Türkistan Türklerinin Kurtuluş Savaşı'na ve Cumhuriyet'e Katkıları ( 2 )


Yrd. Doç. Dr.Abdulvahap KARA
Mimar Sinan Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi

I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği ve Paris Barış Konferansı’nın toplanacağı sırada Sadri Maksudi (Arsal) Paris’te bulunmaktadır. Ocak 1920’de 32 devletin temsilcisinin katılacağı konferansta, görüşülecek konular arasında savaştan yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin kaderi de görüşülecektir. Böyle bir ortamda hiçbir şey yapmadan oturamayacağını anlayan Maksudi, konferansa katılan temsilcilere çağrı mahiyetinde bir mektup kaleme alır. Mektubunda Maksudi, 1917 yılında ilan edilen İç Rusya ve Sibirya Milli Muhtar idaresinin 10 milyon müslüman halkının Reisi olarak, katılımcılardan Müslümanların halifesini ve Türkleri Istanbul’un dışına atmak fikrinden vaz geçmeleri çağrısında bulunur.
Aynı Sadri Maksudi, bundan 12 sene evvel, Rusya Duma’sında milletvekili iken Osmanlı ile Rusya’nın komşuluk ilişkilerine katkıda bulunmuştu. 1908’de Türkiye’de Meşrutiyet ilan edilip Meclis-i Mebusan açıldıktan sonra, Maksudi Duma’da söz alarak, Duma’nın Meclis-i Mebusan’a bir tebrik mesajı göndermesi gerektiğini ifade eder. Bu teklif Duma’nın Rus milletvekillerinde şaşkınlık yaratır. Çünkü, Duma’nın uzun yıllar süren savaşlar yaptığı bir devletin Meclisine tebrik etmesinin bir mantığı yok görünüyordu. Fakat demokrasinin beşiği sayılan Fransa’da yüksek tahsil yapmış Maksudi için bunun haklı gerekçesi vardı: Osmanlı Meclisi ile Duma’yı demokrasi fikri, demokrasi ideali birleştirmekteydi. Böyle bir gerekçeyi işiten Duma milletvekilleri şaşkınlıklarını üzerlerinden atarak Maksudi’yi haklı bulurlar. Böylece Maksudi üyesi bulunduğu Duma ile gönülden bağlı olduğu Türkiye’yi birbirine yaklaştırmanın mutluluğunu yaşar.
Sadri Maksudi, Rusya siyasetinde bir diğer çıkışını 1917 Şubat ihtilalinden sonra Kadet Partisinde yapar. Kadet Partisi, Rusya’nın idari mekanizmasında meydana gelen büyük değişiklikleri görüşmek, iç ve dış politikaları belirlemek üzere 25-28 Mart 1917’de Petersburg’ta toplanır. Kadet Partisinin üyesi olan Maksudi, kongrede bir konuşma yaparak, Türkiye’nin aleyhine olacak her harekete ve boğazların Rusya tarafından işgaline Rusya Müslümanlarının razı olmayacağını belirtir. Nitekim, bu konuşmadan sonra Rusya Müslüman Halk Komitesi Maksudi’yi destekledi. Ancak, Kadet Partisi Müslüman Türklerin isteğini dikkate almadı. Türkiye aleyhtarı tavrını sürdürdü. Bunun üzerine Sadri Maksudi, Kadet Partisinden istifa etti.
Türkistan Türklerinin I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Türk Kurtuluş Savaşını da her safhasına destek vererek yakından takip etmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Türkistan içinde aydınlar ve şairler halkı aydınlatıcı ve Kurtuluş Savaşını destekleyici yazılar yazmışlarsa, Türkistan dışına çıkabilmiş aydınlar uluslararası platformda kendi siyasi meseleleriyle beraber, Türkiye’nin bağımsızlığını ve reformlarını da destekleyici çalışmalar yapmışlardır.
Sovyetler Birliği dışında, Avrupa ülkelerinde bulunan Türkistanlı siyaset ve devlet adamları başından itibaren Atatürk’ün siyasi faaliyetlerini benimsedikleri görülmektedir. İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği günlerde, İdil-Ural Türklerinden Ayaz İshaki, Sadri Maksudi ve Fuad Toktar Paris’te bulunmaktaydı. Onlar, Bolşeviklerin İdil-Ural’da hakimiyeti ele geçirmesinden sonra, mücadelelerini yurt dışında devam ettirmek üzere Fransa’ya gelmişlerdi. Burada Fransız Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Millerand ile görüşme gününü beklerlerken Türkiye Ayan Meclisi Üyesi Ahmet Rıza Bey ile karşılaşırlar. Ahmet Rıza Bey de Fransa hükümetinin isteği ile Türkiye’nin gayri resmi vekili olarak Paris’te bulunmaktadır. Kazanlı devlet adamları Ahmet Rıza Bey ile uzun uzun görüşmelerde bulunurlar. Görüşmenin yapıldığı 4 Nisan 1920 günü, İngilizlerin Padişah’a baskı yapıp, Mustafa Kemal’i asi ilan etmesini istediği günlere rast geliyordu. Kazanlı devlet adamları, Ahmet Rıza Bey’i Padişah’ın böyle bir isteği yerine getirerek Mustafa Kemal gibi bir kahramanı asi saymasının ülkeye büyük zarar vereceğini anlatarak, Padişah’a bu yönde telkinde bulunması hususunda ikna ederler.
Hokand Muhtar Hükümeti’nin sabık başbakanı Mustafa Çokay da Türkiye’nin uluslararası alandaki politikalarına destek veren çalışmalar yapmıştır. Çokay bilhassa Ermeni meselesinde Türkiye’nin haklarının savunulmasında büyük gayretler göstermiştir. Şubat 1918’de Hokand hükümetinin Kızıl Ordu tarafından yıkılmasından sonra, 1919-1921 seneleri arasında Gürcistan'da bulunduğu sırada, Ermeni meselesine vakıf olan Çokay, ayrıca Tiflis’te Kuvayi Milliye temsilcisi olan Kâzım Bey (sonradan İzmir valisi, Trakya umumi müfettişi Kâzım Dirik) ile temasta bulunarak Ermeni meselesi hususunda devamlı surette makaleler neşretti.
Mustafa Çokay 1919-1921 yıllarında Tiflis’te bulunduğu sıralarda Vol'nıy Gorets, gibi rusça dergilerde ve kendi yönetiminde Türkçe çıkan Şafak gazetesinde Kazım Bey’den temin ettiği malumatları “Anadolu Mektupları” namı altında yayınladı. Çokay bu işlerle meşgul olduğu sıralarda, Ermenistan'daki Amerika misyon başkanı ve Türkiye aleyhtarı General şiddetli bir beyanatta bulunur. Bu beyanata Mustafa Çokay, o kadar vazıh ve şiddetli cevap vermiştir ki, şahsi dostları bundan doğabilecek akibetlerden endişe ederek, bir takım koruyucu tedbirler almışlardır.
Mustafa Çokay Şubat 1921’de Gürcistan’dan Türkiye’ye geçer. İstanbul’a varır varmaz müttefik makamlar vasıtasıyla İtilaf Devletleri nezdinde Türkistan meselesinde teşebbüslerde bulunur. Ancak Türkiye’yi de unutmaz. İstanbul’da gördükleri, Türkiye hakkındaki müttefik tasarıları ve Türkiye’nin geleceği hakkında Türkistan Türklerinin görüş ve dileklerini belirten bir memorandum hazırlayarak, müttefik kuvvetler komutanlığına verir.
Mustafa Çokay Berlin'de 1933 yılında yayınladığı "Yaş Türkistan" dergisinde Ermenilerin Türkiye aleyhindeki oyunlarından birisini nasıl bozduğunu da teferruatıyla anlatmaktadır. Çokay'ın belirttiğine göre, Lozan konferansı yıllarında (1922-1923) Ermeni Cumhuriyeti Heyeti Reisi M. Aharonyan düzmece bir iddia hazırlayarak, Hindistan, Kafkas ve Türkistan Müslümanlarının dahi Türkiye'yi Sevr anlaşmasına uymadığı için eleştirdiklerini ve Ermenileri haklı gördüklerini söylüyordu. Bu konuda hazırladıkları memorandumu konferansa sunmuşlardı. Mustafa Çokay ve Ayaz Kafkasyalılar, İdil-Urallılar, Kırımlılar ve Türkistanlıları temsilen bu iddianın asılsızlığı konusunda bir memorandum hazırlayarak, Fransız dışişleri bakanlığına ve Lozan konferansına gönderirler. Çokay, bu konuyla ilgili olarak Yaş Türkistan dergisindeki makalesinde şöyle demektedir: "Ahoranyan'ın Hindistan Müslümanları hususunda söyledikleri ne kadar doğrudur, bilemem. Fakat biz, Kafkasyalılar, İdil-Urallılar, Kırımlılar ve Türkistanlılar adına 22 Mart 1922 günü Sevr anlaşması ile alakalı memorandumu teslim ettik. Onu Fransız Dışişleri Bakanlığına Ayaz İshaki ile beraber götürüp verdik" Çokay bununla da yetinmez. Kendisi maddi sıkıntılar içinde olmasına rağmen, yol parasını borçla tedarik ederek Lozan’a da gider.
Çokay, Ermeni meselesinde Fransız halkını ve Fransa’daki Bolşevik karşıtı Rus göçmenlerini aydınlatmak için Fransızca ve Rusça makaleler kaleme aldı. Bu makaleler “Orient et Occident” ve “Gortsı Kavkaza” isimli dergilerde yayınlandı.
Diğer yandan Türkistan’dan Anadolu’daki mücadeleyi yakından takip etmeye çalışan aydınlar, bilhassa halkın duygu ve düşüncelerini dile getirmekte mahir şairler Kurtuluş Savaşı hakkında şiirler yazmışlardır. Bunlar, böylece şiir diliyle Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na destek vermek istiyorlardı. İşin enteresan yanı böyle şiirleri Türkistan’daki hemen her Türk boyunun önde gelen şairleri kaleme almışlardır. Mesela Kazak Türklerinin milli şairlerinden Mağcan Cumabay bunlardan biridir. Osmanlı mağlup edilerek işgaline karar verildiği sıralarda, Sovyet Rusya'sında iç karışıklıklar ve savaş sebebiyle açlık felaketi yaşanıyor ve halk sıkıntı içinde yaşıyordu. Buna rağmen Türkiye'nin işgale uğramak felaketi Türkistan halkı için çok derin bir yeis ve heyecanla karşılanmıştı. Kazak Türklerinin milli şairlerinden Mağcan Cumabay, ilk baskısı 1923 yılında Taşkent'te yayınlanan eserinde yer alan "Alıstağı bavrıma" yani "Uzaktaki kardeşime" isimli şiirinde bu duyguları açıkça ortaya koymaktadır. Magcan 12 dörtlükten oluşan uzun şiirine şöyle başlıyor:
Alısda azap çekken bavrım,
Quvarğan bayşeşektey kepken bavrım.
Qamağan qalın cavdın ortasında,
Köl qılıp közdin casın tökken bavrım.
Anadolu Türkçesiyle ifade edersek:
Uzakta azap çeken kardeşim,
Kurumuş lale gibi solan kardeşim.
Kuşatmış kalabalık düşmanın ortasında,
Göl gibi göz yaşı döken kardeşim.
Magcan şiirini şu mısralar ile bitiriyor:
Bavrım! Sen o cakda, men bu cakda
Qaygıdan kan cutamız, bizdin atka.
Layıq pa qul bop turuv,
Kel ketelik Altayğa ata miras altın taqqa.
Anadolu Türkçesiyle ifade edersek:
Kardeşim! Sen orada, ben burada
Kaygıdan kan yutuyoruz.
Bizim adımıza layık mıdır köle olmak,
Gel gidelim Altay'a ata yadigarı altın tahta.
Kırgız şairi İsmail Sarıbayoğlu da, 1921 yılında Kurtuluş Savaşı için bir şiir yazmıştır. Hayatı hakkında fazla bir malumatımızın olmadığı bu Kırgız şairi, "İngilizler Türklere saldırırken yazılan şiir" ismini taşıyan şiirinde, Anadolu Türklüğünün ölüm-kalım savaşına Kırgız Türklerinin dikkatini çekmek ve gerekirse yardımına koşmak gerektiğini ifade etmekte ve şöyle demektedir:
Ekçeme içip kölösün,
Bar önörün ordo atmak.
Musulmandın işi emes,
Kılıç çappay cön catmak.
Koldon kelse kayrat kıl.
Oygon Kırgız uykudan.
Stambul türktön ayrıldın.
Bolup aldı ar bölök,
Ak cinister bölök.
Amerika, sarı orus
Aydap cürdü türkündü.
Aylan kelse, sen boluş.
Anadolu Türkçesiyle ifade edersek:
Ayran içerek eğleniyorsun,
Bütün hünerin eğlenmek.
Müslümanın işi değildir,
Kılıç sallamadan boş yatmak.
Elinden geliyorsa çaba göster.
Uyan Kırgız uykudan.
İstanbul Türk'ten ayrılıyorsun.
Oldular grup grup,
Beyazlar bir grup.
Amerika, Sarı Rus
Önüne kattı Türk'ünü.
İmkanın varsa, koş yardım et.
Türkistan'ın önde gelen şairlerinden Abdülhamid Çolpan da (1897-1938) bir taraftan Türkistan'ın hürriyeti için halkta mücadele ruhu uyandırmaya çalışırken, diğer taraftan Türkiye'yi ihmal etmiyor ve Türk istiklal harbi için şiir yazıyordu. Onun Tufan adlı şiiri Anadolu'da milli mücadeleyi yürüten Türk ordusuna ithaf edilmiştir. Şiirde Türk ordusu "mazlumlar tufanının öç alıcı sellerine", işgalci kuvvetler ise "medeniyet beşiğinde oturan cellatlara" benzetilir. 1920'lerde yazılan şiirin başında ve sonunda Türk ordusuna hitap eden iki mısralık şu bölüm:
Ey İnönü, Ey Sakarya, ey İstiklal Erleri
Milli Misak alıngança totalmasdan ilgeri,
heyecan ve çoşkunluk yaratmaktadır. Şiir,
Ey istiklal, ey Sakarya, ey İnönü Erleri
Yür, mazlumlar tufanının öç alguçı selleri!
mısralarıyla sona ererken Çolpan, Türk İstiklal harbini batılı sömürücü ve işgalci güçlere karşı mazlum milletlerin öç alması olarak görmektedir.
SONUÇ
Üç ana başlık altında incelediğimiz Türkistan Türklerinin Türkiye’ye yaptığı bu yardım ve desteklerin maddi boyutları, belki milli mücadelenin başarısına büyük etkiler yapacak ölçüde görülmeyebilir. Ancak onların o devirde içinde bulunduğu şart ve durumlar göz önüne alındığında büyük fedakarlıklar içinde ifa edilmiş olduğu muhakkaktır. Bu fedakarlıklar ve Türkiye’ye karşı beslenen sevgi ve muhabbet Balkan Savaşından itibaren artarak devam etmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında had safhaya ulaşan bu sevgi ve muhabbet Ankara’nın da dikkatlerinden kaçmamıştır. Mesela bu yakın alakayı fark edenlerden biri Ankara Hükümeti’nin Maliye Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek’tir. 1920 yılında Moskova’da bulunan ve Buhara, Hive, Türkistan, Tataristan ve Azerbaycan temsilcileriyle görüşmeler yapan Yusuf Kemal Bey 16 Ekim 1920’de TBMM’de yaptığı konuşmada bu konuda şunları söylemektedir: “Onların bizlere itimatları var... Bizleri muhterem ve mukaddes yerlerden gelmiş insanlar addediyorlar... Bizim milletin mukadderatına bizden ziyade alakadar oluyorlar... Türkiye köktür, burada bulunan onun dallarıdır, diyorlar”.
Netice olarak Türkistan Türklerinin 1920’lerdeki Türkiye’ye bakış açısı, ona yardım etme ve destek olma gayretlerini büyük idealist İsmail Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” şiarının bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bu da Gaspıralı’nın XIX. yüzyılın son çeyreğinden XX. yüzyılın başlarına kadar yayın hayatını sürdüren ve Balkanlardan Doğu Türkistan'a kadar bütün Türkçe konuşan halklar tarafından okunan "Tercüman" gazetesindeki fikirlerini Türk Dünyasına yaymada belli ölçüde başarıya ulaştığını göstermektedir. Bu sebeple, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkistan'daki Türk Cumhuriyetleri arasında sağlıklı ilişkiler için kardeş ülkeler arasında hızlı ve tarafsız iletişimi sağlayıcı ortak televizyon ve diğer basın araçlarının varlığının çok önemli görevler ifa edebileceğini söyleyebiliriz.

  • 1868 defa okundu.