Yrd. Doç. Dr.Yılmaz POLAT 
Fatih Üniversitesi İstanbul Meslek 
Yüksekokulu Turizm Rehberliği Öğretim Üyesi
DOĞU TÜRKİSTAN İSLÂM CUMHURİYETİ (1944-1949)
CUMHURBAŞKANI ALİ HAN TÖRE SAGUNİ’NİN
MAYIS 1945 GULCA NUTKU

ÖZET
Alihan Töre Saguni Türkistan’ın son yüzyılda yetiştirdiği büyük âlim ve mücadeleci devlet adamıdır. Alihan Töre, bir tıp doktoru ve aynı zamanda ülkesini savunan hem bir asker hem bir komutandır. Rus ve Çin komünizmi ile hem fikir planında hem de aksiyon adamı olarak silahlı mücadele etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nı değerlendirmiş, kurduğu Azaldık Teşkilatı ile Doğu Türkistan’da bağımsızlık hareketini başlatmıştır. Rusya ve Çin’le giriştiği bu mücadele neticesinde Doğu Türkistan’da “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”ni(1944-1949) kurmuş ve Cumhurbaşkanı olmuştur. Hayatının son 30 yılını daha sonraları hayatını 1976 yılına kadar gözaltında devam ettirmiş ama boş durmamış halkın milli ve manevi değerlerinden uzaklaşmaması ve gerekli bilgiye sahip olmaları için kitaplar yazmıştır.
Alihan Töre, Türk-İslam âleminin son birkaç asırda gelişen dünyaya ayak uyduramadığından dolayı içine düştüğü durumu ortaya koymuş, çözüm yollarını göstermiştir. Çalışmada Alihan Töre’nin beslendiği kaynağın İslami değerler olduğu tespit edilmiş, O’nun hürriyet, ilim, milli his, insan hakları ve medeniyet konusundaki orijinal düşüncelerinin günümüz problemlerine de işaret etmekle kalmamış çözüm yollarını da gösterdiği ortaya konmuştur. Alihan Töre’nin hayatı, felsefesi ve fikirlerinin bilinmesiyle büyüklüğünün daha iyi kavranılacağı kanısına varılmıştır.
Türkistan Milli Azadlık Hareketlerinin liderlerinden biri olan Saguni hayatını Rus ve Çin emperyalizmine karşı mücadeleyle geçirmiş ve davasında kısa bir müddet de olsa büyük başarı göstermiş yakın tarihimizin en az bilinen ancak en çok bilinmesi gereken mümtaz şahsiyetlerinden biridir.

GİRİŞ
Alihan Töre Saguni Türkistan’ın son yüzyılda yetiştirmiş olduğu büyük âlim ve mücadeleci devlet adamıdır. Bugünkü Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Tokmak şehrinde, eski ismi Balasagun (Issık Göl’e yakın bir yer) 1885 yılında doğdu. Babası Şakir Hoca Eşan diye nam yapan Şakir Han Töre Nakşibendi tarikatının şeyhlerinden olup, din âlimlerindendir. Alihan Töre, bir tıp doktoru ve aynı zamanda ülkesini savunan hem bir asker hem bir komutandır. Bolşevizm’in ortaya çıkmasıyla fikir adamı olarak düşünce planında da komünizmle mücadele etmiş, gelmekte olan sistemin Çarlık Rus idaresinden de tehlikeli bulduğunu anlatmaya çalışmış ve koşulları yerine getirmek şartıyla silahlı mücadeleye girilmesini istemiştir. Bu konuda da sadece fikirleriyle yetinmemiş, işi pratiğe aktararak bir aksiyon adamı olduğunu ispatlamıştır. Rusya ve Çin’le giriştiği mücadele neticesinde Doğu Türkistan’da “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”ni(1944-1949) kurmuş ve Cumhurbaşkanı olmuştur. Lakin kurduğu Cumhuriyeti geliştirmeye çalıştığı sırada Sovyetler Birliği’nin Gulca Konsolosu Dabaşin (Konsolos yardımcısı Aleksandır Vasiloviç’tir.) tarafından 1946 yılı Haziran ayında Kazakistan Çin sınırında bulunan Korgaz Şehri’nde anlaşma vaadi yalanı ile tuzağa düşürülmüş, sonra askeri bir uçakla Taşkent’e getirilerek, şehir dışında iki yıl halktan uzak bir şekilde tutulmuştur. Daha sonraları hayatını 1976 yılına kadar gözaltında devam ettirmiş ama boş durmamış halkın milli ve manevi değerlerinden uzaklaşmaması ve gerekli bilgiye sahip olmaları için kitaplar yazmıştır.
Ali Han Töre’nin nasıl bir şahsiyet sahibi olduğu, onun ruh haleti, bilgisi becerisi, hürriyet düşkünü, hümanist, vatanperver, zulme başkaldıran, hak ve halk dostu olduğunu en güzel şekilde aşağıdaki Mayıs 1945 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti Merkezi Gulca şehrinde söylediği nutkundan anlayabiliriz. Ali Han Töre’nin o zamanki halka hitabına bizim bugünde ihtiyacımız vardır. Eseri Oğlu Kutlukhan Şakirov’dan temin ettim, Arap alfabesinde o bölgenin Türkçesi ile basılmıştır. Anadolu Türkçesine uygunlaştırarak sizlere sunmaktan gurur duyuyorum.

ALİ HAN TÖRE’NİN NUTKU*

LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH.


Allah Rabbimiz, Muhammed (S.A.V.) peygamberimiz, İslam dinimiz, Şarki Türkistan vatanımız. Uyanalım, uyanma zamanı geldi.
Kardaş ve Vatandaşlar!
Her bir Adem (A.S.) çocuğu asli yaratılışında medeniyet- maarif hüner sanatına sahip olma kabiliyeti ile yaratılmıştır.
Gün çıkışta doğan bir çocuğun vücudunda gün batış insanlarının kabiliyetinin varlığı şüphesizdir. Fakat bu kabiliyeti ortaya çıkartmak için ilim okumak, terbiye görmek lazımdır.
İlimsiz, terbiyesiz olanlar, kendi vücudundaki kıymetli madenlerden faydalanamazlar ve aynı zamanda bunlar hayvanlar gibi yaşamak zorundadırlar. Bu hakikatı hiç kimse inkar edemez.
Şanlı Doğu Türkistan’da yaşayan milyonlarca vatan çocukları bu güne kadar vücudlarındaki kıymetli cevherlerden faydalanmaya imkan bulmadan geldi. Medeniyetten- maariften mahrum kalıp yüzyıllarca hayvan seviyesinde kölelikte esarette yaşayıp geldi. İlimsiz medeniyetsiz zalim Karahıtaylıların-Çinlilerin kara siyaseti altında ezilen bütün müslümanların bütün kabiliyetleri yok olmaya başladı. Müslümanların güzel ahlakları bozuldu. Dini, milli, vatani hissiyatlarından yoksun olmaya başladılar. Bunu gören mekkar-temahor Hıtay hükûmeti fırsatı ganimet bilip dinimizin ve milletimizin ve hem vatanımızın kastına düştü. Bu doğrultudan plan yaparak üç cihetten hücuma başladı.
Kardaş ve Vatandaşlar!
Daha hatırlardan, akıllardan çıkıp gitmeden, bu zalim Hıkaylar biz müslümanlara nasıl vahşiliklerini gösterdi. Nasıl kara günleri başımıza saldı. Bizlerin büyük ülema, dini liderimiz, zengin tüccarlarımız ulu yaşlı Hacı Harameyn yurt atalarımız, ziyalı, açık fikirli vatanperver çocuklarımız, kıymetli hanlarımız, beylerimiz haksız yere haksız uyetsiz- namussuz vicdansız zalim Hıtay Hükümetinin mezbahanelerinde vahşi Hıtayların kendi gönülleri gibi karanlık, pis kokulu rutubetli zindan hapishanelerinde göz yumdular, öldüler.
İnsanların akıl edemeyeceği ve hayal edemeyeceği türlü işkenceler altında azap çektirilerek öldürüldüler.
İşte bu hakikat her kimin yürek içinde dert olup, gözlerine görünüp dursa -daim gözümüzün önüne gelse- Zalim Hıtay hükûmeti bunu nasıl gizli tutsun, tutabilir?
Bu biçarelerin bütün mal mülkleri ev bahçeleri, arazileri müsadere edildi. Kadın ve çocuklar evsiz barksız, mekansız, aç yalangaç, elbisesiz kalıp, sokaklarda serseri oldu. Hıtay vahşileri bunlara doymadan günahsız kadın ve çocukları öz mekanlarından çıkarıp, uzak yerlere sürgün etti. Hapishaneye alıp sergendanlığa saldı.
Bununla beraber bu kana doymayan, kan içen zalimlerin umudu, halk üzerinde yaptığı cebr-cefaları hadden ziyade aştı.
İşte iş bu hale gelince bütün halk canlarından bezip, canına tak ettiği vakitte “Zalimin zevalini veririm” diyen Allah’ın bozulmaz vadesine inanıp, biz Gulca halkı bütün vatandaşı ile bir ittifakta ne bulduksa bütün silahlarımızla zalimlere hücum ettik. Cemaat, birlik şerefine nail olan, çokluğun güçü Allah’ın gücü diyerek kısa bir zamanda zalim Hıtay Hükümeti’ni yakıp yıkarak, İslam Hükümetini kurduk.
Hıtay kanhorlarının zulüm, istibdat bayraklarını ayak altımıza alıp, çiğneyip, yaktık. Ata babalarımızdan miras kalan ay-yıldızlı damgalı, dini şiarımız kelime i şehadet yazılan adaletli ak bayrağımızı yükseklere kaldırdık. Kelime i Tayyibe’li bu mukaddes tuğ bayrağımızın namusunu, hürmetini ululuğunu, sabır ile ebedi korumalıyız, deyip, bütün müslümanlar and-kasemler içip, ellerimize silahları aldık.
Hz. Muhammed (S.A.V.): “Zalimlere karşı mal ve canları feda ederek savaşın, Allah’ın (C.C.) yardımıyla düşmanlarınızı yenip, dünyada rahat, ahirette cennet bulunuz.” diyen mübarek sözlerini amale geçirip, onun güzel neticelerini gördük.
Modern silahlarla silahlanmış zalim Hıtaylıların çürümüş askerleri gürleyen tekbir seslerimiz ile yaptığımız hücumlar karşısında takatleri kalmadan kaçmaya başladılar. Vatan evlatları, kahraman askerlerimiz zalim Hıtay askerlerinin geride kalanlarını kovalayarak, bir kısmını nehirlere döktü ve bir kısmını da esir aldı...
Hıtay vahşileri biz müslümanlar için kazdıkları mezarlara, çukurlara kendileri düştüler, gömüldüler.
...................
Düşmanımızı yeni zalim Hıtay hakimiyetini İli toprağından temizleyip çıkarttık.
Adalete esaslanan İslam Devletimizi kurduk. Her iyiliğin kapısı halkın yüzüne açıldı. Dini işlerimiz için Dini Nezaret İdaresi açtık. Müslümanların bütün işlerini, dava suallerini Adliye şeriat hükümlerini tapşırdık(havale ettik). Muhterem Zarif Karı Hacı (Hacı Hafız Zarif) cenaplarını Mahkeme-i Şeriyye’de ulemalardan teşekkül azalar üstüne reis seçtik.
Abdul-Müteali Halfemi, Dini Nezarete Başkan tayin ettik. İslam açıldı, şeriat hükümleri yürürlüğe girdi. Kara gönüller ağarmaya başladı. Hakikat ortaya çıktı.
Aziz Kardaşlar!
Agah olunuz. Gaflet uykusunda göz açıp, uyanma vakti geldi. Aldatıcı ve daha onların çirkin yalakçıları(hizmetçileri) kendilerinin çirkin, çürük maksatlarına ermek için başka çare bulamadan sade, saf gönüllü müslüman kardaşlarımızın aralarına fitneler salması mümkün.
Kardaş ve başka vatandaşlar!
Vahşi düşmanların, vatan hainlerinin her türlü, her şekildeki zehir ağı karıştırılmış hilelerine aldanmayın. Biz müslüman ve başka vatandaşlar bir ittifakta olup, Bağımsız Doğu Türkistan Hükümeti’ni kurup bütün milletimizin ve nesil evladımız için azadlık yolunu açtık. Günahsız kuzuyu yemeye alışmış aç kurt gibi nice yüzyıllar boyu müslüman kanını sorup emip onun tadını tatmış, zalim Hıtay Hükümeti buna elbette razı olmayacak. Dinini, milletini vatanını kendi şahsi menfaati için kurban eden hayalperest vicdansız bihimmetler bu işi yahşi(iyi) görmüyordu.
“Şincan neçe yüzyıllardan beri Çin’nin ayrılmaz bir ülkesi olup gelmiş” diye utanmadan bu gibi yalan sözü uydurmuş. Tarihin yüzünü karartıcı karayüzler aşağıdaki hakiki gerçekleri, hüccetli sözleri yahşi anlasın ve gönlünde tutsun!
Doğu Türkistan Halkının kahraman ecdatlarının savaş çığlıkları ile yaptıkları hücumlara, devamlı vurdukları darbelerine dayanamayan Çin emeldar, bürokrasi padişahları kendi vatanlarını korumak maksadıyla 3500 km uzunluğunda olan Çin Seddi’ni yaparak, tavşanın şahinden(yırtıcı kuş) kaçtığı gibi kale içine kapanarak güç bela, zar zor canını kurtardığını unutmasın. Bu hakikatı Hıtay Hükümeti’nin namussuz yazarları gizleseler de kitaplarda yazmasalar dahi bütün dünya tarihi bu hakikate şahitlik edebilir ve dahi ediyorlar.
Güneş balçıkla sıvanmaz. Zalim Hıtay Hükümeti’nin meş’um/uğursuzluğu kademleri Doğu Türkistan’a geldiklerinden beri Doğu Türkistan Halkları üç kara devri yaşadı, başlarından geçirdi:
Hanlık, Canconluk devri, Şen Şi Sey devri.
Birinci Hanlık devrinde müslümanlar karanlıkta, zulmet içinde, karakan içinde neçe yüzyıllar ince can telaşında ilmi hüner, din, edep ahlaktan tamamen uzaklaştı. Bu dehşetli günler, müthiş dehşetli asırlar yalnız Doğu Türkistan toprağında olmadan belki bütün Hıtay toprağında hüküm sürmekteydi. Böyle kara devir hükûmeti olan zalim vahşiler müslümanlara neler yapmadı.
Hangi medeniyet, hangi hüner sanatını yaşattı. Şarki Türkistan Halkı’nın baht saadetini Çin’in koluna teslim eden kendisinin ve bütün milletinin takdirini Çankay Şi “cenapları”nın iltifatına bağlı diye bilen din ve millet hainleri buna cevap verebilir mi? ... Edep ahlak diyanet tarafından biz müslümanlara kumar hırsızlık, yalancılık, esrarkeşlik, fahişelik, korkaklık, iflaslık- bütün bu ahlaksızlıkları öğretti. İşte hayatımız için zehir olan bunlara benzer kötülüklerini vatanımız ve halkımıza yadigar bırakıp gitti.
İkincisi Concunluk (Cingo mingoluk) devri: Çin devridir. Cingo mingo demek Çin dilinde cumhuriyet manasındadır- Cumhuriyetin kanununda bütün halk hukukta eşit olmalı, insanlar kabiliyetine göre değerlendirilmeli, liyakatlılar iş başında olmalıdır ama, hükûmet dairelerinde Çinlilerden başka kim yerleşti!
Yalnız kendimiz değil, belki hatta hattımız, kalemimiz dahi Çin’i zalim Çin Hükümeti idaresinde ayaklar altına alındı. Bu dönem önceki devrin karanlık günlerin, karanlık geceleri olarak geçti. Bu devirde zalim Hıtay Hükümeti’nin yaptığı işler Hanlık devrindeki müslümanlara yaptığı zulmü arttırmak oldu. Bununla birlikte bu devirde yaşayan müslümanlar can telaşına düşerken üçüncü döneme girdi.
Üçüncü devri, Şin Du Ben; istibdat devri: Aldatıcılar devri, yahut hunharlar devri desek hata olmaz.
Çünkü müslümanlar ve başka vatandaşlar bu üç türlü dehşetli ahvalleri başlarından geçirdiler. Bu devrin getirdiği faciaları dehşetli günleri, zulüm ve istibdatları, aldatıcı kanhorların yaptığı vahşilikler, herkesin gözünün olup bittiğinden, gönül sayfalarına yazılmış silinmez hat olduğundan yine tekrarlamaya hacet yok.
Müslüman kardaşlar ve vatandaşlar!
İşte bu kadar işleri gözümüzün önünde geçip durdu. Başımızdan geçen tercüme i hallerini görüp durarak daha yine dahi aldansak, vahşi düşmanlara aldanıp tuzaklarına yine düşşek, vicdansız hainlerin yağlı sözlerine inansak kendimiz ve evlatlarımızın baht ve saadetini biz müslümanların helakları için çukur kazıyarak bekleyip duran, din düşmanı Allah düşmanı, halk düşmanı olan “Çan Kay Şi”nin iltifatına bıraksak kendi elimiz ile zehir içmiş kendi ayağımıza balta vurmuş olmaz mıyız?” Döşekten yılan çıktığını görüpte el kol sokmayınız. En iyisi Çin Hükümeti, Şarki Türkistan üzerine hakim olma fikrini kafasından çıkarıp, kendilerinin ana vatanı, asıl vatanları olan Kuzey Cungo’yu japon cihangirlerden kurtarıp, alış çaresini bulsun!
Ülkelerinin en zengin, en güzel yerlerini bağ bostan bağlarını Japon cihangirlerine verip, Şarki Türkistan Halkı’nın asli vatanını, ana mekanını işgal etmekten utansın, utansınlar.
Halkımız ilimsiz, medeniyetsiz Çin hakimiyetinin, istibdatı altında neçe yüzyıllar yaşayarak bu zamana kadar ezilerek gelmiş. Her medeni millet, Şarki Türkistan’ın %95 halkının kendi bağımsızlığı için yapmış olduğu savaşını sever. Halkçıl, insaniyetperver, cihan hükûmetleri, haksız, yersiz deyip, tanımazlığına imanımız kamil. Hıtay Hükümeti’nin başkanı “Çan Kay Şi” bir çok güç bulmuşsa eğer, evvela kendi vatanlarına giren düşmanlarına karşı savaşsın, öz vatanlarını bütünlüğünü sağlasın.
Biz Şarki Türkistan Halkı, biz öz vatanımıza özümüz sahip olabiliriz. Asıl ana mekanımız çok nimetli, bereketli toprağımızı bir damla kanımız kalana kadar müdafaa edeceğiz.
Kendisinin ve de milletinin hayatını, baht saadetini “Ceng Şeng” Pu Cung Şengler iltifatına verici ümitsiz, bihimmetlere hiç bir vakit yol vermeyiz, vermeyeceğiz. İslam Dini’nin haklılığı, doğruluğu için, tuttuğumuz yolun doğruluğu için, elbette düşmanlarımızı şeksiz, şüphesiz yenebiliriz. Allah bize yardır.
Müslümanlar din kardeşlerim ağah olunuz! Mert olunuz. Çok yakında galibiyet şahsiyetin en son haddine erdi, zalim Hıtay Hükümeti hakimiyetini ana mekanımız, asıl vatanımız Şarki Türkistan toprağında ağaç kökü gibi koparıp atalım. Bütün Şarki Türkistan Halkı kölelikten esirlikten, azat olduktan sonraki nesillerimizi evladımızı bağımsızlığa çıkarıp medeniyetli insanların safında, hukukumuza, vatanımıza sahip olup, İslam Dini’ni koruyarak, bu dünyada da cennette yaşayacağız. Ve o maksatta es selamü aleyküm.

SONUÇ
Alihan Töre bizim için mükemmel bir insan olduğu nutku okunup idrak edildiğinde anlaşılmaktadır. Cümlelerin kuruluşu, halka seslenişi, hitabı gayet bilgili büyük bir hatip olduğunu da ispat etmektedir. O sadece kendi halkını düşünen değil, diğer milletleri de nazara alan onlara yaşama, çalışma hakkını teslim eden büyük devlet adamı sıfatına sahiptir. Mukaddesat uğrunda yapılması gerekenleri vakti zamanında en güzel şekilde ifade ekmekle kalmamış, hayata geçirmiş bir aksiyon adamıdır. Alihan Töre’yi ne kadar sevsek ve anlatsak azdır. O’nun yeni nesle anlatmalı ve o ruhta insanlar yetiştirmeliyiz. İşte ancak Alihan Töre ruhuna sahip insanlarla Türkistan hatta dünya güllük gülistanlık olacaktır. Alihan Töre’yi öğrenelim, öğretelim…

*Şarki Türkistan Halkı’nın Rehberi, İslam Hükümeti’nin reisi Ali Han Töre
Azad Şarki Türkistan Cumhuriyeti, Terbegatay Vilayeti’nin Halk Avazı Gazetesi İdaresinin Matbaahanesi, Çöcek Şehri 

  • 829 defa okundu.