Cuma Köse
 
Değerli GÖK BAYRAK okurları, bu sayımızdan itibaren zevkle okuyacağınız ve gurur duyacağınızı tahmin ettiğimiz, " Tarihe Şan Katanlar" başlığıyla açtığımız yeni sayfamızda Türk ve İslam büyüklerinin yaşantılarından örnekler sunacağız. Onlarda bulunun " Cihad ve Dava" aşkını, duygusunu aktarmaya çalışacağız. Hayırlara vesile olması dileğiyle...

Ebu Akil, tam bir destan adamdır. Bedir'de bulunmuş ardından Resul-i Ekrem'in iştirak ettiği bütün gazalara katılmış, fakat hiçbirinde de aradığını yakalayamamıştı, hep şahadeti arıyordu. O. Aradığını Yemame'de, yalancı peygambere karşı verilen kavgada elde edecekti. Bu itibarla da Yemame, O'nun son günüydü... Ancak bu son gün sonsuza açılması bakımından, sonsuz gün demeye layık bir gündü. Ebu Akil o gün kanıyla öyle bir destan yazmıştı ki, hiç bir şairin böyle bir destan yazması mümkün değildi... Şimdi isterseniz hadiseyi İbn-i Ömer'de dinleyelim:

" Ebu Akil getirildi. Kolundan ciddi yara almıştı. Durmadan kan kaybediyordu. O'nu bir çadıra getirip yatırdık. Son anlarını yaşıyordu. Bakışları meçhul bir ufka dalıp gitmişti. Ben de başında bekliyordum, bir kaç dakika sonra ruhunu teslim edeceği muhakkak gibi idi... Tam o esnada İslam saflarında bazı çözülmeler oldu. Dışarıdan Ma'n b. Adi'in sesi geliyordu. Ma'n gür sesiyle " Ey Ensar topluluğu, Huneyn'de olduğu gibi bir kere daha kendinizi gösterin" diyordu. Ebu Akil, bu sesi duyar duymaz birden yataktan fırladı. Kendisine mani olmaya çalıştım; yaralı olduğunu, bu vaziyette savaşmasının imkansızlığını anlattım. Ama O, beni dinlemedi." Ensar çağrılıyor. Ben de, Ensardanım" dedi. Çadırdan çıktığı gibi düşman saflarına daldı. Arkasından takip ettim. Bir aralık koşmasına mani oluyor diye eğildi ve ayağıyla basarak yaralı kolunu koparıp attı. Tekrar düşman saflarına daldı... Harp bitmişti. Ebu Akil’i aradım; aradım. Ve bir kenarda tanınmaz vaziyette buldum. O kadar darbe yemişti ki, kendisini tanımaya imkan yoktu, bakışları tamamen bulanmıştı. Ama nazarında cennetin sonsuz ufukları cilveleniyordu. Yanına sokulup " Nasılsın ?" diye sordum. Konuşacak tek kelimelik dermanı vardı. Belli ki, O'nu en mühim mesele için saklıyordu. "Kim galip, Kim mağlup" diye sordu. Evet, O'nun en mühim meselesi işte bu idi. " Müjdeler olsun, Allah'ın düşmanı öldürüldü." dedim. Yüzünde bir tebessüm belirdi, artık rahat ölebilirim, der gibiydi... Parmağını havaya kaldırdı. Kıpırdanmaya gücü kalmamış, diliyle Cenab-ı Hakka hamd ediyordu..."

Geldim ve olup biteni babam Ömer (R.A.)'a naklettim. Ayaklarının bağı çözülmüş gibi oturup ağladı..." Oğlum" dedi, O'nun " Hayat boyunca aradığı o idi. Bedir'de aradı, bulamadı; Uhud'da aradı,  bulamadı,  derken, Yemame' de Mevla, O'nu lütfetti."

  • 1769 defa okundu.