Muammer YORULMAZ 
Gazeteci-Yazar 
Türkistan ismi genel itibariyle, batıda Hazar denizinden başlayıp doğuda Taklamakan çölüne kadar olan bölgeye verilen bir isimdir. Sovyet döneminde “Türkistan” olarak adlandırılan bu geniş toprakların daraltılması, Türkistan isminin küçük bir yere verilmesiyle başladı. Bunun amacı büyük Türkistan mefkûresinin önüne geçmekti. Bugün Güney Kazakistan’da küçük bir şehir olan Yesi şehrinin ismi Türkistan olarak değiştirildi. Bu isim değişikliğinin sebebi, toprakların daraltılmasıyla düşüncelerin de daralacağı temennisidir. Ancak Çin tarafından ismi önce Şin-cang (yeni toprak) daha sonra da Sincan Uygur Otonom Bölgesi olarak değiştirilen bölgenin adı tüm dünya tarafından halen Doğu Türkistan olarak kabul edilmektedir.
Doğu Türkistan, gücünü ve tarihi önemini İpek Yoluyla birlikte almıştır. Uygur topraklarının verimliliği ve ipek yolunun önemli şehir merkezlerinin burada kurulması, Uygurlara ekonomik ve siyasi bir güç kazandırmıştır. Türkler arasında ilk yerleşik hayata geçen, büyük şehirler kuran Uygurlar, bu güçlerini devam ettiremeyerek, her Türk devletinin başına geldiği gibi, bir zaman sonra taht kavgaları sonucu Çin ve Rusya’nın baskı ve işgalleriyle karşı karşıya kaldılar.
Orta Asya’daki hemen her Türk devletinin, nedense, iktidarlarının son demlerinde Sultan’a elçi göndererek Osmanlı himayesine girme talepleri son Uygur hanlığının başına da geldi. Ancak diğerlerinde de olduğu gibi, Osmanlı yardımı gelmesine rağmen, mesafenin uzak olması ve Osmanlının kendi derdine düşmesi sebebiyle bir sonuç alınamadı. Doğu Türkistan bir dönem Çin, Sovyet Rusya ve tekrar komünist Çin tarafından işgal edildi. Bu işgaller sırasında Rusya ve Çin arasında ikilik çıkarmaya çalışan Uygur yöneticiler başarılı olamadılar. Ve bundan sonra Doğu Türkistan Uygurlarını asimile etme çalışmaları başladı.
Önce bölgeye Han milliyetinden (Çinli) aileler yerleştirilmeye başlandı. Bölgede işgalin ilk başladığı yıllardaki Çinli sayısı 200 bin iken bugün bu rakam 6 milyonu geçmiş durumda. Dini eğitim ve ibadet yasaklandı. Dini neşriyat toplatılarak bizzat âlimlere şehir meydanında yaktırıldı. Önde gelen âlimlerin kimisi tutuklandı, kimisi bazı ayaklanmalar sebep gösterilerek idam edildi. Bunların yerine komünist Çin yandaşı âlimler getirildi. Sokakta iki Uygur’un bir araya gelip konuşması yasaklandı. Üç Uygur’un bir araya gelip konuşması ise örgütlenmeye teşebbüs olarak kabul edilip suç teşkil edeceği ilan edildi. Bu yapılanlar saymakla bitmez belki. Çünkü Çin’in amacı belliydi: Uygur topraklarına sahip olmak... Bu uğurda akla gelmeyecek işkence ve yöntemler denediler. Yönetime karşı ayaklanan Müslüman Uygurlarsa sert bir şekilde bastırılarak ya idam edildi ya da hapse mahkûm edildi. Çinlilerin elinden kurtulanların bir kısmı da çareyi hicret etmekte buldu.
Uygur bir gencin anlattığı olaylar, o yıllarda Çin hapishanelerindeki işkence ve ölümlere açıklık getirmesi açısından önemli. Uygur genç babasının yaşadığı olayları şöyle anlatıyor: “Babamla çok güzel günlerimiz geçti. Hep bana bir şeyler anlatırdı. Bunların benim kişiliğimde önemli bir yeri vardır. Ancak konuşmamız belli bir noktaya geldiği zaman babam susar ve konuşmazdı. Küçük olduğum için de ben ısrar edemeden başka konulara geçerdi. Şuan gözümün önüne hep o son halleri gelir. Ayağa kalkamayacak derecede hastaydı. Yaklaşık yedi yıl bu şekilde geçirdi ömrünü. Babamla ilgili tüm sorularım cevapsız kalıyordu. Annem ve babam sorularıma hep susarak cevap verirlerdi. Sonunda amcamdan öğrendim her şeyi.
Babam Çin işgali sırasında Uygur gençlerinin liderliğini yapmış. Bu sırada tutuklanmış. 10 yıl hapse mahkûm olmuş. Hapishanede gördüğü işkenceler sonucu, öldü diyerek, dedeme teslim etmişler babamı. Dedem babamı teslim aldığında bel kısmı parçalanmış durumdaymış. Dedem samanlıkta babamın parçalanmış olan vücudunu çuvaldızla dikmiş. Babam uzun bir süre samanlıkta saklanmış. Bir buçuk yıl sonra babamın ölmediğini anlayınca cezasını tamamlamadı diyerek tekrar tutuklamışlar.
Cezasını tamamladığında, hapishanede yakalandığı bir hastalıkla dışarı çıkmış. Ve o hastalık onu bizden 2001 yılında aldı. Babamın o tedirginliğini asla unutamam. Ağabeyimle beni büyük bir titizlikle yetiştirdi. Ancak kendi başına gelenlerin bizim de başımıza gelmemesi için olsa gerek, yaptıklarından ve başına gelenlerden hiç bahsetmedi. O, bizim kendini bilen şahsiyetli insanlar olarak yetişmemiz için elinden geleni yaptı. Umarım ona layık olabilirim.”
Bu konuşmayı diğer bazı Uygur gençleriyle de yapmayı denedim. Ancak bulunduğumuz ortamdaki Uygurların büyük bir kısmı böyle bir konuşma yapmaktan kaçınıyorlar. Sebebi ise içlerinde bir ajanın olduğu şüphesi...
Bugün Doğu Türkistan halkı için söylenebilecek söz, şehirleri işgal edilmiş, tüm birikimleri yağmalanmış; kendileri sindirilmiş olsa da kalplerimiz hâlâ birlikte atıyor; Hoten’de, Kaşgar’da, Yarkent’te. Şehirlerinin şarkısı sustu belki ama onların şarkısı hâlâ devam ediyor. Yabani güvercinlerin hiçbir zaman evcilleştirilemeyeceğini gösterecekler bir gün; bize ve tüm insanlığa… 

  • 736 defa okundu.