Erdoğan ILGAZ  
 www.globalyorum.com

   Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra soğuk savaş yıllarının bittiğinin düşünülmeye başlandığı dönemde, tek kutup merkezi olmayı hedefleyen ve bunu bir ölçüde başaran ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti ile olan ilişkileri hayli ilginç.
Ekonomik ilişkiler temel alındığında her iki ülkenin de dayanışma içersinde olduğu düşünülebilinir. “Üreten Çin, tüketen ABD” şeklinde ortaya çıkan ilişkilerin böyle algılanması doğal, çünkü Çin ihracatının 1/3’ü ABD’ye yönelik gerçekleşiyor ve neticede ABD’de satışı yapılan hemen hemen tüm malzemelerin etiketi Çin’i gösteriyor.
Ancak siyasi alanda ilişkilerin, ekonomik alanda olduğu gibi yürümediği, insan hakları konusunda her iki ülkenin karşılıklı olarak bir birlerini suçlamalarından anlaşılıyor.
Yazılı beyanatlar şeklinde cereyan eden karşılıklı suçlamalar, ABD Dışişleri Bakanlığının her yıl insan hakları ihlalleri konusunda yaptığı açıklama neticesinde başlıyor.
Amerikada insan hakları konusunda hazırladığı raporlarda, Çin de insan hakları durumunun kaygı verici olduğunu vurguluyor. ABD raporlarında ayrıca Çin’i “tehdit” etmekten de geri kalmıyor ve medeni haklar ve siyasi özgürlükler alanlarında gelişme olmaması halinde Çin'e yönelik baskıları sürdürüleceğini söylüyor.
ABD’nin insan hakları konusundaki saldırısına karşılık elbette Çin’de sessiz kalmıyor. Çin hükümeti de enformasyon dairesi vasıtasıyla yayınladığı raporunda, Amerika'nın Afganistan, Irak gibi ülkelere yönelik gerçekleştirdiği saldırılar sırasındaki olaylara değiniyor ve ABD’deki ırkçılık, kadınlar ve çocukların olumsuz durumla karşı karşıya bulunmalarını eleştirerek, Amerikan halkının siyasi, kültürel, sosyal ve iktisadi hayatında birçok sorunla karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor. Çin hükümetine göre, Amerikalılar ülkelerinin terörizmle mücadelesini bahane göstererek dünyada insan haklarına sürekli saldırıda bulunmaktalar.
Amerika insan hakları konusunu Çin aleyhinde bir baskı aracı olarak kullanmak mı istiyor, yoksa gerçekten Çin’de ciddi insan hakları ihlalleri var mı? Bu sorunun cevabını verebilmek için Çin’de meydana gelen her türlü gelişmeyi mercek altına almak gerekiyor.
Çin ve İnsan Hakları konusunu yan yana getirdiğimizde, akla hemen 2 ana konu geliyor. Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri ve Tibet meselesi.
Tibetlilerin 1959'da Çin'e karşı isyanının Çin ordusu tarafından bastırılmasının ardından, Hindistan’a sığınan Tibet lideri Dalai Lama’nın, Çin’in Tibet bölgesinde yürüttüğü uygulamalar hakkındaki açıklamaları neticesinde, bölgedeki insan hakları ihlallerinden haberdar olunmuştu. Ancak son dönem itibariyle gerek Çin’in gerekse Hindistan’ın Tibet konusunu gündem dışı bırakmaya çalıştıkları gözlenmekte. Uygur Türkleri konusu ise hala sıcak ve gündemde, zira Çin’in bölgede yürüttüğü uygulamalar hiçte göz ardı edilecek gibi değil.
Çin yönetimi bölgeyi adeta bir Çinlileştirme laboratuarı olarak kullanıyor. Bölgedeki Çin nüfusunu artırmak amacıyla özel teşvikler uyguluyor. “Büyük Kuzey-Batıyı Açma” sloganı çerçevesinde, Çin’in çeşitli bölge ve vilayetlerinde “Propaganda ve Teşvikat Büroları” kuruyor ve “Batıda Hizmet Etmeye Davet” propagandasıyla Çin’deki milyonlarca işsiz, sefil, evsiz ve çeşitli bulaşıcı hastalıklar taşıyan, hapisten yeni çıkmış Çinli göçmenler, tren vagonlarına balık istifi misali doldurularak Doğu Türkistan’ın en verimli topraklarına yerleştiriliyor. İstihdam olanakları da sürekli Çinliler lehinde kullandırılıyor. Bölgenin otaktan halkı Uygur Türkleri ise çeşitli bahanelerle bölgeden göçe zorlanıyor.
İstihdam konusundaki uygulama daha vahim. Yönetimin tam bir çifte standardı söz konusu. Doğu Türkistan Bölgesi'nin asıl sahibi olan Uygur Türklerinin ekonomik anlamda güçlenmelerine izin verilmemekte. Bu çerçevede, üniversite mezunu Uygur gençleri branşları dışındaki başka konularda çalışmaya zorlanarak, kendilerini ispat etmeleri engellenmekte. Yönetim, Uygur Türklerini daha çok sanatsal etkinliklerde kullanmak amacıyla dans, şarkı ve müzik gibi konulara yönlendirmeyi amaçlamakta.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu'nun 13 Şubat 2006'da yapılan toplantısında, "Irkçılık, Irk Ayrımcılığı, Yabancı Düşmanlığı ve Ayrımcılığın Her Türlü Biçimi" başlıklı oturumunda "Etnik, Dini, Dilsel ve Diğer Azınlıkların Haklarının Korunması İçin Uluslararası Federasyonu (IFPRERLOM)" tarafından sunulan yazılı açıklamada Çin’in Uygur Özerk Bölgesindeki uygulamalarına detaylı olarak dikkat çekiliyor.
Rapor Kamu Temsili, İş Durumu, Sağlık, Eğitim ve Ekonomi şeklinde ana başlıklar altında hazırlanmış.
1) Kamu Temsili
Her ne kadar Doğu Türkistan Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak bilinse de Uygurlar için kendi kendine yönetim konusunda eksiklikler bulunmaktadır. Doğu Türkistan'daki idari ve ekonomik yapılardaki mevkiler, %90'ın üzerinde Uygur olmayanlar tarafından işgal edilmektedir. Dikkati çeken bir diğer nokta ise Uygurlular'ın çalıştığı, örneğin savcılık, hakimlik ya da emniyet görevlerinde verdikleri kararlarda, Çinliler tarafından "milliyetçi" olarak damgalanma korkusunun varlığıdır.
2) İş durumu
Xinhua Haber Ajansı'na göre, Ocak 2004 ile Şubat 2004 arasında, iş arayışında olan 600 binden fazla Çinli, Doğu Türkistan'a giriş yapmıştır. Çinli yerleşimcilerin akımıyla, Uygurlar iş olanaklarından yüksek oranda mahrum kalmaktadırlar. Uygur nüfusu içindeki ve Doğu Türkistan'daki yüksek işsizlik oranı, Çinli yerleşimcilerin iş oranı ile karşılaştırıldığında büyük miktarda farklılık göstermektedir. Çinli otoriteler Doğu Türkistan'da ne kadar iş fırsatı yaratsalar da, bu iş olanakları büyük oranda Çinli yerleşimciler için ayrılmış durumdadır.
Çin yönetimi tarafından, Uygur Özerk Bölgesi'nde yönetimin ve güvenliğin iyi bir şekilde organize edilmesi için kilit yerlerdeki kadrolar, Haziran 2006 ayı itibarıyla ya merkezden doğrudan atama yapılması, ya da bölgede görev yapan üst düzey subaylar emekli edilmek suretiyle sivil göreve getirilmesi, şeklinde doldurulmaktadır.
Çin yönetimi bu çerçevede, Uygur Özerk Bölgesi'nde görev yapan iki binden fazla üst düzey subayı 2006 yılı içinde emekli ederek, bölgedeki sivil kuruluşlarda tekrar işbaşına getirmiştir. Üst düzey subayların emekliye sevk edilerek yeniden sivil kuruluşlarda göreve başlamaları konusuna, Bölge Ordu Komutanlığı, Bölge ÇKP üst düzey yöneticileri, Bing Tuan ÇKP Genel Merkezi özel ilgi ve alaka göstermektedir.
Uygur Özerk Bölgesi'nde, 50 milyon dönümden fazla tarıma elverişli arazi ile 860 milyon dönümden fazla yayla bulunmaktadır. Yılda 9 milyon ton tahıl üretiminin yanı sıra 2 milyon tona yakın pamuk üretimi gerçekleşmektedir. Ayrıca, enerji konusunda ise, 30 milyon ton petrol ve 38 milyon ton kömür üretimi de gerçekleştirilmektedir.
Çin yönetimi, pamukların toplanmasında çalışması için 100 bin Çinliyi Ağustos 2006 ayından itibaren Lan Zhou tren istasyonundan özel tren seferleri ile Uygur Özerk Bölgesi'ne göndermeye başlamıştır.
3) Sağlık
Doğu Türkistan'da çalışan doktorların çoğu Çinlidir. Uygurca konuşamamaları gerçeği, Çince konuşmayan Uygurlu hastalarla aralarında ciddi iletişim problemlerine neden olmaktadır. Doğu Türkistan'daki çocuk ölüm oranı, her 1000 kişide 200'dür. Hâlihazırdaki uygun medikal tedavinin eksikliği nedeniyle hastalıkların neredeyse %70'i ölümcül boyutlara ulaşmaktadır. Pekin'deki Halk Sağlığı Bakanlığı İstatistik Bürosu'nun 2003 Mart ayında yayımladığı yıllık rapora göre, Doğu Türkistan'daki ölüm vakası oranı Çin eyaletleri içindeki en yüksek orana sahiptir.
4) Eğitim
Resmi eğitim politikası, Doğu Türkistan'daki okulların hemen hemen %70'inde Çince eğitim verilmesini öngörmektedir. Doğu Türkistan'daki yetişkin nüfusun %60'ının ise okuma yazma dahi bilmediği tahmin edilmektedir. Yüksek eğitim kurumlarından mezun olan Uygur öğrencilerinin çok azı iyi özelliklere sahip olmasına rağmen iş bulabilmektedir. Yüksek eğitimde kullanılan kitaplarda ve eğitim araçlarında, teknik okullarda tamamen Çince kullanılmaktadır. Pek çok Uygur anne baba, çocuklarını Uygur dilinin öğretilmediği, daha iyi maddi kaynağa sahip Çince okullara göndermeye karar vermiştir. Bunun sonucu olarak, Çince eğitim veren okullardan mezun olan Uygur öğrenciler yavaş yavaş kendi anadillerini unutmaya başlamıştır.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) Yüksek Okulu araştırmacıları tarafından Şubat 2006 ayı içinde Uygur Özerk Bölgesi'nin de içinde bulunduğu 16 eyalet ve bölgede, eğitim konusunda bir araştırma anketi yapılmıştır. Söz konusu anket sonucunda, köy ve kasabalardaki birçok ailenin çocuklarının okul masraflarını karşılayamamaları nedeniyle, çocuklarını okuldan geri aldığı ortaya çıkmıştır.

Çin Hükümeti tarafından, devlet okullarına parasız gidilmesi için düzenlemeler yapılmasına rağmen, okul yönetimleri tarafından çeşitli isim ve bahaneler altında eskisinden daha fazla para toplanmasına devam edilmiştir. Bu durum da, velilerin mali yükünü artırdığından çocukların eğitiminin yarıda kalmasına neden olmaktadır. Çocukların okullardan ayrılması durumunun, bazı bölgelerde % 40 iken, çok yoksul bölgelerde % 90'a kadar çıktığı görülmüştür.
ÇKP Hükümeti, birçok köy ve kasabalarda okul harcı ve kitap parası almadığını iddia etse de, bunun sadece geliri olmayan az sayıdaki fakir köyler için geçerli olduğu, hatta Hükümet'in zaman zaman öğretmenlerin maaşlarını bile dağıtamadığı ortaya çıkmıştır.
5) Ekonomi
Doğu Türkistan'ın doğal kaynaklarına rağmen Uygurlar düşük bir hayat standardına sahiptir. "Xinjiang Bölge Hükümeti" tarafından 28 Kasım 2004 tarihinde yayımlanan raporda, Doğu Türkistan'da yaşayan Çinlilerin ortalama gelirlerinin Uygurlardan 3.6 kat fazla olduğu görülmektedir. Doğu Türkistan, Çin'in en düşük milli gelirine sahiptir. Çin'de en yoksul 100 bölgenin 20'si Doğu Türkistan'ın güneyinde yer almaktadır.
Rapor gerçekten detaylı ve bilimsel verilerden hareketle oluşturulmuş değerlendirmelerden meydana gelmiş. Böyle olunca Çin’in gerçekten İnsan Hakları konusunda eleştirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

  • 708 defa okundu.