Mehmet Cantürk

 İlk üstazım Kulahmet Ahunum merhumun hayatını bildiğim kadarını anlatmaya çalışacağım.

Kulahmet Ahunum bildiğim kadarıyla 1878 yılında Yarkent'in Albohca köyünde dünyaya gelmiş tahsilini Yarkent Eskişehir Camii medresesinde tamamlamış ve zamanla aynı medresede başmüdürlüğe kadar yükselmiştir. Merhum çok sade giyinmeye alışık, mütevazı, karşılaştığı kimselere ondan önce selam vermeye çalışan, ev ihtiyaçlarını mümkün mertebe pazardan kendisi almaya özen gösteren, hizmetçi, at bakıcı gibi kimseler bulundurmayan bir zat-ı şahsiyet idi.

Emse-le-bina-kafiye-Molla camiyi bitirinceye kadar geceleri kendi evinde kaldım. Fıkıhtan birinci temel kitap olarak muhteser vikayeye geçtiğimde ders ortağım merhum sadık Kâri Merhumla Medresede bir oda temin ederek geceleri de medresede kalmak suretiyle derse devam ettim. Yazın sıcağında odanın önündeki balkonda yatıyoruz, yatsı namazından sonra el alem uykuya daldığında kimse hissetmeyecek şekilde baş ucumuzda geçerek medresenin mescidine gider ve sabaha kadar namaz kılar, sabah namazına bir saat kala evine giderek saban namazını kıldırırdı. Çıktığımız gezi ve seyahatlerde defalarca keramet ve keşfi esrarlarına şahit olmuştum. Babası Mehmet Ali Ahunum isminde Zühd Takvası ile maruf soylu bir aileye mensup olup, Mehmet Ali Ahun’umun takvalık derecesini şöyle anlamıştım. Mehmet Ali Ahunum bir gece teheccüt namazına kalkar ve hemen ibrikteki suyu alıp abdest yerine varır istinkadan sonra istincaya oturur. İbrikteki sudan avucuna döker kıpkırmızı kan renginde görünür. Bir daha döker yine kan, ibriği tamamen döker bakar ki kıpkırmızı kan, hemen mahallenin ötük bazarı gölü denen göle varır gölün suyu tamamen kan renginde görünür. Hayretler içerisinde düşünür. Mevsimleri ayı günü hesap eder bakar ki zerefşan deryasından Yarkent tarım ve ziraati için su ayrıntı yerinde her yıl su kanalize etme yerinde, bütün yurt çapında (Elişbaşı) Heseri diye binlerce insan, yapraklı ağaç dalları götürüp Yarkent'te kullanılacak suyun kanalizesi için her yıl Haziran başlarında 10–15 gün bir çalışma yapılıyor idi.Mehmet Ali Ahunum merhum o ilerlemiş yaşına rağmen kendiside gider diğer insanlar gibi elinden geldiğince büyük bir gayretle çalışırmış. İbrikteki suyun kırmızı renkte görüldüğü o anda ise su kanalize etme çalışmaları için çalışacaklar çoktan gitmişler ve aradan üç gün geçtiğini anlayınca derhal kendisi de orada çalışanlara katılmak için yola düşmüş her yıl olduğu gibi yine orada çalışıp döndükten sonra bakar ki içme ve kullanma sularının rengi normal görünmeye başlamış. O zamana kadar geçen süre içinde ise namazlarını teyemümle kılmış.

Merhumun ders esnasında ki tavırlarından müşahedelerim, sert nehv ve fıkıh derslerin de normal bir oturumla devam ederdi. Fakat Müşkat, Buhari, Müslüm, Mesnevi, Mektubat, Mefahat şerifler gibi kitaplar önünde ibaresi okunurken sanki derin bir uykuya dalmış gibi bir hal görürdük. Yarım sahife veya en az 4–5 satır ibare okuduktan sonra birden gözünü açar, mukamelesini yapar açıklardı. Bu arada okunan ibaredeki cümle-kaide-ihlallerde-ki hataları tek, tek izah ederdi ki uyuyor gibi görünüp de uyumadığı ve ruhani âlem de hadislerde senet ve Ruvailerd e tefsir dersinde müfessirlere tasavvufi eserlerde müelliflerine müteveccihen onların ruhaniyeti ile mülakattan sonra açıklamış oldukları kanaatinde olduğumuz ve bu kanaate vardığımız sıralarda merhum hakkın rahmetine kavuştu.

Merhumdan açıkça gördüğüm bir keramette şudur; Hafız-ı Kuranlarımızdan Yarkent Malpazarı civarında Yakup Kari Ahun adında bir Hafız-ı Kelam ve ulemalardan bir kaç kişilik ziyafet davetiyesi dağıtıyor. Kulahmet Ahunum merhum için bir adet sarık bezi hazırlayıp ziyafetten sonra adet gereğince bir tepsi içerisinde takdim edilecek. Merhum üstaz herkesten önce gelir ve mihmanhaneye (misafirhane) buyur edilir. Ev sahibi hal hatır sorduktan sonra dışarı çıkar bu arada söz konusu hediyeyi raftan alıp sarığı sarar, giyer misafirler gelir, sofralar serilir, yemekler yenir bu ziyafetin sonunda misafirler kalkacağı esnada Hafız Yakup Kâri hediyeyi koyduğu rafa bakar ki yerinde yok hemen dışarıya fırlar maksadı ise hediyenin nerede olduğunu çoluk çocuğuna soracaktır. Fakat bu arada merhum üstaz Yakup Kâri'min dışarı çıktığını görür ve emanet yerini buldu ben teslim aldım der çıkarmış olduğu eski fesi ile sarık altındaki yeni fesini gösterir ve gülümser o anda Yakup Kâri ve yanında bulunan kardeşlerinin gözleri yaşarır. Böylelikle üstaz merhum yerinden kalkar sahibi hane ile vedalaşıp misafirlerle birlikte oradan ayrılır.

İnşaallah bundan sonraki sayılarımızda da bunun gibi Doğu Türkistan ulemalarından bahsetmeye devam edeceğiz.

İşte böylesine evliyaların, ulemaların yurdu bu gün hangi canilerin çizmesi altında bulunuyor? Düşünmemek üzülmemek elde değil. Düşünebilmek ise vicdan işi, kalp işi, gönül işi.

  • 940 defa okundu.