Uygurlar Çin'in 'Terörle savaş'adına uyguladığı baskıdan kaçıyor-4
Uluslararası Af Örgütü Internatıonal Secretarıat,1 Easton Street London
Çin Halk Cumhuriyeti
AI Index: ASA 17/021/2004

 
Nepal, 1991’den bu yana ICCPR’nin ve İşkenceye Karşı Sözleşme’nin tarafıdır, ancak Mülteci Sözleşmesi’ni onaylamamıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu (UNHCR) Uygur vakaları da dahil olmak üzere Nepal’de iltica başvurularının değerlendirilmesinde kilit bir rol oynamaktadır.

Çin’in Nepal ile ilişkileri, Nepal’de 20.000’den fazla sürgün Tibetlinin bulunması nedeniyle uzun süredir karmaşıktır. Bu sürgün Tibetlilerin bir çoğu din özgürlüğü ve Tibet’in bağımsızlığı için kampanya yapmışlardır. Bildirildiğine göre, Nepal Kralı Gyanendra, Temmuz 2002’de Çin’e yaptığı resmi ziyarette ülkesinin Tibet konusunda Çin’den daha fazla işbirliği görmek için çalışacağına ve Nepal’de bulunan insanların “Çin’e karşı ajitasyon yapmaları”na izin vermeyeceğine söz verdi. Bunun karşılığında da eski Çin Başkanı Jiang Zemin’in Nepalli yetkililere Nepal’deki “Maocu isyancılar” ile mücadelelerinde “moral destek” sunduğu bildirildi. Son dönemlere kadar az sayıda Uygurun Çin’den Nepal’e kaçmış olduğu bilinmektedir. Ama 2000’den sonra en az 16 Uygurun iltica başvurusunda bulunmak için Nepal’e gelmiş olduğu bildirilmiştir. Son iki yılda ortaya çıkmış olan bir kaç refoulement vakası, bu ülkenin Uygur sürgünleri için güvenli bir iltica ülkesi olmadığını göstermektedir.

Yeni yaşanan bir vakada, bir Uygur aktivisti olan Şahir Ali (Şir Ali, Siraili, Vucimaimaiti Abasi ya da Gucamamat Abbas olarak da bilinir) Nepal’den Çin’e zorla geri gönderildikten sonra infaz edildi. Gözaltına alındığı ve ardından zorla geri gönderildiği (refoulement) sırada Şahir Ali Nepal’de UNHCR tarafından mülteci olarak kabul edilmişti ve yeni bir yere yerleştirilmeyi bekliyordu.

Şahir Ali, SUÖB’ün güneyinde yer alan Hotan (Hetian) şehrinden genç bir Uygur milliyetçisiydi. “Güvenli bir yerde” olana kadar yayınlanmamasını istediği ifadesine göre, siyasi faaliyetlerinden dolayı1994’te Çin’de tutuklanmış ve işkence görmüştü. Kasım 2000’de Tibet üzerinden Nepal’e kaçtı ve UNHCR’ye mülteci olarak tanınması için başvurdu. Mayıs 2001’de mülteci olarak tanındı. Buna rağmen Aralık 2001 tarihinde Nepal göçmen bürosu yetkilileri tarafından gözaltına alındı ve bir kaç hafta Katmandu’daki Hanuman Dhoka ilçe polis merkezinde tutuldu.

Şahir Ali’nin polis merkezinden 10 Ocak 2002 ya da buna yakın bir tarihte bir grup Nepal polisi ve Çin’in Nepal büyükelçiliğinden görevliler tarafından alındığı ve kısa süre sonra zorla Çin’e geri gönderildiği sanılmaktadır. Aynı tarihte gözaltında bulunan bir, muhtemelen iki diğer Uygur da polis merkezinden alınmıştır. Bunlardan biri olan Abdu Allah Sattar (Abdullah Sattar olarak da bilinir) Şahir Ali ile aynı dönemde gözaltına alınmıştı ve onun da Çin’e zorla geri gönderildiği tahmin edilmektedir. Uluslararası Af Örgütü’ne Abdu Allah Sattar’ın halen nerede olduğu konusunda başka bir bilgi ulaşmamıştır. Geri gönderilmiş olması muhtemel üçüncü kişinin kimliği bugüne kadar açıklığa kavuşmamıştır.

Uluslararası Af Örgütü, Ekim 2003’de resmi Çin medyası Şahir Ali’nin ölüm cezasının infaz edildiğini duyuruncaya kadar Şahir Ali’nin akıbetiyle ilgili yeni bir bilgi
edinmedi. Şahir Ali’nin infaz edildiği kesin tarih tam olarak belli değildir, ama Mart 2003’te “ayrılıkçılık”, “bir terörist örgüt kurmak ve yönetmek” ile “yasa dışı silah ve patlayıcı imali, ticareti ve bulundurma” da dahil olmak üzere çeşitli suçlardan mahkum olduktan sonra ölüm cezasına çarptırıldığı bildirildi. Verilen ceza temyizde Sincan Yüksek Halk Mahkemesi tarafından onandı. Resmi Çin web sitesi www.tianshan.net adresinde 21 Ekim 2003’de yayınlanan bir rapora göre, mahkeme Şahir Ali’yi Doğu Türkistan İslamcı Allah Partisi (ETIPA) de dahil olmak üzere çok sayıda “terörist” örgütü yönetmekle suçladı. Mahkeme, Şahir Ali’nin grup üyelerine çeşitli bombalamalar, suikastler yapma ve diğer faaliyetleri yürüme emri verdiğini iddia etti. Mahkeme ayrıca Şahir Ali’nin “ülkeyi bölmek için büyük ölçekli kışkırtma ve propaganda” faaliyetleri yürüttüğünü ve fesata karıştığını da belirtti. Bu faaliyetler, bir “dayak, vurup kırma ve yağma” olayı olarak tanımlanan 5 Şubat 1997 tarihli Gulca (Yining) olayında doruk noktasına çıkmıştı.

Şahir Ali gizli celsede yargılandı ve kendisine yöneltilen suçlamaları kanıtlamak için mahkemede hangi delillerin sunulduğu bilinmemektedir. Şahir Ali, Nepal’deyken Özgür Asya Radyosu ile yaptığı ve ölümünden sonra yayınlanan röportajlara göre, “askeri olmayan” bir örgüt olarak tanımladığı Doğu Türkistan İslamcı Reform Partisi adlı bir gruba üye olduğunu iddia etti. Şahir Ali, 1994’te SUÖB’deki Guma (Pişan) kasabasında tutukluyken, çeşitli suçları itiraf ettirmek amacıyla zincirlerle dövülmek, elektrikli iskemlede elektrik şoku verilmek ve ayak tırnaklarının arasına metal çivilerin sokulması da dahil olmak üzere sekiz ay boyunca gördüğü işkenceyi de anlattı.

Şahir Ali’nin ölüm cezasının infaz edilmesi, Abdu Allah Sattar’ın (yukarıda söz edilmiştir) ve 2002’nin ortasında Nepal’den zorla geri gönderilen başka bir Uygur olan Hayum Vaşim Ali’nin (Vaşim Ali olarak da bilinir) akıbetleri konusunda yeni endişelere yol açtı. Hayum Vaşim Ali, Ekim 2001’de Nepal’de UNHCR tarafından mülteci olarak kabul edilmiş, ama bundan kısa süre sonra Nepal göçmen bürosu yetkilileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştı. Hakkındaki iddiaların ne olduğunun belli olmamasına karşın, görünürde “soruşturma” için 1 Mayıs 2002’de Hanuman Dhoka ilçe polis merkezine nakledilmişti. Bildirildiğine göre, Hayum Vaşim Ali tekrar bilinmeyen bir yere götürülmeden önce 23 Mayıs 2003’te Katmandu’daki Baş Bölge Yetkilisinin bürosuna götürüldü. Bir görgü tanığına göre alınıp götürülürken Hayum Vaşim Ali gözyaşları içindeydi. Hayum Vaşim Ali’nin ne zaman Çin’e zorla geri gönderildiği tam olarak bilinmemektedir, ama Uluslararası Af Örgütü Şubat 2003’te onun bölge başkenti Urümçi’nin yaklaşık 40 km dışındaki Michuan cezaevinde tutulduğuna dair duyumlar almıştır. Resmi olmayan kaynaklardan alınan daha sonraki duyumlarda, Hayum Vaşim Ali’nin tek kişilik bir hücrede tecritte tutulduğu; iddiaya göre işkence ya da kötü muamelenin sonucu olarak yüzünün şiş olduğu ve bacaklarını hareket ettiremediği belirtildi. Doğrulanamayan bildirimler, Hayum Vaşim Ali’nin “yıkıcılık, ayrılıkçılık, yasa dışı bir örgüte katılma ve silah almak için para toplama” ile suçlandığını öne sürmektedir. Hayum Vaşim Ali’nin yargılanıp yargılanmadığı ve mahkum edilip edilmediği konusu bugüne kadar açıklığa kavuşmamıştır. Uluslararası Af Örgütü onun güvenliğinden ciddi olarak kaygı duymaktadır.

Uluslararası Af Örgütü, bir kişiyi işkence ya da diğer ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalacağı bir ülkeye geri göndermeme yükümlülüğünün bu kişinin bulunduğu ülke tarafından, bu örnekte Nepal tarafından yerine getirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Nepal, Mülteci Sözleşmesi’nin tarafı değildir, ama gene de yerleşik uluslararası hukukun temel bir ilkesi olan non-refoulement ilkesi ile bağlıdır. Çin, 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’nin tarafıdır ve Çinli yetkililerin bu vakalarda mültecilerin bulunduğu ülkenin işlerine açıkça karışması, Çin’in uluslararası hukuka bağlı olma yükümlülüğü üzerinde ciddi kuşkulara yol açmaktadır. Mültecilere ilişkin uluslararası korumanın temel ilkelerinden biri de, iltica hakkı tanımanın barışçıl ve insancıl bir davranış olduğu ve bundan dolayı da iltica hakkı tanımanın başka bir devlet tarafından dostane olmayan bir davranış olarak görülemeyeceğidir. Çin, iltica başvurusunda bulunan ve mültecilik hakkı elde eden Çinlilere ev sahipliği yapan ülkelere, bizzat ilticacıların kendisine ve sürgündeki diğer Çin uyruklulara hukuk dışı baskı kuran davranışlarıyla bu önemli ilkeyi ve mültecilerin korunmasına ilişkin tüm uluslararası çerçeveyi baltalamayı göze almaktadır. Çin’in zorla geri gönderme olaylarına karışması ile ilgili endişeler geçtiğimiz yıl Nepal’de, Nepal ve Çin’den yetkililerin ortak bir operasyonuyla üç kadın ve sekiz çocuğun da aralarında bulunduğu 18 Tibetlinin geri gönderilmesi (refoulement) ile ilgili çok iyi bilinen başka bir olay nedeniyle daha da arttı. Görgü tanıkları, sözkonusu Tibetlilerin Çinli ve Nepalli yetkililer tarafından sınır yönüne doğru götürülmeden önce, Çin büyükelçiliğine ait olduğuna inanılan bir araca bindirilirken ağladıklarını ve bağırıp çağırdıklarını anlattı. UNHCR, hükümetler ve STÖ’lerin dile getirdiği yaygın uluslararası kaygılara rağmen bu operasyon 31 Mayıs 2003 tarihinde yapıldı. 18 kişi Tibet’e vardıklarında gözaltına alındılar. Bunlardan daha sonra serbest bırakılan bazıları, tekmelenmek, dövülmek, elektrik şoku veren coplarla itilip kakılmak, tırnaklarının altına dikiş iğnelerinin sokulması, uzun süreler boyunca çıplak durmaya mecbur bırakılmak ve dini inançları ile ilgili aşağılayıcı yorumlara maruz kalmak da dahil olmak üzere gözaltında işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını anlattı. Bu kişilerin bir çoğu bir kaç ay sonra salıverildi, ama Taşi olarak bilinen ve grubun rehberi olduğuna inanılan en az bir tanesinin Tibet’in başkenti Lhasa’daki bir cezaevine nakledildiği bildirildi. Bu kişinin mevcut hukuki durumu ve içinde bulunduğu koşullar bilinmemektedir, ama rehber rolü nedeniyle özel olarak sert muamele görmüş olduğuna inanılmaktadır.


İşkence ve gözaltı sorunlarını içeren Medeni ve Siyasi Haklar, yeni atanan İşkence Özel Raportörü Mr Theo van Boven’in raporu, 26 Şubat 2002, UN Doc. E/CN.4/2002/137 14. paragraf. Bu yıl BM İnsan Hakları Komisyonu’nda non-refoulement ilkesine ilk kez İşkence Sonuç Bildirgesi’nde (2004/41) bir atıfta bulunuldu. Bu bildirge oy birliğiyle kabul edildi ve işkence ve zalimane, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ya da cezalandırma açısından non-refoulement ilkesinin yerleşik uluslararası hukukun bir parçası olduğunu bir kez daha vurguladı.

Kathmandu Post, 12 Temmuz 2002.
A.g.e.
Yukarıda da belirtildiği gibi, Çinli yetkililerin ETIPA’yı ETIM’in bir başka adı olarak gördükleri bildirilmiştir.
Makalenin Çincesi, resmi Xinjiang Xinwenwang web sitesinin http://www.xjnews.com.cn/news/2003-10-21/20031021111742.htm adresinde bulunabilir.
“Executed Uyghur refugee left torture testimony behind” (“İnfaz edilen Uygur mülteci ardında işkence açıklaması bıraktı”), RFA, 23 Ekim 2003.
Örneğin bkz., Devlete Sığınmaya İlişkin Bildirge, 14 Aralık 1967 tarihinde 2312 (XXII) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiştir.
Çin’in taraf olduğu Mülteciler Sözleşmesi’ne ilişkin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmemesi, Kuzey Kore’den Çin’in kuzeyine geçen Kuzey Koreli ilticacılar ve mültecilere uyguladığı muamelede daha doğrudan görülmektedir. Çin bu tür kişileri resmi olarak “ekonomik göçmenler” kategorisine sokmaktadır ve bir çoğunun gerçek iltica hakkına sahip olduğuna dair kanıtlar olduğu halde, UNHCR yoluyla olanlar da dahil olmak üzere onlara mültecilik işlemlerine ulaşma hakkı tanımamaktadır. Bu arada Çin, Mülteci Sözleşmesi’nin kendisine getirdiği yükümlülükleri ihlal ederek yüzlerce Kuzey Koreliyi, muhtemelen işkence ve infaz da dahil olmak üzere Kuzey Kore’de belirsiz bir akıbete zorla geri göndermiştir. Daha fazla bilgi için bkz. Amnesty International, Democratic People’s Republic of Korea: Starved of Rights: Human Rights and the Food Crisis in the Democratic People’s Republic of Korea (Uluslararası Af Örgütü, Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti: Hak Açlığı Çekmek: Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti’nde İnsan Hakları ve Yiyecek Sıkıntısı), Ocak 2004 (ASA 24/003/2004), ss.29-33.
Bkz. Amnesty International, Nepal: forcible return of Tibetans to China unacceptable (Uluslararası Af Örgütü, Nepal: Tibetlilerin zorla Çin’e geri gönderilmesi kabul edilemez), 2 Haziran 2003 (ASA 31/021/2003).
Bu olayın daha ayrıntılı bir açıklaması için bkz. “Dangerous Crossings: Conditions impacting the flight of Tibetan refugees” (“Tehlikeli Kavşaklar: Tibetli mültecilerin kaçışını hızlandıran koşullar”), International Campaign for Tibet (ICT), Haziran 2004. Ayrıca bkz. “Tibetan refugee describes torture, extortion in Chinese jail” (“Tibetli mülteci Çin cezaevindeki işkenceyi, zorbalığı anlatıyor”), RFA, 24 Aralık 2003; “Seven of 18 Tibetans repatriated from Nepal still imprisoned” (“Nepal’den iade edilen 18 Tibetliden 8’i hala cezaevinde”), World Tibet Network News, ICT, 23 December 2003; ve Tibet Press Watch, ICT Ocak/Şubat 2004.
Bkz. Dillon, 2004, a.g.e., s.138.

  • 1766 defa okundu.