Temsil edilmeyen milletler ve halklar Örgütü

Unpo genel sekreteri

Marino Busdachin’in konuşması

 

 

Sayın başkan, sevgili arkadaşlar,

Burada olmaktan mutluluk duyuyorum ve Unpo - Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Örgütü adına bugünki önemli toplantıda sizlere seslenme fırsatı bulduğum için minnetar olduğumu belirtmek isterim.Sizlere dünya üzerindeki 150 milyon insanı temsil eden UNPO’nun 61 üyesinin selamlarını getirdim.  

Öncelikle, UNPO adına, Uygur’ların tanınmış lideri, UNPO’nun kurucusu ve Unpo’nun eski Genel Sekreteri olan Erkin Alptekin’e beni bu konferansa davet ettiği için teşekkürlerimi bu vesileyle iletmek isterim.  

Acheh, Ahvaz, Makedonya ve Kosova’daki Arnavutlar, Başkırtlar ve Çerkezler, Çeçenler, Kırım Tatarları ve Tataristan, Kumuk ve Sancak, İnguşetya ve Irak Türkmenleri, Irak kürdistan’ı, Somaliland ve Zanzibar, Doğu Türkistan’ın Uygur Türkleri gibi UNPO’nun müslüman halklarının ve topluluklarının sıcak selamlarını sizlere sunmak isterim.

 

UNPO genel kongreleri, uluslararası konferansları ve seminerleri müslüman üyelerine, içinde bulundukları durumlarda destek ve çözüm arayışındalarken, bu durumlarına dünyanın dikkatini çekmek adına bir imkan sağlamaktadır.

 

Birleşmiş Milletler bünyesindeki UNPO’nun destek programı, temsil edilmeyen milletler ve halkların, sık sık korkunç insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kaldıkları halde, uluslararası merciler ihlalleri denetlemek ve kınamak için faaliyete geçmeden önce kaygılarını ortaya koymayı zor buldukları görüşünün bilinmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

 

Bu tür Birleşmiş Milletler mercileri arasında BM İnsan Hakları Komisyonu, Azınlıkların Korunması ve Ayrımcılığın Önlenmesi Alt Komisyonu, Yerli Halklar Çalışma Grubu, Azınlıklar Çalışma Grubu, Yerel Meseleler Daimi Forumu gibi mercileri sayabiliriz.Aynı zamanda İnsan Hakları Komitesi, Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi gibi antlaşma gruplarını de sayabiliriz.

 

Müslüman üyelerinin çağrısına cevap veren UNPO, Abhazya’da, Makedonya’da, Çeçenistan’da, Inguşetya’da, Kuzey Osetya’da ve Zanzibar’da kanıt toplayıcı ve diplomatik misyonlar düzenlemiştir.Unpo aynı zamanda Kuzey Irak, Tataristan, Kosova, Zanzibar, Sancak, Abhazya ve Çeçenistan gibi tartışmalı veya yüksek tansiyonlu bölgelerde seçim gözlemciliği görevi yürütmüştür.

 

Ben yaygın biçimde göz ardı edilen iki esas, temel insan hakkının altını çizmek istiyorum: demokrasi ve kendi kaderini tayin etme yetkisi. Kendi kaderini tayin etme kavramının kökeni, bireyin kendisini yönetecekleri seçme hakkı ve fikir üretimine katılımı anlamına gelen demokraside yatar ve öz kavram olan demokrasiyle ayrılmaz biçimde birbiriyle kenetlidir.Bu bağlamda, kendi kaderini tayin etme hakkı bir seçim ve katılım hakkıdır.Fakat kendi kaderini tayin etme kavramının uygulanması, bir topluluğun; belirli bir devlet çerçevesi içerisinde olsun veya olmasın, kendi topluluğu içerisinden liderlerin kendisini yönetmesini isteme hakkını da içerir.

 

Dünyada geçtiğimiz yüzyıl içerisinde meydana gelmiş olan birçok silahlı çatışma, ve soğuk savaşın sonundan itibaren başlayarak günümüze uzanan çatışmaların büyük çoğunluğu, açık bir şekilde ifade edilse de edilmese de insanların kendi kaderlerini tayin etme hakları eksenindedir.Bu sebeple; kendi kaderini tayin etme kavramının; bir katkıda bulunan etken veya da ihtilaf sebebi olmaktan çok, ihtilafın etkili biçimde önlenmesi ve çözümü fikri şeklinde algılanmasının yollarını araştırmak gereklidir.

 

Geçtiğimiz on yıl içerisinde, dünyamız artan bir demokrasiye duyulan memnuniyet ve demokrasiye bağlılığa tanık olmuştur.Demokratik hükümetlerin kurulmasına ilişkin istikrarlı bir eğilim görmekteyiz.Bugün, Latin Amerika’dan Afrika’ya ve Avrupa’dan Asya’ya, geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde, demokrasi, dünya çapında uygulanan, kabul görmüş bir ilke haline gelmiştir.

 

Ben içtenlikle günümüzde demokrasinin, Birleşmiş Milletler Genel sekreteri Kofi Annan’ın Birleşmiş Milletler Millenium Bildirisi’nin Yürütülmesi Hakkındaki Raporu’nda da belirttiği gibi temel bir insan hakkı olarak görülmesi gerektiği görüşüne inanmaktayım.Raporunda Sayın Annan şöyle diyor ‘Demokrasi ve İnsan Hakları, iki uzak kavram olmasına rağmen, birbiriyle yakınen ilişkilidir’

 

Barışın, güvenliğin ve istikrarın mevcut olması için, insanlar ve toplumlar arasındaki, veya insanlarla devlet arasındaki kurumların temelinin, samimi ve daimi bir uzlaşı, karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkar üzerine kurulması gerekmektedir.Barış, kabul edilmiş kurallara uygunluk yoksunu devletlerde veya hükümetleri toplumun bir kesiminin refahını veya yaşamlarını tehdit ettiği devletlerde varolamaz.Uluslararası toplumun, üyeleri ve kurumlarının; insan hakları ihlalleri ve kendi kaderini tayin etme kavramı gibi uluslararası hukuk konularına tecavüz edilen durumlarda harekete geçme zorunluluğu vardır.

Harekete geçme zamanı her zaman için bu andır.Ve asla bir ihtilaf zaten çözüm yollarına gitmişken değildir.

 

İhtilafların önlenmesi; devletleri sınırları içerisinde yaşayan kendisine uzak toplumlar ve topluluklar da dahil olmak üzere tüm vatandaşlarına karşı uluslararası yasal standartlara uygunluk içerisinde hareket etmeye ve kendi kaderini tayin kavramının uygulanmasına engel teşkil edecek toplulukların nakli veya zorla asimile edilmesi gibi faaliyetlerden kaçınmaya ikna etmek için önlemler gerektirir.

 

Devletlerin; ulusların ve toplulukların arzularının görmezden gelinemeyeceği gerçeğini farketmeleri sağlanmalıdır.  

UNPO adına, Unpo’nun bu önemli hususları Birleşmiş Milletler’e, Uluslararası Organizasyonlara, Avrupa Birliği’ne ve Uluslararası Toplumun dikkatine taşıma kararlılığı konusunda sizi tamamen temin ediyorum.

 

Sayın Başkan, arkadaşlar,

 

Avrupa’da, Ege bölgesinde ve Orta Asya’da demokrasinin gelişmesine ve insan haklarına saygıya yönelik büyük bir adım teşkil edecek bir diğer önemli konu ise gelecekte Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımıdır.

 

Bu bir umut ve bir arzudur.

 

Unpo ve ağı bu çözüm için yıllar öncesinden beri destek veriyor ve lobi görevi görüyor.

 

AB içerisinde bir Türkiye, Avrupa’nın kapalı bir ‘Hristiyan kulübü’ olmadığını su götürmez biçimde ortaya koyacak bir kanıt olacaktır.Birliğin doğasının kapsayıcı ve hoşgörülü bir toplum olduğunu bir kez daha kanıtlayacak; gücünü çeşitliliğinden aldığını ve özgürlük, demokrasi, yasanın üstünlüğü, insan haklarına saygı gibi ortak değelerle bir arada duran bir birlik olduğunu bir kez daha ortaya koyacaktır.

 

Sıkca cehalet ve önyargı ile beslenen ve uluslararası terörizm gibi kriminel olgularca yanlış kullanılan 21.yy’ın büyük kültürel münazarası içerisinde; çok uluslu, çok kültürlü ve çok inançlı bir Avrupa, dünyanın geri kalanına ‘medeniyetler çatışmasının’ insanoğlunun kaçınılmaz kaderi olmadığı mesajını güçlü şekilde verebilir.

Türkiye’nin üyeliği İslamiyet ile demokrasinin bağdaşma kanıtını teşkil edebilir.Türkiye’nin deneyiminin eşsiz olduğu doğrudur; değişik kültürel kökenler üzerinde iki asırlık batı yönlendirmesi ve Atatürk’ün devrimleriyle laik bir demokrasiye dönüştürülmesi gibi hususları düşündükçe görüyoruz ki Türkiye’nin tekrar basitçe diğer islam ülkelerine dönüşmesinin imkanı yoktur.Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin başarıyla katılması İslam dünyasına Avrasya’ya ve Orta Asya’ya, dini inançların ve geleneklerin, dünyaca kabul görmüş modern tolumların ilkeleriyle bağdaşabilmesi konusundaki ikilemine de cevap bulmanın aslında mümkün olduğunu gösterecektir.

Demokrasiyi, insan haklarını, kendi kaderini tayin etme kavramını güçlendirme ve yasanın üstünlüğü olguları; sosyal ilerleme, modernleşme ve gelişme yolundaki zorluklarla başa çıkma açısından önemlidir.

Bu dostluk ve saygı duygularıyla, sizlere müzakerelerinizde başarı dileklerimi iletiyorum.Elde ettiğiniz sonuçlardan ve atacağınız tatbiki adımlardan birşeyler öğrenmek için sabırsızlanıyorum.

  • 1875 defa okundu.