Prof. Dr. Alimcan İnayet  
Ege Üni. Türk Dünyası Araş. Böl.

Doğu Türkistan sorunu derin, köklü ve çok boyutlu bir sorundur. Bu sorunun tarihi arka planını ve çeşitli boyutlarını anlamak için, önce, Doğu Türkistan’ın Çin tablosunda ve Orta Asya tablosunda aldığı yerin tespiti gerekmektedir.
1. Doğu Türkistan’ın Çin Tablosundaki yeri

1. 1. Çin’in coğrafi özellikleri

Çin sahip olduğu 9 milyon 600 bin metre karelik toprağıyla dünyanın büyük ülkelerinden biri sayılır. Doğu Türkistan bu toprakların altıda birini teşkil etmektedir. Coğrafya bakımından, Çin’in batı kesimleri dağ ve yüksek tepelerden; doğu kesimi ise düz ve ovalıklardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, Çin’in doğu ve güney kesimleri batı ve kuzey kesimlerine göre daha gelişmiş durumdadır. Doğu Türkistan Çin’in kuzey batısında yer almaktadır. Ekonomideki bu dengesiz gelişme, gelişmiş bölgelerin geri kalmış bölgelerin ham madde ve doğal kaynaklarını sömürmesine yol açmaktadır. Ekonomik gelişme doğal olarak sosyal ve kültürel yaşama da yansıyacağı için, Çin’in doğu ve güney bölgelerinde demokrasi, insan hakları ve özgürlük talepleri diğer bölgelere göre daha güçlüdür. Ancak, bu bölgelerin dezavantajı, nüfusunun çok yoğun olmasıdır. Şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketlerinde evsiz, yurtsuz kalan Çinliler, otomatik olarak Doğu Türkistan’a nakledilmektedir. Bu devletin göç politikasının bir parçasıdır. Dolayısıyla, Çin semalarında oluşan her kara bulut, doğrudan Doğu Türkistan’ı da ilgilendirmektedir.

1.2. Çin’in İdari yapısı

Eyalet sistemi uygulanan Çin’de 27 eyalet, beş özerk bölge bulunmaktadır. Çin yönetimi Tayvan’ı da Çin’e bağlı bir eyalet saymakta ve eyalet sayısını 28 olarak göstermektedir. Özerk bölgeler genellikle Çin’in sınır bölgelerinde yer almaktadır. Bu bölgeler şunlardır: Xinjiang(Doğu Türkistan) Uygur Özerk Bölgesi, Xizang(Tibet) Özerk Bölgesi, Ning-xia Çinli Müslüman Özerk Bölgesi, İç Moğolistan Özerk Bölgesi ve Guang-xi Zhuangzu Özerk Bölgesi. Bu özerk bölge sınırları içerisinde yine yüzlerce farklı özerk il ve özerk ilçeler bulunmaktadır. Sayılan bu özerk bölgelerin hak ve yetkileri özel bir yasa ile güvence altına alınmış olmasına rağmen, uygulamaya konulmamıştır. Yani, Çin’deki özerk bölgeler sözde özerktirler. Özerk bölge yönetimlerindeki kilit noktalar Çinlilerin ellerindedir. Özerk bölge hükümet, il, ilçe ve köy başkanları sembolik olarak yerli etnik gruptan seçilmekte, ancak bunlar komünist partisi üyesi olduklar için doğrudan parti yönetimine tabidirler. Özerk bölge parti yönetiminde ise kesinlikle Çinliler söz sahibidirler. Çin komünistleri azınlıklara kendi kaderini tayin etme hakkı tanıdıklarını, bunların özerklik haklarına sahip olduklarını ileri sürerek dünya kamuoyunu yanıltmaktadırlar.

1.3. Çin’in İdari Yapısından Kaynaklanan Sorunlar

Özerk bölgelerin hak ve yetkilerinin gerçek anlamda uygulanmaması, kısıtlanması söz konusu bölgelerde büyük çatışmalara yol açmaktadır. Doğu Türkistan, Tibet ve Ning-xia Çinli Müslüman Özerk Bölgesi gibi bölgelerde meydana gelen çatışmalar bundandır. Ning-xia Çinli Müslüman Özerk Bölgesi’ndeki çatışma daha çok Çinliler ile Çinli Müslümanlar arasındaki yetki paylaşımı, gelir dengesizliği ve dini farklılık gibi nedenlerden kaynaklanan çatışmalardır. Bu çatışmaların bağımsızlıkla ilgisi bulunmamaktadır. Doğu Türkistan ve Tibet bölgesindeki çatışmalar ise, özerklik hak ve yetkilerinin gerçek anlamda uygulanmaması dolayısıyla meydana gelen büyük sosyal ve ekonomik sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu sorunlar tarih ve milli şuurla kesişince, sorun kolayca bağımsızlık sorunu haline gelmektedir. Özerklik statüsünün milli sorunu çözmediğini, aksine daha da kötüleştirdiğini düşünenler ister istemez bağımsızlığa yönelmektedirler.
Bunlardan Doğu Türkistan ve Tibet halkının doğal olarak kendi kaderini kendi tayin etme hakları vardır. Çünkü bu iki bölge halkı tarihte kendi bağımsız devletlerine sahip olmuş, sonradan Çinliler tarafından işgal edilmiştir. Üstelik bu bölge halkları dil, din, kültür bakımından Çinlilerle hiçbir ortaklığa sahip değildir. Tayvan meselesi çok farklı bir meseledir. Tayvanlıların büyük bir kısmı komünistler karşısında mukavemet edemeyen Milliyetçi Çin hükümetiyle birlikte Kıta Çin’den gidip yerleşmiş Çinlilerdir. Tayvan’daki Milliyetçi Çin hükümeti son zamanlara kadar bazı ülkeler tarafından Çin’in meşru hükümeti olarak tanına gelmiştir. 1970’li yıllara kadar Tayvan Kıta Çin’i geri alma çabası içerisinde bulunmuştur. 1980’li yıllarda Çin’in askeri ve ekonomik alanda büyük atılımlar gerçekleştirmesiyle, Tayvan Kıta Çin’i geri alma planından vazgeçmek zorunda kalmış, bugün önceki saldırı pozisyonundan savunma pozisyonuna geçmiştir. Şu anda Tayvan Kıta Çin’in olası saldırısına karşı koyma ve direnme yollarını aramakta, bağımsızlık yoluyla kendini güvence altına almaya çalışmaktadır. Bunun için, Tayvanlılar Kıta Çin’de demokrasinin hayata geçmesini beklemekte, sonra yapılacak bir referandumla bağımsızlığını ilan etmek istemektedirler.
Bugün Çin’in İç Moğolistan ve Guang-xi Zhuang-zu Özerk Bölgelerinde pek fazla sorun görülmemektedir. Çünkü Çin yoğun Çinli göçüyle bu bölgelerin Çinlileştirilmesini tamamlamıştır.

2. Doğu Türkistan’ın Orta Asya Tablosundaki Yeri

Doğu Türkistan’ın Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ile doğrudan sınırları bulunmaktadır. Komünist Çin yönetimi döneminde, çeşitli siyasi nedenlerle göç eden bir milyon civarında Uygur Türkü halen Orta Asya ülkelerinde yaşamaktadır. Bunlar Doğu Türkistan’da kalan akraba ve eş dostlarıyla yakın iletişim içerisindedirler. Çin ile Orta Asya ülkeleri arasında sürdürülen ticari faaliyetler de Doğu Türkistanlılarla bölge halkı arasındaki iletişimi güçlendirmektedir. Dolayısıyla Orta Asya’da yaşanan her siyasi hadise ister istemez Doğu Türkistan’ı etkileyecektir. Orta Asya ülkelerinin bağımsızlığını kazanması hem Orta Asya ülkelerinde yaşayan Uygur Türkleri için, hem de Doğu Türkistan Türkleri için büyük bir ilham kaynağı olmuştur. Kazak, Kırgız ve Özbek gibi Türk boylarının bağımsız olması Uygur Türkleri arasında bağımsızlık isteklerini kamçılamıştır, kendilerinin de bağımsız olma haklarının olduğunu bir kere daha idrak etmişlerdir. Afganistan, özellikle Pakistan ile Hindistan arasında ihtilaf konusu olan Keşmir bölgesinde faaliyet gösteren Uygur silahlı gruplarının gün geçtikçe güçlenmesi Çin’i ürkütmekte, Doğu Türkistan üzerindeki kontrolü sıkılaştırmaya yöneltmektedir. Çinli strateji uzmanlarına göre, Doğu Türkistan için en büyük tehdit Keşmir’den gelecektir. Çünkü Pakistan ile Hindistan arasında patlak verecek nükleer çatışma bölge için felaket olacak, bölgeyi savaşa alanına çevirecek, büyük karışıklıklara neden olacaktır. Yani Doğu Türkistan’ın Orta Asya ülkeleri ile olan tarihi, kültürel, iktisadi ve siyasi ilişkisi bölgeyi Çinliler için son derece hassas duruma getirmiştir.

3. Doğu Türkistan’ın Bugünkü Durumu

3. 1. Doğu Türkistan’ın Coğrafi Yapısı

Doğu Türkistan’ın yüz ölçümü, Çin kaynaklarına göre, 1,660,000 kilometre karedir. Bunun yüzde 30’u çöl, yüzde 5’i ormanlık alan, yüzde 2,41 ekilebilir alandır. Doğu Türkistan’ın, doğuda Çin’in Gansu, Qinghai eyaletleriyle, kuzeyde Moğolistan, Rusya ile; batıda Kazakistan, Kırgızistan, Afganistan, Tacikistan, Pakistan ile; güney ve güney doğuda Hindistan ve Tibet ile sınırları bulunmaktadır. Doğu Türkistan’ın genel nüfusu, Çin kaynaklarına göre, 20 milyon civarındadır. Ancak gerçek rakam bunun çok üzerindedir.

3. 2. Doğu Türkistan’ın Stratejik önemi

Doğu Türkistan Budist medeniyeti, Hıristiyan medeniyeti, İslam medeniyeti ve Hint medeniyetinin buluşma noktasında yer almaktadır. Doğu Türkistan, aynı zamanda Uzak Doğu’nun batıya, batının da Uzak Doğu’ya açılan kapısıdır. Bazı Çinli bilim adamlarının deyimiyle, Çin’in gelişmesi veya çökmesi Doğu Türkistan’ın kontrol altında tutulmasına bağlıdır. Çünkü, Çin için gereken önemli enerji kaynakları Doğu Türkistan’dadır ve aynı zamanda Doğu Türkistan Çin’i batı kaynaklı tehditlerden koruyan bir kalkandır. Orta Asya için ise, Doğu Türkistan, doğudan gelecek Çin tehdidine karşı bir kalkandır. Dolayısıyla tarihte bu bölge Rusya, Çin ve İngiltere arasında kapışılan bölge olmuştur.

3. 3. Doğu Türkistan’ın İdari Yapısı

Doğu Türkistan bugün Çin sınırları içerisinde yer alan bir özerk bölgedir. Resmi adı Xinjiang Uygur Otonom Rayoni(Şincan Uygur Otonom Bölgesi)dir. 1 Ekim 1955 tarihinde kurulmuştur. Uygur Otonom Bölgesi’nde, 5 otonom oblast(il), 6 otonom ilçe, 8 il, 62 ilçe bulunmaktadır.
Otonom iller:
1. Bayingolin Moğol Otonom Oblastı(23.06.1954 tarihinde kurulmuştur)
2. Börtala Moğol Otonom oblastı(13.07.1954 tarihinde kurulmuştur)
3. Kızılsu Kırgız Otonom Oblastı(14.07.1954 tarihinde kurulmuştur)
4. Sanci Huyzu Otonom Oblastı(15.07.1955 tarihinde kurulmuştur)
5. İli Kazak Otonom Oblastı(27.11.1954 tarihinde kurulmuştur)
Otonom ilçeler:
1. Yenci Huyzu Otonom ilçesi (15.03.1954 tarihinde kurulmuştur)
2. Çapçal Şibe Otonom İlçesi( 25.03.1954 tarihinde kurulmuştur)
3. Mori Kazak Otonom İlçesi( 17.07.1954 tarihinde kurulmuştur)
4. Kobuksar Moğol Otonom İlçesi( 10.09.1954 tarihinde kurulmuştur)
5. Taşkorgan Tacik Otonom İlçesi(17.09.1954 tarihinde kurulmuştur)
6. Bariköl Kazak Otonom İlçesi( 30.09.1954 tarihinde kurulmuştur)

3. 4. Özerk Bölgelerin Hak ve Yetkileri

Çin’in özerk bölgelere tanıdığı yasal hak ve yetkileri aşağıdaki gibidir:
1. Bulunduğu bölgelerdeki milletlerin siyasi, iktisadi ve kültür özelliklerine göre, özerk bölgenin nizamnamesini ve özel nizamnamelerini tanzim edebilirler.
2. Yüksek dereceli devlet organının kararı, kuralları, emri ve direktiflerinden kendi bölgesinin gerçeklerine uygun gelmeyenleri varsa, yüksek dereceli devlet organının onayını alarak canlı bir şekilde uygulayabilirler veya uygulamayı durdurabilirler.
3. Görev sırasında, kendi bölgesinde yaygın olarak kullanılan bir çeşit veya bir kaç çeşit yazıyı kullanabilirler.
4. Azınlık millet memurları, bilim adamları, iktisatçılar gibi meslek sahibi kişiler ve teknisyenleri yetiştirirler.
5. Devlet planının başkanlığında, kendi bölgesinin özelliği ve ihtiyacına göre iktisadi kuruluş yönetmeliği, politikası ve planını tanzim eder; Yerli iktisadi kuruluş işlerini tertip eder ve yönetir;milli otonom bölgelerine ait maliye gelirini kendi başına düzenler ve kullanırlar.
6. Kanundaki maddelere göre, kendi bölgesinin doğal kaynaklarını yönetir ve korur ve öncelikle uygun bir şekilde yararlanabilir.
7. Devletin belirlediği maddelere göre, dış ticaret faaliyetlerini geliştirebilirler, bakanlar kurulunun onayını alarak dış ticaret gümrüğü açabilir ve sınır ticareti yapabilirler.
8. Kendi bölgesinin kültür, eğitim, ilim, sağlık ve spor işlerini kendi başına belirler ve geliştirir.
9. Kendi bölgesindeki milletlerin kendi dilini ve yazısını kullanmalarını ve geliştirmelerini garanti eder.
10. Milli otonom bölgelerinin halk kurultayı daimi komitesinin başkanı veya başkan yardımcıları, otonom bölgenin başkanı, otonom ilin başkanı, otonom ilçenin kaymakamı otonom bölge statüsüne sahip milletin vatandaşlarından olur.
Ancak bugün bu hak ve yetkiler kağıt üzerinde kalmıştır. Bu maddelerin bazıları, mesela 10. madde göstermelik olarak uygulanmaktadır.

3. 5. Doğu Türkistan’ın Ekonomik Yapısı

Doğu Türkistan’ın ekonomisi tarıma dayalı bir ekonomidir. Bu bölgede buğday, pirinç, pamuk, arpa, mısır, pancar, kendir, elma, üzüm, şeftali, incir, armut, kavun, karpuz yetiştirilmektedir. Doğu Türkistan’ın kuzey bölgelerinde ise hayvancılık ağırlıklıdır. Bugün bu bölgede büyük ve küçükbaş olmak üzere 60 milyon hayvan bulunmaktadır. Bunların yanısıra, ticaret de Doğu Türkistan ekonominin önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Urumçi, Kaşgar ve Hoten önemli ticaret merkezleridir.

3. 6. Doğu Türkistan’ın Etnik yapısı

Çin’in resmi rakamlarına göre, Doğu Türkistan’ın 1996 yılına ait nüfusunun dağılımı şöyledir:
1. Türk nüfusu: Uygurlar: 7,916,013 ; Kazaklar: 1,258,521 ; Kırgızlar: 160,483 ; Özbekler: 13,498 ; Tatarlar: 4,700
2. Çinliler: Han: 6,432,816 (Buna Üretim ve İnşaat Ordusu mensupları dahil değildir); Müslüman Çinliler: 760,181
3. Diğerleri: Moğol:155,415; Mançu:20,559; Rus: 9206; Şibe:38,854; Dağur: 6386; Tacik: 38,900
Bunlar Çin hükümetinin ilan ettiği rakamlardır. Ancak gerçek rakamlar bundan farklıdır.

4. Doğu Türkistan’ın Güncel Sorunları

4. 1. Doğu Türkistan özerk bölgedir. Ama özerklik hak ve yetkileri çiğnenmiştir.
4. 2. Devletin bölgeye yönelik göçü teşvik politikası devam etmektedir.
Bugün Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinli göçmenler, bölgenin nüfus dengesini ciddi bir biçimde bozmaktadır.
Şinjiang Halk Neşriyatı tarafından 1998 yılında basılan “1997 Şinjiang Yıllığı” adlı kitapta 1997 yılı itibariyle Doğu Türkistan şehirlerinin nüfus dengesi şöyledir:
Urumçide Uygur nüfusu 188,327 iken, Çinli nüfusu 1,076,319 olmuştur.
Karamay’da Uygur nüfusu 35,159 iken, Çinli nüfusu 192,185 olmuştur.
Şihenze şehrinde Uygur nüfusu 5770 iken, Çinli nüfusu 542,006 olmuştur.
Kaşgar vilayetinde Uygur nüfusu 281,175 iken, Çinli nüfusu 283,704 olmuştur.
Kumul vilayetinde Uygur nüfusu 90664 iken, Çinli nüfusu 306,420 olmuştur.
4. 3. Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinli göçmenler çok ciddi sosyal sorunlara yol açmaktadır. Yoğun göç nedeniyle, Doğu Türkistan Türkleri topraklarından mahrum kalmakta, işsizlik başta olmak üzere, eğitim, kültür ve güvenlik sorunları giderek ağırlaşmaktadır. Yoğun göç nedeniyle işsizlik oranı gün geçtikçe artmakta. Kamu kurumlarının özelleştirilmesi neticesinde pek çok çalışan işten çıkarılmaya devam etmektedir. Üniversite mezunlarının işe alınması gittikçe zorlaşmaktadır. Bu durum işsiz gençlerin çoğalmasına, iş umuduyla yurtdışına gitmelerine sebep olmaktadır. İşsizliğe bağlı olarak toplumda fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlar artmaktadır.
4. 4. Çin yönetimi bölgeye yönelik Çinli göçünü durdurup göçün neden olduğu sorunları çözeceği yerde, işsizleri istihdam etme bahanesiyle, Uygur gençlerini, özellikle Uygur kızlarını Çin’in çeşitli bölgelerine götürmektedir. Bir taraftan yoğun göç devam ederken, diğer taraftan bölge halkına uygulanan doğum politikası tüm itirazlara rağmen sürdürülmektedir. Çin yönetimi doğum politikasını “milletin kalitesini yükseltmek için”, “bölge halkının refahı için”, “bölgenin kalkınması için”, “Uygur Türklerinin iyiliği için” yaptığını iddia etmektedir. Oysa, Uygur Türklerinin nüfusunu kontrol altına almakla dışarıdan göçle bölge nüfusunu artırmak büyük bir çelişkidir. Bunu hiçbir Çinli izah edemez.
4. 5. Nükleer denemelerden kaynaklanan sarılık salgını ve kanser vakaları korkutucu boyutlardadır. 1988 yılı itibariyle bu hastalıklara yakalanan 122 bin kişinin yüzde 54’ü hayatını kaybetmiştir .
4. 6. Doğu Türkistan ciddi sağlık sorunları mevcuttur. Doğu Türkistan’da devlet memurlarının sadece kendileri sağlık sigortası kapsamındadır. Onların aile fertleri bu kapsamın dışındadır. Ayrıca sağlık koşulları yeterli değildir. Denetimsiz kullanılan tıbbi aletlerden dolayı başta AIDS olmak üzere çeşitli bulaşıcı hastalıklarda büyük artış görülmüştür.
4. 8. Doğu Türkistan Türklerinin eğitim hak ve imkanları kısıtlanmaktadır. Paralı eğitimin yanı sıra, Çince eğitimin uygulamaya konulması, Uygur Türklerinin eğitimine darbe vurmuştur. Paralı eğitim yürürlükte olduğu için fakir çocukların eğitim alması neredeyse imkansiz hale gelmiştir.
4. 9. Çin Doğu Türkistan’da Çince eğitim politikasını uygulamaya koymuştur. Bu politikanın, Uygur Türklerinin kültür seviyesini yükseltmeye ve çağa ayak uydurmalarına yönelik olduğu söylenmekte ise de, Uygur Türkleri buna kuşkuyla bakmaktadır. Asimilasyon politikasının uygulanmakta olduğu bir ortamda, Çince eğitimin uygulamaya konması Doğu Türkistan Türklerinin itirazlarına yol açmıştır.
4. 10. Çin anayasasına göre, her vatandaşın dine inanma veya inanmama hakkı vardır. Ama bu hak Doğu Türkistanlılar için fazla görülmektedir. Doğu Türkistan Türk nüfusunun tamamı müslümandır. Dini ibadetlerini yerine getirmede özgür değillerdir. Devlet memuru Müslümanların namaz kılması, oruç tutması yasaklanmış durumdadır. Aşırı göçün sebep olduğu işsizlik, ahlaksızlık, fuhuş, içki ve uyuşturucu belasına karşı dini telkin ve İslami yaşam köktencilik ve terör bahanesiyle engellenmektedir.
4. 11. Doğal kaynaklar talan edilmektedir. Doğu Türkistan’da bugüne kadar keşfedilen maden ve ocakların sayısı 138 çeşittir. Çin kömür ve petrol ihtiyacının yüzde 25’ini bu bölgeden karşılamaktadır. Ama kullanılan doğal kaynaklardan bölgeye ayrılan pay yeterli değildir. Özerk hak ve yetkilerine göre, bu doğal kaynakların kullanımı özerk bölgeye aittir. Ancak devlet kendi yasalarını ihlal etmektedir.
Yukarıdaki maddeler yan yana getirildiğinde, Çin yönetiminin Uygur Türklerini sindirmeye ve Çinlileştirmeye yönelik politika izlediği açıkça anlaşılmaktadır.

5. Doğu Türkistan Sorunun Temel Sebebi

Doğu Türkistan ve Tibet’teki sorunların temelinde Çinlilerin geleneksel hale getirilmiş asimilasyon anlayışı yatmaktadır. Bu anlayışa göre, Çinli olmayan herkes Çinliler için potansiyel tehlikedir. Bu tehlikenin ortadan kaldırılması için Çinli olmayanların Çinlileştirilmesi gerekmektedir. Çinliler bu anlayışını Marksizm teorisiyle süslemeye çalışmaktadır. Marksizm’e göre, her millet sosyal bir olgu olup, tarihin ürünüdür. Her sosyal olgu doğacak, büyüyecek ve yok olacaktır. Milletlerin yok olması doğal bir süreçtir. Küçük milletlerin büyük milletlere, geri kalmış milletlerin gelişmiş milletlere katılıp bütünleşmesi kaçınılmazdır. Öyleyse, azınlıkların bu kaynaşmaya direnmesi beyhudedir. Ancak Çin komünistleri zorla asimilasyon yerine, doğal ve gönüllü asimilasyonu teşvik ettiğini, milletlerin kaynaşması için uygun zemin yaratmaya çalıştığını ifade etmektedir. Oysa, her azınlık bir kültürel değerdir, kültürel zenginliktir. Kültür yok edilmemeli, aksine korunmalıdır. Her azınlık yok olma tehlikesinden kurtulup kendi varlığından emin, geleceğe güvenle bakabilmelidir.

6. Sonuç

Bugün Çin yönetiminin Uygur Türklerine yönelik uyguladığı asimilasyon politikası çeşitli isimler altında bütün hızıyla devam etmektedir. Uygur Türklerinin milli kalitesini yükseltme sloganıyla uygulanan planlı doğum politikası, Uygur Türklerinin kültür seviyesini yükseltme sloganıyla uygulanan Çince eğitim politikası, Uygur Türklerinin yaşam kalitesini ve refahını yükseltme sloganıyla uygulanan Kuzeybatı bölgesini kalkındırma projesi, bunların bazılarıdır. Bu politikalara karşı gelenler milletin düşmanı, gerici veya anti-devrimci, hatta terörist olarak suçlanmaktadırlar. Çin yönetiminin asıl niyetleri ise Uygur Türklerinin nüfus artışını kontrol altına almak, Çinli göçüyle bu milleti kendi bölgesinde de azınlık durumuna düşürmek ve bu suretle yoğun Çin nüfusu içerisinde eritmektir.
Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da yıllarca nükleer denemeler gerçekleştirmesi, bir taraftan planlı doğum politikası uygularken, diğer taraftan bölgeye yoğun bir şekilde Çinli göçmen yerleştirmesi, üstelik bölgede Çince eğitimi uygulamaya koyması sinsice tasarlanmış bir planın açık işaretleridir.
Bugün, Çin yönetimi Uygur Türklerinin eğitim ve kültür seviyesini yükseltme sloganıyla Çince eğitim politikasını uygulamaya koymuştur. Bu politikanın amacının Uygur dilini yok etmeye yönelik olduğu açıktır. Bilindiği gibi, bir milletin var oluş koşullarından biri dildir. Dil sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültürün ifade biçimi ve taşıyıcısıdır. Bir dili yok etmek demek, bir milleti yok etmek demektir, bir kültürü, bir medeniyeti yok etmek demektir. Oysa devletler bu değerleri korumakla, yaşatmakla mükelleftir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi, dil de temel insan haklarının bir parçasıdır. Çünkü insan dil ile düşünür, dil ile ifade eder.
Çin yönetiminin Uygur Türklerini Çinlileştirmeye yönelik politikasının stratejik amaçlarından biri Orta Asya’ya yayılmaktadır. Çin yönetimi Orta Asya’ya doğru yayılma emelini gerçekleştirmek için Doğu Türkistan’ı bir sıçrama tahtası olarak görmektedir.
Yayılmak istediği bölgelere önceden göçmen yerleştirmek Çin yayılmacılığının tipik özelliklerinden biridir. Samuel Huntington “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında bu noktaya dikkat çekmektedir. Huntington’a göre, bugün Çin Doğu Sibirya’ya 5 milyon Çinli göçmen yerleştirmiş bulunmaktadır. Çin 2. Dünya savaşından sonra elinden kaçırdığı Moğolistan’ı geri almaya çalışmakta, hatta bununla kalmayıp gözünü Sibirya’ya dikmektedir. Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinli göçmenler, Kazakistan’a yerleştirilen Çinli göçmenler Çin’in Orta Asya’ya doğru yayılmasının ön işaretleridir.
Bölgenin kalkındırılması, ticari ilişkilerin geliştirilmesi, halkların yaşam seviyesinin yükseltilmesi, milliyetlerin kaynaşması gibi güzel sloganlar aslında uygulamaya konulan stratejik planın kamufle edilmesinden başka bir şey değildir. Bunların Batı ülkelerinin “Özgürlük getirme”, “demokrasi getirme” adı altında gerçekleştirdikleri işgallerden hiçbir farkı yoktur.
Bugün Uygur Türkleri var olma mücadelesi vermektedirler. Çünkü Uygur Türkleri kendilerini güvende hissetmemektedirler. Uygur Türkleri olarak biz, Uluslar arası toplumdan Uygur Türklerinin varlığını garanti altına alacak siyasi ve hukuki girişimlerde bulunmasını istiyoruz. Çin yönetiminden azınlıkları eritme, asimile etme ve yutma politikasından bir an önce vaz geçmesini, insan haklarına, millet haklarına, kültüre, medeniyete saygılı politikalar üretmesini istiyoruz. Türk Dünyası’ndan Doğu Türkistan’ı sahipsiz bırakmamasını, Doğu Türkistan’ın haklı davasının uluslar arası platforma taşınmasına yardımcı olmalarını istiyoruz. Biz yaşamak istiyoruz. Biz var olmak istiyoruz. Bu bizim doğal hakkımızdır. 

  • 3335 defa okundu.