• 12.11.2019
  • 2532 defa okundu

Aziz Türk milleti;

Bu gün anavatanımız. Türklüğün ve İslamiyet’in beşiği olan Doğu Türkistan’ımızda kurulan iki cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümüdür. Bu gün 1933 yılında “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” ve 1944 yılında “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” ilan edilmiştir.

On bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde iki devlet kuran ecdadımız. Zamanın şartları göz önüne alındığında bu iki cumhuriyeti yaşatamamıştır. Kurulan bu iki cumhuriyetin ömrü kısa bile olsa bu cumhuriyetlerin kuruluşları bizlere geleceğe daha güvenle bakmayı öğretmiş. İçimizde hürriyete ve istiklale olan inancımızı pekiştir. Kendimizde daha büyük işler yapma arzusunu her daim diri tutmuştur. Bu vesile kurulan iki cumhuriyetimizin kurucuları ve bu uğurda şehit düşen ecdadımızı bir kez daha rahmet ve minnet ile yâd ediyoruz.

Bu gün yalnız geçmişte kurduğumuz iki cumhuriyeti anmıyoruz. Aynı zamanda, Doğu Türkistan Türklüğünün ve Müslümanlığının içinde bulunduğu vahşet ve soykırımı da anıyoruz. Hepinizce malum son beş yıldır hemen, her platformda Doğu Türkistan’ımızın ve Müslüman Uygur Türk’ünün içine çekildiği cendereyi görüyoruz, duyuyoruz ve anlatıyoruz. Otuz beş milyon mazlum Uygur Türk’ü Komünist Çin’in insafına terk edilmiş, kaderin kendisine çizdiği yazıyı yaşamaya mahkûm olmuştur. Çünkü yaşanan vahşete, mezalime ve soykırıma Türk dünyası sessiz, İslam âlemi sağır ve dilsiz kalmıştır. Eli kanlı Çin devleti bu vurdumduymazlığı ve sükûtu kendi çıkarına kullanmakta bundan güç almaktadır.

Çin devletinin resmi rakamlarla bir milyon, uluslar arası kurum ve kuruluşların tahminlerince en az üç milyon insanımız Çin’in yeniden eğitim kampları adını verdiği hapishanelerde türlü işkencelere ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaktır. Nazi Almanya’sının kamplarından hiçbir eksiği olmayan, aksine fazlası olan bu kamplarda Uygur kimliğinin yok edilmesi başlıca hedef haline gelmiştir. Dini ve milleti belli, tarihi kadim olan halkımız komünizme ve komünist Çin devletine biat etmeye zorlanmaktadır. Sözde eğitim kamplarına alınan sıradan sade vatandaşlarda değildir.

Özellikle Uygur toplumuna yol gösterebilecek aydın, akademisyen, siyaset adamı, sanatçı ve din alimleri toplama kamplarına en önce götürülen kişilerdir. Kadim bir tarih, kendine has milli bir kültür ve medeniyet bilinci oluşturmuş olan Uygur Türklüğü Çin’in acımasız saldırıları karşısında savunmasız ve aciz durumdadır. Mescitleri tutsak, imamları derdest edilmiş milletimizin sanat, bilim ve aydınlık geleceğine ışık olacak irfan sahibi kalemler, yüzler ve sözlerde prangaya vurulmuş istiklal ve istikbali dipsiz bir kuyuya atılmış bir haldedir. Çünkü komünist ideolojiye sadık bireylerin kendi kültür ve medeniyetinin yaşaması sakıncalı, kendi inanç sistemini, dinini anlatması, aktarması ve hatta uygulaması tehlikeli ve yasaklıdır.

İnsan hak ve onurunun hiçe sayıldığı toplama kamplarında keyfi işkenceler ve ölümler her gün yaşanan sıradan olaylar haline gelmiştir. Nerede ise her gün onlarca belki de, yüzlerce masum insan Çin’in insanlık dışı uygulamalarının kurbanı olmaktadır. Ölmenin bile çare olmadığı kamplarda cenazeler sahipsiz kalmıştır. İnsanlıktan yana nasibi olmayan katil Çin devleti bu kampları adeta bir organ pazarına dönüştürmüştür. Kamplardan kurtulanların anlatımına göre ise sipariş üzerine ölümler bile düzenlenmektedir. Yeter ki, bir Uygur ölsün birkaç Çinli hayata tutunsun.

Kamplarda tutulan kadınlarımız ve kızlarımız Çinlilerin toplu tecavüzlerine uğramakta ve tecavüz sahneleri kampta bulunanların gözleri önünde cereyan etmektedir. Bu vahşet ve dehşetli anını seyretmek istemeyenlerde aynı akıbete ve sonunda belki de daha fazla işkenceye tabi tutulmaktadır. Bir milletin geleceğine kast eden bu adi ve aşağılık Çin devleti evlerimize dahi girmiş Müslüman Türk’ün mahremine de, el uzatmıştır. Kamplara alınan erkeklerin evlerine Çinli erkekler yerleştirilerek sözde kaynaşma programı icra eden Çin devleti Müslüman Türk’ün onur ve namusunu çiğnemek için elinden elini ardına koymamaktadır. Anne ve babası veyahut yakın akrabası kalmayan minicik bedenler de bu eşsiz zulmün kurbanları arasındadır.

Edinilen bilgiler ışığında şu rahatlıkla söylenebilir ki, on binlerce Uygur Türk’ü evladımız Çin’in yetimhanelerine veya Çinli ailelerin yanına yerleştirilmiştir. Yaşları iki ila beş arasında değişen ve en çok şefkate, ilgiye ve bakıma muhtaç bu minicik bedenler onlarcasının bir arada kaldığı yetimhanelere hapsedilmiştir. Adeta birer Çinli gibi büyütülen bu minik yüreklerle bir milletin geleceği gasp edilmektedir.

Evet ne hazindir ki, milyonlarca Müslüman Uygur Türk’ü yalnızca Müslüman ve Türk olduğu için bu mezalime duçar olmaktadır. Yalnızca kendisinden olmadığı için Çin’in vahşet ve soykırımına uğramaktadır. Sırf kendisine benzemediği için binlerce yıllık kültür ve medeniyeti, sanat ve edebiyatı, dini ve diyaneti en aşağılığın bile aşağısı olan Çin’li tarafından hunharca tarumar edilmektedir. Sanılmasın ki; komünist katil Çin devleti yalnızca Müslüman Uygur Türk’üne bu zulmü ve vahşeti reva görmektedir. Doğu Türkistan toprakları üzerinde ki Kazak, Kırgız, Tatar ve diğer Müslüman azınlıklara da, aynı şekilde bu zulüm uygulanmaktadır. Bu gün ticari kaygılarla Çin’in bu despot tavrına, zulüm ve vahşetine sessiz kalınması da ayrıca değerlendirilmelidir.

Geçtiğimiz günlerde Çin’den yola çıkarak Türkiye’mizi baştan, başa kat ederek Avrupa’ya giden treninde sevinçle karşılanması, sadece dar bir zümrenin ve grubun bunu bir bayrammışçasına kutlanması veya büyük bir başarı gibi servis edilmesi neresinden bakılırsa bakılsın bir iş bilmezlik ve aymazlıktır. Zannedilmesin ki biz devletimizin ve milletimizin istikbaline ve refahına karşıyız. Ancak on yıllarca ticari olarak milyarca dolar açık verdiğimiz bir ülkenin en uç noktasından yola çıkan bir aracın debdebeli bir şekilde karşılanması ancak ve ancak sorgulanmalı, bu gün olmasa dahi gelecekte ne gibi tehlikelere gebe olabileceği iyi ölçülüp tartılmalıdır.

Burada yeniden belirtmek gerekir ki, bu zulüm Türk ve İslam devletlerinin sessizliğinin bir neticesidir. Bu sessizlik dünyada olmasa da, ukba da sesini çıkarmayanların yakasına yapışır. İlahi adaletin tecelli edeceği o dehşetli günde mazlumların ahı sessizliğe bürünen yığınları alaşağı etmeye yeter de artar. 12.11.2019

Seyit TÜMTÜRK

Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı

Doğu Türkistan Kaşgarlı Mahmut Vakfı Genel Başkanı

  • Kaynak: Doğu Türkistan Kültür Ve Dayanışma Derneği
  • Etiketler: Doğu Türkistan'Çin,Uygur,

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için