Naziğim Destanı

Dr. Emel Esin

Araştırmacı -Yazar

 

Kül Tiğin'den Atatürk'e, Türk Alpleri silsilesinde, bazılarının şahsiyeti milli tarihin çerçevesini alan insani kıymetler temsil eder. Böyle alplerin meyli cihangirliğe değildir. İntihab ettikleri içtimai muhit ve hars içinde yasaya bilmek gibi insan haklarını milletlerine temin için uğraşmış ve bu çabada canlarını kurban etmeği göze almış kimselerdir. İnsan haysiyetini hayattan aziz sayan alpler arasında, kadın kahramanlar da yer almaktadır. Milletimiz için çile devri olan son iki yüzyıl içinde, Türkiye'de Nine Hatun, Türkistan'da Dilşad ve Nazik yaşadı. Nine Hatun kendisine vurulmak istenen esaret zincirlerini kırabildi. Fakat Nazik, "boynun da demir" öldü.

 

Naziğim" destanı (1), Doğu Türkistan'da, miladi ondokuzuncu yüzyılın başlangıcında cereyan eder. Hocalar sülalesinden Cihangir Hoca, Doğu Türkistan'ı 17.yüzyıldan beri istila etmiş olan Kalmaklar ve Çinlilerden kurtarmak için, Kırgızların yardımını istemiş ve savaşa geçmişti. 1837 yılında bu savaş hezimet ile sona erdi. Cihangir Hoca, demirden bir kafese sokularak, Çine sevk edilirken, yolda öldürüldü. Çin alayları ve hapishaneden salınarak Doğu Türkistan'ı almağa sevk edilen canilerden oluşan "hempen" (2), kıtaları, Kaşgara ilerledi. Şehre girince, ele geçirdikleri erkekleri vurdular. Kadınları toplayıp, şimale, Kukaya doğru sürdüler. Kulcaya sürülen kadınlar arasında bir "cıvan", yani Doğu Türkistan lehçesinde, genç ve evli bir kadın vardı. Narin boyu sebebinden, Kaşgarlılar bu genç kadına "Naziğim" derlerdi, "buğday tenli, kara gözlü, kara kaşlı (3) idi. Okumayı severdi ve Kaşgar'ın en alim hanımı idi.

Çinliler, Naziğin "ata"sının ve "er" inin "saray"ını(4) yıktılar. Anasını, "er" ini ve üç yaşındaki oğlunu öldürdüler.

 

"Çempen (5) berip öltürgen "

Çempen gelip öldürdü

 üç yaşdaki balamnı"

Üç yaşdaki çocuğumu"

Destandan anlaşıldığına göre, Nazik, babasının akıbetini bilmiyordu. Destan boyunca, babasının belki hayatta olduğunu, Kaşgar da kaldığını Ümit eder:

"Atam Kaşgar da kaldı.

"Atam Kaşgarda kaldı.

Naziküm dep yiğledi"

Naziğim diye ağladı."

Dağlarda, bayırlarda, düşmandan kaçarken, daima Kaşgarın yolunu arar, Nazik, bazen babasının belki ölmüş olduğunu ve kendine mana aleminden yardım ettiğini düşünür.

Naziğin oğlan kardeşi Abdullah Hoca, kendisi ile aynı kafilede, Kulca ya sürülmüştü. Hoca (5) her vakit lakap değişmiş, bazende ad olarak verilirmiş. Abdullah Hocaya Destanın bazı kısımlarında, Nazik "ağa" demektedir. Fakat Abdullah da Naziğe "abla" der. Abdullah'ın Çinliler tarafından hayatta bırakıldığına göre, belki Nazikten küçüktü.

Hitay kafir (Çinli) Kaşgarlı kadınların ayağına demir "koza" boyunlarına ve ellerine, aynı demirden ok ile birbirine bağlı bukağu takıp, Kaşgar vadisinin dışındaki "Kum"a sürmeye başlayınca, durup ağlayarak son defa yıkılan evine, ailesinin öldürüldüğü yere bakan Nazik, Destanın ilk faslını söyledi:

Destan, I. (6)

Tarançı levhasından asıl metin

 1-Hitay kafir natessen(natarsan)

Zencir battı kolumğa

Koyup etseng kitimen

Özeng körgen yurtumğa

 

2-Hitay kafir natessen

Kelmeğin mening keşimğa

Kelsen meninğ keşimga

Kas kılarmen canınga

 

Bir atadin üç kız idük

Eng kıçığı men idim

Oğul bolsang, alim bolğan

Toksan kitap okuğan idim

 

Tağdın tuşken tört atlık

Törtilisi boz atlık

Törtleyenning içide

Mening atam sumbatlı (7)

 

Karasam körünmeydu

Buzulğan saray

Su yerden turup teret kılıng!

Men kaçıp bağay

 

Akerip tutar iken

Ak mazarıngız

Zerikip tutuptu

Nazik balangız

 

Atam bilen anam menin

Kaidin meni tapudu?

Şu yerde ölçüp ketsem

Kumdin tapamdu?

 

Atam bilmez anam bilme;

Menin halimni

Canım bilir, tenim bilir

Sarğaygannımnı

 

 

 Çinli kafir! insafsız!

 Zincir battı koluma

Koy beni,  gideyim ben

O gördüğün yurduma

 

Çinli kafir!insafsız!

Gelmeyin benim yanıma

gelsen benim yanıma

Kasd kılarım canına

 

Bir atadan üç kız idik

En küçüğü ben idim

Oğul olsam, alim olur

Doksan kitap okur idim

 

Dağdan inen dört atlı

Dörtüde hep boz atlı

O dördünün içinde

Benim atam heybetli

 

Uzaklara baksam görünmüyor

Yıkılan ev,

Şu yerde durup tahrat kılın!

Ben   kaçmaya  bakayım!

 

(Ufuk da) ağarıp dururken

O ak mezarınız

Ağlayarak duruyor

Sizin Nazik kızınız

 

Atamla anam benim

Beni nerden bulacak

Şu yerde ölüp gitsem

Kumda  beni  bulur  mu?

 

Atam bilmez, anam bilmez

Benim halimi

Canım bilir, tenim bilir

Sararan benzimi

 

Nazik ve kardeşi Abdullah, Çinliler tarafından, 17. yüzyıldan beri Doğu Türkistan'a yerleşmiş yabancı boylardan, Kalmak veya Solanlara esir olarak verildi. Kalmaklar (Kalmuklar) Moğol soyundan, budist dininde bir boy, Solonlar (Solon) ise, Mançu soyundan ve Şamanist inançlı bir millettir. (8) Destanın safhalarında, Nazik, bazen kalmakların, bazen Solanların esiri olarak gözükür. Kaşgar da Kulca tarafına ilk getirildikleri zaman, Naziğin ve kardeşinin, Kalmaklara verildiği anlaşılmaktadır. İki kardeş, dağ başında, bir "yar" üstünde gizlice buluştular. Abdullah Naziğe kaçmayı tavsiye etti. "Naziküm Abla, kaçmazsan kara kafir Kalmakdan çocukların doğar" dedi. Nazik ağlayarak cevap verdi: "Canım kardeşim, bende kaçmayı düşündüm. Ama sensiz ne olurum.? Sonra kaçmaya kat'i karar aldı ve "Allaha sığındı".  

O gece, gün ağarmadan, Kalmaklar "savaş meydanında"  (Cihangir Hocaya karşı harbe gitmişlerdi.), sarhoş halde bayram ederken, Nazik kaçtı. Üç gün, üç gece Naziğin kaçtığının farkına varamadılar. Dördüncü gün, Naziğin kaçtığını anlayınca, Abdullah bir ağaca bağlıyarak işkence ettiler ve Naziğin nerede olduğunu sordular. Abdullah bir şey bilmediğini söyledi.

Nazik zincirlerini sürükleyerek, Yıldız deresine doğru kaçmıştı. Belki Yıldız suyu boyunca inip, Karaşehir'de Bagraç Gölünü bularak, Kaşgar yoluna varmak istiyordu. Geceleri yol alıyor, gündüz "cangal" (sık ormanlıkta) saklanıyordu. Destan, bazen de Naziğin bir söğütün altına saklandığını söylüyor. Bir gece, Linku adlı bir yerde, Yıldız suyuna vardı. Naziğin bulunduğu vadi, Batı Türkleri devrinde bir "ordu" (karargâh) mahalli idi veTürk tarihinin sayfalarına sahne olmuştu. (9) Yıldız vadisine varan Nazik, birkaç bağ kamış kesti ve sal yaptı. Salı suda yüzdürüp üstüne bindi ve akıntıya bıraktı. Sahildeki bir Kalmak, bir kadının sal üstünde Yıldız suyunda yüzdüğünü görmüştü. Fakat Nazik bundan habersizdi. Yorgun ve aç olan Nazik gece kamışlar arasında saklanıp gündüz su üstünde sal yüzerken hayaller görüyordu. Kardeşi ile dağdaki buluşmayı tekrar yaşıyordu. Dağdan "dört atlı" iniyor ve Naziğin babası bunların arasında bulunuyordu. Ahiretteki "er" inin ve Naziğin haline "yüreği bağrı dağlanıyordu". Destanın bu fasılları şöyledir.

 

1-      Töğelerin ağzı kamkada

Bir akam var Kalmakta

Bu kafir Kalmaknın kasdi

Men Nazikni salmakda

 

 

2-Töğeler cay tağ başı

Bükerimiz yar başı

Şul bulcerğeyetgende

Toktamaydu köz yaşı

 

3-Yalan ayak su geçtim

Tağnın suyunu içtim

Cimaday Kalmak zulmuğa

Aziz canımdan geçtim

 

4-Asmandaki sar boldum

İşiklerde hor boldum

Akam kaldı Kalmakta

Özüm seherde kaçtım

 

5-Tağdın tuşken tört atlığ

Törtlisi boz atlığ

Törteyenning içide

Menin dadam sumbatlı

 

6-Dürdün keygen ayakta

Tömür ilkel boş keldi

Canım dadam kısıdın

Bu illerge kim keldi

 

Develerin ağzı kamkada

Bir ağam var Kalmakta

Bu kafir Kalmağın kasdi

Ben Naziği salmakta'

 

 

Develerin yeri dağ başı

Buluşmamız yar başı

Sol buluşa yetinirken

Durmadı göz yaşı

 

Yalın ayak su geçtim

Dağın suyunu içtim

Hain Kalmak zulmünden

Azız canımdan geçtim

 

Asmanda çaylak oldum

Eşiklerde hor oldum

Ağam kaldı Kalmakta

Kendim seherde kaçtım

 

Dağdan indi Dört atlı

Dördü de hep boz atlı

O dört atlı içinde

Benim atam heybetli

 

İpek giymiş ayaktan

Demir zincir boşaldı

Canım  dedem yanından

Bu illere kim geldi

 

Yıldız suyu boyunca kaçarken, gündüz kamışlıkta saklanan Naziği kamışlığa ateş koyarak, Kalmaklar yakaladı. Bu safha, Destanda şöyle anlatılır

 

Destan III (Bnag- Zacharko, II)

1-Kamus aralap kün tülşi

Yalguz başka mun tüşti

Men Nazikni tutkali

Solan kafirler çıktı

 

2-Huda saldı bu işke

Meni tutmuş geçişke

Solan kafir bek yaman

Od koymasın kamuşga!

 

3-Kirsem Kaşgar yoluğa

Kaşgar yolu yol bolgay

Nazik aciz bendeni

Bir Hudayım saklağay

 

4-Kamuslarda od koymaz

Men Nazikni tabalmaz

Men Nazikni tutkanga

Huda saklar alalmaz!

 

5-Kamuşlukğa od koysa

Keçip kirey deryaya

Hergiz hatun bolmazmen

Solan yüzi karaya

 

Kamış arasına gün düştü

Yalnız başa derd düştü

Ben Naziği tutmağa

Solan kafirler çıktı

 

Hûda saldı bu işe

Ben doğmuşum kaçmağa

Solan kafir pek kötü

Od (ateş) koymasın kamışa

 

Girsem Kaşgar yoluna

Kaşgar yolu açık olsun

Aciz Nazik kulunu,

Tek Hüdam saklaya

 

Kamışlarda od koymaz

Ben Naziği bulamaz!

Ben Naziği tutarsa,

Hûda saklar, alamaz!

 

Kamışlığa od koysa

Geçip girem sulara

Ben hatun olur muyum ?

Solan yüz karaya

 

Destan 4 (Pantusow, Taracinskya Psejni, Zapiski, Rus Coğr. Akad. St.Peters. 1890, cild 17. s. 7. Bang- Zagharto," Variante"

 

1-Odnı koydu kamışga!

Çomuş tuttu koymuşga

Men tutup kasid kıldı

Solan közüm oymuşga

 

2-Nazik bilek bağlandı

Öltürmekke çağlandı

Kaşgardaki erimnin

Yürek bağrı dağlandı

 

Od koydu kamışlara!

Cünbüş tuttu koyunca

Beni tutup kasd kıldı

Solan, gözüm oymağa

 

Nazik bilek bağlandı

Öldürmeğe denendi

Kaşgardaki erimin

Yürek bağrı dağlandı

 

Destanın müteakip fasıllarında, Solanlardan kaçan veya henüz Solanlar tarafından yakalanmamış olan Nazik, bir at çobanı ve ailesinin yanında gizlenmektedir. Solanlar onu bulup tutarlar ve Kukaya götürerek bir Çinli memura teslim ederler. Çinli memurun zorla aldığı Kaşgarlı bir Türk karısı vardır. İki kadın, dert ortağı olup ağlaşırlar (derdini aytıp yığlarmız 5/1) • Çinli memur, Naziğin "yürekli" bir "civan" olduğunu görerek, kendi karısını da Çinlilere isyana sevk etmesinden korkar ve Naziği Solanlara geri verir. Solanlar bu sefer onu kendilerinden biri ile evlendirmek üzere Yarkent'e götürürler(bu Doğu Türkistan'ın cenubundaki Yarkent değil, Bay İsa Alptekin'den öğrendiğime göre, Solanların yurdu olan Kulca batısında ve halen Sovyet hududu içinde, Yarkent, Yarket, Carket, adları verilen yerdir).

Düğün merasimi, içki âlemleri başlar. Kocası olacak Solan, o gece Naziğe yaklaşınca, Nazik Solan'ın "boğazını keser". Nazik civan artık narin bir genç kadın değildir, bir gazi olmuştur, şehadete doğru ilk adımını bu hareket ile alır.

Aç kalmamak için, Nazik bir tencereye pirinç ve tuz koyar ve yine dağa kaçar. Bu sefer gittiği yer cangalların sık olduğu Amatu veya Almatudur( Türkiye'de yerleşmiş Kulcalılara göre, bu ya İli üstünde Yağmatu yahut Alma-Ata 'dır). Türkistan halkının indinde, Almatu cangal'ları, "Şehid Ayla" (Şehid Abla)(10)nın manevi makamıdır. Nazik için "Vay vay Naziküm" (11) diye bugüne kadar yas tutulurken, Almatu cangallarında Naziğin şehadete doğru son merhalesi bilhassa yad edilir.

 

Destan 5 (Bang- Zacharko, 5)

1-Altı ay yattım harmanda

Nan püşürdüm samanda

Aciz Nazik cangalda

Atam yürür kağanda

 

2-Solan berip yamunğ'a

Arz kılıpdu Can-cunga

Can- cung yayı everdi

Mendek aciz Hatunga.

 

3-Yayı çıktı tutkeli

Ejder bulip yutkeli

Onbeş yayı keliptu

Nazikümni tutkeli

 

4-Hiç kim mendek bolmasur

Balalarga kalmasun

Bizge kelgen cefalar

Hiç bendeğe kelmesün

 

5-Altı aydın yalğuz men

Kaşgar yolni bilmezmen

Huda meni saklasa

Solanları körmezmen

 

6-Almatu boldi çayım

Böri tilki hemranım

Hudanın hükmi birlen

Cangal boldu mekanım

 

 

 

Altı ay yattım harmanda

Ekmek pişirdim samanda

Aciz Nazik ormanda

Atam aceb nerede

 

Solan vardı yamun'a

Arz kılıpta Can- cung'a

Cang-cung, polis çıkardı.

Ben gibi aciz kadına

 

Polis çıktı tutmağa

Ejder olup yutmağa

On beş polis gelip te

Naziğimi tutmağa

 

 

Kimse ben gibi olmasın

Belalarda kalmasın

Bize gelen cefalar

Hiçbir kula gelmesin

 

Altı aydır yalnızım

Kaşgar yolunu bilmezim

Huda beni saklarsa

Solanları görmesem.

 

Almatu oldu yurdum

Kurt tilki, yoldaşım

Hüdanın hükmü ile

Cangal oldu mekanım

 

Açlığını gidermek için Nazik "cangal" da "nan" (ekmek) pişirirken, tüten dumanı görüp, onu yine buldular. Bu sefer Naziği bir ata bağlayıp, Yamun'a, Çin kumandanının konağına götürdüler. Çin kumandanı yine Naziğe demir vurdurdu ve onu "Doğu Yamun" diye Destanda anılan kumandanlık hapishanesine götürdüler. "Doğu Yamun" da, Nazik Destanının son fasıllarını söyledi

 

1-Hitay kafir yangzası

Gulaçta bar gangzası

Çekey desem çekilmez

Kolumdaki kozası

 

2-Huda bergen goncamnı

Solan kafir üzmedi

Solan kafir öyige

Nazik civan turmedi

 

3-Ayağımda işkel bar

Boynumuzda tiganza

Alıp kaçsa Nazikni

Bolsa yahşi ho-hanza

 

4-Yamunda bar uğrisi

Onbeş kulaç toğrisi

Korsem eski kikizdu

Solanların mozası

 

5-Afyon tartkan Hitaylar

Dung Yamun'da tartadu

Çüçünlük penlik öyde

Nazük civan yatadu

 

6-Duan-Han'dın hat kelse

"Nazikümni çepin" dep

Müslümanlar eytedü

"Şehidlikni tepin" dep

 

7-Moi- Tungza çapkanda

Men anda ölürmen

Mollalarnıng sözünce

Ayla şehid bolurmen

 

Çinli kafir elinde

Bir kulaçlık sopası

Çekem desem çekilmez

Kolumdaki kozası

 

Huda verdi goncamı

Solan kafir yırtmadı

Solan kafir evinde

Nazik civan durmadı

 

 

Ayağımda demirler

Boynumuzda bukağu

Alıp kaçsa Naziği

Olsa iyi bir yiğit

 

Yamun'daki hırsızlar

Onbeş kulaç boyu var

Gördüm eski keçeden

Solanların külahı

 

Afyon içen Çinliler

Doğu Yamun'da içer

Tahta kurulu çer çöp evde

Nazik civan yatar

 

Duan-Handan'dan hat gelse

"Naziğimi vurun" diye

Müslümanlar söylerler

"Şahadete varın!" diye

 

Meydanda kılıç çarpınca

Orada ölürüm ben

Molların sözünce

Şehid abla olurum ben

 

Naziğim yirmi dört gün hapiste yattı. Yirmi dört gün sonra, Çinden Naziğin ölüme mahkum eden "hat" geldi. Naziğimi arabaya bindirdiler, siyaset meydanına götürdüler. Kalabalık toplanmıştı. Naziğimi arabadan indirip, yüzünü batıya çevirerek yere attılar. Naziğim diz çöktü. Şahadet kelimesi getirdi. Cellat kılıcını biledi, "oynattı", naziğimin başı yuvarlandı.

Halkın içinde iki yüz Tungan (Müslüman Çinli) vardı. Naziğimin başını "Bismillah" diye tutarak, vücuduna iliştirdiler(12) "Abla şehid" i aldılar, Fatiha ile gömdüler

 

(1) Hicri 1299 (miladi 1882) yılında, onbeşinci Cemazül-evvel günü, Molla Yusuf oğlu Molla Bilal, Kulca ihtiyarlarını toplayıp, onlardan bilgi aldı ve bu destanı kaydetti. Kendiside şu mealde bir şiir ilave etti: "Nazik gibi imanlı ve pak olan kadın Çinlilerin kötülüğünden korkar mı? Böyle olan her kadının ecri cennettir. Allah Naziğe rahmet eylesin ve onu şehid mertebesine vasıl etsin". Destan, bu şekilde, Rusça tercümesi ile neşredildi. N.N. Pantusoıv, "Obratzı Taranhinskoy narodnoy literaturi", ızvest. Arkh.ıst. Ethn.'Kazan Üniversitesi Cild25. 1909- Pantusoıv, Molla Bilal'nin lerhini de Rusçaya tercüme etmiş. BnE. deZakharko, Pantusoıv'un Rusça eserini, olduğu gibi, Fransızcaya çevirmiştir. Bu Fransızca tercümeye, W. Bang Tarancı lehçesindeki destan parçalarının transkripsion'unu ilave etmiş. Pantusoıv'un başka eserlerinde ve Radloffun Proben des Volksliteratur der nörtlichen türkischen Steamma adlı eserinin 6. cildinde bulunan, Nazik destanının parçalarını'da, Bang ve Bn. Zacharko, transkripsion 'a tabi tutmuşlar ve Fransızcaya tercüme etmişler. W. Bang ve E. de Zacharko'nun makalesi "Contes du Turkestan" adı altında, Le Museon dergisinin 36. sayısında neşredilmiştir.

Pantosoıv'un makalesini elde edemediği için, Bang-Zacharko makalesinden istifade ettim. Ancak derlediğim destan parçalarını "Doğu Türkistan Göçmenler Demeği Balkanı Sayın İsa Yusuf Alptekin'e gösterince kendisi Bang-Zacharko metninde bazı yanlışlar buldu. Kulca lehçesi bakımından, Kulçalı Bay İhsan Musabay ile de istişare'den sonra, metni tesbit ettiler ve anlaşılmayan kısımları attılar. Kendilerine teşekkürlerimi burada tekrar ederim. Bay Alptekin ve Musabay'ın lazım gözüken yerde not koydum. Başkaca transkripsiyona sadık kaldım. Hazırladığım şekil, destanın bütünü ihtiva etmemektedir. Bang-Zacharko neşrinde, Pantusoıv'dan naklen, fakat Türkçesi verilmemiş bazı parçaları, bu arada, Molla Yusuf un oğlu Molla Bilal'in ağıtını ve şerhlerini, ancak Fransızcadan naklettim. Çünkü asıl metin elimde yoktu. Bang-Zacharko neşrinde sırayı değiştirdim. Verilen muhtelif şekillerden, olayların sırasını takibe müsait birkaç parça İntihab ederek  bunları  olayların  sırasına göre dizdim.

(2)İnce taban-pan'dan galat: habse hüküm kimse. Bang-Zacharko. S. 112. not 2

(3)Molla Bilal'in verdiği bilgi.

(4)Saray: B. İsa Alptekin'in izahına göre, D. Türkistan'da bu kelime bir kaç manaya gelir. 1. Bir kaç odadan müteşekkil ev 2. Evin oturma odası, diğer odalara başka adlar verilir. Ceyvan: sofa, kazmak sandık odası, Kızılca: Kiler muhmanhane, misafir odası.

(5)B. Alptekin'in verdiği bilgi

(6)Bang Zacharko, 20; Radlof Proben VI/210'a atf

(7)B. İsa Alptekin'in fikrine göre "sumbatlı" savletli'den galat olabilir.

(8)Kulca Kalmak ve Solanları hakkında bu bilgileri B. isa Alptekin'e medyunum

(9)E. Esin Antecedents and development ofButhist and Mansechean Tırkish art.

 

Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul 1967 s. 14 Bu eser "Türk Kültürü" aylık dergisi Kasım 1968 de yayınlanarak Atatürk sayısı (73) den alınmıştır.

  • 1752 defa okundu.