AHMET MİROĞLU 
 Yazar-Semerkand Dergisi

Unutulmuş Diyarlar

Turfan, Kumul, Aksu, Hoten, Ili, Çöçek ve Gulca… Henüz bitmedi... Kuytun, Korla, Böritala, Cimisar, Fukang ve Artuş… Tanıyamadınız değil mi? Fakat şu kadarını bilirsiniz ya da en azından duymuş olmalısınız: Kaşgar ve Altay, Manas ve Irtiş…
Siz bunları tekerleme mi, bulunması zor bulmaca kelimeleri mi, yoksa geçmiş devirlerde kalmış birer efsanevî isim mi sandınız? Hiçbiri değil…
Bunlar, günümüz dünyasında yer alan ve Çin, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet gibi ülkelere komşu olan, fakat ne yazık ki işgal altında bulunan bir Islâm ülkesinin şehirleridir. Üstelik buralar Türk milletinin ata yadigârı yurtlarıdır.
Söz konusu ülke, 1 milyon 828 bin 418 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir. Alanı itibariyle dünyanın 19. büyük ülkesidir ve Türkiye’nin dört katı genişliğindeki Kazakistan’dan sonra Türklerin sahip olduğu en büyük vatandır.
Dünya Medeniyetinin “Altın Beşiği” diye anılan Taklamakan Çölü ve tabiat cenneti olarak bilinen Altundağ Parkı buradadır. Avrasya Köprüsü ismiyle adlandırılan Ipek Yolu da buradan geçer.
Dahası, dünyanın en yüksek göllerinden olan Tanrı ve Buğda gölleri, yine dünyanın deniz seviyesinden en düşük çukurluğu olan Aydınköl, ayrıca üzerlerindeki sır perdesi hâlâ açılmamış en eski antik şehirler, çeşitli kalıntılar, ören yerleri ve medeniyet merkezleri gene buradadır.
Nehir ve göl kenarlarına, dağların eteklerine, yeşilin bin bir tonunun güneş ışıklarıyla oynaştığı ormanların içlerine ve civarına yerleşen Müslüman Türkler, bilinen tarihten beri bu topraklarda tarım ve hayvancılık yaparak yaşarlar.
Ne zaman müslüman olmuşlardır derseniz, çok önceden, neredeyse Islâm’ın doğduğu asra çok yakın bir devrede desek, abartmış sayılmayız.
Yukarıdaki isimler hadi size yabancı geldi diyelim. Ya dünya tarihinin ilk Müslüman Türk devletlerinden birisi olan Karahanlı Devleti (840-1212) ismi de mi size yabancı geldi?
Islâm kaynaklarınca El-Hâkaniyye, El-Hâniyye, Âl-i Afrasiyâb; başka eserlerde de Alp-ilig Hanlar, Arslan-Buğra Hanlar unvanıyla anılan Karahanlı Devleti, hâkim olduğu bu topraklara yeni bir ruh ve anlayış kazandırmakla kalmamış, o andan itibaren Islâm Dini, Türk milletinin vazgeçilmez hayat kaynağı halini almıştır.
Bu topraklarda yetişen devlet adamlarının ve alimlerin sadece isimlerini saymak bile uzun zaman alacaktır. Atebetü’l-Hakayık’ın müellifi Edib Ahmed Yüknekî, Divan-ı Lügati’t-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig sahibi Balasagunlu Yusuf Has Hacib bunlardan sadece birkaçıdır.
1000 yıllık Islâmî geçmişinde ve Karahanlıların, Gaznelilerin, Selçukluların, Bâbürşâhîlerin yönetimi altında nice mesut günler yaşamış bu güzelim Islâm diyarı uzunca bir zamandır Çin’in işgali altındadır ve bağımsızlık sevdasıyla yanıp tutuşmakta, özgürlük marşları bestelemektedir.
Seyahatlerimizi biraz o tarafa yöneltsek, biraz da oralardan ülkemize hicret etmiş kardeşlerimizle ve teşkilatlarıyla ilgilensek olmaz mı?
Kimler geldi, kimler geçti…
İslâmiyet’ten önce Hunların, Göktürklerin ve Uygurların; İslâmî devirlerde ise Karahanlıların, Gaznelilerin, Harizmşahların, Selçukluların ve Yerkent Hanlığı adıyla da anılan Saidîlerin (Seidîler, Seyyidîler) hüküm sürdüğü, medeniyetimizi en güzel şekilde temsil ettiği ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunduğu, Müslüman Türk kültürünün ünlü simalarını yetiştirmiş bahtsız ülke: Doğu Türkistan...
Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmaktadır.
Uzun zamandır Çin’in esareti altında bulunan ve güneyden Tibet, güneydoğudan Çin’in Gensu ve Çinhay eyaletleri, doğudan İç Moğolistan, kuzeyden Kazakistan ve Kırgızistan, batıdan Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan’la çevrili ülke ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır.
Bilindiği gibi tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmuş değildir. Fakat Orta Asya’nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için daima Türkistan olarak isimlendirilmiştir.
Batısıyla doğusuyla Türkistan, Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan döneminde (685-705) Türklerin daha çok kendi rızaları ile İslâm’ı benimsemelerinden sonra İslâm aleminin ayrılmaz parçası haline gelmiştir.
751-1216 yılları arasındaki dönem, özellikle Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın (924-955) İslâm’ı kabul edişinin ardından Doğu Türkistan’ın altın devri olmuştur. Medreseleriyle ve öteki eğitim-öğretim kurumlarıyla ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri barındırıp eğitmekle kalmamış, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları da yetiştirmiştir.
Gazneli Sultan Mahmud, Satuk Buğra Han, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları ile İmam Buharî, İmam Tirmizî, İbn-i Sina, Farabî, Zemahşerî gibi alimler de bu toprakların İslâm dünyasına hediye ettiği öz evlatlarıdır.
Uygurlar diye bir müslüman millet
Uygur adı Türkçe kaynaklarda ilk kez Orhun Yazıtları’nda geçer. Bu ifade farklı söyleyişlerle de olsa Çin ve Tibet kaynaklarında da geçer.
Uygur kelimesinin şahin gibi hızla hücum eden, orman halkı, kendi kendine yeten, akraba, müttefik, çukur anlamlarına geldiği yahut uymak, takip etmek veya uymak, yapışmak fiilinden türetilmiş bir sözcük olduğu iddia edilmiştir. Uygur adının siyasî bir addan ziyade, kabile ve bölge ismi olarak kullanıldığı yolunda görüşler de vardır.
Dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Orhun civarından göç eden Uygurlar, Turfan yöresinde İdikut devletini ve Kaşgar yöresinde de diğer Türk boylarıyla birleşip Karahanlı devletini kurarlar. Bugünkü Doğu Türkistan’daki Türk topluluğunun esasını teşkil eden Uygurlar, işte bu İdikut devletini ve Karahanlı devletini kuran Uygurların torunlarıdır.
Bugün Doğu Türkistan’da en büyüğü Uygurlar olmak üzere, çok sayıda Türk topluluğu ve başka milletlerden halk kesimi bir arada yaşamaktadır.
Türkistan’da 16. yüzyıl başında meydana gelen siyasî ve iktisadî buhranın sonucu olarak, Timur oğulları Hindistan’a, Çağatay oğulları da Altışehir’e çekilirler. Böylece bütün Türkistan’ı bir arada tutan siyasî birlik dağılır. Gitgide etnik farklılıklar öne çıkmaya başlar. Bu durum zamanla Çin’i Doğu Türkistan’ı işgale heveslendiren bir hal alır.
Günümüzün Doğu Türkistan’ı birçok dinin yaşandığı bir bölgedir. Bölgede en yaygın din İslâmiyet olup, Uygur, Kazak, Huy (Döngen), Kırgız, Tacik, Özbek, Tatar, Salar, Dong Şiang ve Baoan milletine mensup olanlar müslümandırlar. Dolayısıyla Doğu Türkistan’ın sosyal hayatında en etkin dinin İslâmiyet olduğunu söylemek pekala mümkündür. Doğu Türkistan’da toplam 23 bin mabet bulunmaktadır, bunların çoğunu da cami ve mescitler teşkil etmektedir.
Yad eller aldı beni…
Doğu Türkistan 1800 yıldan daha uzun bir süre bağımsız bir ülke olarak dünya tarihindeki yerini almıştır. Ne var ki Çin, tarihi İpek Yolu’nu kontrol altında tutabilmek için farklı tarihi dönemlerde Doğu Türkistan’ı işgal etmeye kalkışmıştır. Fakat bu Çin istilaları kalıcı bir etki göstermemiş, Türkistanlılar kısa zaman sonra işgalcileri topraklarından atarak bağımsızlıklarına kavuşma başarısını göstermişlerdir. Kısacası Çin hiçbir işgal döneminde Doğu Türkistan’a tam anlamıyla hâkim olamamıştır.
Çinlilerin işgal ve istilasına temel teşkil eden söylem, Doğu Türkistan’ın aslında Çin toprağı olduğu iddiasıdır. Halbuki Doğu Türkistan nüfus yapısı, dili, dini, etnik kökeni, milli ve manevi birikimi açısından tamamen bağımsız bir yapı sergilemektedir.
Bu farklılık tarih boyunca korunduğu gibi, Çin işgali altında geçen dönemlerde de herhangi bir değişim yaşanmamıştır. Bugün Doğu Türkistan’ın yaklaşık 17-26 milyonluk nüfusunun yarıdan çok daha fazlası genelde Uygurlarla Kazaklardan oluşan müslüman kesimdir. Üstelik Çin’in 1997 yılında açıkladığı verilere dayanan bu oran, uluslararası organizasyonlar tarafından Çin’in bu konuda taraflı bir tutum sergilemesinden dolayı yine de güvenilir kabul edilmemektedir.
Müslüman nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Uygurlar ise ne dilleri ne etnik kökenleri ne de dinleri açısından Çinlilerle benzerlik göstermektedir. Uygur alfabesi Arapça harflerden oluşan bir alfabedir, Uygurların dini İslâm’dır ve bu halk bin yıldan uzun bir süredir İslâm inançlarıyla ve Türk gelenek görenekleriyle yaşamaktadır.
Karahanlılar’dan sonra, Karahıtaylılar ve Moğollar devrini de yaşayan Doğu Türkistan, 1760 yılında Çin-Mançu istilasına maruz kalmıştır. Mançuların ülkeye girişleriyle korkunç bir işkence ve zulüm devri başlamış, buna tahammül edemeyen Türkler, zaman zaman Mançu yönetimine karşı ayaklanmışlardır. Bu ayaklanmalar içerisinde 1863 yılında, bütün ülke çapında başlatılan kurtuluş hareketi kısa zamanda gelişmiş ve Yakup Han Bay Devlet’in gayretiyle Çinliler ülkeden çıkartılarak milli bir devlet kurulmuştur.
14 sene devam eden bu yeni devlet, aynı zamanda Osmanlı idaresiyle temasa geçen ve Osmanlı Devleti’ne tabi olan ilk Doğu Türkistan Devleti olmuştur. Yakup Han Bay, Çin’e karşı bir yandan İngilizlerle dostça ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer yandan da Osmanlı Padişahı Sultan Abdulaziz’e oğlu Seyid Yakup Han Töre (Hoca Töre)’yi yollayarak yardım talep etti. Hoca Töre, Türkistan’daki gelişmeleri sultana ve ileri gelenlere ilettikten sonra sultanın yüksek himayesine girmek istediklerini belirtmiştir. Sultan bu isteğe kayıtsız kalmayarak bir gemi ile silah ve asker yardımı yollamıştır. Bu andan itibaren Yakup Bey, sultanın verdiği emirlik unvanını alarak hâkimiyeti altındaki topraklarda hutbeyi Abdülaziz Han adına okutmuş ve sikkeleri onun adına bastırmıştır. Sincang mı?.. Hadi canım sen de!..
Yakup Han Bay Devlet’in ölümünden sonra, Doğu Türkistan 1876 yılında Çin-Mançu yönetimince tekrar işgal edilmiştir. 1884’te Çin imparatorunun emriyle burası Şin-cang (Xin jiang, “Yeni Toprak”) adıyla doğrudan imparatorluğa bağlanmıştır.
Mançu sülalesinin hâkimiyeti 1911’de Çin’de cumhuriyet rejiminin kuruluşuna kadar devam etmiştir. Bu rejim bölgeyi elinde tutmaktaydı. Merkezin zayıflığı sebebiyle kısmen bağımsız hareket eden, hatta dış ülkelerle doğrudan doğruya antlaşmalar yapabilen Doğu Türkistan idarecileri yine de Çinlilerden oluşuyordu.
1930’larda artan baskılar üzerine bezen Doğu Türkistan halkı, art arda ayaklanma girişimlerinde bulundu. Sonuçta 1933’te Urumçi şehri dışında ülke bütünüyle Çinlilerden temizlendi. Aynı yılın 12 Kasımında Kaşgar’da “Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti” ilân edildi ve hükümet kuruldu. Ne var ki 1934’te ülke bu defa Kızıl Ordu tarafından işgal edildi. Bundan sonrası Doğu Türkistanlıların bağımsızlık mücadelesi tarihinin şanlı sayfalarıyla doludur.
Bu bağımsızlık mücadelelerinden birisi (1932-1937) Kaşgar’da ‘Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin, bir başkası (1944-46) Gulca’da ‘Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulması ile sonuçlanmıştır.
Fakat 1949’da Kızıl (Komünist) Çin Ordularının Doğu Türkistan’a girmesiyle yeni bir terör, baskı ve zulüm rejimi başlamıştır. Dinî ve milli kimliği yok etmeyi hedef alan bu politika acımasızca uygulanmaya konulmuştur.
Komünist rejim, asimile olmayı reddeden müslümanların imhasına yönelmiştir. Katledilen müslüman sayısı korkunç boyutlara varmıştır. Doğu Türkistan’ın merhum büyük lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye’de yayınlanan “Doğu Türkistan Davası” ve “Unutulan Vatan Doğu Türkistan” adlı kitaplarında söz konusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır.
Doğu Türkistan halkına uygulanan baskılar, Sırpların Bosna’da Müslüman Boşnaklara veya Kosova’da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin “ceza” yöntemleri de son derece acımasız ve vahşicedir.
Çin’in müslümanlara yönelik bu baskı ve işkence politikası eskisi kadar değilse de hâlâ sürmektedir. Çinliler bölgedeki nüfus oranını müslümanlar aleyhine ve Çinliler lehine dönüştürmek yolundaki tehcir ve iskan politikasını da ısrarla devam ettirmektedirler. Uygurlar köylerde oturmaya zorlanırken, Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı şehirlerde Çinli nüfus yüzde 80’leri bulmuş durumdadır.
Her nedense Çin’in nükleer denemeler için seçtiği bölge de Doğu Türkistan’dır. Nükleer denemeler sonucu ölümcül hastalıklara yakalananların yanı sıra 20 bin civarında özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Binlerce insan sakatlığın pençesinde kıvranmakta ve hayatlarını kanser endişesiyle sürdürmektedirler.
Çin’in, Doğu Türkistan’daki halka uyguladığı zulmün en önemli nedeni halkın müslüman olmasıdır. Çünkü komünist Çin, bölge üzerinde hâkimiyetini engelleyen en büyük gücün İslâmiyet olduğu kanaatindedir. Elbette korkunun ecele faydası yoktur.
Dünyanın En Zengin Fakir Ülkesi
Doğu Türkistan petrol, uranyum, demir, kömür, altın, volfram, tuz, doğalgaz gibi stratejik yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip bir ülkedir. Bütün Çin’de mevcut 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan’dan çıkarılmaktadır. Doğu Türkistan’da şimdiye kadar 5 bin yerde maden yatağı bulunmuştur ve bu, Çin’deki toplam maden yataklarının yüzde 85’ini teşkil eder.
Yaklaşık 500 bölgeden petrol, 30 bölgeden doğalgaz çıkarılmaktadır. Petrol rezervi 8 milyar ton olarak tespit edilmiş olup her yıl 10 milyon ton petrol Çin’e taşınmaktadır.
Çin’in kömür rezervinin yarısı Doğu Türkistan’dadır. Yıllık altın üretimi de 360 kg. civarındadır. Uranyum, volfram gibi stratejik madenler ile tuz ve renkli kristal taşları Doğu Türkistan’ın başlıca yeraltı ürünlerindendir.
150 bin km2 tarım arazisine ve bir o kadar ekilebilen toprağa ve 12 bin km2 genişliğinde ormanlık alana sahip Doğu Türkistan yaylalarında 60 milyona yakın küçük ve büyük baş hayvan beslenmektedir.
Bu doğal kaynakları bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden sayılması gereken Doğu Türkistan, maalesef şu anda “geri kalmış ülke” hüviyetinde olup, halkı kendi topraklarında yoksulluk içinde yaşamaktadır. Bunun başlıca sebebi, bu zenginliklerin talan edilircesine Çin’e taşınması ve ülkede kurulu bütün sanayi tesislerinden sağlanan gelirin Pekin’e aktarılmasıdır. Nitekim, Çin yöneticileri, Çin’in ham madde zenginliklerinin yüzde 85’inin Doğu Türkistan’dan elde edildiğini itiraf etmektedirler. Ülke sanayi kuruluşlarında çalışanların yüzde 90’ını ve petrol tesislerinde çalışanların yüzde 99’unu bölgeye yerleştirilen Çinliler oluşturmaktadır. Bu bakımdan Türkler arasında işsizlik oranı çok yüksektir.

Kısacası, Doğu Türkistan dünyanın en zengin ülkelerinden biri olması gerekirken en fakir ülkeleri arasında yer almaktadır.

  • 955 defa okundu.