M. Rıza BEKİN
Doğu Türkistan Vakfı Başkanı
Em. Tuğgeneral

Tarihte, Türk - Çin ilişkileri, binlerce yıllık bir geçmişe dayanır. Türklüğün ana yurdu Doğu Türkistan bu ilişkilerde esas unsurunu oluştura gelmiştir. Biz burada, Çin Halk Cumhuriyeti ile başlayan ve süregelen ilişkiler üzerinde duracağız. Türkiye - Çin ilişkileri özellikle, 1982 yılında Cumhurbaşkanlığı düzeyinde, Sayın Kenan Evren tarafından yapılan ilk resmi ziyaretten sonra gelişme göstermiştir. Türkiye -Çin ilişkilerinin dostluk çizgisi üzerinde geliştirilmesi düşüncesi ile Başbakanlıkça, 23.12.1998 tarih 36/1998 sayı ile, Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerini kısıtlama getiren, tarihi tahrif ve inkar niteliği içeren, Türklüğü çok üzen ve rencide eden bir genelge yayınlamıştır. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir hükümet programın da Çin ile iyi ilişkiler kurulmasını ön gören bir ibare hükümet protokolüne alınmıştır. 1999 yılının Nisan ayında, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Çin’in Halk Kurultay başkanı Li Peng 9 Nisan 1999 tarihinde, Bangkok’ta yaptığı bir basın toplantısında Türkiye ziyaretini değerlendirmiştir. Li Peng açıklamasında, (Türkiye’deki bölücülerin Türkiye’deki Doğu Türkistan kurum kuruluşlarını kastetmektedir) hareket ve faaliyetlerinin durdurulması yönünde Türk hükümeti ile anlaşmaya vardıklarını, Milli bölücülerin bundan böyle faaliyetlerine devam edemeyeceklerini söylemiştir. Komünist Çin’in 2 Numaralı liderinin bu demeci, Doğu Türkistan’da televizyonda onlarca kez tekrarlanmıştır.

19-24 Nisan 2000 tarihinde, Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Çin devlet başkanı Jiang Ze Min’e Devlet Liyakat Madalyası verilmesi olayını, Çin hükümeti Doğu Türkistan Türklerine bir koz olarak kullanmıştır. Madalya töreni Çin televizyolarında defalarca izlettirilmiş ve Doğu Türkistan Türklerinin ümit ve ilham kaynağı olarak bildikleri Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendilerini yalnız bıraktıkları vehmine kapılmalarına ve manen sarsılmalarına sebep olmuştur. Türkiye - Çin ilişkilerinde süper güç olma hayalinde olan ve stratejilerini bu hedefe göre belirleyen Çin’in en önemli ve hatta tek faktörün Çin’in ekonomik ve siyasi güvenliği bakımından hayati değer taşıdığı Doğu Türkistan’dır.
Bilindiği üzere, Doğu Türkistan jeo-stratejik ve jeopolitik konumu petrol başta olmak üzere stratejik ham madde kaynakları ve doğal zenginlikleri bakımından dünyanın sayılı ülkelerinden biri olması itibarı ile Çin için hayati öneme haiz, vazgeçilmez bir ülkedir. Bu değerler, Doğu Türkistan’ı Çin’in ayrılmaz bir parçası yapma emelinin temelini oluşturmuştur.

Slogan haline getirilen, bu hedefe Müslüman Türk olan halkın, manevi varlıklarının yok edilmesi ancak ulaşabileceğini düşünen ve bilen Çin yönetimi, planlı ve sistemli bir şekilde, her türlü vasıtayı kullanarak gittikçe artan bir hırs ve iştahla, ülkeyi Çinlileştirme siyasetini uygulaya gelmiştir. Komünist Çin yönetimi milli ve dini varlığını yok etmeyi hedef alan bir baskı ve terör siyasetini hür dünyanın gözleri önünde gittikçe artan bir şiddetle, pervasızca uygulamaktadır. Çinli yöneticiler Türk yetkililerle görüşmesinde; gündeminde olsun olmasın, fırsat vesileler yaratarak Doğu Türkistan sorununu ortaya atarlar. Türk - Çin ilişkilerinin önemi üzerinde dururlar, geliştirilmesi gereğini vurgularken, buna tek engelin Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı hareket olduğunu, teşvik ve destekçilerinin de Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların kurdukları teşkilatlar olduğunu göstermeye çalışırlar. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulan yasalar çerçevesinde faaliyetlerini sürdüren kurum kuruluşlarımızın kapatılması, hareket veya faaliyetlerinin kısıtlanmasını diplomatik kural ve nezaket sınırlarını da aşarak isteye gelmişlerdir. Çin Doğu Türkistan meselesinin tahrik ve teşvikçisi olarak hep Türkiye’yi görmüştür.

1990-1994 yılları arasında, Doğu Türkistan’ın sorunlarını inceleyen, 50 kişilik bir komite (Milli Siyasal Bilimler Fondu) Panislamizm, Pan Türkizm’in Doğu Türkistan’daki Yayılması ve Buna Karşı Uygulanacak Önlemler’’ adı ile, 387 sayfa tutan bir rapor yayınlamıştır. Raporda, Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin kaynağını Türkiye olduğunu ve Sultan II. Abdulhamit döneminde başlayan bu hareketinin temelinin, Pan - İslamizm ve Pan - Türkizme dayandığı ileri sürülmüştür. Hizmete özel gizlilik taşıyan raporda, Türkiye ile ilgili görüşlere yer verilirken, ’’Türkiye Hükümeti bir yandan Çin ile dost olma tutumunu sergilerken, diğer yandan da bu faaliyetlere (Doğu Türkistan Ayrılıkçı Hareketi) göz yumarak yandaşlarını barındırmaktadır. Bu da, Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için ve siyasi bakımdan Batı Avrupa’nın Çin üzerindeki yaptırım politikasına, paralel düşüncesi ile sıkı alakalıdır’’ denmektedir. Çin devlet başkanı Jiang Ze Min 1992 yılında, “Çin Merkezi Etnik Hizmet İşleri’’ toplantısında yaptığı konuşmasında: “uluslar arası bazı siyasi güçlerin yurt dışına kaçan bölücülere destek vererek, Pan İslamizm ve Pan Türkizm veya başka sloganlar ile ülkemizi parçalama uğraşlarını dikkate almalıyız ve karşı çıkmalıyız’’ demiştir.

ABD’de bulunan Stratejist Du Ren ‘’Doğu Türkistan’daki kargaşalar ve Pan Türkizm’’ adlı uzun makalesinde “Türkiye Adriyatik denizinden Çin seddine kadar Pan Türkizm doktorinden çıkarak hem Türk dünyası, hem de Doğu Türkistan ile ilgilendiğini ve Türkiye’nin Doğu Türkistan ile ilgilenmesinin nedeni bölgedeki etnik çatışmanın hep uluslararası gündemde kalacağını” iddia etmiştir. Çinli yöneticiler, Türkiye’nin Doğu Türkistan Türkleri ile olan dini ve kültürel bağlarını, soydaşlık, dildaşlık ve dindaşlık ilişkilerini çok iyi bildikleri halde, bilmezlikten gelerek gerçekleri inkar ederek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin doğal ve insani ilgisini kabul edemiyorlar, tahammül göstermiyorlar. Kardeşler arasındaki derin ve köklü bağları gevşetmeye ve koparmaya çalışıyorlar. Hakikatleri örtmeye, güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyorlar. Halbuki, Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan gerçeğini kabul edip meselelere olumlu yönden yaklaşırsa, iki devlet arasındaki ilişki, sağlam temeller üzerine oturur, dostluğa dönüşür, Doğu Türkistan iki ülke arasındaki ilişkilerde güvenli bir çözüm vazifesi görebilir.

Malumlarınız, Doğu Türkistan’ın bugünkü resmi adı “Şincang UygurÖzerk Bölgesi’dir”. Çin Halk Cumhuriyeti anayasasında ve Milli Özerk bölgeler kanununda Özerklik statüsünde olan Doğu Türkistan’a tanınan haklar ve yetkiler uygulamada verilmemektedir. 1982 Çin Halk Cumhuriyeti anayasası Çin yönetimince çiğnenmektedir. Sözde Özerk yönetim, tamamı ile Çin Komünist partisi’nin elinde tahakkümündedir. 30 milyon özbeöz Türk, elem ve ıstırap içinde, temel insan haklarından mahrum, yok edilme tehlikesi ile yaşam mücadelesi vermektedir. 

MHP’li Bakan ve milletvekillerinin özellikle, Genel Başkan ve Başbakan yardımcısı Sayın Devlet Bahçeli’nin Kaşgar’a kadar uzanan Çin gezisi o diyarlarda yaşayan mazlum Türklere büyük heyecan ve moral vermiştir. Ancak Çin yönetimi, Türkiye’nin gösterdiği bu iyi niyet olumlu yaklaşımlarını, yukarıda belirttiğimiz, kendi politikaları doğrultusunda kullanmışlardır. Sayın Bahçeli’nin Çin’de resmi ziyaretleri sürerken, Doğu Türkistan’da Uygur Türkçesi ile eğitimi yasaklamışlardır. Çin Yönetimi Türk Hükümetinin gösterdiği olumlu, içten yapıcı yaklaşımlarını, Doğu Türkistan’da uygulamakta olduğu insanlık dışı icraatını tasvip ve Türkiye’nin Çin’den yana olduğunu belirtmek sureti ile etkilemek şeklinde, halkımızın Türkiye’ye karşı olan sarsılmaz bağlarını çürütme, koparma ve ümit ışığını söndürerek, manevi güç kaynağını kurutma aracı olarak kullanmaktadır. 

Böylece, ülkeyi Çin’in ayrılmaz bir parçası yapma emeline bir an önce kavuşma azmindedir. Bilindiği üzere Doğu Türkistan 234 yıldır, kısa süren aralıklarla Çin esareti altında ve Çin’in siyasi hudutları içerisinde bir ülkedir. Sorunları Çin’in iç işi olarak görülemez ve kabul edilemez. Ayrıca, Çin Hükümeti “11 Eylül” olayından sonra, Doğu Türkistan halkının hak arama girişimlerini uluslar arası terörizmin bir parçası olarak ilan etmiştir. Doğu Türkistan meselesi terörle bağdaştırılamaz Doğu Türkistan davası Çin’in iç işi olmaktan çıkmış uluslar arası bir konudur. Çin’in içişlerine müdahale gibi siyasi açıdan yorumlanamayacak kadar tüm insanlığı yakından ilgilendiren bir meseledir. Gelişmekte olan Türkiye - Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerini daha ileriye götürme arzusunu vurgulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Doğu Türkistan konusunu Çin Halk Cumhuriyeti anayasası ile Milli Özerk Bölge kanununa göre ve insan hakları, evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde ele almalı, ihlal edilen, verilmeyen, gasp edilen hakların ve yetkilerin verilmesi hatırlatılmalı ve talep edilmelidir. Şiddetini arttırarak devam eden zulüm ve baskıların bir an önce kaldırılması istenmelidir. Gerekirse, konunun uluslar arası platformlara intikali sağlanmalıdır. Soydaşlarının unutulmadığını gösteren girişimlerde bulunmalıdır. Doğu Türkistan halkı arasında “Işık, Türkiye’den gelir” inancı vardır. Türkiye özellikle, eğitim, kültür ve turizm alanlarında ilgisini ve etkisini göstermelidir.

Türk işadamlarının Doğu Türkistan’a yatırım yapmaları teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Böylece, Türkiye-Çin yakınlaşması ve dostluğu Doğu Türkistan’a yansımış olur. Çin yönetimi, eğer Türkiye ile olan ilişkilerinde gerçekten samimi ise, belirtilen hususların gerçekleşmesine imkan vermelidir.

*Bu eser M.Rıza Bekin’in anılarını derlediği “Doğu Türkistan Vakfı Başkanı M.Rıza Bekin’in “Anıları” kitabından alınmıştır.


**Doğu Türkistan mücahidi ve önderi Mehmet Emin Buğra’nın yeğeni olan Rıza Bekin Anavatanı Doğu Türkistan’dan 13 yaşında Türkiye’ye gelmiştir. Harp akademisi dahil 13 yıl askeri öğrenim gören M. Rıza Bekin Türk Silahlı Kuvvetlerinde başarılı görevler üstlenmiş, üsteğmen olarak Kore Türk Tugayında görev almış, İran’da Türk Askeri Ateşe Muavini olarak bulunmuştur. Kurmay Subay olarak yurt dışı görevlerinde de bulunan M.Rıza Bekin Türk silahlı kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde başarılı hizmetlere imza atmıştır. Emekli olduktan sonra Birleşmiş Milletler adına görevler üstlenmiş, hayatının son dönemlerini Doğu Türkistan davasına adayarak Doğu Türkistan Vakfı başkanlığını sürdürürken hayata gözlerini yummuştur.

  • 2036 defa okundu.