Celâlettin BATUR

 

DESTAN

Milletleri Millet yapan, ortak maddi ve manevi değerler ve müesseselerin hepsine "kültür" adı verilmektedir. Tarihte gelişme ve krizler büyük nispette milletlerin kültür değerlerine ve onlara sahip çıkıp çıkmadıklarına bağlıdır Bir millet kendi ortak kültür değerlerini benimsiyor ve onun etrafında bütünleşiyorsa gelişir, eğer onda bir kültür çözülmesi varsa krizlere düşer. Bütün sosyal huzursuzlukların, hatta ekonomik buhranların arkasında kültür çözülmesi vardır. Bu nokta son derece mühimdir. Çünkü millet her şeyden önce kültür birliğine dayanan bir varlıktır. Gelişi güzel insan yığını değildir. Onu millet yapan tarih içinde şekillendiren var oluş şuuruna vardıran, yaşama iradesini ve vatanına sahip olma duygusunu besleyen asıl kaynak ve kuvvet kültür değerleridir.

 

Türk milleti için bu değerler, onu var eden ve ebedileştiren kıymetlerdir. İslâmiyet, Türk dili, Türk tarihi, Türk sanat ve edebiyatı, Türk musikisi, Türk mimarisi ve el sanatları gibi yüzyılların ötesinden gelen kültür değerlerimiz bizi biz yapan. Başka milletlerden ayıran milli şahsiyetimizi şekillendiren temel unsurlardır.(l) Türk edebiyatında destanın, zaman içinde derinliğine, coğrafya üzerinde ise genişliğine bir özelliği vardır. Bu özellikle destanlar yapı ve ayrıntıları ile Türk milletinin tarih anlayışını ve hayata bakış tarzını işlerler. Hiçbir zorlama olmadan İslâmiyeti kendi yaşam tarzına uygun bularak ve kendilerini İslâm'a girmeye layık gördüklerinden. Allah u Teala'nın yüce dini İslâm ile müşerref olduktan sonra Anadolu Türk edebiyatının Farsçanın etkisi altında kaldığı yıllarda DESTAN kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Genel olarak, kahramanlıklara dayalı hayatın anlatılmasından doğan edebi türlere destan adı verilmektedir, bu tanımın yanı sıra destanda temel olarak. TARİH, KAHRAMANLIK, HAYAT birbirini tamamlarlar. Bu üç esas unsurla, destan türü kavram olarak, olaylar, bir kahramanın yaşayışı etrafında ve onun şahsında mistik güçlere sahip motiflerle işlenerek gelişen milli edebiyatın anonim türü olarak kabul edebiliriz.
 

Destanlar üç bin yıldan beri, insanların yüksek duygularını, kendi benliklerinin üstüne çıkış anındaki davranışlarının anlatılması ile gelişmiştir. Bu izah şekli bize ifade ediyor ki, destanın en büyük özelliklerinden biri "Kahramanca bir yaşayışın topluma mal edilmiş bir mücadelenin şekillenmesidir". İnsanın toplum içinde bağlandığı bazı değerlen vardır, kişisel yaşantısından bunlara bağlılık gösterir, bu değerlerin varlığı ve korunması tehlikeye düştüğü zaman, biran gelir ki insan kendi varlığını aşan bir savunma gücü gösterir. Huzurunu hayatını düşünmez olur, bu andaki ruh hali, insanı normalin üzerinde davranışlara sürükler, işte toplumlardaki bu davranışların ifadesi destanları şekillendirir.(2) Türk milleti tarih akışı içerisinde devamlı olarak bir destan hayatı yaşamışlardır Destanlarımızın en önemlilerinden bahsetmeye çalışacağız.

 

Bugün elimizde bulunan destanların en önemlisinin "Oğuz Destanı" olduğu şüphesizdir. Bu destanda eski Türk boylarının hepsinde müşterek bir milli destan olduğunu gösteren birçok deliller bulunmaktadır. Bu destanın Oğuzlar hakimiyetin de değil İlhanlılar devrinde tespit edilmesi de dikkate değer. Yani bu destan Oğuzlar arasında söylendiği gibi XI-XII. asırlarda Moğolistan'daki Türkler ve Moğollar arasında da söyleniyordu. Bang ve R. Rahmetli Arat tarafından neşredilen Oğuz Kağan destanıda Moğollar hakimiyeti devresinde Uygur bahşılan tarafından tespit edilmiştir. (Uygurca yazılmıştır.)

 

Bu destanda Oğuz Kağan halka yayınladığı tebliğde "ben Uygur Kağanıyım" dedi.

(Uşbu bildirgülük bildirmiş irdi kim: Men Uygurlarının Kağanı bölünen).(3) Destanın geliştiği bu devrelerde Horasan hududundan Talaş ve şayiana kadar olan yerlerde Kanglı, Uygur (Gur) boylarının. yineGur, Gürcistan, Pamir, Fergana ve Cu taraflarında, Uygurların Semerkant' tan Almalık' a kadar uzanan sahada canlı hatıraları yaşamakta idi. Bu anılar Uygurlar tarafından ve Turfan yöresinde yazılmış olsa gerekir. Uygur destanları bölümünde de etraflıca bahsedildiği gibi Uygurların MÖ. tarihi yaşantılarının izlerini takip ettiğimizde Hunlarla Mete'den "Oğuzhan" önce Selenge boylarında Cungarya ve Altay yörelerinde Uygur adı ile yaşadılar.

 

Uygur destanında görülen, Uygurların ilk Kağanı "BUĞ"nunda (Afrasyab) Alper Tunga soyundan geldiği destan yolu ile anlatılmaktadır. "Ben Gök Tanrıya borcumu ödedim" sözündende anlaşıldığı gibi destanın tümünde kurulup gelişmesinde kutlu (İlahi) bir güç anlatılmaktadır. Oğuz Kağan, dışa dönük ve acunda gelişlemek isteyen hareket halinde bir kişilik göstermektedir. Kendisini ise her zaman için Tanrıya ibadet ettiği anlatılıyor. Oğuz'un ibadeti; "Oğuz Kağan Tanrıya yakarırken" şeklinde ve tabiatın kucağında olmaktadır. Onun için mabet, tapınak ve put söz konusu değildir. Bu tanım ile Reşitütdın'de, tek Tanrı'ya ibadet için babası ile savaşan dindar Oğuz'un inançları birbirine çok uymaktadır. Ötüken Türk kitabelerinde de görüldüğü gibi Oğuz" un yakardığı (Dua) ettiği Tanrı, Şamanist bir özellikte görülen Gök Tanrıdır. Bu Tanrı tektir. İnsanların kaderini tayin etmektedir.ki, destantanda da bu hal anlaşılmaktadır.

 

Dünya Türklüğünün ana vatanı aziz Doğu Türkistan'ın nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden Uygurların Türeyiş ve Göç destanlarında buluşmak üzere. Oğuz Kağanın şu sözüyle:

Mademki Uygurların benini büyük Kağanı

O halde sayılırım ben bir dünya Kağanı

 

Kaynaklar:

1-Türk Kültürü Aylık Dergi Prof Dr.Birol Emil Sayı:351-Sayfa 389,

2-Çağlar içinde Türk Destanları Ali Öztürk Sayfa: 22,134,135,140,141

3-Türk Dünyası El Kitabı, Türk Destanları Abdulkadîr İnan Sayfa: 380

  • 730 defa okundu.