Gökçen EKİCİ  
araştırmacı-Yazar

Afganistan operasyonu öncesinde bölgede hakim ve etkili güç olma özelliği taşıyan Rusya Federasyonu, 11 Eylül’den sonra bölgede “tek etkin güç olma” konumunu kaybetmeye başlamıştır. Nitekim, “uluslararası terörizmle savaş” bölge ülkelerine başta ABD olmak üzere Batı ile daha önce kurulamayan seviyede ilişkiler kurma fırsatı vermiştir. Jeopolitik ve jeo-ekonomik değeri son derece yüksek olan bölgede, etkin olma fırsatı yakalayan bölgesel güçler için bu yeni bir yarışın başlangıcı anlamını taşımaktadır. Rusya Federasyonu, ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin başını çektiği bu yarışta, bölge ülkeleri üzerinde iki tür etkinlik sağlama girişimi göze çarpmaktadır. Bu yarışın ilk etabı, bölgesel veya uluslararası örgütlenmeler çerçevesinde sürerken, diğer etabını ise bölgesel güçler ve bölge devletleri arasında kurulan ikili ilişkiler oluşturmaktadır. 
Gerek Şanghay İşbirliği Örgütü gerekse Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü aracılığı ile Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin oluşturduğu çekim merkezi, ABD’nin bölgeye “sızmasını” engelleyemezken, bölge devletleri ile ilişkilerin belirli bir seviyede tutulmasına hatta bazı alanlarda gelişmesine katkı sağlamıştır. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında oluşturulan bu çekim merkezi son dönemde dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır. Rusya- Çin ortaklığının, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde Türkistan bölgesinde bir politik ve askeri blok oluşturdukları söylenebilir. Bu bakımdan 2001 yılında imzalanan “İyi Komşuluk İlişkileri, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması” ise hem zamanlaması açısından hem de yarım yüzyıldır iki ülke arasında örneği görülmemiş bir anlaşma olması bakımından önem arz etmektedir.
Bölge ülkeleri ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda da özellikle Afganistan operasyonunun yarattığı ilk şok dalgasının ardından Rusya Federasyonu’nun “mevcutları koruma ve iyileştirme yönünde politika geliştirme” konusunda başarı sağladığı söylenebilir. Bu konuda en çetin mücadele ilk etapta Özbekistan üzerinde yoğunlaşmıştır. Afganistan operasyonu sırasında ABD ve koalisyon güçlerine bir askeri üs sağlayarak destek veren Taşkent, Washington ile “stratejik ortaklık anlaşması” imzalayarak yüzünü tamamen Batıya dönmek niyetini açıkça ortaya koymuştur. Ancak Washington tarafından, bölge ülkelerine karşı insan hakları ve demokrasi konularında yapılan eleştirilerin sembolik yaptırımlara dönüşmesi yine ilk başta Taşkent Yönetimini tedirgin etmiş ve Washington ile ilişkilerin yalnızca askeri ve ekonomik alanlarla sınırlı olamayacağını, “topyekün bir değişim baskısının” sinyallerini verdiğinin farkına varmıştır. Zira, ABD Hükümeti, doğrudan desteklemese bile onun doğrudan veya dolaylı kontrolünde olan NGO’ların “Özbekistan demokrasisinin geliştirilmesi” yönünde çalışmalara başlaması, Kerimov rejimine, aslında tehlikenin çokta uzakta olmadığını hatırlatmıştır. Bu sebeple, Taşkent’in aynı hızla Rusya Federasyonu’na dönüşü bu noktadan bakıldığında şaşırtıcı bir gelişme olmamıştır. Geri dönüşü bir “stratejik ortaklık” anlaşması ile de taçlandıran Özbekistan’ın, diğer Türkistan Cumhuriyetleri için önemli bir emsal olduğu söylenebilir. Diğer taraftan bölge ülkeleri ile ikili ilişkilerin geliştirilmesinde “askeri üsler” de önemli bir alt başlığı oluşturmaktadır. ABD’nin Afganistan operasyonu nedeni ile Özbekistan’da ve Kırgızistan’da elde ettiği üslere karşılık, Moskova’nın Kırgızistan’da Kant askeri üssünü açması ve ardından da çok kısa bir süre önce Rus sınır koruma birliklerinin ülkeyi terk etmesi tartışmalarının yaşandığı Tacikistan’da da bir askeri üs açması Moskova lehine yaşanan gelişmeler olarak kaydedilmiştir.
Son dönemde bu mevzi mücadelesinin en önemli ülkesi Kazakistan olarak değerlendirilmektedir. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti ile sınır komşusu olan Kazakistan, aynı zamanda bölgede oluşan yeni bir “üçgenin” vazgeçilmez parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında hem rekabet hem de işbirliği alanı olarak mütalaa edilen Kazakistan’a bu özelliği bu üç ülke arasında yaşanan enerji işbirliği veya rekabeti kazandırmaktadır.
Bilindiği gibi Türkistan’ın en önemli petrol ve doğal gaz üreticilerinden birisi olan Kazakistan’ın Hazar Denizi sektörüne ilişkin, Moskova’nın ilgisi açık şekilde ifade edilmektedir. Ancak üçgenin diğer köşesi olan Pekin’in, Kazakistan Rusya aracılığı söz konusu olmadan ilişki kurma girişimleri, bölge enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması konusunda monopol olma yönünde ilerleyen Moskova tarafında rahatsızlık yaratmaktadır. Bu nedenle Kazakistan ve Çin ararsında bir enerji köprüsünün inşa edilmesine ilişkin karar Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in 17 Mayıs 2004 tarihinde Çin’e gerçekleştirdiği resmi ziyareti sırasında verilen karardan sonra Moskova’nın bu hatta katılma isteği sıkça dile getirilmiştir. 997,5 km uzunluğundaki boru hattının içinde bulunduğumuz sene içerisinde faaliyete geçmesi planlanmaktadır. Projenin toplam maliyeti 3 milyar Dolar olarak açıklanmıştır. Yüksek maliyete rağmen, Aktau-Alashankou hattı bu açıdan Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın 3.7 milyar Dolarlık maliyeti ile karşılaştırılmaktadır. Aktau-Alashankou hattının sadece bir sınır geçecek olması da artı bir özellik olarak değerlendirilmektedir. Maliyeti, taşıma kapasitesi bir tarafa bu boru hattının önemi daha çok sembolik olarak değerlendirilebilir.
Bu üçlü arasındaki enerji rekabetin tek yönlü değerlendirmek mümkün görünmemektedir. Nitekim Rusya ve Çin’in Kazakistan mücadelesine ek olarak, çok önemli bir pazar olan Çin’e enerji ihracatı Rusya ve Kazakistan’ı da potansiyel rakipler haline getirmektedir. Enerji ihtiyacının yaklaşık %60’ını Ortadoğu’dan sağlayan Pekin, Irak’ın işgalinin ardından enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikasını daha açık ifade etmeye başlamıştır. Ülkede enerji ihtiyacının 2003 yılında %31 yükselerek 91 milyon tona ulaştığı göz önünde tutulursa, bu politikada gelecekte talep baskısının da etkili olduğu ifade edilebilir. Bu kapsamda, önemli enerji rezervlerine sahip olan Kazakistan ile işbirliği Çin enerji politikasının ana maddelerinden birisi halini almıştır.
Fakat Rusya Federasyonu’nun Kazakistan ile kıyaslandığında taşıma konusunda avantajı açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Her geçen gün enerji ihtiyacı artan Çin ekonomisi, günde 4.3 milyon varil petrole ihtiyaç duymaktadır. Halen Kazakistan, Çin sınırına demiryolu aracılığı ile 95.000 varil petrol taşınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Çin için bir boru hattının inşa edilmesi daha ekonomik görünmektedir. Nitekim son dönemde Çin-Kazakistan arasında inşası halen devam eden boru hattının bitirilmesi durumunda yıllık 25 milyon varilin taşınması daha kolay ve ucuza mal edilmiş olacak ve ileride kapasitenin arttırılması da söz konusu olabilecektir. Rusya Federasyonu’nun Sibirya üzerinden Çin’e daha kolay yollarla enerji ulaştırma imkanı varken, Pekin’in Kazakistan’a artan ilgisini sadece enerjiye bağlamak eksik bir değerlendirme olacaktır. Bu nedenle Çin’in attığı adımın stratejik bir hamle olduğunu düşünmek gerekmektedir. Bunun en önemli nedeni Çin’in “konjonktürel ortağı” olan Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmak olsa da Çin’in Kazakistan gibi Orta Asya’nın çok önemli bir ülkesinde siyasal etkiye zemin hazırlama niyeti de gözden kaçırılmamalıdır. Ancak Rusya’nın inşa edeceği petrol boru hattının Çin’i by-pass etmesi ve Angarsk- Nahodka hattına öncelik vermesi Çin’i hayal kırıklığına uğratırken, Kazakistan’ı Pekin gözünde daha da önemli bir “ortak” konumuna getirmiştir.
Çin ve Kazakistan arasındaki enerji işbirliği Kazakistan açısından da büyük önem taşımaktadır. Şöyle ki, Astana yönetiminin Çin ile enerji işbirliğinde istekli olmasının en önemli sebebi, Kazakistan’ın enerji kaynaklarını ihraç edebilmesi için Rus boru hattı sistemlerine duyduğu bağımlılığı bu sayede küçük de olsa kırabilme ihtimalidir. Astana açısından ikinci önemli sebep ise bu durumun Kazakistan ekonomisinin her geçen gün Rus petrol ve doğalgaz ihracatına bağımlı hale getirmesi ve kilitlenme tehlikesi ile karşı karşıya kalması tehlikesine karşı ufak bir önlem olarak kullanılabilme ihtimalidir. Diğer taraftan Çin ile kurulan ve geliştirilmesi planlanan bu ilişki, Türkistan kaynaklı tüm enerji nakil hatları üzerinde etkili olmak isteyen Rusya’nın bir nebze frenlenmesi açısından Kazakistan için önem taşımaktadır.
Müşteri çeşitlendirmesinin Türkistan enerji ihracatçıları için önemi her geçen gün artarken, Kazakistan’ın Çin ile işbirliğini ayrıca dikkat çekicidir. Kazak enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında hissedilen Rus üstünlüğü, Kazakistan’ın Moskova’ya olan bağımlılığını her geçen gün artırmaktadır. Bilindiği gibi Kazakistan petrol ve doğal gazının %70’ini Rusya’ya satmaktadır. Bir kara ülkesi olan Kazakistan için enerji ihraç hatlarının çeşitlendirilmesi hayati öneme haizdir. Çin’e açılan bu kapı, Kazakistan’ın Rusya Federasyonuna olan ekonomik bağımlılığını az da olsa dengelemesi açısından anlamlı olarak değerlendirilebilir. Bu hattın bir diğer önemi de başarı ile uygulanması durumunda, Kazakistan-Çin petrol boru hattı Kazak petrolünün Batı pazarlarına veya başka rotalara ulaştırılması ve böylelikle ihraç rotalarının çeşitlendirilmesi açısından gelecekte ortaya çıkabilecek projelere model olarak algılanmasıdır.
Kazakistan-Çin enerji işbirliğinin Türkiye açısından bazı sakıncalarının ortaya çıkacağı muhakkaktır. Nitekim 2005 yılı sonlarına doğru işletime açılması planlanan BTC’nin daha verimli çalışması için, Azeri petrolünün yanı sıra Kazakistan’ın da Aktau sahasından projeye katılması gündeme gelmiştir. Çin’e uzanan boru hattının da sahadan beslendiği düşünülecek olursa, Astana’nın her geçen gün artan enerji üretimine rağmen BTC’ye olan ilgisinin azalması muhtemeldir. Diğer taraftan, amaç her ne kadar müşteri çeşitlendirmesi olsa da, BTC ile karşılaştırıldığında çok daha “güvenli” olan Çin hattı, Kazakistan açısından Pekin-Moskova dengesini sağlaması bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.
http://www.turksam.org 

  • 737 defa okundu.