• 30.11.2018
  • 184 defa okundu

Merkezi İstanbul’da bulunan Çorumlu Eğitimci ve Sanayici İş Adamları Dayanışma Derneği (ÇESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Karaca, Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında açıklama yaptı.
“Uygurların vatandaşlığında insanlık sınavını kaybediyoruz.” diyen Karaca, “Çin makamları, bütün bunların ötesinde vicdanı olan herkesi kahredecek başka bir uygulamayı yapıyor. Anne-babayı toplama kampına alıp çocuklarına akrabalarının bakmak istemeleri halinde yardım edenleri de içeri alıyor.” dedi.
STK görevi dolayısıyla çevresindeki bazı yabancı uyruklu öğrencileri yakından gözlemleme fırsatı oluyor ve sırf yüksek öğrenim için ailesini ve yurdunu bırakıp buralara kadar mevzuatlarına uygun ve hiçbir suça karışmamış gençlerin yaşadıkları bunca sıkıntılara kayıtsız ve sessiz kalamadığını belirten Karaca, “Yaşanan bu trajik durumlara kendimce makul çözümler bulmayı ve elimin erdiği fiilen düzeltmek için gayreti önemli bir görev telakki ediyorum.
İnşallah meclisteki Milletvekillerimizde bu konu ile alakadar olup önerge vereceklerdir.İstanbul’daki yabancı öğrencilerle muhatap olurken son bir buçuk yılın en dramatik ve kahredici örneklerini Uygurlarda görüyorum. Olayın neresinden anlatacağımı, neresinden başlayacağımı kestirmekte acziyet içerisindeyim. Ne Afrika’da ne de Asya’nın içlerinde ne Güney Amerika’da ne de orta doğuda bu derecede sistematik ve uzun süren bir trajedi yoktur.
Çin’in, azınlıklarından biri olan Uygur Türkleri’ne uyguladığı politikalar inanılacak gibi değil ve insanlık dışı. 22 milyonluk Uygur Türkleri, gün geçtikçe dozu artan bir vahşeti dünyanın gözü önünde yaşıyorlar. Geçmişte Bosna, Çeçenistan, Irak’ta veya bugün Suriye’de, Filistin’de yaşananları günü gününe duyabilirken Uygurların trajedisi kapalı kapılar ardında ve Çin’in tarih boyunca uyguladığı aldatıcı politikalarıyla perdeleniyor.
Çin, diğer ülkelerdeki basına bile kendi hükümetleri üzerinden müdahale edip baskı kurabiliyor, sansür uygulatabiliyor. Bir buçuk yıl önce had safhaya ulaşan zulüm bugün devam ederken dünya basını olanları artık çok zor da olsa anlamaya başladı. Çin hakkında yabancı basına bilgi verenlerin veya durumu aktaranların öldürüldüğü, yurtdışındaki Uygurlardan açıklama yapanların ailelerinin tamamının hapse atıldığı artık herkesçe biliniyor.
Türkiye’nin dört katı büyüklüğündeki Uygur bölgesi tarihi adıyla “Doğu Türkistan” Çinlilerin adlandırmasıyla Xinjiang (sonradan işgal edilmiş ülke) dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Bugün, sayıları en az bir milyon (bazı kaynaklara göre 5 milyon) Uygur, Uygurca adıyla “Terbiye Merkezi” denilen temerküz toplama kamplarına alınarak üç aydan bir yıla kadar, tam anlamıyla cezaevi ortamında ve insan hakları standartlarının hiç birisinin gözetilmediği kamplarda tutuluyorlar.
Artık Çin’le uyumlu ve onun hizmetinde olan ve Komünist Parti üyesi Uygurlar bile güvende değil. Onlarda gerekçesiz bir şekilde hapse gönderilebiliyor.Uygur halkının nüfus sayımı ve istatistikleri gerçekleri yansıtmadığı gibi, kaç kişinin kamplarda veya kamptan çıktıktan hemen sonra birkaç ay içinde öldüğünün de istatistiği yok. Yurt dışında herhangi bir ülkeye Çin pasaportu ve yetkili makamların izni ile 20 yıl içinde çıkanların kendileri ve üçüncü, dördüncü derece akrabaları potansiyel suçlu olarak cezalandırılıyor.
Okumak için Japonya, Kanada, Mısır ve Türkiye’de olanlar öncelikli suçlulardan sayılıyor. İzinle umre ve Hacca gidenler de aynı kategorideler.Yapı olarak barışçıl sakin ve uyumlu olan medeni Uygur halkı, bütün dünyanın gözleri önünde büyük bir dram yaşıyor. Uygurların tamamının pasaportları iptal edilmiş halde, yurt dışına çıkışları yasak.
Doğu Türkistan’a geri dönen öğrencilerin izinle yurt dışına öğrenci olarak çıkmalarına rağmen başlarına siyah çuvallar geçirilerek terörist muamelesi görüyorlar. Bunu, sahip olduğu değerlerine bakılmaksınız, ister milli değerlerine düşkün Uygurlar olsun, dindar veya ateist olsun, komünist parti üyesi olsun Uygurların hepsine uyguluyorlar.Çin lehine yazı ve çalışmaları olan Uygur sanatçı ve bilim adamlarının bile kamplara alınıp mahkûm edilmesi nasıl bir dramın yaşandığının emarelerinden küçük birkaçı.  
‘TÜRK MİLLETİ BU VEBALİ KALDIRAMAZ’
Temel insan ve hak özgürlüklerini Orta çağ döneminin ilkel dönemlerindeki gibi ihlal ediyor. Onun bu uygulamaları en son Nazi Almanya’sında Yahudilerin top yekûn cezalandırılması vahşetinde yaşanmıştı. Bir halkı top yekûn cezalandırmak, bütün insan hakları belgelerine göre insanlık suçudur, aynı zamanda ağır bir trajedidir.
Türkiye’ye son dönemlerde gelmiş olan, çoğu öğrenci veya tacir olan 5-6 bin kadar Uygur’un Türk vatandaşı olması meselesi acilen gündeme sokulmalıdır. Diğer ülkelerin tereddütsüz vatandaşlık verdiği ve Kanada’nın 3 bine yakın Uygur’u almaya hazır olduğunu ifade ettiği bir ortamda Uygurların tarih boyunca ikinci vatan olarak gördüğü Türkiye olarak bu drama gözlerimizi yumamayız, kulaklarımızı tıkayamayız ve ölü taklidi yapamayız.
Uygurlar gündemimizde olan (Suriyeli) hiçbir mazlum halktan değersiz değiller… Hiçbir başka milletten bize daha uzak değiller… Acilen güvenlik soruşturmaları yapılarak vatandaşlık vermezsek her bir idam, Çinlileştirilen her bir mazlum Uygur çocuğun hakkı yakalarımızda asılı kalacak. Türk milleti bu vebali kaldıramaz.”  ikelinde açıklama yaptı. 

 

  • Kaynak: http://www.corumhakimiyet.net/guncel/insanlik-sinavini-kaybediyoruz-h5682.html
  • Etiketler: Doğu Türkistan'Çin,Uygur,Çorumlu Eğitimci ve Sanayici İş Adamları Dayanışma Derneği (ÇESİAD)

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için