Bir araştırma projesinin preliminer neticeleri

Sevgili arkadaşlar,
Sözüme başlamadan önce, Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Sn.Erkin Alptekin’e beni ikinci WUC buluşmasına davet ettiği için teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Bu benim araştırmacı kimliğim için inanılmaz bir ayrıcalık ve olağanüstü bir fırsattır.

Uygurlara yönelik akademik ilgim 1990’lı yıllara dayanmakta fakat son yıllarda Uygurları ve Uygur diasporasını daha yakından tanıma fırsatı buldum.

Birçoğunuzun da bildiği gibi, US Mac Arthur Vakfı tarafından finanse edilen bir araştırma projesinin parçası olarak son yıllarda dünyanın her yanını gezmekte ve Uygur diasporası cemaati ve liderleriyle görüşmelerde bulunmaktayım.

Bu projenin yediyüz başvurudan otuzuncu veya kırkıncı sırada kabul edilmesi, Uygurlara karşı uluslararası ilginin arttığını göstermektedir.

Yıllar boyunca Uygur mülteciler ve göçmenler çeşitli ülkelerde birçok örgüt kurmuşlardır.Davalarının sesini duyurabilmek için Uygur diasporası; başvurular, toplantılar, tanıklıklar, gösteriler, medyayla ilişkiler, birçok konferans ve workshop gibi yollar kullanmışlardır.Benim çalışmam bu faaliyetleri ve bunların yerel bağlamda (PCR),bölgesel bağlamda (orta asya) ve global bağlamda (uluslararası arena) etkisini incelemeye çalışmaktadır.Bu faaliyetler 1950’li yıllarda başlamış olsa da, 1980 ve 1990’lı yıllardan bu yana Uygur diaspora eylemciliği önceki yıllara kıyasla daha fark edilir hale gelmiştir , bu da hükümetlerin, parlamentoların, NGO’ların, medya ve akademisyenlerin ilgisini çekmiştir.Yanıtlarını doğru biçimde verebilmek, doğru bir şekilde Çin’deki ve Çin dışındaki koşulları anlayabilmek Uygur milliyetçiliğinin umutları ve geleceği için olmazsa olmazdır.

Aslında, bu umutlara ve Uygur eylemciliğinin siyasi etkinliğine ilişkin başlangıç neticeleri Diaspora’nın varlığı ve yaşamasına doğrudan bağlı başka problemleri işaret etmektedir.Çalışmamda Uygur göçmen toplumlarını ve örgütlerini yalnızca haritalayıp gözlemlemekle kalmadım, aynı zamanda Uygur kültürünü, dilini, mirasını, tarihi ve siyasi mirasını korumanın günlük hayattaki zorluklarını özellikle gelecek nesiller için ortaya koydum.Ayrıca Uygur göçmenlerinin Doğu Türkistan Cumhuriyetini yeniden canlandırmak ve bu günümüzün zor ve hatta neredeyse imkansız koşulları altında bağımsız bir devlet ve anavatana kavuşmak yolundaki bağlılıkları bende merak uyandırdı.

Neticelerim henüz tam olarak artiküle değil fakat başlangıç gözlemlerim mevcut.Öncelikle, WUC Çin’deki ve dünyadaki objektif koşulları yansıtan önceliklerini ortaya koymalıdır.Ve objektif durumda; Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kısa veya uzun vadede canlandırılması ve bağımsızlık kazanılması umutları uzak görünmektedir.Özet olarak Çin günden güne güçlenmekte ve uluslararası toplum Pekin’i irite etmemeye dikkat ettiği gibi en azından Çin’deki bir milli ayrılıkçılığı desteklemekten veya onaylamaktan kaçınmaktadır.Daha fazla özerkliğin – Ağustos 2002’de Urumçi’de Çinli bir profesörle yaptığım görüşmelerde ortaya çıkan ikinci bir seçenek - başlangıç olmadığı ortadadır.Bazı Çinli aydınlar Uygur’lara daha fazla özerklik tanınmasından yana olsa da, bu fikir Pekin tarafından sürekli ve kategorik olarak geri çevrilmektedir.Üçüncü bir seçenek ise –Çin’deki insan hakları ihlallerini engellemeye yönelik uluslararası bir kampanya başlatılması - benim kanaatime pek etkin olmayacaktır.İnsan hakları mahrumiyeti dünyada Han Çinli’lerini de içeren bir çok kesime uygulanabilecek evrensel bir meseledir.İnsan Hakları bayrağını kullanmak Uygur meselesinin eşsizliğini ve özelliğini gizlemektedir.Buna benzer olarak, Çin’de demokrasiyi ilerletmek hedefindeki kampanya geri tepebilir.Aslında, benim bakış açıma göre, Çin ekonomik olarak ne kadar ilerlerse ve teknolojik olarak ne kadar gelişirse, demokratik olma yolundaki umutları da o ölçüde azalmaktadır.Bütün bu seçeneklere; yani bağımsızlık savaşına, gerçek özerkliğin arayışına, insan hakları ve demokrasinin ilerlemesine devam edilmeli ve hiçbir surette son verilmemelidir.Ancak gözlemlerime dayanarak konuşmam gerekirse, en önemlisi olduğuna inandığım bir misyon var ki ve çok acil olarak Uygur davasının temel önceliği olmalıdır, o da kültürün korunması olgusudur – hem Çin toprakları içerisinde hem de Çin dışında.

Uygurlara yönelik en büyük tehlike; bağımsızlığın, özerkliğin, insan haklarının veya demokrasinin olmaması değil, kültürel kayıptır.Bu ivedi bir tehlike değildir fakat uzun vadeli bir tehdittir.Milli dirilişin ve siyasi anlamda yenilenmenin uzun zaman alacağı hatta yıllar alacağı düşünülürse, vakti gelene kadar devletsiz veya vatansız birşekilde de olsa bir millet olarak Uygur kültürel kimliğini korumak olmazsa olmazdır.Yoksa, doğru zaman geldiğinde dünyada tek bir Uygur bile kalmamış olabilir.Bu sebeple kültürün korunması temel öncelik olmalıdır.Ve bağımsızlık, özerklik, insan hakları ve demokrasi gibi olguların tersine, bu önceliğe hiçkimse karışamaz veya karşı çıkamaz.Uluslararası toplum için Çin toprakları içindeki Uygur kültürünün korunması davasını sahiplenmek ve bu davaya arka çıkmak daha kolay ve uygun olacaktır.Pekin için böyle bir kampanyayı geri çevirmek daha zor ve uygunsuz hale gelecektir.Fakat problem yalnızca Çin toprakları ile sınırlı değildir.
Diaspora terimi yunancadan gelmektedir fakat primer olarak anavatanlarından göçmeye zorlanan ve başka ülkelere gönderilen yahudiler ile bağdaştırılmıştır.Geri dönmeleri ve bağımsızlıklarını kazanmaları yüzyıllar almıştır.Bağımsızlıklarını kazanmaları ise yalnızca askeri güce veya uluslararası desteğe bağlı olmamıştır, bunun temel sebebi yaşadıkları tüm felaketlere rağmen Yahudilerin kültürel kimliklerini korumayı başarmış olmalarıdır. Sonunda fırsat önlerine çıktığında ise, onlar buna hazır olmuşlardır.Bu Uygurlar için de hayati bir derstir: Milli mücadele için kültürün korunması en önemli olgu ve temel uyarıdır.Çin’deki Uygurlar için bu Pekin’in sorumluluğundadır fakat Çin dışındaki Uygurlar söz konusu olduğunda bu, Dünya Uygur Kurultayı’nın sorumluluğu haline gelmektedir.

Prof. Yitzhak Shichor
24 Kasım 2006
Münih/Almanya
(II. Dünya Uygur Kurultayı Genel Meclisi Açılış oturumu )

  • 1267 defa okundu.