John C K, Daly ISN 
Security Watch (21/11/07)


Pekin’in azınlıkları bastırma ve en kötü kâbusunu defetme çabasını uluslararası terörizmle savaşı kullanarak yasallaştırılmasının ardından Çin’deki sekiz milyon Müslüman Uygur Türkü gasp edilen hakları için yaptıkları mücadeleleriyle uluslararası platformda başarı sağladı.
İnsan hakları eylemcilerine göre, dış dünya uluslararası alanda çok az bilinen Çin’deki Uygur azınlığı sorununu yavaş yavaş tanımaya başlamışken Pekin’in siyaseti geçmiş birkaç yılda azınlıklara olan baskıyı iyice arttırdı.
1 Ağustos 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) kurulduğundan beri iktidarda olan hükümet, geleneksel Çin etkisinde olan tüm bölgeleri tek çatı altına toplayan tek partili çok etnik kökenli devlette Komünist Parti’nin üstünlüğünü ısrarla koruma siyasetini izledi.
Çin’deki azınlıklar içersinde Çin’in büyük öfkesine rağmen 1989 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazanan karizmatik lider Dalai Lama sayesinde Tibetliler her zaman dikkat çekti.
Daha az bilinen ikinci azınlık 8 milyon nüfusa sahip Müslüman Uygur Türkleri uluslararası toplumda aynı dikkati çekmek için çaba harcamaktadırlar.
Nitekim ABD başkanı George W Bush Eylül’de Uygurların lider savunucularından biri, üç kez Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen, Uygur-Amerikan Derneği başkanı olan Rabiya Kadir’i Beyaz Saray’da kabul etti.
Çin’in Şincang eyaleti ve Uygurlara yönelik siyaseti şu üç olaydan büyük ölçüde etkilenmiştir: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)’nin yıkılışı, 11 Eylül ve barındırdığı hammadde zenginliği ve Orta Asya enerji kaynağının geçiş yolu oluşu.
Yakın geleceğin olası parlayan noktası Çin’in 2008 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak olmasıdır ki bu benzeri görülmemiş bir gazeteci akının bu ülkeye gitmesini sağlayacaktır. Bu, Çin’in ayrılıkçı grupların bu olayı mücadelelerini tanıtma platformuna çevirmelerinden korktuğu bir durumdur.
16 Kasım’da Pekin Olimpiyatları Yönetim Merkezi Başkanı Liu Shaowu gazetecilere Çin’in egemenliğini zedeleyecek eylemlere kesinlikle hoş görü gösterilmeyeceğini söylemiştir.
Uygurlarla ilgili uluslararası kamuoyunda dikkat çeken en son gelişme 10 Kasımda olmuştur ki bu tarihte Kaşgar Orta Halk Mahkemesi terörizme karışmak suçundan ikisi iki yıl gecikmeyle idam edilmek ve birisine müebbet hapis olmak üzere üç Müslüman Uygur eylemciyi cezalandırmıştı.
Yerel medyanın bildirdiğine göre Şincang’daki komünist parti lideri Wang Lequen “Sabotaj eylemlerine cüret eden veya ülkeyi karıştırmak isteyen kimseyi ne pahasına olursa olsun hiç tereddüt etmeden engelleyeceğiz.” demiştir.

Büyük ödüllü oyun

Uluslararası alanda yavaş yavaş kendini göstermeye başlayan Uygur milliyetçiliğinin gittikçe artmakta olan baskıların üstesinden gelip gelemeyeceği zamanla görülecektir. Söz konusu bölgenin büyüklüğü ve zengin kaynakları göz önünde bulundurulursa bu oyunda ödül çok büyüktür.
Şincang eyaleti yüz ölçümü bakımından Çin’in altıda birini oluşturmaktadır ve Orta Asya ülkeleri Afganistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Tacikistan ve Rusya, Güney Asya güçleri olan Pakistan ve Hindistan’la sınırı olması bakımından bölgedeki Çin liderliğinin önemli güvenlik konularındandır.
Masalsı İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olması sebebiyle Uygurlar 10. yüzyılda Sünni İslam’ı kabul etmişlerdir. Onların vahaları ve kırsal kültürleri güçlü bir merkezi devlet kurulmasına izin vermemiş, bunun yerine kültür ve dil akrabalıklarına dayalı, güçlü İslam Sufizmi’ne sahip devletler kurulmuştur. 19. yüzyılda Büyük Oyun’un doğudaki oyuncusu Rusya ve Britanya İmparatorluğu Orta Asya’nın kontrolü için yarış içersindeydiler. Sufi kardeşliği Çin ve Rusya’nın bölgeye girmesine kuvvetli bir şekilde karşı koymuştur.
20. yüzyılın başlarında Uygur milliyetçiliği Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün düşüncelerine karşı olan, 1. Dünya Savaşı sırasındaki Pantürkizm’den büyük ölçüde etkilenmiştir.
Uygurlar sadece 1933 ve 1944 yıllarında özgür devlet olan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni kurmayı başarmışlardır. Uygur siyasetinin gelişimi Çinli Milliyetçi güçlere yardım eden Kızıl Ordu tarafından sekteye uğratılmıştır ve bölge daha sonra komünist Halk Kurtuluş Ordusu (HKO) tarafından işgal edilmiştir.
Aralık 1991’de komünist SSCB’nin yıkılışı Pekin’de alarm zillerinin çalınmasına neden olmuştur. Haziran 1991’de Çin’i ziyaret eden Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Mikhail Gorbachev, HKO tarafından bastırılmadan önce Tiananmen Meydanı’nda barışçıl eylem yapan öğrencileri görmüştü. Çin yönetimi şu sonuca varmıştı: Sovyet yönetiminin hatası ekonomi reformunu gerçekleştirmeden siyasi sistemin özgürleştirilmesiydi; bu SSCB’deki sakin durmayan milliyetçiliği tetiklemişti. Bunu müteakiben Çin yönetimi siyasi kontrolü elden bırakmadan ekonomi yönetimini gevşeterek karşı yolu seçti. Ekonomik yükselişle iflas etmiş, yasallıktan yoksun Markist ideoloji Çin’deki milliyetçiliğe taze kan oldu.
Bu süreçte Şincang, Çin’in karlı potansiyel ekonomik ödülünü büyüyerek temsil ediyordu.
Şincang zengin minerale sahiptir. Bir örnek vermek gerekirse bu eyalet 2.19 trilyon ton kömür rezervine sahiptir, başka bir deyişle Çin’in toplam kömür rezervinin %40’ını oluşturmaktadır. Jeolojik araştırmalar 138 farklı mineralin olduğunu saptamıştır. Büyük bir ihtimalle, en önemlisi, Şincang’ın Çin’in toplam petrol ve doğal gaz rezervinin %25’ini barındırdığı tahmin edilmektedir ki şuan saptanan doğal gaz rezervi 840 milyar metreküptür.
Şincang ekonomisi Çin ekonomisiyle hiç olmadığı kadar sıkı etkileşim içersine girmektedir. Bunun ana nedenlerinden biri hem bölgenin enerji kaynağı olması hem Orta Asya enerji boru hatlarının bu bölgeden geçmesidir.
Bölge ekonomisinin sömürülmesi ve siyasi kontrol ihtiyacı yıllardır devam eden Han Çinlilerinin bölgeye olan göçünü meydana getirmiştir.
1980’lerin başında Sovyetlerin Afganistan’ı işgalini müteakiben, Pekin’in Kabul’den beslenen antikomünist radikal İslamcılığa karşı beslediği şiddetli endişesi Şincang’ın kentsel merkezlerindeki askeri varlığını güçlendirmesi, Maoist ideolojinin daha güçlü bir şekilde aşılanması sonucunu doğurdu. Buna karşılık Uygur milliyetçiliği sürekli olarak yükseldi.
11 Eylül’den önce bile Çin başbakanı 13 Eylül 2000’de yaptığı bir konuşmasında Çin’in birliği ve istikrarına karşı tehlikelerle mücadele etmek için “demir yumruk” gerektiğini söyleyerek Pekin’in Şincang’a karşı olan tutumunu ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Uygurlar, Çinli yurttaşlarıyla beraber, Pekin’in tek çocuklu doğum kısıtlaması gibi baskıcı siyasetlerine maruz kalmışlardır ki bu Şincang’a olan gerek ekonomik yardım veya baskı yöntemiyle gerçekleşmekte olan toplu Çinli göçünü hızlandırmıştır.
Etnik Han Çinlileri Çin nüfusunun %94’ünü oluşturmaktadır, ancak dünyadaki Uygur nüfusunun esas kısmı Şincang’da yaşamaktadır. Çin’in 2000 yılındaki nüfus sayımı Şincang’daki Çinli nüfusunun yerli Uygur nüfusundan iki kat daha hızlı artmakta olduğunu göstermiştir.
İstatistiklere göre 1970’ten beri 1.2 milyon Han Çinlisi Şincang’a göç etmiştir. 1949’da Şincang’ın başkenti Urumçi nüfusunun %80’ni Uygurlar oluştururken, 2007’de ise %80’ni Han Çinlileri oluşturmaktadır. Çinli göçü ve Çinlilere sağlanan iyi iş imkânları ve yerleşim yerlerinden dolayı Uygurlar yavaş yavaş yok edilmekte olduklarını düşünmektedirler.
Cennetten gelen fırsat
11 Eylül’ün acı olayları Çin komünist yönetiminin, Washington’un terörizmle savaşını destekleme karşılığında Uygur milliyetçilerini Müslüman teröristler olarak takdim etmesi için cennetten gelen bir fırsat oldu.
11 Eylül’den iki ay sonra Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü birkaç yüz Uygur’un Afganistan’daki el-Kaide kamplarında eğitim aldıklarını söylemiştir.
Çin devlet başkanı Hu Jintao 28 Mayıs 2005’teki bir konuşmasında “Biz, Çin’deki etnik unsurları kullanarak içeriye sızmaya ve sabotaj düzenlemeye çalışan Çin’in içindeki ve dışındaki düşman güçlere karşı mücadelemizde inisiyatifi sıkı bir şekilde elimizde bulunduracağız ve onlara karşı azimli bir şekilde mücadele edeceğiz.” demiştir.
İnsan hakları grupları bastırma operasyonları sırasında yüzlerce Uygur’un hapse atıldıklarını ve onlarcasının idam edildiklerini bildirmişlerdir ve bu batı medyasında çok az yer almıştır. Afganistan’da ABD kuvvetleri tarafından yakalandıktan sonra Guantanamo’ya götürülen 18 Uygur’un tümünün savaşçı düşman olmadığı resmi olarak bildirilmiş ve serbest bırakılmıştır.
Tibetliler gibi Uygur diasporası Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Pakistan, Türkiye Özbekistan’daki Müslüman milletler ve Kanada, Almanya ve ABD’deki Uygur toplulukları arasında varlığını devam ettirmektedir. İnternet, her ne kadar diaspora üyelerine sorunlarını canlı tutma imkanı sağlasa da başkanlığını Rabiya Kadir’in yaptığı Washington’daki Uygur-Amerikan Derneği kadar etkili olamadı.
ISN Security Watch ile yapılan bir röportajda Çin’in Şincang’daki politikasını anlatırken Rabiya Kadir kibarca şunları söyledi: “Biz ana yurdumuzda azınlığa düştük. Yazımız ve dilimiz bozulmaktadır.”
Uygur-Amerikan Derneği genel sekreteri Alim Seytof’un sözleri daha sertti ve ISN Security Watch’a şunları söyledi: Çin’in Doğu Türkistan siyasetinin doğasında işgalcilik var. Çoğunluk Uygur halkı marjinalleştirilmek ve anlamlı özerklik adına hiçbir şey yapılmasına izin verilmeyerek Çin kültürüne sindirilmek veya kendi kültürlerini, dilini, eğitimini, ekonomisini veya kimliğini kendi arzularına göre geliştirmeleri engellenmek istenmektedir.
Ayrıca, Çin siyaseti terörizm, bölücülük ve aşırılıktan oluşan “üç kötü” kuralına göre Uygur’ların herhangi bir yasal muhalefetini yok etmektedir. Çin hükümetinin Uygurlara yönelik son hedefi Uygurlara Çin kültürünü kabul ettirmek, komünizm veya ateizmi inanç olarak kabul ettirmektir. Ondan sonra Uygur sorunu diye bir sorun kalmayacaktır, çünkü gerçek Uygur kalmayacaktır.
1989’da Tiananmen Meydanı’na yavaş yavaş ilerleyen dört-tank sırasıyla karşı karşıya kalan tek bir Pekin sakininin fotoğrafı unutulmayacaktır. Aynı şekilde Çin’deki azınlıkları olumsuz etkileyecek bir başka fotoğraf şüphesiz Pekin Olimpiyatları’nı zehir etmeden önce Liu Shaowu’nun uykularını kaçıracaktır.
________________________________________
Dr. John C K Daly, Washington DC’de danışmandır ve Orta Doğu Enstitüsü’nde akademisyendir.
http://www.isn.ethz.ch/news/sw/details.cfm?id=18377
 

  • 773 defa okundu.