Türkiye - Çin İlişkisinde Doğu Türkistan

Türkiye-Çin arasındaki diplomatik ilişkiler otuz yıldır devam etmesine rağmen, karşılıklı ziyaretlerin seksenli yıllardan itibaren gelişmeye başladığı ve son 5-6 yıl içinde iki ülke askerî makamları dahil iki ülke arasındaki üst düzey temaslarının daha yoğunlaştığı görülmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretler de son 4 yılda artmıştır. Doğu Türkistan sorununun dış destekçisi olarak Türkiye'yi gören Pekin Hükümeti, üst düzey ziyaretlerde genellikle Doğu Türkistan sorununu gündeme getirmiş ve ikili ilişkilerin gelişmesinin ön şartı olarak Doğu Türkistan'a Ankara'nın desteğinin kesilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Çin-Türkiye askerî işbirliğinin diğer alanlardaki ilişkilerin geliştirilmesi için de öncelik görevini yapması ve bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye'nin Batı dünyasından transfer edemediği askerî teknolojileri Çin'den transfer etmek istemesi, Türkiye'nin Çin'e daha ılımlı davranmasına yol açmıştır. 1998 yılında, Türk Dışişleri Bakanlığı Uzak Doğu'ya açılım politikaları çerçevesinde, Çin Halk Cumhuriyeti ve Malezya'ya da yer verirken, daha sonra bu alanı daha da geliştirerek, Asya-Pasifik Açılım Politikası'nı izlemeye başlamıştır. Nitekim, Nisan 1999'da kurulan 58. Hükümetin programında “Çin Halk Cumhuriyet ile İlişkilerimizin Çok Yönlü Olarak Geliştirilmesine Özen Gösterilecektir” ibaresine yer verilmiştir.

Türkiye – Çin ile olan bu sıcak ilişkisinin karşısında, Çin'in PKK ve Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin inisiyatifine dikkat etmesine, füze ve füze teknolojisini intikal edebilmeyi ve Çin pazarına girebilmeyi arzu etmiştir. Ancak, gelinen bu günkü noktada, Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda istediği beklentilerinin tam olarak karşılandığı söylenemez.

I. 1. Kıbrıs Meselesi

Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde Çin'in desteğine ihtiyacı vardır. Ancak, bu konuda Çin'in tutumu, her zaman Güney Kıbrıs'ın yanında olmuştur. Son 5 yıldan beri, Çin ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkiler hızla gelişmiştir. Özellikle 6-11 Haziran 2000 tarihlerinde Klerides'in Çin'e yaptığı ziyaret iki ülke ilişkilerini zirveye taşımıştır. Klerides Çin'e giderken havaalanında yaptığı konuşmasında, Çin liderleriyle Kıbrıs meselesinde yoğunlaşacağını ve her iki tarafı ilgilendiren uluslar arası meselelerde fikir alış verişinde bulunacağını açıklamıştır. Ayrıca bu gezinin ikili ilişkilerin dönüm noktası olacağını belirtmiştir . Çin devlet başkanı Jiang Zemin Klerides ile görüşürken, Kleridesi'in beklentisini dile getirerek “ Çin hükümeti her zamanki gibi Kıbrıs meselesiyle yakından ilgilenmektedir, bu meselenin Kıbrıs için önemini derinden biliyoruz. Çin, Kıbrıs'ın bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve tarafsız konumunun saygı ile karşılaması gerektiği kanaatindedir. BM Güvenlik konseyi'nin Kıbrıs ile ilgili kararlarının ciddi bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir. BM genel sekreterinin Rum-Türk iki millet hakkındaki uğraş ve çabalarını içten takdir ediyoruz.... Çin BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak BM genel sekreterinin fikrine destek vermeye devam edecektir; Uluslararası platform ile birlikte Kıbrıs meselesinin adaletli ve uygun bir şekilde çözülmesi için kendi çabalarını gösterecektir”. demiştir. Klerides, Çin'in bu desteğine teşekkür etmiş ve Çin Kongre Başkanı Li Peng ile görüşme yaparken de aynı desteği almıştır. Klerides, Çin'in Kıbrıs meselesi üzerindeki tutumundan dolayı “Kıbrıs halkı Çin hükümetinin Kıbrıs meselesindeki uzun süre devam eden adaletli tutumundan memnundur ve teşekkür eder”... “Kıbrıs hükümeti Çin ile birlikte adaletli ve uyumlu yeni dünya siyasî ve ekonomik düzeninin oluşmasına katkıda bulunacaktır” gibi konuşmalar yapmıştır. Çin Kıbrıs politikasında Jiang Zemin'in ifade ettiği gibi Güney Kıbrıs tarafına destek vermektedir . Çin'in bu tutumundan dolayı 14 Aralık 1971'de Güney Kıbrıs-Çin diplomatik ilişkilerinin kurulduğundan bu yana hep Güney Kıbrıs ile ilişkilerini geliştirmiş ve BM'de Kuzey Kıbrıs'ın aleyhinde tavır sergilemiştir.

I. 2 PKK Meselesi

Çin'in bilimsel dergilerinde PKK'nın başlangıç dönemiyle ilgilendiği dikkat çekmektedir. Wang Zhijuan'ın “Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir?” konulu yazısında yer alan kaynakçalarında yabancı dillerden tercüme edilen makalelere 1984 yılında yer verilmiştir. Yalnızca Minzu Yicong (Etniklerle İlgili Tercüme Eserler Dergisi) adlı dergide, “Kürtlerin Acı Durumu” (1984), “Türkiye'nin Kürt Sorunu” (1985), “Kürdistan: Coğrafyasız Tarih” (1990), “Türkiye'nin Kürt Sorunları, 1925-1984” (1991), “Kürtler” (1994) ve “Türkiye'deki Kürtlerin Sorunları” (1995) gibi makalelere yer verilmiştir.

Wang Zhijuan, yazısında aşağıdaki gibi ifadelere yer vermiştir:“Türkiye'deki hükümet ve siyasetçiler Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu kabul etmezler, onlara göre Kürtler Türklerin bir kavmidir, azınlık değildir, saf Türk'tür. Bu ülkede yalnızca Türklerin millet olma hakları vardır, diğerleri bu haklara sahip değillerdir. Kürtler dağlı insanlar olarak tanımlanırlar, hiçbir hakları yoktur. Kürtlerin isyanları hep acımasız yöntemlerle bastırılmıştır. Türkiye'de Kürkçe yasaktır; Türkçe bilmeyenler avukat bulamazlar; Büfe açamazlar; Sosyal güvenlik gibi kamu yararından mahrumdurlar. Kürtler 1925 yılından bu yana baskıya karşı faaliyetlerini durdurmamışlardır. Dolayısıyla Türk ordusu tarafından sürekli bastırılmıştır. Türk ordusu Kürt bölgelerindeki operasyonlarında zaman zaman temizleme siyasetini yürüterek güvenliği sağlamaktadır. Bunun dışında Kürtleri zorla Türklerin oturduğu bölgelere sürmektedir; Ancak Kürtlerin nüfusu Türklerin nüfusunun %10'unu aşmamak şartıyla ve Türkleştirme politikasını uygulamaktadır. Bu tür askerî bastırma ile asimilasyon politikası devam etmektedir. Ancak, buradaki Kürt sorunun çözümleneceği görünmemektedir.” Çinlilerin gözünde Kürt sorunu, Batı Asya'daki Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi ve etnik problemdir. Çin Komünist Partisi'nin sesi olan Renmin Ribao (Halkın Gazetesi)'da yer alan Kosova olayı hakkındaki bir yorumda da, ABD, Türkiye'nin Kürtlerin bağımsız hareketine karşı baskıcı politikasını uygulamasına göz yumarken, Kosova'da meydana gelen Arnavutların bağımsızlık harekelerine destek vererek Yugoslavya'yı parçalamaya çalışmaktadır” denilmektedir.

PKK adının Çince tercümesinde Türkiye'de özen gösterilen “bölücü” ve “terörist” terimleri hiç kullanılmamaktadır. Kasım 1998'de PKK elebaşısı Öcalan'ın Suriye'den kaçtıktan sonra Çin basınınca da yakından takip edilmiştir. Çin basınında yer alan Öcalan ile ilgili haberlerde genellikle “Türkiye hükümeti karşıtı Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan”, “Hükümet karşıtı Türkiye Kürt İşçi Partisi lideri Öcalan”, “Türkiye hükümeti karşıtı Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” ve “Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” şeklinde yer almaktadır.

Bazı Çinli uzmanlar, PKK sorununu Kosava meselesi ile paralel olarak görmektedir: “ABD ve NATO Miloseviç'in Kosova'daki Arnavutlar'a yaptığı soykırımdan dolayı askerî müdahalede bulunmuştur. Aynı şekilde, Türkiye'de de Kürtlere karşı soykırım uygulanmaktadır. Ancak ABD ile NATO buna müdahale etmemektedir. Bunun sebebi ise, Türkiye NATO üyesi ve ABD'nin müttefikidir. Bu nedenle Miloseviç de NATO'ya üye olsun ve hava bombardımandan kurtulsun” gibi fikirler ileri sürmektedir. ABD'de bulunan Çinli stratejist Du Ren, “Doğu Türkistan'daki Kargaşalar ve Pantürkizm” konulu yazısında: “Batılılar Irak'taki Kürtlerin bağımsızlık hareketlerini desteklemektedirler, ancak, bu bağımsızlık hareketleri Türkiye toprağında olunca ağır bir şekilde bastırılmaktadır. Hatta, Türk ordusu sınır ötesi operasyon yaparak Kürt örgütlerini temizleme faaliyeti yürütmüşlerdir. ABD buna da göz yummaktadır. Du Ren'ın “Kürtler, Türkiye ve Çin'in Stratejik Çıkarları” konulu yazısında Pekin hükümetinin Kürt meselesinde yeterince dış politika uygulayamadığını dile getirerek, “insanlar düşünürler, tek başına sığınak bulmaya çalışan Öcalan'ı koruyan Yunanistan Pekin hükümetinden destek istemiş miydi? Pekin nasıl cevap vermişti? Türkiye, gizlice Doğu Türkistan bölücülerini korumaya devam ederken, Çin, Öcalan olayına karışsa idi, sadece Türkiye'ye karşılık vermekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'ye karşı kullanabilecek bir siyasî koz olacaktı şeklinde yorum yapmıştır” diye kaydetmektedir. Kanada'daki entelektüellerin yayınladığı Feng Huayuan adlı web sitesinde (on günde bir sayı çıkar) yer alan, “Uluslararası Jeopolitik ve İnsan Hakları: Türkiye ve Avrupa ile ABD” konulu yazıda, “Türkiye'yi diktatör askerler yönetmektedir, sayısız siyasî mahkûmlar vardır. Nüfusun %10'unu oluşturan azınlık Kürtler aşağılanmakta ve baskı altında tutulmaktadır. Bunun dışında Türkler Kıbrıs'taki Rumları ağır baskı altında tutmaktadır. Türkiye'deki siyasî mahkûmların sayısı Çin'den çok daha fazladır, ancak Türkiye'nin insan haklarını çiğnemesi suçları hiçbir zaman ABD'nin uluslararası insan hakları raporunda yer almamıştır denilmektedir.

I. 3. Doğu Türkistan Meselesi

Doğu Türkistan probleminin dış destekçisi olarak Pekin hep Türkiye'yi görmüştür. 1990-1994 yılları arasında Doğu Türkistan problemini de kaleme alan ve Çin'in Milli Sosyal Bilimler Fondu tarafından yürütülen “Panislamizm ve Pantürkizm'in Doğu Türkistan'daki yayılmaları ve buna karşılık uygulanacak tedbirler” adlı raporunda , Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin menşeinin Türkiye olduğu ileri sürülmüştür. 387 sayfalı bu raporda, Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin temelini Panislamizm ve Pantürkizm'e bağlamış ve bu hareketin Osmanlıların II.Abdülhamit döneminde başlamış olduğunu, adı geçen iki akımın bugüne kadar sürekli Doğu Türkistan'da etkisini sürdürdüğünü, aynı zamanda 19. yüzyılın son yıllarından 20. yüzyılın ortalarına kadar Doğu Türkistan'da meydana gelen bağımsızlık hareketlerine ve bilinen iki cumhuriyetin kurulma sırasında hep Türkiye'den bölgeye sızan arkası karanlık Türkiyelilerin görüldüğünü ayrıntılı bir şekilde yazmıştır. Milli istihbarat, askerî istihbarat, kamu güvenliği idaresi, gümrük, devlet arşivi, parti görevlilerinin de yer aldığı 50 kişinin çalışmasının yer aldığı bu raporda, Türkiye'de yayınlanmış olan kaynakların bol bol kullandığı görülmektedir. “İç Kaynak” mührü olan bu raporda, Türkiye ile ilgili görüşlere yer verilirken: “Türkiye hükümeti bir yandan Çin ile dost olma tutumunu sergilerken, diğer yandan da bu faaliyetlere ( Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketleri ) göz yumarak yandaşlarını barındırmaktadır. Bu da Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için ve siyası bakımdan Batı Avrupa'nın Çin üzerindeki yaptırım politikasına paralel düşüncesiyle sıkı alâkalıdır” görüşünü ileri sürmüştür.


Doğu Türkistan problemi hakkındaki bu görüşler, sadece Çinli bilim adamlarının görüşü olmayıp , Çin lideri Jiang Zemin de bu görüşü paylaşmaktadır. 1992 yılında Çin Merkezi Etnik Hizmet İşleri Toplantısı”nda bir konuşma yapan Jiang Zemin, “uluslar arası bazı siyasî güçlerin yurt dışına kaçan bölücülere destek vererek Panislamizm ve Pantürkizm veya başka sloganları sayesinde ülkemizi parçalama uğraşlarını dikkate almalıyız ve karşı çıkmalıyız” diye konuşmuştur. ABD'de bulunan stratejist Du Ren, “Xinjiang'daki Kargaşalar ve Pantürkizm” adlı uzun bir yazısında, Türkiye “Adriyatik Denizinden Çin Seddine Kadar” Pantürkizm doktrininden yola çıkarak hem Türk dünyası hem de Doğu Türkistan ile ilgilendiğini ve Türkiye'nin bu doktrinini ABD'nin de desteklediğini ileri sürerek, Türkiye'nin Doğu Türkistan ile ilgilenmesi nedeni ile bölgedeki etnik çatışmanın hep uluslararası gündemde kalacağını iddia etmiştir.

Çin Hükümeti, bölge halkının iradesi ve bölgede uyguladığı politikaları dikkate almadan, bu problemi Türkiye'de aramaya ve her fırsatta, özellikle üst düzeydeki ziyaret ilişkileri sırasında dile getirmeye ve uyarmaya çalışmaktadır. Mayıs 1998 yılında Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde, Çin lideri Jiang Zemin hemen Doğu Türkistan problemini ortaya koymuştur, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in deyimiyle “ son derece hassaslardır”. Nisan 1999 yılında Çin Kongre Başkanı Li Peng Türkiye ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Meclis Başkanı Hikmet Çetin ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit ile bu konu da fikir alış verişinde bulunmuştur. Türkiye Li Peng'e güvence vermiştir. Ekim 1999'da Çin Savunma Bakanı Chi Haotian Türkiye ziyaretinde yine Doğu Türkistan meselesini Ecevit'e açmıştır. Başbakan Ecevit aynı güvenceyi tekrarlamıştır. Nisan 2000 yılında Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'in Türkiye Cumhurbaşkanı Demirel'le görüşmesinde Doğu Türkistan meselesi yine gündeme gelmiştir: 'Türkiye'nin Çin ile ilişkilere büyük önem verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Demirel, Türkler'in Doğu Türkistan'daki Uygur Türkler'i ile akrabalık ilişkileri bulunduğunu belirtmiş ve 'Bu kişilerin Çin'e sadık yurttaşlar olarak ülkenizin bir parçası olduklarına inanıyorum. Çin'in toprak bütünlüğünün korunması Türkiye'nin politikasıdır' demiştir.

Heyetler arası görüşmelerde Ankara'nın bu görüşünü seslendiren Demirel, resmî açıklamasında ise rahatsızlığa net bir gönderme yaparak iki ülke arasında pürüz bulunmadığını dile getirmiştir. Çin Devlet Başkanı ise Ankara'nın bu hassasiyetine şu karşılığı vermiştir: 'Merak etmeyin. Biz de bu insanları düşünüyoruz. Pekin, kısa dönemde Batı Çin (Doğu Türkistan) için çok önemli bir kalkınma programı başlatıyor. Türkiye'yi de bu yatırım programında görmek istiyoruz'.

Ancak, Türkiye hükümeti Türkiye'deki Doğu Türkistanlıların faaliyetlerine kısıtlama getiren 23 Aralık 1998 tarihli ve 1998/36 sayılı genelgesini çıkarmasına rağmen, Şubat 2000'de İçişleri bakanı Sadettin Tantan'ın Pekin ziyaretinde Çin Kamu Güvenliği Bakanı Jia Chunwang ile arasında imzalanan ve Doğu Türkistan teşkilatınca bu anlaşmanın Doğu Türkistanlılara yönelik “Suçlarla Mücadele İşbirliği Anlaşması” ile yetinmemiş, son olarak Cumhurbaşkanı Demirel ile Jiang arasında yapılan görüşmelere ilişkin yayınlanan ortak deklarasyonunda: “Her türlü terörizm, bölücülük ve kökten dinci faaliyetlere karşı ortak hareket edeceklerdir” ifadesine yer verilmiştir. Pekin ise bunun Türkiye'nin Doğu Türkistan'a karşı aldığını düşünmektedir.

Savunma Bakanı Sabahaddin Çakmakoğlu Eylül 2000'de yaptığı Çin ziyareti sırasında, Çin Devlet Başkanı Yardımcısı ve Çin Merkezî Askerî Komitesi Başkan Yardımcısı Hu Jingtao tarafından kabul etme sırasında yine Doğu Türkistan problemi dile getirmiştir. Görüşmede Hu Jingtao: “Çin-Türkiye ile birlikte etnik bölücülüğe, uluslararası terörizme ve radikal dinciliğe karşı ortaklığını güçlendirmelidir” demiştir. Ocak 2001'de Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan Türkiye ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit ile görüşürken, dini aşırılık, uluslararası terörizm ve etnik bölücülüğe kaşı ortak hareket edilmesi konusunda ortak görüşe varıldığını ve Ecevit'in de bu konuda Aralık 1998'de bir genelge çıkararak Türkiye'de Çin'i bölecek her hangi bir faaliyete izin verilmediğini beyan ettiğini açıklamıştır. Mayıs 2001'de Çin İstişare Komitesi Başkanı Li Ruihuan'ın Türkiye ziyaretinde, Türkiye hükümeti, “uluslararası terörizm, etnik bölücülük ve dinî radikalizme karşı ortak hareket edilmesi” hakkında öğütler verdiğini ifade etmiştir.

Türkiye-ÇHC ilişkileri her iki taraf için de tamamen sorunlardan ve ön yargılardan arınmış olmamakla birlikte sürekli gelişme kaydetmektedir. Çünkü mevcut sorunların yanında her iki başkent karşılıklı çıkarlar çerçevesinde esasındaki iki ülke arasında ilişkilerin gelişmesinin önünü açmak için çalışmaktadırlar.

Bu sorunlardan çok çözümler üzerinde yoğunlaşan yaklaşımın sürekli olması, sorunların çözümü için de muhakkak ki katkı sağlayacaktır. Gerek Ankara, gerek Pekin, buna arzulu görünmektedirler.

II. Türkiye-Çin Ekonomik ve Ticarî İlişkiler

Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda Türkiye aleyhine açık verdiğini tablodan görebiliriz:

Çin Kongre Başkanı Li Peng, Nisan 1999'daki Türkiye ziyaretinde Türk-Çin İş Konseyi üyelerine iki ülke arasındaki ticarî dengesizliği düzeltileceğini ifade etmiş, 2000'de Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin Türkiye ziyaretinden önce ticaret dengesizliğinin düzeltileceğini vurgulamıştır. Mayıs 2001'de Çin Siyasî İstişare Komisyon Başkanı Li Ruihuan Türkiye ziyaretinde, Li Peng gibi, iki ülke arasındaki ticari dengesizliğin giderilmesi için çaba göstereceklerini ifade etmişlerdir. En son Çin Başbakanı ve aynı zamanda ekonomist olan Zhu Rongji, Nisan 2002'de yaptığı Türkiye ziyaretinde, ekonomik dengesizliğin giderilmesi için üç maddeli bir teklif sunmuştur. Bilindiği gibi iki ülkenin ticari ilişkisi bir birini tamamlayıcı değil bir biri ile rekabet halindedir. Özellikle, ABD, AB pazarında Türk-Çin tekstil mücadelesi bir örnektir.

Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında ticarette karşılaşılan sorunlar arasında, iki ülkenin coğrafî uzaklığı yanında, yeniden yapılanma süreci içinde bulunan Çin ekonomisinin geçirdiği değişimlerin bir çok açıdan oldukça karmaşık bir yapı sergilemesi ve bunların Türkiye'den yeterince izlenememesi sayılabilir. Çin pazarının sahip olduğu altyapı, müşteri nitelikleri, çok açık olmayabilen ve değişme sürecinde bulunan ticaret kural ve uygulamalarının Türk ihracatçıları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede, özellikle Çin'e ihraç edilen Türk ürünlerinin çeşitlilik kazanması ve Türk ihracatçı ve yatırımcılarının Çin pazarında kalıcı olması için bu pazarı tanımaya özel önem vermeleri yararlıdır.

Henüz dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecini tamamlamamış olan Çin ekonomisi, yabancı tüccar ve yatırımcılar için halen girilmesi çok kolay olmayan bir pazar yapısına sahiptir. Çin pazarına girmek isteyen yabancıların Çinli ortakları ile işbirliği yapmaları bir zorunluluktur. Zira yabancı firmaların Çin pazarında doğrudan pazarlama ve satış işlemlerinde bulunmalarına bugün için izin verilmemektedir. Ancak sayıları yaklaşık 11 bini bulan Çinli iş adamları az miktarda sermaye ile Türkiye'de doğrudan pazarlama yapabilirlerken, Türk firmaları, Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir bir Çinli ortak bulmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır.

Öte yandan, yukarıda da değinildiği gibi, Pekin tarafından uygulanan dış ticaret mevzuatının yeterince açık olmayışı ve standardizasyonun henüz tüm alanlarda gerçekleştirilememesi önemli bir engel olmayı sürdürmektedir. Bunların yanında, Çin pazarında ortaya çıkan rekabet, Türk firmaları için zorlayıcı olabilir. Halihazırda belli başlı dünya ülkeleri, dev Çin pazarı için yoğun bir rekabet içine girmişlerdir. Çin'in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafî uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idarî sistem farklılığı da iki ülkenin ticarî ilişkilerine engel teşkil edebilir.

III. Türkiye-Çin Karşılıklı Çıkar Beklentileri

Çin'in Çıkarları:

· Jeostratejik Konuma Sahip Olan Türkiye'yi Kazanmakla Çin'in Batı'ya Açılma Stratejisinde Fevkalade Yeri Vardır.

· Türkiye, Orta Asya Bölgesinde İşbirliği Yapabilecek En Uygun Adaydır. Hazar Bölgesinden Doğu Türkistan'a Kadar Olan Enerji Alanının Güvenliği İçin Türkiye'nin İşbirliğine İhtiyacı Vardır.

· Pekin, Doğu Türkistan Ayrılıkçı Hareketinin Merkezi ve Kaynağının Türkiye Olduğuna İnanmaktadır. Doğu Türkistan Sorununu Ortadan Kaldırmak İçin Türkiye'nin Desteği Gerekmektedir.

Türkiye'nin Çıkarları:

· Çin Büyük Bir Ülkedir ve BM Güvenlik Konseyinin Üye Ülkesidir. 2030'da ABD'ye Karşı Koyabilen En Büyük Ülke Olacağına İnanmaktadır. İyi İlişkileri Geliştirmelidir.

· Türkiye, PKK ve KKTC Sorunlarında Çin'in Uluslar arası Siyasî Sahnelerindeki Etkisinden İstifade Etmek İstiyor.

· Türkiye Çin Pazarından Kendi Payını Almaya Çalışıyor.

IV. Türkiye - Çin İlişkisinde Doğu Türkistan

IV. 1. Doğu Türkistan'ın Stratejik Konumu

1884 yılında işgal edilen Doğu Türkistan Xinjiang (Sınır Bölgesi) adıyla Çin'in iç sömürge bölge hâline dönüşmesiyle, 200 yıldan bu yana Doğu Türkistanlılar bağımsız olmak için sürekli mücadele etmişler ve bağımsız devletleri kurmalarına rağmen (Yakup Bek Devleti, 1933'teki Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti, 1944'teki Doğu Türkistan Cumhuriyeti) bu devletler kısa ömürlü olmuş ve nihaî başarı kazanamamışlardır. Tarihte Doğu Türkistan'da meydana gelen olaylar dolaylı ve dolaysız hep uluslararası güç dengelerin değişimi ile alakalı olduğu için Çin hükümetleri Doğu Türkistan'ın bağımsızlık faaliyetlerini şiddetle bastırmıştır. Bunların sebebi de bölgenin fevkalâde stratejik konumu ve Çin çıkarlarıdır.

Mançur İmparatorluğu'nun komutanı Zuo Zongtang'ın dediği gibi, “Vücuttu korumak için Moğolistan ve Doğu Türkistan gibi kolları muhafaza edilmeli”, yoksa Doğu Türkistan'ın kaybetmekle Çin'in güvenliği tamamen tehdit altına girecektir. 19. yüzyıl Rusya, İngiltere ve Çin'in Orta Asya'daki çıkar mücadelesinin sonucunda şekil verilen Doğu Türkistan'ın coğrafi özeliği, Çin açısından savunma ve hücum etme gibi askerî ve güvenlik yönünde fevkalade kolaylıklar sağlanmaktadır. Jeostratejik konusunda önemli olan Doğu Türkistan, bağımsız olma veya Çin dışında bir başka gücün idare etme takdirde Çin'i her alanda doğrudan tehdit edebilir. 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ortasına kadar Çin'i düşman gören Ruslar, İngilizler ve Japonlar hep bu bölge ile uğraşmışlar ve bölge değişik güçlerin mücadele meydanı haline gelmişti.

Pekin hükümetince “Xinjiang tarihten bu yana Çin toprağının bir parçasıdır” denilen Doğu Türkistan, siyasî bakımdan Pekin'e bağlıdır; Ancak, tarih, dil, din, etnik ve diğer gelenekleri Orta Asya Türk ve Müslüman topluluklara bir bütündür. Bu bağlamda Doğu Türkistan Çin'i hem Orta Asya'ya bağlayan, hem de Orta Asya'dan ayıran stratejik bir köprü ve sınır bölge özelliğini taşımaktadır. Çin'in kuzeybatı bölgesini oluşturan ve 1,68 milyon kare büyüklüğüyle Çin toprağının 1/6 km²'sini teşkil eden bu bölge, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerle sınırı vardır ve komşu ülke nüfuslarının çoğu Müslüman'dır. Doğu Türkistan'ın sınırı Çin'in toplam sınırının ¼'ini teşkil etmektedir ve Çin'in sınır komşusu en çok olan bölgesi niteliklerini göstermektedir. Bu nedenle Orta Asya'da meydana gelen herhangi bir kargaşa ve çatışmalar doğrudan Doğu Türkistan'ı etkilemektedir, aynı zamanda Çin'in siyasî, ekonomik ve güvenliğini de tehdit edebilmektedir.

Pekin'in resmi rakamlara göre, şu anda Çin'in ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgazın %25'ni ithalat yoluyla talebini karşılamaktadır. 2010 yılında ise bu ihtiyaç % 45 oranına yükselecektir. Bu durum, enerji konusunda yurtdışına bağımlı olan Çin'in ekonomik büyümesini ciddi tehdit altına bırakmaktadır. Üstelik Ortadoğu'dan Hin Okyanusu ile Pasifik Denizi'nden geçerek Çin'e uzanan “enerji yolu” Hindistan ve ABD kontrol altındadır. Çin'in bu iki ülke arsında herhangi bir pürüz meydana geldiği takdirde Çin'in enerji yolunun kesilme risklerini arttırmaktadır. Yer üstü ve yer altı ham madde zenginliği ile bilinen Doğu Türkistan, Çin'in enerji talebinin bir kısmını karşılayabilmekle birlikte Orta Asya ve Hazar havzasına uzanan bölgedeki enerjinin Çin'e taşıması konusunda önemli stratejik yerini almaktadır.Bu anlamda Doğu Türkistan, Çin'in ekonomik güvenliğini sağlayan önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Çin, Doğu Türkistan'ı kaybettiği takdirde hem Pekin'in Orta Asya ve Kafkasya'dan enerji aktarma yönündeki stratejik plânı boşa gidecek, hem de ülkenin ekonomik güvenliği riskine girecektir.

Ancak Soğuk Savaş sonrası Doğu Türkistanlıların akrabası olan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olması, dünyanın yeni bir düzen arayışı ve ekonomi ile teknoloji alanındaki küreselleşme süreci Doğu Türkistanlılar için yeni bir fırsat yaratmıştır. Küreselleşme ile birlikte demokrasi, insan hakları ve çevrenin korunması gibi değerler, Doğu Türkistanlılar için yeni bir mücadele zemini hazırlatmıştır. Doğu Türkistan sorunu artık Çin'in iç işi olmaktan çıkmış gözükmekte ve uluslararası bir sorun hâline dönüşmektedir.

IV. 2. 11 Eylül Sonrası Doğu Türkistan

IV. 2. 1. Çin'in Doğu Türkistan Ayrılıkçılarına “Terörist” Suçlaması

Pekin, ABD'nin Afganistan'a yönelik askerî operasyonunu başlamasıyla birlikte kendi tutumunu ortaya koymuştur:

1. Çin her türlü terörizme karşıdır ve buna karşı yapılan operasyona destek verir;

2. Terörizme karşı operasyon kesin kanıta dayanmalı, hedef belirgin olmalı ve günahsız insanlar zarar görmemesi şartıyla gerçekleşmelidir;

3. BM Anasözleşme ilke ve şartlarını esas alarak Güvenlik Konseyi'nin fonksiyonunu artırmalıdır. Çin, Güvenlik Konseyi çerçevesinde terörizme karşı mücadelede yardımcı olan her türlü müzakerelere hazırdır.”

Ayrıca, Çin ABD'ye destek vermek için Afganistan-Çin sınırını kapatmıştır; İki ülkenin Taliban ile ilgili istihbarat çalışmalarında işbirliği yapacaklarını da duyurulmuştur. Pekin, ABD'nin terörizme karşı operasyonuna destek vereceğini sık sık beyan etmesine rağmen askerî alandaki işbirliği gibi konular hiç dile getirilmemiştir.

Ancak, Pekin ABD'nin Afganistan'a müdahalesi karşılığında Tayvan, Tibet ve Doğu Türkistan sorunlarına da destek vermesini ima etmiştir. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhu Bangzao'nun 18 Eylül 2002'deki sözüyle “ABD, terörizme karşı Çin'den destek ve işbirliği istiyorsa aynı şekilde Çin'in de ABD'den isteme hakkı vardır ve Çin etnik ayrımcılık ile terörizme karşı mücadelesine ABD'den anlayışlı destek vermesini ister.” Ayrıca Uygurların Taliban'ın veya Bin Ladin ile ilişkilerinin bulunduğunu dolaysıyla bağımsızlık isteyen Uygurlar teröristtir. Bununla birlikte Taliban Hükümeti de Afganistan toprağında Çin'e karşı Doğu Türkistan ayrılıkçılara izin vermeyeceğini de dile getirmiştir. Pekin, Taliban ve Bin Laden ile olan ilişkilerini ret etmektedir ve sadece gayrı resmi ilişkileri bulunduğunu iddia etmektedir.

Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan 21-22 Eylül 2001 tarihlerinde ABD'ye yaptığı ziyaretinde, ABD Başkanı Bush ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüşmüştür ve Tibetlileri ve Uygurları kastederek Çin'in de terörizmin kurbanı olduğunu vurgulamıştır. 9 Ekim 2001'de, Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov ile telefonda arayarak “Rusya Çeçen teröristlerinden, Çin ise ‘Dong Tu' (Doğu Türkistancılar) teröristlerden ağır zarar gördüklerini” ifade etmiştir. Bu tarihe kadar, Pekin Uygurları terörist demeye başlamış ve Doğu Türkistan adının Çince kısaltması olan “Dong Tu” ile adlandırmaya başlamıştır. “Dong Tu” adı daha önce Çin'de yasaktı ve 11 Eylül sonrası Pekin hükümeti kendisi söylemeye başlamıştır.

11 Ekim 2001'de Çin Dışişleri Sözcüsü Sun Yüxi yaptığı basın toplantısında “‘Dong Tu' teröristleri sadece Çin'in Xinjiang bölgesinde terörizm faaliyetleri sürdürmekle kalmıyor, aynı zamanda yurt dışındaki terörist teşkilâtlarla da temas içindedirler ve işbirliği yapmaktadırlar. Şüphesiz bunlar Çin'i tehdit etmektedir. Doğu Türkistan bağımsızlık yanlısı faaliyetleri uluslararası terör ile bağlantı içindedir” diye konuşmuştur. Aynı basın toplantıda, “Xinjiang'da bir grup ‘Dong Tu' şiddet yanlıları mevcuttur. Onların terör faaliyetleri yalnızca Çin için değil, bütün bölgenin güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturmaktadır. Biz uluslararası toplum ile birlikte ‘Dong Tu' teröristleri dâhil bütün terörizm faaliyetlere karşı çıkacağız, dünyanın barış ve istikrarını sağlayacağız” şeklinde Doğu Türkistan ayrılıkçı faaliyetlerini uluslararası terörizm kategorisi içine sokmaya çalışmıştır.

Bununla birlikte yurtdışındaki Doğu Türkistan teşkilatları da faaliyetlerini hızlandırmıştır. 17 Ekim 2001'de ABD'deki Doğu Türkistan Teşkilâtı üyeleri ABD Kongresi'nde Çin'in bölgedeki baskı ve züllümü anlatmıştır. 17-19 Ekim 2001'de Brüksel'deki Avrupa Birliği Parlamento binasında 3. Doğu Türkistan Kurultayı yapılmıştır. Çin'in tepkisini çeken bu kurultayda Pekin hükümetinin devlet terörist olarak kınanmıştır.

19 Ekim 2001'de, APEC toplantısına iştirak etmek için Çin'e giden ABD Başkanı George W. Bush, Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ile bir görüşme yapmış ve görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında, “Biz birçok alanda müzakere yaptık, terörizme karşı savaş kesinlikle azınlıklara darbe vermenin bahanesi olmamalıdır gibi konuları da müzakere ettik” açıklamasıyla kapalı bir şekilde Pekin'in terörizme karşı operasyondan istifade ederek Doğu Türkistan ayrılıkçılara yönelik darbe vurmak tavrını eleştirmiştir.

Çin Başkanı Jiang Zemin, Doğu Türkistan ayrılıkçılarını terörist olarak Başkan Bush'a kabul ettiremezken, aynı toplantıda Rusya Devlet Başkanı Putin'e kabul ettirebilmiştir. Başkan Jiang'ın sözüyle Çin ve Rusya her “iki ülkenin tutumu aynıdır, Çeçen teröristleri ve ‘Dong Tu' teröristleri hepsi uluslararası terörizmin bir parçasıdır, şiddetle kaşı çıkılmalı ve darbe indirmelidir.”

Pekin'in bu çabalarına rağmen, önce 12 Ekim 2001'de, 1 Nisan casus uçak krizi sonrası durdurulan ABD-Çin insan hakları diyalogunun tekrar başlamasıyla Beyaz Saray Sözcüsü Richard Boucher, bu diyalogda Uygur sorununun gündem maddesi olacağını beyan etmiştir. Sonra 24 Ekim 2001'de, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, Çin'in terörizme karşı faaliyetlerini yürütürken insan haklarını çiğnememesi gerektiği hakkında uyarmıştır. Buna karşı Çin Dışişleri Bakanlığı yetkileri, ‘Dong Tu'ya karşı darbeler indirmenin Çin'in azınlıkların haklarını çiğnediği anlamına gelmediğini ve bunların Bin Ladin'in kamplarında terör eğitimi alan uluslararası teröristler olduğu şeklinde konuşmuşlardır.

31 Ekim 2001'de, Çin Başbakanı Zhu Rongji, Çin'i ziyaret eden Alman Başbakanı Gerhard Schröder'e “Çin'in ‘Dong Tu' terör güçlerine karşı verdiği mücadele uluslararası terörizme karşı mücadelenin bir parçasıdır ve iki ülke terörizme karşı uluslararası çapında işbirliği yapmalıdır diye konuşmuştur. Pekin de biliyor ki, yurtdışında faaliyet gösteren Doğu Türkistan ayrılıkçı faaliyetlerin en büyük iki teşkilatı Almanya'da bulunmaktadır. Nitekim Alman Başbakanı Schröder Çin ile 3 milyar dolarlık bir ticaret anlaşmasına imza atarak geri dönmüştür.

Bununla birlikte Doğu Türkistan içinde ayrılıkçı hareketine yönelik tedbir alma, darbe indirme ve idam etme faaliyetleri de hız kazanmıştır. Pekin'e bağlı Doğu Türkistan hükümetinin 24 Ekim'deki açıklamasına göre bu faaliyetler başarılı olmuştur.

Bu gelişmelere devam ederken BM İnsan Hakları Komitesi Yüksek Komiseri Mary Robinson, 8 Kasım Çin ziyareti öncesi Doğu Türkistan'daki durumun kaygı verici olduğunu ve terörizme karşı mücadele bahanesiyle insan haklarının çiğnenmemesi gerektiğini vurgulamış ve Pekin'in Doğu Türkistan bağımsızlık hareketini terör hareketi diyerek şiddetle bastırmasını eleştirmiştir. ABD Başkanı Bush'un terörizm büyükelçisi General Francis Taylor 5 Aralık'ta Çin ziyareti sırasında Pekin'in tutumunu yönelik “ABD ve Çin iki ülke Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketi meselesi hakkında henüz farklı görüşleri vardır”; “ABD hükümeti Doğu Türkistanlıları terörist olarak bakmamaktadır. Çin'in batı bölgede yüz yüze gelen ekonomik ve toplumsal sorunlar terörizm olmayabilir; Bu sorunları terörizme karşı koymak yoluyla değil, siyası üslupla çözülmesi gerekir” demiştir. Ayrıca Afganistan'da esir düşen Uygurları da Çin'e verilemeyeceğini de beyan etmiştir. En son 22 Mart 2002'de ABD Dışişleri Sözcüsü Philip Reeker, “bazı Uygurların Afganistan'da el-Kaide teşkilatıyla omuz omuza savaşa iştirak etmiş olduğunu biliyoruz”. Ancak “uluslar arası terörizme karşı savaşı bahane ederek Doğu Türkistanlıların hakkı olan dini özgürlüğe baskı yapılamaz, terörizme karşı savaşın başarması temel insan haklarına saygı olmaktan geçmektedir. Bu tutumumuz Pekin hükümetine iletilmiştir” diye konuşmuştur.

IV. 2. 2. Pekin'in Ayrılıkçılara Yönelik Politikasının Başarısızlığı

Çin'in terörizm kavramının bir ölçüsü yoktur ve bireysel olarak şiddet yoluyla korku estirenleri terörist olarak tanımlamaktadır. Hatta cinayet d

  • Etiketler: Doğu, Türkistan, Çin, Türkiye, İlişki