’’,yani’’kağıt ile oka tutmak’denilen özel bir terim bile varmış.Bu girişimden hemen netice vermemişse de ;mevcut her türlü mescit,medrese,ev gibi yapıların sırada bekleyen yıkım kampanyasını durdurabildi.
Koca denizden bir damla mesabesinde olan bu makalemin son kısmını saygıdeğer babamın sıradan bir insan olarak sahip olduğu özelliklere ayırmak istiyorum.Özel hayatlarında dünyadan ellerini çekmişlercesine alçak gönüllüydüler.Taşkent’e geldiklerinde kendilerine ne köşkler teklif edilmişse de,o iki göz odası,bir küçük avlusu olan mütevazı bir evi tercih ettiler.Biz de yaşamın tarzının ancak böyle olması gerektiğini düşünerek büyüdük.Sonra bildik ki;Resulullah Salla hu Aleyhi Vessellemin ‘’Fakri fahri’’(fakirliğim iftiharımdır)Hadis-i Şeriflerine göre amel edermiş .Ömür boyu Sovyetlerin bir kuruşunu bile almadılar.Hükümet kendilerine nafaka vermeye karar verdiğinde,bu parayı Taşkent yetimhanelerinden birine bağışladılar.Hatta yaşadığımız ev bile onun üstüne değildi;kiracı olarak oturuyorduk.Durum bugün de böyledir;değişmemiştir.
Cömerttiler.’’İki tane kaftanım olsa ;hem de en yeni olanını başkasına giydirsem’’diye çok söylerdi.Borç istemeye gelenleri hiçbir zaman elleri boş geri göndermemiştir.Bunların adlarını hatırlamak veya bir yere yazmak şöyle dursun;unutuverirdi.
Merhametliydiler ve kin tutmazlardı.Bir misal:1938 yılında babamızı yakalayıp ,sırtlarına mavzer dayayarak hapsettikleri ünlü ‘Üç vilayet İnkılabı’’günlerinde tutuklanırlar.Mahkeme onu ölüme mahkum edip,halk ‘Ekkasasu minel hak’derken babamız bunları affederler.’beş çocuğum var;bunlar yetim kalmasın,Ayrıca anası buna doğduğunda halis niyetle Muhammed adını koymuş’’diyerek affına delil göstermişler.’’Bağışlayanları Allah da affedecektir’’hadisine uyarak böyle amel edermiş.
Babamız kaderin türlü sınavlarından geçip,bereketli,verimli ve dolu bir hayat yaşamışlardır.1976 yılında Taşkent’te 91 yaşındayken vefat ettiler.Son meskenleri,vasiyetleri üzerine Şeyh Zeyniddin Baba kabristanı oldu;Allah ondan razı olsun.XX.asrın mazlum halkı olan Türkistan ahalisinin bağımsızlığı ve İslam dininin yücelmesi yolunda yaptığı büyük,halisane ve tarihi hizmetleri;ayrıca bir evliyayı andıran simalarını halkımız derin bir saygı,iftihar ve minnettarlıkla hatırında tutmaktadır.
Hatıralarında kalpleri titreten şu satırlar var:’’ben dünyaya sadece İslam’ın hizmetkarı olarak değil,insanlığın hizmetkarı olarak geldim ve hayatım boyunca buna sadık kaldım’’.Böyle bir zatın şanlı hayat yollarını öğreniyoruz ve tam bir kararlıkla Alihan töre geleceği parlak olan iki Türkistan’ın hem gururu,hem de yürekli milli kahramanıydı,demek istiyoruz.
Babam rahmetlinin eziyetli 30’lu yıllardaki olayları tasvir ettikleri,vatandan son defa olarak hicret endişelerini sebeplerini anlattıkları hatıralarını gözden geçirirken buna ilave edilen bir şiiri okudum.Bu şiir soru ve iltica edasıyla ‘’Bormisan’’(varmısın?)diye adlandırılmıştı.Düşüncemde zindana düşen,dışarıdaki aydınlık dünyadan bütünüyle ayrılan,başına Kuh-ı Kaf (Kaf Dağı) kadar ağır bir gam yükü yüklenmiş sıradan bir insan şekillendi.Yalnız bir yol kalmıştır;Yaradan’ın kendisinden yardım dilemek.Bize kuvvet nasip etsin ki,kendi elimizle şu ‘zulüm kapısını’ parçalayıp özgürlüğe çıkalım,şeklinde arzular ve dilekler var bu şiirde.Tahminime göre,mezkur şiir 60’lı yıllarda kağıda geçirilmişse de,aslında çok önceleri yazılmıştır.
‘Uyg’on’’(Uyan),’’Elinni qutqar’ (Ülkeni kurtar),Vatan va ilm’ (Vatan ve İlim) gibi şiirlerinin yazılış tarihleri hakkında da durum böyle.Bunlar o kadar coşkun bir ruhla beslenmiştir ki,ateşli daveti yankılanmaktadır.Bağımsızlığa ilk defa olarak iman gücüyle ve şuurlu bir ilim anlayışıyla aydınlanmış olarak erişmenin mümkün olduğu sık sık vurgulanıyor.Babamız ‘’Ümitsiz olan şeytandır’’akidesine bir ömür boyu riayet etmiş olduğundan,kendi geleceğine inanmayan,helal ve haramı ayırmayan,inanca karşı pervasız,özünü tanımayı istemeyen,hatta çocuklarını geçmiş tarihten,köklerinden nasipsiz bırakanları sevmezlerdi.Özellikle,böylelerin aydınlar arasında çıkması durumunda,öfkeden adeta kaynar,böyle zamanlarda düşünen ,gerçeği bilen insanların merhametiyle’-Vay,böyle alimlere heves eden halkımızın haline!bu aydınların işi zor;çünkü bunlar İbni Sina’nın deyimiyle ‘mürekkep cahilleri’*grubuna girerler ve kendi cahilliklerini anlatmak istemezler’Bunun için okuyuculara hitaben söylenen

Deme:Değişmez alem,iş bitmiştir.
Ne olur yarınlarda,kim bilmiştir?

Mısraları bugünün gözüyle baktığımızda,bir müjdeye benziyor.
İnsanoğlunun temel hakları sözünde ilginç bir kavram bütünlüğü mevcut.Bu şu demektir;insanın insan olduğu belirleyen sahip olduğu haklardır ki,bunlar olmadan insan oğlu dilsiz,şuursuz bir hayvana benzer;yalnızca görüşüyle insan suretinde olan bir yaratığa dönüşür.Öz vatanına kendilerinin sahip olması,mesken tutmak,başkalarına bağımlı olmamak,vicdan özgürlüğü gibi haklar bunlardan olup,bunları talep etme ruhunu babamızın ‘her oğul babasından kalan malın varisi olur.Hangi milletin üzerinde başkaları hakimiyet kursa,ölüm bundan iyidir.Vatanını sevmeyenler Müslüman değildir.’gibi kalbi uyandıran fikirlerinden tespit etmek mümkündür.Özellikle ondaki vatanseverlik duygusunun ne kadar geniş olduğu,onun öz tarihine,ana diline ve tabiata ne kadar büyük bir sevgiyle bağlı bulunduğu ‘Temur tuzuklari’(Timur Tüzükleri)tercümesinin söz başında verilen ‘’Tarjimondan’(Tercümandan),’Til haqida’(Dil hakkında) adlı şiirlerinde ve ‘Qatralar’da (Damlalar)veciz ifadelerle tasvir edilmiştir.Emir Timur gibi büyük bir zatı tenkit etmeyi (doğrusu ona suç atmayı) kendisine meslek edinmiş,şanlı tarihimizi yere çalarak karnını doyuran kimi alimlere(!)karşı babamız ‘Biri iyi der,biri kötü der.Milletin sözünden kim sağlam kurtulmuş?’diyerek hakikatin her şeye rağmen gün yüzüne çıkacağını vurgulamışlardır.
İmanın sağlamlığı,manevi temizlik,yüksek ahlak ve bunun gibi değerlerin edebiliğini haykırmak,bunlardan nasip almaya çağırmak onun faaliyetlerinin en önemli bölümünü teşkil eder.Bu arada söylemeliyiz ki,babamızın fikirlerinin bitmez tükenmez kaynağı Kuran’ın emirlerine dayanan İslam kültürü olmuştur.Bu fikre uygun olarak ‘Mersiye beyitleri’ne dikkat edelim.İslam felsefesi inancına dayalı olarak,ilk satırlardan itibaren dünya hayatının baki olmadığı hatırlatılıp,imkan olduğunca ‘halkın iyiliğini gözetmeye’ davet ediliyor.Değerler arasında bir kıyas yapıldığında bunun ‘yaşamana bak’,’hayattan çalmak’ gibi gafiline hayat tarzlarının düsturlarına göre ne kadar üstün olduğunu ispat etmeye ihtiyaç olması gerek.Şunu da ilave etmek isterim ki,bu ‘mersiye beyitleri’ babamın gizli tutuklulukta bulundukları ve ölüm tehlikesinin henüz başlarında gitmediği bir devirde,büyük annemiz Tacınisa hanımın üzüntü verici bir şekilde vefat etmeleri münasebetiyle yazılmıştı.
Son sözüm,büyük şairimiz Meşreb Nemengani’nin mübarek kalemlerinden çıkmış’Miraç’(yahut Resulullah geliyor) adlı şiiri hakkındadır.Bu uzun yıllar boyunca ideolojik zorbalık neticesinde yasaklanan bir sanat eseridir.Bu şiir için halkımız çok güzel bir ezgi de bestelemiştir.Babamız gelecek bırakmak amacıyla,üç hafız kardeş Sofihanovlar’ı çağırtıp,bunların icra ettiği parçayı teybe de kaydetmiştir.Bizleri bu günlere ulaştıran yaradan a şükürler olsun.

  • 1667 defa okundu.