Celalettin Batur
 
Uygur Türklerinin giyim kuşamına geçmeden önce Sayın Hocamız İbrahim KAFESOĞLU'nun belirttiği gibi Türkler de iktisadi hayatın içinde giyim konusunu kısaca hatırlayalım.

Bozkır Türk giyim eşyasının başlıca malzemesi koyun, kuzu, sığır, tilki ve az miktarda ayı derisi ile koyun, keçi, deve yünü idi. Eski Türkler bez dokurlar, giyecek için kendir yetiştirirlerdi. Yün kumaş ve bezden iç çamaşırları giyelerdi. Hunlar Çin'e yünlü kumaş ve çeşitli keçeler ihraç ederlerdi. MÖ. 1 yıldan kalma bir Hun hükümdar ailesine ait, Orta Asya'da Noin-ula kurganında 20 çeşit ipekli kumaş (Çin'den ithal) kalıntısından başka, üzerine bir Hun portresi işlenmiş yün kumaş ile aplike süslü keçeler bulunmuştur.

Romalılar Keten gömlek giyildiğini ilk defa Hunlarda görmüşlerdir. Bozkırın "tipik" elbisesi ceket-pantolon idi. Süvari en rahat şekilde ancak böyle giyinebilirdi. Bu tarz giyinme, yabancı ülkelerde Türk usulüne göre yapılan askeri ıslahat neticesinde dünyaya yayılmıştı. (Milad sıralarına ait Hun mezarlarından çıkarılan ceket, pantolon, gömlek çizme ve çoraplar). Başka kavimler kopça kullandıkları halde, Türkler düğme kullanırlar ve ceketlerini, Çinliler ve Mağolların aksine, sola açarlardı. Türkler ayaklarına çizme, başlarına börk giyiyorlardı. Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türkler'inin giyim ve kuşamları sadedir. Erkek giyimlerinde iklimin özelliği, yapımcıların sanat anlayışı, halkın yaşayış biçimi ve yaptığı işleme uygunluğu göze çarpmaktadır. Bu özelliği taşıyan Çin ve Rus menşeli elbiseler yadırgandığı gibi, Doğu Türkistan'ın iklimine ters düşmektedir.

YAZ KIYAFETLERİ: Başına : "Doppa " veya "Börk" ismi verilen tekke biçiminde başlıklar giyerler. Bu başlıklar, yapılış ve işleme özelliğine göre "Şapalak doppa" "Badamdoppa", "Güllik-doppa", "Zerdoppa" gibi isimler alır. Bu doppalar giyenin zevkine göre giyiş şekli vardır: Yan düz ve eğik.

ÜSTÜNE :"Könglek" adı verilen bir nevi gömlek giyerler. Gömlekler umumiyetle beyaz renktedir. Bu gömlekler uzun ve önü açık olduğu gibi, kısa ve yarısına kadar kapalı ve geri kalan kısmı düğmeli de olabilir. Gençler kısasını, yaşlılar da uzununu tercih ederler. Her iki gömleğe "Belbağ" veya "Pota" ismi verilen kuşak bağlanır. Bu kuşaklar eni dar iki metre uzunlukta ve bezdendir. Bazı kişiler kuşağa, gösterişli "Gılap"(kın) ile Doğu Türkistan'da en iyi bıçağın yapıldığı şehir olan Yenisar (Yenihisar) kasabasının bıçağından, asarlar. Son zamanlarda kemer bağlama âdeti de yayılmıştır.

Altına :"Tambal", "İştan", veya," Şalbar" adı verilen bir çeşit şalvar giyerler. Bu şalvarlar normal uzunluk ve genişlikte olup, beyaz ve siyah renktedir. Tambal ve iştanlara "Kuğ" adı verilen uçkur bağlanır.

Ayağına :"Ötek" (çizme) "Meyse" (mes) "Kepiş" denilen ayakkabılar giyerler. Doğu Türkistan'da çizme yapımı çok geliştirilmiştir. Çeşitleri de çoktur. Bölgenin iklimi yalınayak gezmeye müsaittir.

KIŞ KIYAFETLERİ: Başına: "Telpek" veya "Tumak" denilen başlıklar giyerler. Bu başlıkları, giyenin maddi durumuna göre samur, karakul (astragan), tilki, molun (sansar), kuzu ve koyun postundan yaparlar. Bu telpekler ekseriyetle koyu renk posttan olduğu gibi, beyazdan da olur. Uzun tüylü olanına" Salva telpek" derler. Doğu Türkistan'da telpekçilik çok gelişmiş bir sanat dalı olduğu için, bu işin ustaları, telpeği giyenin hangi şehirli olduğunu kolayca bilirler. Din görevlileri veya medrese hocaları başlarına "Selle" denilen sarık sararlar. Bu sarıklar oldukça büyük ve görkemlidir. Bazı bölgelerde selleyi, hoca olmayan kişiler de kullanırlar. Selleler muhakkak beyaz olur. Son zamanlarda Rus ve Çin taklidi olan "Kulakça" denilen başlıklar da giyilmeye başlamıştır. 

Üstüne: "Ton" veya "Çapan" ismi verilen dış giyimin uzun olanına ton denir. Bu ton düğmesiz olup, ayak bileğini örtecek uzunluktadır. Kısa olanı çapandır. Çapan, düğmeli olup diz kapağını örtecek uzunluktadır. Her ikisi de astarlıdır. Dış yüzü ile astar arasının pamuk döşenir. (Yorgan yapımında olduğu gibi). Ton ve çapan, "Ham" ve "Çekmen" adı verilen, halkın el tezgahların da yaptığı pamuklulardan dikildiği gibi, gene halkın yaptığı ipek ve pamuk ipliği karışımından dokunan" Beksem"den de dikilir. Çekmen ve hamdan yapılanlar siyah ve fes rengindendir. Bu renkleri genç veya genç gözükmek isteyenler giyerler. "Simava" denilen gri renklileri yaşlılar giyerler. Beksem'in kendine özgü renk ve desenleri vardır. Beksem tonları zenginler ve hocalar giyerler. Bazı bölgeler de "Cuva" ismi verilen koyun, kuzu ve tilki postlarından yapılmış ton uzunluğundaki elbiseyi giyerler. İster ton ile çapan, ister cuva ile çapan beraber giyilsin, muhakkak bele belbağ ismi verilen kuşak bağlanır. Hocalar tonu cübbe yerine kullandığı için üstüne kuşak bağlamazlar.Gençler kuşağa bıçak astığı gibi ihtiyarlar da kın içinde misvak, sakal tarağı gibi temizlik araçlarını asarlar. 

Türkler'in bu üst giyimi herhalde üzerinde en çok durulması gereken, bir elbise olmalıdır. Erzurum ve İçel'de yaygın olarak ceketlere, çapan derler. Kerküt Türkler bu sözü yalnızca kaput bezi için kullanırlardı. Aslında eski Türkler yalnızca üst giyim ve kaftanlara bu adı verirlerdi. Çoğu zamanda bu elbise, çapan, capkıt şeklinde iki sözle adlandırılırdı.

Altına : Gene ton ve çapan yapımında olduğu gibi, yüz ve astar arasına pamuk döşenerek dikilen iştanlar giyerler. Sayın A.Şekür Turan'ın iştan dediği Hun Türklerinin dünyaya öğretmiş olduğu pantolon olsa gerek. Türk tarihi içerisinde pantolonu Sayın Prof.Dr. Bahattin Ögel bakın nasıl anlatıyor: Şalvar ve pantolon giymek, "savaşçı kavimlere" ait bir giyim adedi idi. Ata binen herkes bir pantolon giymek zorunda idi. Hele hayatları at üzerinde geçenler için, durum daha başkaydı. Çin'de, Hunlar'dan önce pantolon yoktu. Ancak atlı birlikler kurulmağa başladıktan sonra, pantolon giymek mecburiyeti ortaya çıktı. Çin kaynaklan " Hunlar'ın pantolonlarından " ilgi ile söz ederlerdi. Daha doğudaki Moğol kavimlerinde de pantolon giymek, çok yaygın bir adet idi. 

Ayağına: Ötek(Çizme) Meşe (mes) Çoruk (çarık) giyerler Bu ötek, mes ve çorukların çeşitli tip ve renkleri vardır. Giyecek olanlar maddi gücüne ve zevkine "Kıgiz paypak" denilen keçeden yapılmış çoraplar giyer ve çizmenin dik ve güzel durması için "Paytama" adı verilen sargıları çorabın üstüne sararlar.

Kara Şallı
Mahzun Halli
Yedi Telli
Üç Püsküllü
Sazı ile şiirleriyle Peygamber Efendimizin, "Allahü Teala bir kuluna söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resüllüllah'ı övsün düşmanlarını kötülesin! Mübarek sözlerini kendisini ülkü edinen GÖKBAYRAK okuyucularına tarihimizi, edebiyatımızı güzel Türkçemiz'i, örf ve adetlerimizi kısacası milli kültürümüzü anlatan kendisini esir Türkler'e karşı sorumlu hisseden değerli Ozanımız Osman Nuri Şen'in "Rehber Kur'an Hedef Turan" şiir kitabından bir sözü ile gelecek sayıda buluşmak üzere. "Müslüman Türk genci diline, dinine, vatanına, tarihine ve kültürüne sahip çıkmalıdır. İnsan milli ve manevi değerlerine sahip çıktığı ölçüde medeni çağdaş ve moderndir. Oysa öz değerlerini kaybetmiş insan köksüz ağaç gibidir. Unutmayalım Avrupa'da bile saçlarımızın kara olması Türk ve Müslüman olduğumuzu göstermeye yetmez. Çünkü İtalyanların ve Yunanlıların da saçları karadır."

Kaynak:
1 -Rehber Kur'an Hedef Turan - Şen Ozan (Almanya )
2-Milli Kültür - İbrahim Kafesoğlu
3-Erciyes Dergisi
4-A.Şekür Turan
5-Türk Kültür Tarihine Giriş V - Prof.Dr.Bahattın Ögel

  • 3676 defa okundu.