Fatih ŞEN
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi

İpek Yolundan günümüze kadar Doğu Türkistan, Doğu ile Batı arasında hem kültürel hem ekonomik köprü rolü üstlenmiştir. Dolayısıyla Doğu Türkistan jeopolitik konumu ve sahip olduğu yer altı kaynakları ile hem bölgesel hem de küresel politikada önemli bir yere sahiptir.

Sorunun Tanımı
Çin’in Doğu Türkistan, Sincan (Xinjiang)(1) bölgesi, 1300’lü yıllarda İslam’ı kabul eden Uygur Türklerinin anavatanıdır. 1949’da Çin’de yeni kurulan komünist hükümet bölgeyi tamamen kontrolü altına almıştır. Çin’in beş otonom bölgesinden biri olan Doğu Türkistan, 1.6 milyon km2’lik yüzölçümüyle Çin’in toplam yüzölçümünün altıda birini kaplayan en büyük otonom siyasi bölgedir. Doğu Türkistan’ın 1/3’e yakınını çöller (yaklaşık 600.000 km2’si), 90.000 km2’ni ormanlar ve geri kalanını da tarıma elverişli topraklar oluşturmaktadır. Geniş toprakları ve zengin doğal kaynaklarıyla Çin’in Kuzeybatı’sında yer alan Doğu Türkistan için Avrasya’nın tam ortası ya da bir başka ifadeyle Avrasya’nın kalbi denilebilir. Doğu Türkistan nüfusunun yaklaşık 19.25 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.(2) Ülke nüfusunun % 8.98’ini oluşturan 55 etnik grup arasında Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri en kalabalık olandır.(3) 

Bölgenin öneminin farkında olan Pekin yönetimi demografik yapıyı değiştirmek üzere bölgeye Han Çinlilerini iskân politikası uygulamaktadır. Çin’in uygulamış olduğu bu politika bölgenin etnik merkezli çatışmalarının artmasına sebep olmuştur. Bugün neredeyse Uygur Türkleri ile Han Çinlilerinin nüfusları birbirine yakın hale gelmiştir. Han nüfusu Çinlilerinin sayısı her yıl ortalama % 8’lik bir artış göstermektedir.(4) Artış oranı 1980’lerde yirmi altı kat gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır. Bu durum Doğu Türkistan’da yaşanan etnik gerilimlerin nedenleri hakkında net bir fikir vermektedir. Doğu Türkistan geçmişte tarihi İpek Yolu’nun merkezinde yer almış günümüzde ise doğu-batı enerji kaynaklarının ulaştırılması açısından stratejik bir öneme sahiptir. İpek Yolundan günümüze kadar Doğu Türkistan, Doğu ile Batı arasında hem kültürel hem ekonomik köprü rolü üstlenmiştir. Bir başka ifadeyle Doğu Türkistan Uzak Doğu ile Avrupa’yı ve Asya’yı, Sibirya ile Güney Asya’yı bağlayan yolların kavşağında bulunmaktadır. Dolayısıyla Doğu Türkistan jeopolitik konumu ve sahip olduğu yeraltı kaynakları ile hem bölgesel hem de küresel politikada önemli bir yere sahiptir. 

Bölgenin sahip olduğu jeo-stratejik, jeopolitik ve jeo-ekonomik önemin farkında olan Çin yönetimi, Uygur nüfusuna yönelik asimilasyon politikasını uluslararası kamuoyunun tepkisine rağmen, özellikle Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni uluslararası siyasi yapılanmaya paralel olarak arttırmıştır. Bu yeni uluslararası sistemde Çin, ekonomik ve askeri anlamda gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmasına rağmen uluslararası anlamda kendi kapasitesinin üstünde bir rol oynamaya başlamıştır. Bundaki en önemli faktörler, BM Güvenlik Konseyi üyeliği, hızlı büyüyen ekonomisi, nüfusu ve jeopolitik konumudur.

Sorunun Tarihsel Arka Planı
Çin günümüzde Doğu Türkistan’ın, eski çağlardan beri Çin anavatanının vazgeçilmez bir parçası olduğu propagandası yapmaktadır. Ancak Çin sınırları tarihi uzmanı Owen Lattimore’un belirttiği gibi Çinliler Orta Asya’da varlıklarını hiçbir zaman aralıksız sürdürememiş 2000 yıllık tarihlerinin sadece 425 yılında, dönem, dönem kontrolü ellerinde tutmuşlardır.(5) Çin’in bölgeyi işgali aşamalar halinde gerçekleşmiştir. İlk dalga 1755 yılında başlamış, Çin ile Cungar ittifakı Doğu Türkistan’ın işgalini hızlandırmıştır. Çinliler Cungarların bağımsızlığını ortadan kaldırmış ve İli bölgesini kendi hâkimiyetleri altına almıştır. 18 Kasım 1884 yılında Çin İmparatoru’nun emriyle bölgeye “yeni toprak” anlamına gelen “Sincan” ismi verilmiştir. Böylece 1944 yılına kadar sürecek olan “İkinci Çin İstilası” dönemi başlamıştır. 

Rusların Batı Türkistan’ı istilası sırasında ortaya çıkan Yakup Bey Devleti İngilizler tarafından desteklenmiştir. Bu desteğin altındaki temel faktör İngilizler Urimçi’de meydana gelen olaylar kısa sürede Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki diğer şehirlere yayıldığı için bu devletin hem Rusya hem Çin’e karşı bir tampon bölge olarak kullanılması düşüncesidir. Bu devlete Osmanlı da silah ve askeri teçhizat yardımında bulunmuştur.(6) 

İkinci Çin istilası da Çinliler için bölgede tam bir istikrar oluşturamamış, 1933 ve 1944 yılında çıkan isyanlar sonrası 10 yıl arayla iki milli devlet kurulmuştur. 1938 yılında Çin Komünist Partisi’nin altıncı kurultayında “Çin’deki azınlık milletler Çinlilerle eşit haklara sahip olacak” ifadesi bölge halkını komünist güçler yanında yer almaya itmiş ve komünistlerle birlikte Çan Kay Şek kuvvetlerini mağlup ettikten sonra Çin hâkimiyetini kabul etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Orta Asya’yı bütünüyle Rus egemenliğine bırakmak istemeyen Çin kuvvetleri 29 Eylül 1949 yılında Urumçi’yi işgal etmiş 1951 yılına geldiğinde ise tüm Doğu Türkistan’ı kontrolleri altına almıştır. Bu işgale karşı Osman Batur liderliğinde başlatılan direniş hareketi bastırılmış ve 1953 yılına kadar 100.000’den fazla Doğu Türkistanlı öldürülmüştür.(7) 1 Ekim 1955 tarihinde ise Çin yönetimi, Doğu Türkistan Otonom Bölgesi’nin kuruluşunu ilan etmiştir. Bu işgal Çin’in günümüze kadar hâkimiyetinin sürmesini sağlamıştır. 

Günümüzde Doğu Türkistan’ın Orta Doğu ve Orta Asya’nın istikrarsız bölgeleriyle, Çin’in yoğun nüfuslu iç bölgeleri arasında bir tampon görevi gördüğünü söylemek mümkündür. Bugün Doğu Türkistan’ın Çin için önemi iki noktada özetlenebilir: nüfus ve doğal kaynaklar. Dünya karasının % 7’sini kaplayan ancak dünya nüfusunun ise % 22 sini doyurmak zorunda olan Çin için Doğu Türkistan’daki Tarım ve Turfan bölgelerinin tarımsal üretimlerine ihtiyacı vardır. Çin’in kırsal kesimdeki işsizlik sorununun (kırsal kesimlerde işsizlik oranı % 20’lerdeyken, bu oran şehirlerde % 4.3’tür) sonucu olarak 2020 yılına kadar kırsal kesimden şehirlere 300 milyon kişinin göç etmesi beklenmektedir. Bu durum Pekin yönetiminin 2020 yılına kadar her dört ayda bir New York büyüklüğünde bir kenti kurmaları anlamına gelmektedir. Pekin hükümeti kırsal bölgelerdeki bu işsiz nüfusu Doğu Türkistan’a yerleştirmekte ve bu durum Uygurlar ile Han Çinlileri arasında etnik gerilimlere neden olmaktadır. 

Çin için günümüzde en önemli sorunlardan bir tanesi de hızlı gelişen sanayinin ihtiyacı olan petrolün tedarik edilmesidir. ABD ve Japonya’dan sonra dünyanın üçüncü büyük enerji tüketicisi haline gelen Çin, hızlı büyüyen ekonomisiyle artan enerji ihtiyacını bir stratejik-güvenlik meselesi olarak görmektedir. 1993’te petrol ithalatçısı haline gelen Çin, 1995’te günde 400.000 varil petrol ithal etmiştir. Hızla büyümeye devam eden ekonomisiyle Çin’in önümüzdeki on yılda Japonya’yı geçerek günde 10.5 milyon varil petrol ithal etmesi beklenmektedir. Ekonomik kalkınmaya dayalı iç siyasi istikrar modelinin sürdürülebilmesi için Çin’in Doğu Türkistan’daki hidrokarbon ve petrol kaynaklarına olan ihtiyacını da gözler önüne sermektedir.(8) Çin’in enerji ihtiyacının büyük kısmını karşıladığı Sincan Uygur Özerk bölgesinden kolay, kolay vazgeçemeyeceği görülmektedir. Bunun nedenleri şu şekilde sıralanabilir: Önümüzdeki dönemde petrol ihtiyacı daha da artacak olan Çin, çoğunluğu Orta Doğu’da bulunan petrol ihracatçısı ülkelerle olumlu ilişkiler kurmak zorundadır. Çin’in Doğu Türkistan bölgesindeki Türk ve Müslüman nüfusla olan sorunları nedeniyle Orta Doğu’daki İslam devletlerinin Çin karşıtı politikalara yönelmesi olasılığının önlenmesi gerekmektedir. ABD’nin Çin’e karşı kullandığı Tayvan kozuna karşılık Çin’in ABD’ye karşı Orta doğu kozunu kullanması gerekliliği de söz konusudur.(9)

ABD-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu:
1990’ların ikinci yarısından itibaren, Washington yönetimini rahatsız eden en önemli gelişmelerden biri Çin’in Orta Asya bölgesinde artan rolü olmuştur. ABD ile yakın ilişkilere sahip ve Çin ile uzun sınırlar paylaşan Kazakistan ve Kırgızistan yönetimleri, Çin’in bölgede artan ekonomik ağırlığına, Doğu Türkistan’daki istikrarsız ortama ve Pekin’le olan sınır ihtilaflarına Washington’un dikkatini çekmek için çaba harcamıştır.(10) 

Çin medyasının, 2001 öncesi ve sonrasında Uygur milliyetçilerini tanımlama konusundaki üslubu uluslararası konjonktürün de etkisiyle “ayrılıkçılardan”, “köktendinci teröristlere” şeklinde değişim göstermiş ve elliye yakın Uygur grubu terörist ilan edilmiştir. ABD-Çin ilişkilerinde Washington yönetiminin Doğu Türkistan sorununa yönelik 11 Eylül saldırılarından sonra farklı politikalar izlediği görülmektedir. Bunun temelinde 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan bölgesel ve uluslararası gelişmelerin rol oynadığı söylenebilir. ABD’nin değişen öncelikleri Çin medyası tarafından iyi kullanılmış, “Müslüman Uygur”, “Uygur teröristleri”, “Cihat” ve “Doğu Türkistan” kelimeleri sıkça kullanılmaya başlanmıştır. ABD-Çin ilişkilerinin değişmesinin temelinde ABD’nin Afganistan’a müdahalesi ve sonrasında Orta Asya’ya yerleşmesi çabaları yatmaktadır. 

Uygurlar, Çin güvenlik güçlerinin sert müdahalesinin olayların büyümesinin sebebi olduğunu ifade etti. Hart L. Armitage’in Ağustos 2002 sonunda Çin’e yaptığı iki günlük ziyaret sırasında,  Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM),(11) Usame bin Ladin ve el-Kaide ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle, Pekin yönetiminin çabalarıyla ABD’nin “terör listesi’ne alınmıştır. ABD’nin ETIM’i terörist örgütler listesine almasından sonra Birleşmiş Milletler de (BM) ETIM’i resmen terörist örgüt olarak sınıflandırmıştır. Bu karar, ETIM’in “sivillere saldırılar düzenlediği” gerekçesine dayandırılmıştır.(12) 2002 yılında ABD tarafından ETIM (Doğu Türkistan İslami hareketi)’in ve Doğu Türkistan Kurtuluş Örgütü (ETLO)’nun terörist örgütler olarak listeye alınması sonrasında Çin’in bölge üzerindeki baskısı daha da artmıştır.(13) 11 Eylül sonrasının ilk altı ayında yaklaşık 3000 kişi tutuklanmış, birçok insan uzun süreli hapis cezasına çarptırılmış veya idam edilmiştir. Ancak Washington’un, şiddet yanlısı olmayan Doğu Türkistan Ulusal Kongresi ve Bölgesel Uygur Organizasyona verdiği destek arttırmıştır.(14) Ayrıca Washington, Çin’de insan hakları ve özgürlüklerinin geliştirilmesi gerektiğini de vurgulamaya devam etmektedir. 

ABD, bölgeye insan hakları açısından yaklaşmakla beraber bölgedeki Uygur Türkü varlığını da siyasi olarak destekler görünmektedir. 14 Eylül 2004 tarihinde 14 kişiden oluşan “Doğu Türkistan Cumhuriyeti Hükümeti” Kongre üyesi Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qing Gang, Pekin’de düzenlediği olağan basın toplantısında, Türkiye’nin konuyu BM Güvenlik Konseyine götürmesi ile ilgili soruyu yanıtlarken, sorunun Çin’in iç işi olduğunu, diğer ülkelerin bu olayın iç yüzünü kavrayıp, ülkenin birliğini, toprak bütünlüğünü ve etnik dayanışmayı korumak amacıyla harcadıkları çabaları anlayışla karşılamaları ve desteklemelerini beklediklerini ifade etmiştir. Jo Ann Davis’in girişimiyle ABD parlamento binasında kurulmuş olması bu düşünceyi desteklemektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer konuda ABD’nin bölgeye yönelik Pan-Türkist politikalar izlediği imajıdır. Oysa ABD, Kafkaslar ve Orta Asya’da olduğu gibi Doğu Türkistan’a yönelik de Pan-Türkist politikalar izlememektedir. Çin’in Doğu Türkistan’daki baskılarına karşı ABD’nin insan hakları temelinde dile getirdiği sert olmayan tepkileri iki olumsuz sonuç meydana getirebilecektir. Bunlardan birincisi Doğu Türkistan’daki milliyetçi düşünceyi ortadan kaldırabilmek için Çin’in gelecekte yapabileceği askeri girişimler, Çin hükümeti ve medyası tarafından teröre karşı savaş” olarak adlandırılabilecek ve hatta bu konuda uluslararası toplumun desteğinin istenmesini sağlayabilecektir. İkincisi ise bu duruma karşı ABD girişimlerinin ters tepki doğurabilecek olmasıdır. 

Böylece Uygurlar Doğu Türkistan’daki Çin uygulamalarına karşı etkisiz kalan ABD politikalarına yönelik öfke duyacaklar ve bu durum Uygur Türklerinin daha da radikalleşmelerine yol açabilecektir. Uluslararası ilişkilerde baskın güç statükoyu devam ettirmek isterken, yükselen gücün bunu değiştirmeye çalıştığı görülmektedir. Günümüzde her ne kadar Çin bu kavramın uzağında politikalar uygulamaktaysa da küresel iktisadi sistemle bütünleşmesi ve dünya pazarlarındaki etkisi nedeni ile ABD’yle çıkar çatışması içine girebilecektir. Tüm bu gelişen olaylar ortaya koymaktadır ki Türkiye ABD’nin bölgeye yönelik politikalarını iyi analiz etmeli ancak Do-ğu Türkistan konusunda Çin’e karşı kendi politikalarını üretmelidir.

Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu:
Türkiye-Çin ilişkilerinin başlangıcı 1925 yılına dayanmaktadır. 1929 yılında Türkiye Nan-king’de ilk diplomatik misyonunu açmıştır. Sonrasında gelişen ilişkiler Çin’in 30 Temmuz 1940 tarihinde İstanbul’da Konsolosluk açmak için başvurmasıyla bir adım ileri taşınmıştır. Ancak bununla birlikte Asya coğrafyasını devamlı olarak geri planda görme eğiliminde olduğu söylenebilecek olan Türkiye’nin 1938 yılından sonra Türkistan coğrafyasındaki insanları tanımak, onlara kendini anlatmak adına herhangi bir çaba içinde olduğunu söylemek mümkün değildir. 

Bu hazırlıksızlık Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Batı Türkistan’da bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerine karşı doğru politikaların oluşturulmasının önüne geçmiştir. Türkiye yıllarca Asya’ya ait kapsamlı bir politika üretememiş, Asya’nın giderek artan önemini Batı merkezli bir yaklaşımla ikinci planda görme yanlışlığına düşmüştür. Tarihi ve kültürel bağlarından dolayı Türkiye’nin konumu, diğer devletlerle kıyaslandığında kendisine bazı üstünlükler kazandırmaktadır. Coğrafi konumu, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinin taşıdığı önem, Türkiye’yi bölge ile yakından ilgilenmek zorunda bırakmaktadır. 

1998 yılı sonunda Uygurların 18 ülkedeki 40 lideri İstanbul’da bir araya gelip bağımsızlığın savunulması için Doğu Türkistan Milli Merkezi’ni oluşturmuştur. Bu yapılanma Doğu Türkistan’ın bağımsızlığının şiddet içermeyen yollarla sağlanmasını, tüm direniş organizasyonlarının bu merkez etrafında toplanmasını amaçlamaktadır. Çin Devlet Başkanı Ziang Zemin Nisan 2000 tarihindeki Türkiye ziyaretinde iki ülkenin de Doğu Türkistan jeopolitik konumu ile hem bölgesel hem de küresel politikada önemli bir yere sahip. Ulusal birlik, sınırsal bütünlük, terörizm, bölücülük ve kökten dincilik konularında sıkıntılar yaşadığını belirtmiştir.(15)

17 Şubat 2001 tarihinde Türkiye ile Çin arasında “sınır ötesi suçlara karşı işbirliği” antlaşmasının imzalanması ile sonuçlanan görüşmelerde Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri konusunun terörizme karşı mücadele kapsamında gözden geçirildiği belirtilmiştir. Çin’in İran, Ermenistan ve Kıbrıs’a yaklaşımları ve Orta Doğu ile Orta Asya’ya yönelik politikalarının Türkiye’ye etkileri ve Doğu Türkistan sorununa bakışı Türkiye’de gündeme gelmeyen ve tartışılmayan temel konular olarak göze çarpmaktadır. Bazı Çinli stratejistler Türkiye’nin “Adriyatik Denizinden Çin Seddi’ne Kadar Türk Dünyası” yaklaşımı sergilediğini ve Pantürkizm’den tarih boyunca vazgeçmediğini belirtmektedir. Bu stratejistlere göre Türkiye hala Doğu Türkistan bölücülerini korumaya ve yardım etmeye devam etmektedir…

5 Temmuz Olayları
5 Temmuz gecesi Urimçi’de meydana gelen olaylar kısa sürede Doğu Türkistan Özerk Bölgesindeki diğer şehirlere yayılmış bölgede meydana gelen olaylar bir kez daha uluslararası toplumun ve Türk kamuoyunun dikkatini bölgeye çevirmiştir. Meydana gelen olaylarda Çin resmi ajansı Şinhua, 184 kişinin hayatını kaybettiğini ve 1000’den fazla yaralının olduğunu duyurmuştur.(16) Ancak gerek uluslararası kaynaklar gerek Uygur diasporası ölü ve yaralı sayısının çok daha fazla olduğunu ifade etmiştir. Örneğin Dünya Uygur Kurultayı sözcüsü Dolkun İsa BBC’ye verdiği mülakatta yerel kaynaklardan aldıkları bilgiler doğrultusunda ölü sayısının 600’den fazla olduğunu açıklamıştır.(17) Bununla birlikte Şinhua olaylarla ilgili olarak on yıllardır görülmeyen ölçüde kanlı etnik atışmaların meydana geldiğini duyurmuştur. Çıkan olayların 1989’daki Tiananmen olaylarından sonra meydana gelen en kanlı olaylar olduğu bağımsız kaynaklar tarafından ifade edilmiştir. 

Çin kaynakları olayların 25 Haziran’da Guangdong’da(18) bir fabrikada çıkan kavgada 2 Uygur’un öldürülmesi üzerine başladığını bildirmiştir. Uygurlar, Urumçi’deki olayların Guangdong’ta meydana gelen olayların Çin hükümeti tarafından yeterince araştırılmaması ve faillerinin bulunamaması üzerine şiddete başvurulmadan protesto edilmek istendiğini ancak Çin polisinin sert müdahalesinin olayların büyümesinin sebebi olduğunu ifade etmişlerdir. Olaylardan sonra Pekin yönetimi olaylarda rolü olanların ağır şekilde cezalandırılacağını açıklamasına rağmen olaylar devam etmektedir. Çıkan olaylar nedeniyle Çin Devlet Başkanı Hu Jintao İtalya’da gerçekleştirilmekte olan G-8 zirvesinden bitmeden ayrılmış ve Pekin’de Politbüro toplantısında gelişmeleri değerlendirmiştir. Pekin yönetimi, olaylarla ilgili olarak Uygur Amerikan Derneği Başkanı Rabia Kader’i(19) kışkırtıcı olarak suçlamış, Kader’in “Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM)” ile birlikte hareket ederek olayları başlattığını ifade etmiştir. Dünya Uygur Kongresi ve Uygur-Amerikan Derneği Başkanı Rabia Kader Çin yönetiminin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki çatışmalardan kendisinin sorumlu olduğu yönündeki açıklamaları reddederek Doğu Türkistan’da bulunan aile ve akrabalarının hayatlarından endişe ettiğini açıklamıştır.(20) 

Doğu Türkistan Özerk Bölgesi yönetimi başkanı Nur Bekri de, yaptığı televizyon konuşmasında “Terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılık olmak üzere üç güç, 26 Haziran’da Guandong Eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında Uygur ve Han işçiler arasında meydana gelen kavgayı, kaos yaratmak için kullandı” açıklamasını yapmıştır. Meydana gelen olaylardan sonra ABD Dışişleri Bakanlığı olayların biran önce durdurularak sükûnetin sağlanması ve Çin’in şiddet eylemlerinden kaçınması gerektiğini ifade etmiştir. Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’ndeki uygulamalarını eleştirmek ve Rabia Kader’e destek amacıyla ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin iki üyesinin, Cumhuriyetçi Parti’den California Temsilcisi Dana Rohrabacher ve Demokrat Partili Massachusetts Temsilcisi William Delahunt, desteğiyle kaleme alınan tasarı meclis başkanlığına sunulmuştur. Tasarının önümüzdeki haftalarda genel kurulda oylanması beklenmektedir. Tasarıda Pekin yönetiminin “Terörle Savaş”ın stratejik amaçlarını manipule ederek Uygurları baskı altında tuttuğuna ve Doğu Türkistan bölgesine Han Çinlileri yerleştirerek, Uygurları azınlık konumuna indirgediğine dikkat çekilmiştir.(21) 

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde meydana gelen olaylarda can kaybı olmasından endişe duyduğunu ifade etmiş, pazar günü bölgede meydana gelen olaylarda 150’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, 800’den fazla kişinin de yaralandığını hatırlatarak. Bir günden kısa sürede bu kadar insanın öldürülmesinin ve yaralanmasının olağanüstü olduğuna dikkati çekmiştir. Pillay, Çinli yetkililer ile Han Çinlileri ve Uygur Türkleri liderlerinin şiddetin daha fazla yayılmasını engellemenin yolunu aramaları gerektiğini söyleyerek barışçıl gösterilere izin verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Pillay, yetkililerin güvenliği sağlamak zorunda olduğunu, ancak sadece insan hayatını korumak için zaruri olması durumunda güce başvurmaları gerektiğini de söylemiştir.(22)

Uluslararası sivil toplum kuruluşları da meydana gelen olaylar karşısında tepkilerini kısa zaman içinde göstermiştir. Uluslararası Af Örgütü, Urumçi’de, 5 Temmuz 2009 günü protesto gösterilerinin şiddetlenmesi sonucu 140 kişinin öldürüldüğünü belirten raporlar üzerine derhal bağımsız ve tarafsız soruşturma başlatılması çağrısında bulunmuştur. Uluslararası Af Örgütü Asya-Pasifik Yardımcı Direktörü Roseann Rife, “Çinli yetkililer, ölen ve gözaltına alınanlar için hesap vermeliler. Barışçıl bir şekilde görüşlerini dile getirdikleri veya dernek kurma ve toplanma özgürlüklerini kullandıkları için gözaltına alınanlar derhal salıverilmelidir. Ölüm cezasına başvurmadan, uluslararası standartlara uygun adil mahkemelerin görevlendirileceği adil ve tam bir soruşturma başlatılmalıdır” demiştir. Roseann Rife “Trajik bir şekilde ölümler gerçekleşmiştir. Ölümlerden sorumlu herkesin adalet önüne çıkarılması için derhal bağımsız soruşturmanın başlaması şarttır. Yetkililer ya da göstericilerin sebep olduğu şiddet ve suiistimaller hiçbir şekilde gerekçelendirilemez.” ifadelerini kullanmıştır.(23)

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) de Doğu Türkistan’da yaşanan olayların ardından harekete geçmiştir. Genel Sekreter Ekmelettin İhsanoğlu’nun talimatı üzerine Cidde’deki genel merkezde bazı üye ülkelerin dışişleri bakanlarıyla temasa geçilerek bilgi alışverişinde bulunulmuştur. İhsanoğlu, yaptığı açıklamada Doğu Türkistan’da özellikle siviller arasında meydana gelen çok sayıdaki can ve mal kayıplarının giderek kötüleşen durum hakkında derin endişe taşıdığını ifade etmiştir. Uygurların korku ikliminde yaşamaya zorlanmalarından duyduğu derin üzüntüyü ifade ederek Çin hükümetine Uygurların ve tüm Doğu Türkistan’daki sivillerin normal yaşamlarına geri dönmeleri için barış ve huzur ortamını yeniden tesis etmeleri çağrısında bulunmuştur.(24) 

Olayların meydana gelmesinden sonra Türkiye’de Doğu Türkistan’da yaşananlara karşı tepkiler gecikmemiştir. Dışişleri Bakanlığı 6 Temmuz ve 8 Temmuz 2009 tarihli iki açıklama yapmıştır. Açıklamalarda Türkiye’nin Doğu Türkistan’da meydana gelen olayları yakından ve kaygıyla izlediği olaylardan derin üzüntü duyduğu ifade edilerek Hükümette ve Türk kamuoyunda endişe taşındığı ifade edilmiştir. Ayrıca Ankara’daki Çin Büyükelçiliği maslahatgüzarının da Bakanlığa davet edilerek olaylar hakkında açıklama istendiği, kendisinden ayrıntılı bilgi alındığı, duyulan üzüntü, kaygılar ve bu olaylara sebebiyet verenlerin en kısa zamanda tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasına ilişkin beklentiler açık bir şekilde dile getirilmiştir.(25)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’da Doğu Türkistan’da meydana gelen olayları derin bir üzüntü ve kaygıyla izlediklerini ifade ederek olaya sebep olan kişilerin bir an önce tespit edilerek bölgede barışın ve huzurun yeniden sağlanması konusunda Çin Hükümetine çağrıda bulunmuştur. Davutoğlu, “Çin ile ilişkilerimiz son dönemde iyi bir durumda, Ümit ederiz ki bu gerilim durur. Bölge için gerçekleşecek huzur için hükümet olarak hazırız” beyanatında bulunmuştur. Başbakan Erdoğan ise İtalya’da ki G-8 zirvesinden sonra yaptığı açıklamalarda olayların akabinde yapmış olduğu değerlendirmelerde kullandığı “vahşet” kavramının arkasında durduğunu ve Uygurlara yapılanların soykırımı (Genocide) andırdığını ifade etmiştir. Başbakan Erdoğan gelişmeleri Türkiye olarak BM Güvenlik Konseyine taşıyacaklarını da ifade etmiştir. Başbakan ayrıca, “bir taraftan evrensel değerleri konuşacağız, insan haklarını konuşacağız, öbür taraftan bunlara seyirci kalacağız; bu olacak iş değil” diyerek tepkisini göstermiştir.(26) 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da yaptığı açıklamada Türkiye’nin bu vahşeti dünyaya en geniş şekilde anlatacağını ve meydana gelen insan hakları ihlallerinin önlenmesi için tüm girişimlerin yapılacağını söylemiştir. Türk resmi makamları Türkiye’nin Çin’in toprak bütünlüğüne hassasiyet gösterdiğini ancak tarihsel bağlardan ve insan haklarından kaynaklanan gerekçelerle Türkiye’nin gelişmelere taraf olduğunu sıklıkla ifade etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden de tepkiler meydana gelmiştir. Milletvekilleri Çin-Türk Dostluk grubundan istifa etmiştir. Sivil toplum kuruluşları (STK) da kısa sürede Çin’deki gelişmeleri protesto etmiştir. Tüketiciler Birliği Derneği Çin mallarının kullanılmaması konusunda boykot çağrısı yapmıştır. Türkiye’deki çeşitli STKlar başta İstanbul Taksim’de olmak üzere yurdun çeşitli bölgelerinde ortak bir basın açıklaması yaparak Çin’in uygulamalarını ve yaşananları protesto eden basın açıklamaları yapmıştır. Cuma namazı çıkısı sonrasında birçok ilde Doğu Türkistan’da ölenler için gıyabi cenaze namazları kılınmıştır. 

Çin’deki olayların, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23 Haziran’da gerçekleşen Çin ziyaretinin hemen ardından meydana gelmesi Türk kamuoyu tarafından manidar bulunmuştur. Türk kamuoyu,  Doğu Türkistan bölgesini Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinden önce en son 1992 yılında Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin ziyaret ettiğini ve o ziyaret sonrasında da bölgede olayların çıktığını tartışmıştır. Türkiye’nin bu tepkilerine karşılık Çin’in yanıtı gecikmemiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qing Gang, Pekin’de düzenlediği olağan basın toplantısında, Türkiye’nin konuyu BM Güvenlik Konseyine götürmesi ile ilgili soruyu yanıtlarken, sorunun Çin’in iç işi olduğunu, diğer ülkelerin bu olayın iç yüzünü kavrayıp, ülkenin birliğini, toprak bütünlüğünü ve etnik dayanışmayı korumak ve toplumsal istikrarı sağlamak amacıyla harcadıkları çabaları anlayışla karşılamaları ve desteklemelerini beklediklerini ifade etmiştir.(27)

Sonuç
Dünyanın alan olarak en büyük 4. ülkesi olan, dünya nüfusunun yaklaşık altıda biri olan 1.3 milyar nüfusu, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeliği, geniş pazarı ve jeopolitik konumu, 2050 yılında dünyanın en büyük nükleer gücü olması beklentisi birçok gözlemcinin Çin’i 21. yüzyılda süper güç olacağı öngörüsünde bulunmaya itmektedir. Ancak, Çin’in bölgeye demografik yayılımından kaynaklanan sorunlarının var olması, Hindistanla sınır sorunlarını çözememesi, kendi içindeki Doğu Türkistan, Tayvan ve Tibet sorunları, ekonomisinin yabancı yatırımlara bağımlılığı, işsizlik ve sosyal sigorta sorunları, silahlı kuvvetler teknolojisinin demode olması, çevre sorunları, bölgeler arasındaki yaşam standardı farklılıkları, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve giderek ithalata bağımlı hale gelen enerji ihtiyacı Çin’in süper güç olmasının önündeki en önemli engeller olacaktır. 

Her ne kadar Çin resmi söyleminde Mao’dan günümüze kadar “küresel güç” kavramından uzak durulmuş, “bölgesel bir güç” olması gerektiği söylenmişse de bundaki asıl faktör Çin yöneticilerinin hala ekonomik ve askeri anlamda büyük güçlerin seviyesinde olmadığının farkında olmalarıdır. Doğu Türkistan konusunda Pekin yönetiminin alacağı her siyasi, ekonomik ve kültürel karar Çin içindeki tüm azınlıkları etkileyecektir. Sonuç olarak Doğu Türkistan’daki istikrar ve gelişim tüm ülkenin gelişim ve istikrarını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Bu bağlamda, Çin’in Uygurlara yönelik politikasında herhangi bir yumuşamaya gitmeyeceğini, hatta gelecekte bu baskılarını daha da attıracağını öngörmek mümkündür. Küresel anlamda günümüzün baskın gücü ABD’ye rakip olabilecek seviyeye gelmeden “küresel güç” iddiasını diğer iç sorunlarıyla birlikte en önemlisi Doğu Türkistan sorununu çözmeden gündeme getiremeyecektir. 

5 Temmuz olayları bir kez daha göstermiştir ki Çin için Doğu Türkistan’daki gelişmeler Çin’in Ulusal ve uluslararası konumunu büyük ölçüde etkilemektedir. Pekin yönetiminin azınlık ve insan hakları çerçevesinde bu sorunu en kısa zamanda çözmesi gerekmektedir. Türkiye-Çin ilişkilerinde ise öncelikle Pantürkizm’in Türkiye’nin devlet politikası olmadığını, Uygur sorununun Çin Halk Cumhuriyeti’nin iç sorunu olduğunu bununla birlikte insan hakları ihlallerine Türkiye’nin sessiz kalamayacağını sıklıkla vurgulaması gerekmektedir.

DİPNOTLAR
(1)Çin’de beş özerk bölge Tibet, Sincan (Uygur), İç Moğolistan (Moğollar), Guangxi (Zhuang
Etnik Grubu, Ningxia (Hui Çinlileri), 4 belediye (Sincan, Pekin, Sichuan ve Tianjin) merkezi
hükümetin dış işlerini ve korumasını yönettiği iki “özel idari bölge” (Hong Kong ve Ma-
cao) bulunmaktadır. Çin yönetimi resmi olarak Doğu Türkistan yerine “Xinjiang” (Sincan) adını kullanmaktadır. Geri kazanılmış vatan anlamında kullanılan bu kelime, ilk kez Macu Qing hanedanlığı döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada Doğu Türkistan adı kullanılacaktır.
(2)Çin resmi rakamlarına göre Uygurların nüfusu 8.345 milyon ve nüfusun % 43.35
ini oluşturmaktadır. Uygurların dışında nüfusun 8.204 milyon ile %43.02’i Çin
li (Han), %7.5’i Kazak, %8.5’u ise Hui (Müslüman Çinliler), Moğol, Kırgız, Özbek ve
Taciklerden oluşmaktadır. Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi hakkındaki resmi nü
fus ve etnik bilgileri için bkz. Li Sheng (ed.), Xinjiang of China Its Past and Pres-
ent, Qin Min (translator), Xinjiang People’s Publishing Hosu e, Urumqi, 2005, p. 4.
(3 )US Department of State, China Country Report on Human Rights Practices for 1997.
(4)Liza Steele, Raymond Kuo, Terrorism in Xinjiang’, Ethnopolitics, Vol. 6, No. 1, March 2007, p. 3.
(5)Willem Van Kemenade, Çin-Hong Kong- Tayvan A.Ş.: Yeni Bir İmparatorluk, çev. Armağan Anar, Sabah Kitapları, İstanbul,
1999, s. 283.
(6)Yapılan yardımlar: 6 adet Krupptopu, bin adeti kullanılmış, bin adeti ise yeni olmak üzere toplam iki bin tüfek ile kapsül ve barut imaline mahsus tezgah ve sair aletler gönderilmiştir. 
(7 )R. Kutay Karaca, Güç Olma Stratejisi Çin…, s. 237.
(8)   Mustafa Aydın,’Çin’in  Stratejik  Hesaplarında  Orta Asya’,   Küresel   Politikada  Orta Asya(Avrasya Üçlemesi I), Mustafa Aydın (Der.), Nobel Basın Yayın, Ankara: 2005, s. 88. (9) Sissi Francesco, “China Plays The Middle East Card,” Asia Times, 22 Aralık 2008. (10) Şatlık Amanov, ABD’nin Orta Asya Politikaları, İstanbul, Gökkubbe Yay., 2007, s. 262. (11) 1990-2001 yılları arasında ETIM’in Çin resmi kaynaklarınca 200 civarında terör eylemi gerçekleştirdiği, ölü sayısının 162   ve yaralılarında 400’ün üstünde olduğunu iddia etmektedirler.
(12) Şatlık Amanov, ABD’nin Orta Asya…, s. 262.
(13) ABD’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ve ABD-Çin İlişkileri hakkında daha detaylı bilgi için bkz. Shirley A. Kan, ‘ U.S-China Counterterrorism Cooperation: Issues for U.S Policy’, CRS Report for Congress, Congressional Research Service, Updated August 6, 2008.
(14) Adam Wolfe, “Freeing Uighur Detainessfrom US Custody May be Imposible”, Powerand Interst News Report, www. pinr.com. E. T. (08 Nisan 2009)
(15) Yitzhak Shichor, China’s Kurdish Policy, China Brief, The James Town Foundation Yayınları, 03 Ocak 2003, Cilt 6, Sayı 1, s. 5.
(16 ) FormerXinjiang chairman: Rebiya Kadeer not entitled to represent Uygur people, http:// news.xinhuanet.com/english/2009-07/11/content_11691931.htm (E:T. 10.07.2009) ( 17 ) Sincan’daki Olaylar, http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2009/07/090706_uighurs_ int.shtml E.T. (10.07.2009)
(18) Guangdong, ÇHC’nin Güney Doğusu’nda yer alan 23 eyaletinden (Sheng) biridir. ÇHC’nin en gelişmis bölgelerinden biridir.
(19) Çin’de iş kadını olarak büyük başarı gösteren ve ülkede “azınlıklar arasından çıkmış bir kadın olarak tanıtılan Kader, bir dönem Çin’in en zengin 10 kişisi arasında bulunuyordu. Uygurların politik temsilcisi olarak 1993-1997 yılları arasında Çin yönetimine yakın konumda bulunan kader, ABD’de yaşayan eşine bir gazete göndermesi nedeniyle “ulusal güvenliği tehlikeye attığı”gerekçesiyle 199 yılı Ağustos ayında gözaltına alınarak 2000 yılı Mart ayında 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2005 yılının Mart ayında dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Pekin ziyareti öncesinde serbest bırakıldıktan sonra ABD’ye yerleşmiştir. (20) Statementof Rebia Kader, http://www.uyghuramerican.org//articles/3117/1/Statement-of-Rebiya-Kadeer-at-July-6press-conference-on-unrest-in-Urumchi/index.html (e.T.) 10.07.2009) (21 ) ABD Kongeresi Çin’in Kınamaya Hazırlanıyor, http://www.turkishny.com/en/headline-news/11353-abd-kongresi-cin. html, (E.T. 11.07.2009)
(22 ) Zaman, BM İnsan Hakları Komiseri, Çin’deki Can Kayıplarından Endişeli, http://www. zaman. co m. tr/haber.do?haberno = 86691 0&keyfield 646FC49F752074C3BC726B697374616E, E.T. 10.07.2009)
(23) Zaman, Çin: Urumçi’de Adil ve Tarafsız Soruşturma Başlatılmalı, http://www.amnesty.
org.tr/yeni/index.php?option=com_ content&view=article&id = 922:cin-urumcide-adil-ve-
tarafsz-soruturma-balatlmal-&catid=70:basn-acklamalar. (E. T. 10.07.2009) 
(24) Zaman, Urumçi’deki olaylar İKT’yi hareketlendirdi, www.zaman.com.trhaber.do?867389& keyfield = 646FC49F752074C3 BC726B697374616E (E.T. 9.07.2009)
(25) Dışişleri Bakanlığı Açıklaması, No:118, 08 Temmuz 2009, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Meydana Gelen Olaylar Hk, http://www.mfa.gov.tr/no_118_-08-temmuz-2009_-sincan-uygur-ozerk-bolgesi_nde-meydana-gelen-olaylar-hk_.tr.mfa, (E.T. 08.07.2009)
(26) Zaman, Türkiye, Uygur bölgesindeki olayları BM’ye taşıyor, http://www.zaman.com.tr/ haber. do?haberno=868209&title=turkiy e- uy g ur- bolgesindeki -olay lari-bmye-tasiy o r, (E.T. 10.07.2009) 
(27) BBC, Urumçi’deki Olaylar Çin’in İç Meselesi, http://www.bbc.co.uk/turkish/news/sto-ry/2009/07/090710_china_curfew. shtml, (E.T. 09.10.2009).
Bu Analiz Yazısı Ortadoğu Analiz Temmuz-Ağustos’09 Cilt 1 - Sayı 7-8 dan Alınmıştır.

  • 2182 defa okundu.