• 10.09.2018
  • 806 defa okundu

Sincan’da Kitlesel Keyfi Gözaltılar, Dini Baskı ve Gözetim

(New York, 10 Eylül 2018) – İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayınladığı bir raporda, Çin hükümetinin Çin’in kuzeybatısındaki Sincan’da yaşayan Türki Müslümanlara yönelik sistematik bir insan hakları ihlalleri kampanyası yürüttüğünü açıkladı.

“‘İdeolojik Virüsleri Temizlemek’: Çin’in Sincan Bölgesinde Yaşayan Müslümanlara Yönelik Baskı Kampanyası” (rapor özeti ve tavsiyeler – Türkçe) başlığını taşıyan 117 sayfalık raporda Çin hükümeti tarafından uygulanan kitlesel keyfi gözaltılar ve Sincan’daki Türki Müslümanlara yönelik işkence ve kötü muameleye ilişkin yeni kanıtlar sunuluyor ve gündelik yaşam üzerinde giderek artan ölçüde yaygınlaşan, sistematik kontrol ayrıntılandırılıyor. Tüm bölgede, 13 milyon Türki Müslüman nüfus; insan haklarına aykırı olarak, zorunlu siyasi endoktrinasyona, toplu cezalandırmaya, seyahat ve iletişim özgürlüklerinin kısıtlanmasına, din özgürlüğünün üzerindeki kısıtlamaların artırılmasına, kitlesel takip ve gözetlemeye maruz bırakılıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Çin Direktörü Sophie Richardson, “Çin hükümeti, Sincan’da insan haklarını bu ülkede on yıllardır görülmemiş bir ölçekte ihlal ediyor” dedi. Richardson, “Sincan’daki baskı kampanyası, Birleşmiş Milletler’in ve ilgili devletlerin gücü giderek artan Çin’e, bu ihlalleri durdurması için yaptırımlar uygulayıp uygulamayacaklarını gösterecek kilit önemde bir sınavdır,” şeklinde konuştu.

Rapor temel olarak eskiden Sincan Bölgesi’nde yaşamış 58 kişi ile yapılan mülakatlara dayanıyor. Görüşülenlerden beşi daha önce şahsen gözaltına alınmış, 38’i ise gözaltında bulunan kişilerin yakınları. Görüşülenlerden 19’u ise son bir buçuk sene içinde Sincan’dan ayrılmış kişiler.

Çin hükümetinin “Terörist Şiddete Darbe Vur” kampanyası Sincan’da 2014 senesinde başladı. Uygulanan baskının seviyesi Komünist Partisi Sekreteri Chen Quango’nun Tibet Özerk Bölgesi’nden gelerek Sincan’ın liderliğini üstlenmesiyle, 2016 yılının sonlarında büyük ölçüde arttı.

O zamandan beri yetkililer kitlesel keyfi gözaltı uygulamalarına hız verdiler. İnsanlar tutukevleri ve cezaevleri ile birlikte, siyasi eğitim kamplarında da tutuluyor. Tutukevlerinin ve cezaevlerinin her ikisi de resmi kurumlar olmakla birlikte siyasi eğitim kampları Çin yasalarında yer almıyor. Güvenilir tahminler bu kamplarda tutulan insan sayısının bir milyonu bulduğu yönünde. Bu kamplarda Türki Müslümanlara zorla Mandarin Çincesi öğretiliyor, Komünist Parti’yi öven şarkılar söylemeye ve öncelikli olarak Türki Müslümanlara uygulanan kuralları ezberlemeye zorlanıyorlar. Direnenler veya “öğrenemediğine” kanaat getirilenler cezalandırılıyor.

İnsanlar, siyasi eğitim kamplarında adil yargılanma hakları ihlal edilerek tutuluyorlar, kendilerine ne bir suç isnat ediliyor ne de yargılanıyorlar, ailelerine ve avukatlarına da erişemiyorlar. Bu kamplarda; yabancı ülkelerle, özellikle de “26 hassas ülkeden” -müteşekkil bir listede yer alan ülkelerle- bağlantıları olduğu ve WhatsApp gibi yabancı iletişim araçlarını kullandıkları için, ayrıca kimliklerini ve dinlerini barışçıl bir şekilde ifade ettikleri için tutuluyorlar ki bunların hiç biri suç değil.

Siyasi eğitim kamplarında aylarca kalmış bir adam İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne şunları anlattı: “Yetkililere avukat tutup tutamayacağımı sordum; bana ‘Hayır, çünkü senin hakkında bir mahkumiyet kararı verilmedi. Kendini herhangi bir şeye karşı savunmak zorunda değilsin. Burada bir siyasi eğitim kampındasın. Tek yapman gereken ders çalışmak’ dediler.”

Bu gözaltı merkezlerinin dışında ise, Sincan’daki Çinli yetkililer Türki Müslümanları kişisel yaşamlarına yönelik öyle kısıtlamalara tabi tutuyorlar ki, onların deneyimleri de bir çok açıdan, gözaltında tutulanlarınkine benziyor. İdari önlemler, kontrol noktaları ve pasaport kontrollerinden müteşekkil bir dizi uygulama, insanların seyahat özgürlüklerini kısıtlıyor. İnsanlar sürekli ve ısrarlı bir siyasi endoktrinasyona maruz bırakılıyor. Bayrak çekme törenlerine, siyasi toplantılara, toplu ihbar ve inkar toplantılarına ve Mandarincenin öğretildiği gece okullarına katılmaya zorlanıyorlar. Yetkililer, dini vecibeler üzerine getirdikleri, daha önce emsali görülmemiş kontrollerle, İslam dinini fiilen kanun dışı ilan etmiş durumdalar.

Yetkililer ayrıca Sincan’daki insanları yaygın ve sürekli bir takip ve gözetim altında tutuyorlar. Yetkililer komşuları birbirleri hakkında muhbirlik yapmaya teşvik ediyorlar. QR kodlarından, biometrik verilerden, suni zekadan, casus telefon yazılımlarından ve büyük veri tabanlarından yararlanan, yüksek teknoloji ürünü takip ve gözetim sistemleri kullanıyorlar. Üstelik bir milyonun üzerinde memur ve polis görevlisini insanları takip etmeleri için seferber etmiş durumdalar. İnsanların evlerine, onlarla birlikte sürekli olarak yaşayan denetim memurları atamak gibi özel yaşama müdahale eden programlar da bu çabaların arasında yer alıyor.

Kampanya aileleri de böldü. Bazı aile bireyleri Sincan’da iken, diğer aile bireyleri sınır geçişlerinin ve pasaport kontrollerinin aniden sıkılaştırılması nedeniyle, yurt dışında kaldılar. Bazı vakalarda, çocuklar, ebeveynleri olmaksızın başka bir ülkede kalmışlar. Hükümet, Türki Müslümanların yurtdışındaki insanlarla bağlantı kurmasını engelliyor. Hükümet, ayrıca ülke dışında yaşayan bazı etnik Uygurları ve Kazakları Çin’e geri dönmeye zorlarken, bazılarını da yurtdışındaki yaşamları ile ilgili ayrıntılı kişisel bilgileri paylaşmaya zorluyor.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komitesi (CERD) Çin’deki durumu ağustos ortasında gözden geçirdi ve Sincan’ı “insan haklarının bulunmadığı bir bölge” ilan etti. Çin delegasyonu bölgenin bu şekilde tanımlanmasına ve komitenin siyasi eğitim kamplarını betimleme şekline itiraz ederek, bu kampların “mesleki eğitim merkezleri” olduğunu söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Birleşmiş Milletler sisteminde sahip olduğu nüfuza güvenen Çin’in, kısmen bu sebeple, tacizkar Sincan kampanyası ile bağlantılı önemli bir siyasi bedel ödemeyeceğinden emin görünüyor. Yabancı hükümetlerin, Sincan’da ağır hak ihlalleri yapıldığını gösteren inkar edilmesi imkansız kanıtlar karşısında, BM İnsan Hakları Konseyi’nde ortak hareket etmeleri, Sincan’daki hak ihlallerine ilişkin kanıtları toplamak ve değerlendirmek için bir koalisyon kurmaları ve Parti Sekreteri Chen Quango ile birlikte bu ihlallerden sorumlu olan diğer üst düzey yetkilileri doğrudan hedef alan yaptırımlar uygulamaları gerekiyor.

Richardson, “Sevdiklerinden haber alamayan, bölünmüş ailelerin dramı, Pekin’in Türki Müslümanlarının ‘mutlu’ ve ‘müteşekkir’ oldukları iddiası ile sert bir tezat teşkil ediyor. Bu hak ihlallerinin durdurulması için baskı uygulanmaması, Pekin’i daha da cesaretlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır,” dedi.

Anlatılardan kesitler:

Görüşülen kişilerin isimlerinin ve kimliklerinin belli olmasına neden olabilecek özellikleri, kendi güvenlikleri için gizlenmiştir. Gözaltında tutulan kişi isimlerinin tamamı takma isimlerdir.

Siyasi Eğitim Kampları Hakkında:

“Kimse yerinden kıpırdayamıyor çünkü sizi video kameralarıyla sürekli izliyorlar ve bir süre sonra hoperlörden gelen bir ses size bir kaç dakika dinlenebileceğinizi söylüyor. Yerinizden kıpırdadığınızda o ses sizi azarlıyor... Tuvalette bile izleniyorduk. Siyasi eğitim kampında sürekli olarak stres altındaydık.”

– Siyasi eğitim kamplarında aylarca kalmış Rüstem, Mayıs 2018

“Onların uygulamalarına direndim... Beni tek başıma bir tecrit hücresine koydular... 2x2 metre büyüklüğünde bir alanda, ellerim kelepçeli, aç susuz, 24 saat boyunca, uyumadan ayakta beklemek zorunda kaldım.”

–Siyasi eğitim kampının eski mahkumlarından Nur, Mart 2018

Sincan’da Günlük Yaşamın Kontrolü:

“Toplam beş görevli sırayla beni evimde izlediler. Beni izlemiş olduklarını belgelemeleri de gerekiyordu... Fotoğraflarda benimle birlikte siyasi propaganda okudukları, onlara gece kalmaları için yatak hazırladığım ya da bir kanepede uzandıkları görülüyor.”

2017 yılında Sincan’dan ayrılmış bir kadın olan Aynur, Mayıs 2018

“2017’nin başlarından beri görevliler beni evimde haftada iki defa ziyaret ettiler. Bazıları gece yatıya bile kaldı. Yetkililer önceden gelip, bir liste hazırladılar ve bana yeni ‘akrabalar’ atadılar. Resmi makamlar tarafından atanmış akrabalar, çocuklarımla, torunlarımla konuştular, fotoğraflar çektiler, masada oturdular, kocan nerede, ne yapıyor gibi sorular sordular. Çok korkmuştum ve sürekli olarak torunlarımla meşgul oluyormuşum

gibi yaptım. Eğer konuşursam kocamın yurtdışına gittiğini ağzımdan kaçırırım diye korktum. Dolayısıyla sustum.”

Sincan’dan 2017 yılında ayrılmış ve oğlu bir siyasi eğitim kampında tutulan, 52 yaşındaki Aynagül.

“Şiddete Darbe Vur” Kampanyasının Uluslararası Etkileri:

“Önce polis aradı, sonra da daha üst düzey polis bürosu aradı. Numaralarını gizlemişlerdi, nereden aradıklarını göstermiyorlardı... Polis bana ‘eğer sen kendin gelmezsen, biz gelip seni alırız,’ dedi.”

— Çin’in dışında yaşayan ve karısı bir siyasi eğitim kampında tutulan, 44 yaşındaki Destan, Mayıs 2018.

“Yurt dışında olsan bile seni ‘yönetebileceklerini’ gösteren bir sinyal veriyorlar... Korkuyorum. Bir terör örgütüne veya Çin’e karşı herhangi başka bir örgüte katılmadım. Hiç bir gösteriye katılmadım. Hiç Doğu Türkistan bayrağı taşımadım. Çin’de sabıka kaydım yok. Neden bana böyle şeyler yapıyorlar ki?”

Çin dışında yaşayan ve kız kardeşi bir siyasi eğitim kampında tutulan 37 yaşındaki Murat, Haziran 2018

  • Kaynak: https://www.hrw.org/tr/news/2018/09/09/322264
  • Etiketler: Doğu Türkistan'Çin,Uygur,Sincan,New York, İnsan Hakları İzleme Örgütü.Sophie Richardson,WhatsApp,

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için