Mehmet ÇAYIRDAĞ  
Tarihçi- Yazar

1071 Malazgirt zaferinden itibaren kısa sürede ebedi bir Türk İslam yurdu haline gelen Anadolu yine çok kısa sürede Türkistan’dan akan Türk milleti tarafından bütün köyleri kasabaları dağları taşları ile iskan edildi, Kılıçla kazanılan zafer inanç erlerinin faaliyetleri ile tamama erdirilmiştir. Roma ve Bizans döneminde Kapadokya denilen Kayseri merkezli orta Anadolu önce çok tanrılı dinlerin sonrada Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri idi.Halk Erciyes dağı eteklerinde vadiler ve peri bacaları alanlarında,oyulmaya müsait kayalıklar içinde meydana getirdikleri evler ve kiliselerde emniyetli bir şekilde yaşayışlarını sürdürmüşler ve dini faaliyet içerisinde inançlarını yaşamışlardır.Bilhassa kayalar içerisine yaptıkları dini motifleri ihtiva eden Fresk-resimli kiliselerinin bugünlere kalan örnekleri buralarda ne kadar kuvvetli bir Hıristiyan kültürün yaşanmış olduğunu bugünde bize göstermektedir.

İşte Anadolu’yu kılıçla Bizans’tan fetheden kahraman gazilerin yanında ve beraberinde buralara gelen Türkistan’da Ahmed YESEVİ dergahından yetişen gazi-dervişler bilhassa Hristiyanlığın kesif olarak yaşandığı önemli merkezlerden olan Kapadokya’da şehirlerde dağlarda ovalarda dergahlarını tekkelerini kurmuşlar hem beraber geldikleri insanları ve hemde burasının eski ahalisini irşad etmeye başlamışlar,onları müridleri haline getirmişlerdir.YESEVİ dergahının mutasavvıflarından Hacı Bektaşi VELİ basit bir köy olan SULUCA KARAHÖYÜK (Hacı BEKTAŞ) ta, Mevlana ve babası Sultanulülema Konya merkezinde yine MEVLANA’nın hocalarından Seyyid BURHANETTİN Evhadüldim-i Kirmani ve Ahi EVRAN Kayseri’de,Yunus EMRE,Taptuk EMRE Kırşehir’de dergahlarını kurmuş halkı irşad ederek bu bölgenin Türkleşmesini İslamlaşmasını sağlamışlardır.Kendilerinden sonrada yerlerini alan bu kutlu yolun ışıkları yüzyıllar boyunca Anadolu’yu aydınlatmışlardır.

Bunların arasında bulunan Şeyh TURESAN VELİ kendisine mekan olarak kerametle seçtiği İncesu,Ürgüp,arasındaki Evliya dağını mekan seçmiştir.13.Yüzyılda Anadolu’ya altın devrini yaşatan Anadolu Selçuklularının büyük Sultanı Alaaddin KEYKUBAD ve hanımı Mahperi HUNAT hatunun dikkatini çekip yardımlarına mazhar olan şeyh bilhassa aslı Hristiyan olan Valide hanım Sultanla yakınlık kurarak onun sağlam ve büyük bir Müslüman olmasını sağlamıştır.Kayseri’yi kendisine merkez yapan ve burada yaptırdığı KEYKUBADİYE sarayında kalan Alaaddin KEYKUBAD’ın oğlu 2.ci Gıyaseddin KEYHÜSREV zamanında bu sultanın annesi olan Hunat HATUN Şeyh TURESAN Veli’ye bu dağ başına küçük bir kervansaray görünümünde bir tekke yaptırdığı gibi kendi mülkü olan ÜRGÜP ve İNCESU arasındaki yüz binlerce dönüm arazisini de Şeyhin faaliyetlerine destek olmak üzere kendisine ve ondan sonra gelip bu hizmeti devam ettirecek evladına vakfetmiştir.Yine onun himmeti ve ilhamı ile Anadolu’nun birçok bölgesine Cami,medrese han,hamam,kervansaray gibi birçok hayır eserleri meydana getirmiş ve bunlara gelir kaynağı olarak vakıflar tahsis etmiştir.Oğlu Gıyaseddin KEYHÜSREV’de Kayseri’de Erciyes eteklerinde yaptırdığı Kızıl Köşk ismi verilen tekkeyi Taceddin Emir TAÇ isimli bir Şeyhe tahsis ettiği gibi,Hisarcık ilçesinden gelen suyu belli günlerde vakfettiği bu tekkenin arazisine tahsis etmiştir.

Şeyh TURESAN VELİ Hunat Hatun’un kendisine vakfettiği tekkesinde müritlerini ve halkı irşad faaliyetlerinde bulunmuş,Tekke dağı eteğinden geçen tarihi ulu yoldan gelen geçen yolculara yaz kış demeden yetişip ihtiyaçlarını gidermiş ve onları dergahında misafir etmiştir.Dervişleri ile birlikte vakıf arazilerinde çalışarak ihtiyaçlarını karşılamış, kimseye muhtaç olmadıkları gibi herkese yardımcı olmaya çalışmışlardır.Onun kerametleri devrinde her bir yana yayıldığı gibi tekkesi türbesi yok olmayarak günümüze kadar ulaşmış onun bu asırda da görevlendirdiği dervişleri himmetini devam ettirmiş ve ettirmektedir.

Şeyh TURESAN VELİ’nin de birgün ömür kandili tükenmiş Cenabı Hakk’ın “DÖN” emrine uyup hicri,641.Miladi 1243 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur.Cenaze merasimi devlet erkanı ve halk tarafından yerine getirilerek tekkesine defnedilmiştir.O vefat ettiğinde Hunat HATUN hayatta idi,O heralde Şeyhinin kaybından büyük üzüntüye kapılmış olmalıdır ve Kayseri’de yaptırmış olduğu Cami,medrese,hamam,imaretten ibaret külliyesi onun yokluğunun acısını çok hissetmiştir.Artık onun kaybı neticesi yaptırdığı bunca hayır eserlerine sarf ettiği serveti ile bulmuştur.Ve Şeyhin vefatından 15 yıl sonra oda Hak’ka yürümüştür.Hepsine Cenabı haktan rahmetler biz aciz kullara da onların şefaatçi olmasını dileriz. 

  • 1578 defa okundu.