Duygu Gözlek

Araştırmacı, Uluslararası İlişkiler

Yüksek Lisans Programı

Giriş

Bu çalışmada, Doğu Türkistan'ın tarihi kısaca anlatıldıktan sonra, Doğu Türkistan'ın stratejik önemi bağlamında, 1949 senesinden sonra Çin'in Doğu Türkistan politikası değerlendirilmiş ve bu politika sonucu Doğu Türkistan halkının yaşadığı sorunlar ortaya konulmuştur. Daha sonra Türkiye-Çin ilişkisi ve Şanghay İşbirliği Örgütü bağlamlarında Doğu Türkistan Sorunu irdelenmiştir. Ve son olarak da, 11 Eylül Terörist Saldırısının ardından Doğu Türkistan sorununda yaşanan gelişmeler anlatılmıştır.

 

IV.Doğu Türkistan Halkının Bağımsızlık Talebi

Bugün bölgede yaşamakta olan Türk halkının, Pekin yönetiminden bazı talepleri vardır. İlk olarak, Pekin'in Doğu Türkistan'a Çinli göçmen yerleştirme, zorunlu doğum kontrolü, dini kültürel baskı, Uygurlara yönelik etnik ayrımcılık politikalarının kaldırılması isteniyor. İkinci olarak, bölge halkı, Doğu Türkistan'dan çıkan doğal kaynaklardan doğrudan yararlanmak istemektedir. Bölgenin en büyük doğal zenginliği 20 milyar ton civarındaki petrol rezervleridir. Batılı uzmanlar bölgenin petrol zenginliğinin Suudi Arabistan'daki kadar büyük olduğunu söylüyorlar. Uygurların üçüncü olarak istediği, Lop Nor bölgesindeki nükleer denemelerin durdurulmasıdır. [81]

Avrupalı stratejistlerin Asya'nın kalbi (Pivot of Asia) olarak nitelendirdikleri bu esir ülke; jeopolitik ve stratejik konumu, fiziki coğrafyası, tarihi geçmişi, etnik yapısı, kültürel değerleri ve dini inançları ile Türk-İslam dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. [82] Bu noktada, Uygurlar anavatanlarında kendi kaderlerini tayin hakkı (self-determination) istemektedirler. [83] Uygurların Çin'e karşı kullanabilecekleri en büyük kozları Türk ve İslam dünyasına mensup bir halk olmalarıdır. Sovyetler dağıldıktan sonra Uygurlar, "Son Büyük Esir Türk Yurdu"nun sakinleri haline gelmişlerdir. İslam ülkeleri açısından Uygurlar komünizm altında yaşayan tek Müslüman halk olarak görülmeye başlanmıştır. [84] Bu bağlamda 57 yıldır esaret altında yaşayan Doğu Türkistan halkı bağımsızlıklarını tekrar kazanmak istemektedirler.

 

V.Türkiye-Çin İlişkisi Bağlamında Doğu Türkistan Sorunu

Soğuk savaşın sona ermesi, Türkiye'nin önünde bir taraftan riskler ve tehlikeler yaratırken, diğer taraftan yeni fırsatlar, seçenekler ve hareket alanları da açmıştır. Yeni dönemin başlangıcında bir taraftan Türkiye'nin anti-komünist bir kale olarak Batı için bölgedeki önemi kaybolmuş, AB ilişkileri Doğu Avrupa ülkelerinin komünist eksenden ayrılmalarıyla olumsuz yönde etkilenmiş, Rusya'ya karşı Türkiye yalnız konumda kalmış; diğer taraftan da Balkanlar Türk etkisine açılmış, Kafkasya'daki ve Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olmaları, Türkiye için yeni hareket alanları oluşturmuştur. [85]

Türkiye, 1990'ların başından beri Kafkasya'da ve Orta Asya'da stratejik bir derinlik elde etme çabası içerisindedir. Bu çerçevede oluşturulan Türkçe konuşan ülkeler zirvesi, Ankara'nın bölgedeki ağırlığını göstermektedir. Türkiye'nin bölgedeki en büyük avantajı, Türk kökenli halklarla olan kültürel bağlantılarıdır. Bu yüzden bölge halkları Türkiye'ye, Çin ve Rusya'nın aksine korkuyla değil, sempatiyle bakmakta ve Ankara'yı bölgeye art niyetsiz olarak yatırım yapabilecek yegâne başkent olarak görmektedirler. [86] Türk kamuoyunda ve özellikle milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerde, Sovyet ve Çin Türkistan'ına karşı daima bir ilgi olagelmiştir. Ancak 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin yıkılması ve birdenbire beş bağımsız Türk devletinin ortaya çıkması, bu coğrafyaya olan ilgiyi olağanüstü bir şekilde arttırmıştır. Türk kamuoyunda hız kazanan bu ivmenin etkisiyle devletin her kademesinde yer alan görevliler "21. Asır Türk Asrı Olacak", "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Türk Dünyası"  gibi  sloganları  bol  bol  kullanmaya başlamışlardır. Doğu Türkistan da, bu bağlamda, yeni bir Türk Devleti olmaya aday bir ülke olarak görülmeye başlanmıştır. [87]

1990'ların ilk yarısında Çin, sadece uzun yıllardır İstanbul'da üslenmiş bulunan Doğu Türkistan muhalefeti yüzünden değil, aynı zamanda yeni bağımsız Türk Cumhuriyetlerine yönelik olarak izlediği politikanın Pan-Türkçü unsurlar içerdiğini de düşünerek, Türkiye'den kuşku duymuştur. Ancak 1996 yılından itibaren Türkiye, Çin ile iyi ilişkiler kurmaya başlamıştır. [88] Amerikan Newsweek dergisine göre, Türkiye'de Doğu Türkistan'ın Çin'den bağımsızlığı için çalışan en az yedi kuruluş faaliyet göstermektedir. Doğu Türkistan Ulusal Devrimci Cephesi, Doğu Türkistan Hayır Cemiyeti, Doğu Türkistan İslam Partisi bunlardan en önemli olanlarıdır. Çin makamlarına göre, Doğu Türkistan'da 12 ayrılıkçı hareket faaliyet göstermektedir. En önemlilerinden beşi, Eylül 1994'te İşbirliği anlaşması imzalamışlardır. Bunların arasında yer alan Doğu Türkistan Bozkurt Partisi, Türkiye yanlısı aydınların oluşturduğu bir harekettir. Tüm bu gelişmeler soncunda Çin Halk Cumhuriyeti için, Türkiye, rejim muhaliflerinin barındığı hassas bir ülke olmuştur. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin bir kararına göre "Sincang'daki bölücülerin esas kaynağı Türkiye, Kazakistan ve Kırgızistan'dır. [89] Türkiye'nin uluslararası alanda yalnızlığından kurtulma umuduyla yeni bağımsız devletlere karşı ilgi göstermesi, dış dünyada Pan-Türkist bir politika olarak algılanmış ve özellikle Rusya ve Çin'i rahatsız etmiştir. Ancak geçen zaman içerisinde Türkiye'nin bu ilgisi duygusal olmaktan fazla ileri gidememiş ve Türk dünyası ile sağlam siyasi, ekonomik ve kültürel bağlar kurulamamıştır. Ankara'nın Doğu Türkistan'a 1996 yılına kadar verdiği destek günübirlik çıkışlarla sınırlı kalmış ve sistemli bir politika haline dönüşememiştir. Ayrıca Ankara doğrudan Çin'i karşısına almaktan da kaçınmıştır. [90] Pekin, ikili ilişkilerinin gelişmesinin ön şartı olarak, Ankara'nın Doğu Türkistan'a desteğini kesmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu süreç Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1995'te Çin'e düzenlediği ziyaret sırasında resmi olarak dile getirilmiştir. [91]

1996 yılının başından itibaren Türkiye'nin Doğu Türkistan politikasının değişmekte olduğu görülmektedir. Özellikle Türk Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı, bu yöndeki tavırlarını açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. Çin'in yoğun diplomatik çabaları sonucunda Dışişleri Bakanlığı, İsa Yusuf Alptekin'in adını taşıyan parkın kapatılmasını, Doğu Türkistan bayrağının indirilmesini ve Doğu Türkistan Şehitler Anıtı'nın yıkılmasını istemiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Eski Başkanı Recep T. Erdoğan, parkın adının değiştirilmesinin sadece Türkiye'nin değil, tüm dünya Türklerinin aşağılanması anlamına geleceğini söylemiştir. Bazı milletvekilleri ve gazeteciler, başkalarının  kendi   içişlerine   müdahale   edilmesini stemeyen Çin'i, Türkiye'nin içişlerine karışmakla suçlamışlardır. Ancak Çin'in yoğun baskısı sonuç vermiş ve parkın adı değiştirilmiştir. [92] 1996 yılından itibaren Ankara Doğu Türkistan sorununa daha mesafeli yaklaşmaya başlamıştır. Bu dönemde Çin'le kurulan yakın ilişkilerin, özellikle silah alım anlaşmalarının etkisiyle, Ankara-Pekin ilişkileri gelişmeye başlamıştır. Son zamanlarda Türkiye Çin'in toprak bütünlüğünü öncelikli olarak göz önünde bulunduran bir politika izlemektedir. Fakat Türkiye'nin iki yönlü Çin politikasını kesin hatlarla birbirinden ayırmak mümkün değildir. Devletin farklı organlarının aynı anda farklı politikalar izlediği görülebilmektedir. Yine de 1996 öncesi dönemde, Türkiye, Doğu Türkistan'a en azından ilgisiyle destek verirken, 1990'ların ikinci yarısından itibaren bu sorunu görmezden gelmeye başlamıştır. [93] Mayıs 1998'de Çin'i ziyaret eden dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin ile görüşmüştür. Ecevit'in şu sözleri Ankara'nın şimdiki Çin Politikasını iyi özetlemektedir: [94] "Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Çin'in bütünlüğüne çok büyük önem verdiğini belirttim. Şunu da eklemek isterim ki, kanımca Türkiye'de bazı çevreler marjinal gruplar halinde olsa da bu konuyu gündemde tutacak olurlarsa, Sincan'daki Müslümanlar güç durumda kalabilirler. Şimdi bildiğim kadar, Çin, geniş ekonomik olanakları bulunan o bölgenin de kalkınması için bazı hazırlıklar yapıyor. Eğer siyasi sorun olmaya devam ederse, tavırları sertleşebilir. Onun için bu konuda Çinlilerin hassasiyetini göz önünde tutmak gerekir."

1998 yılında, Türk Dışişleri Bakanlığı, Uzak Doğu'ya açılım politikaları çerçevesinde, Çin Halk Cumhuriyeti ve Malezya'ya da yer verirken, daha sonra bu alanı daha da geliştirerek, Asya-Pasifık Açılım Politikası'm izlemeye başlamıştır. Nitekim Nisan 1999'da kurulan 58. Hükümetin programında, "Çin Halk Cumhuriyet ile ilişkilerimizin çok yönlü olarak geliştirilmesine özen gösterilecektir" ibaresine yer verilmiştir. Türkiye, Çin ile olan bu sıcak ilişkisinin karşısında, Çin'in PKK terör örgütü ve Kıbrıs konularında Türkiye'nin inisiyatifine dikkat etmesini, füze ve füze teknolojisini elde edebilmeyi ve Çin pazarına girebilmeyi arzu etmiştir. Ancak, gelinen bugünkü noktada, Türkiye'nin beklentilerinin tam olarak karşılandığı söylenemez. [95] Türkiye-Çin ilişkileri hızlı gelişirken, diğer yandan Türkiye'de bulunan Doğu Türkistan Milli Merkezi, 1999'da Almanya'da Doğu Türkistan Milli Kurultayı'na dönüştürülmüş ve bir kısım siyasetçiler Almanya ve ABD'ye yerleşmişlerdir. [96] Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin'in Nisan 2000'deki Türkiye ziyareti ile, Ankara ve Pekin ilişkileri yeni bir eksene oturmuştur. 1996'dan sonra Ankara'nın takip etmeye çalıştığı Çin ile iyi ilişkiler kurma politikası, bu ziyaret sırasında doruk noktasına ulaşmıştır. [97] Üç gün süren ziyaret sırasında, ekonomi, enerji ve siyasi konularda anlaşmalar imzalanmıştır. Anlaşmalardan çıkan genel sonuca göre, Ankara, Çin'den elde edeceği ekonomik ayrıcalıklar ve uluslar arası alanda siyasi destek karşılığında, Doğu Türkistan sorununa Pekin'i rahatlatacak bir bakış açısı ile yaklaşmaya başlamıştır. Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerinin Çin yönetimine karşı yapacağı her türlü faaliyet, ortak bildirgede terörizm, ayrılıkçılık ve dinsel fanatizm düzeyine indirgenmiştir. [98] Son yıllarda Türkiye ile Çin arasında, her alanda karşılıklı ziyaretlerle gelişen sıcak ve iyi ilişkilerin Doğu Türkistan'a da yansıyacağı, Uygurların üzerindeki ağır baskıların hafifletilmesine yardımcı olabileceği büyük bir ümit ve heyecanla beklenirken, ne yazık ki, bunun tam tersi bir durumla karşılaşılmıştır. [99] Ankara'nın Çin'e yaklaşmasında üç temel unsur belirleyici olmuştur. İlk olarak, Türkiye, Çin'i ucuz ve Batı'ya alternatif bir silah satıcısı olarak görmektedir. İkinci olarak, Ankara, hızla gelişen ve geniş bir pazar haline gelen Çin'deki büyük ekonomik pastadan pay almak istemektedir. Bu yüzden Türkiye Çin ile olan yetersiz ticari ilişkilerini hızla arttırmak istemektedir. Üçüncü olarak, BM. Güvenlik Konsey'indeki beş daimi üyeden biri olan Çin ile kurulacak iyi ilişkiler sayesinde Ankara, ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki, var olan ağırlığını Pekin ile dengeleme fırsatına kavuşabilir. [100]

2003 yılı Ocak ayında Recep T. Erdoğan, AKP Genel Başkanı olarak, Çin'e bir gezi gerçekleştirmiştir. Çin basınındaki haberlerde, Erdoğan'ın gezisine ilişkin şu değerlendirme yer almıştır: "Türkiye'nin Uygurlarla ilgili duruşu alkışlandı. Çin Başbakanı Zhu Rong'i, Sincang-Uygur Otonom Bölgesi'nin Türk Hükümeti tarafından Çin'in ayrılmaz bir parçası olarak tanınmasını alkışladı. Zhu, Türkiye'nin Çin'den ayrılmayı destekleyen hareketlerine izin vermeyeceği yönündeki açıklamasını da takdirle karşıladıklarını bildirdi." [101] Erdoğan da dahil, Çin'e giden Türk siyaset adamlarının hiç birisi, "Doğu Türkistan'daki Uygurlar sizin vatandaşlarınız, ancak onlarla bizim aramızda dil, din, kültür, tarih bütünlüğü var, oradaki Türk kardeşlerimizin bugünkü durumu, onlara karşı yapılan insan hakları ihtilalleri bizi üzüyor, bu durumun düzeltilmesi, Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine de sebep olacaktır!" diye yanıt verememişlerdir. Fakat ABD'den, Fransa'dan, Almanya'dan, Belçika'dan siyaset adamları, Çin devlet adamlarıyla görüştüklerinde, bir yandan Tibet, Doğu Türkistan ve Çin'de insan haklan ihlalleri konularını gündeme getiriyorlar, öte yandan Çin ile ticari ilişkilerini de geliştirebiliyorlar. [102] Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 2005 yılı Şubat ayında Çin'e giderek temaslarda bulundu. Gül, temasları sırasında özellikle Kıbrıs konusunda BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri olarak önemli rol oynayabilecek Çin yönetiminin desteğini almaya çalıştı. Gül, Pekin yönetiminin BM insan hakları raporlarına da geçen baskılarına maruz kalan Uygurların yaşadığı Doğu Türkistan'ı ziyaret programına almadı. Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing'in konuğu olarak bu ülkeyi ziyaret eden Dışişleri Bakanı, iki ülke arasında Türkiye aleyhine olan dış ticaretin dengelenmesini gündeme getirip, yatırım işbirliğinin güçlendirilmesini önerdi. [103]

Türkiye'nin uyguladığı Çin politikası dürüstçe, fakat diğer bir ifade ile de safçadır. Nedenine gelince, karşılıklı ticaret denildiğinde, Çinliler neredeyse Türkiye'den hiç almamışlar, devamlı olarak satmışlardır. Türkiye'nin Çin ile devamlı büyüyen ticaret açığı ise, öyle kolay kolay kapanacak gibi değildir. Türkiye'deki piyasalar, Çin'in taklit, kalitesiz ve sözde ucuz malları ile dolmuştur. Bu yüzden birçok yerli üretici kepenk indirmek zorunda kalmıştır. Bir diğer önemli taraf, Çin, bugüne kadar hiçbir zaman dünya platformlarında Türkiye'nin lehine oy kullanmamıştır. [104]

Türkiye, Orta Asya Cumhuriyetleriyle ilişki kurmaya başladığı tarihten bu yana stratejik bir kaos içinde bulunmaktadır. Türkiye, politikaları gerçekleştirmede kararlı ve Orta Asya bölgesine ilişkin hedefinde de azimli ve tutarlı olmasına rağmen, bu hedefe ulaşmak için gereken araçlar hususunda daima yetersiz kalmıştır. Aslında, bu yetersiz politikanın nedeni, Türkiye'nin belirli bir işbirliği alanı tayin etmemiş ve çok geniş boyutlu işbirliği planları geliştirmiş olmasıdır. [105] Bu açıdan Doğu Türkistan'daki Uygurların azınlık haklarının çiğnenmesine göz yumduğu izlenimi veren bir Ankara'nın, bölgede güvenilir bir merkez olması mümkün değildir. Buna Rusya ve Çin'e göre Türkiye'nin siyasi, iktisadi ve coğrafi açıdan bölgedeki dezavantajlı konumu da eklenince, Ankara'nın Orta Asya ve dolayısıyla Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya'ya olan stratejik açılımlarının büyük darbe yemesi kaçınılmaz olacaktır. Şimdinin ekonomik devi ve geleceğinin süper gücü olarak gösterilen Çin ile her alanda kapsamlı ve yoğun ilişkiler geliştirilmesi, Türkiye'nin ekonomisini canlandıracağı gibi, siyasi ve stratejik açılımlarını da çeşitlendirecektir. Ancak bu politika çerçevesinde Türkiye'nin genel Orta Asya stratejisi de düşünülerek, Uygurlara belli bir ağırlık verilmelidir. Hatta karşılıklı güven ortamı tesis edildikten sonra, Çin pazarına Doğu Türkistan üzerinden açılmak da mümkündür. Tarihi İpek Yolu ulaşım koridorunun canlandırılması projeleri, ikili ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Orta Asya'da tarihsel olarak daha büyük bir stratejik rekabet içinde bulunan Rusya ve Çin'in son dönemdeki siyasi yakınlaşması, mevcut sorunların uzlaşarak çözülebileceği konusunda önemli bir süreçtir. [ 106]

Türkiye'nin Çin ile olan ilişkileri, daha çok Çin'e yaramıştır. Siyasî ilişkilerinde Türkiye'nin beklentileri karşılanılmaz iken, Çin, Doğu Türkistan meselesinde Türkiye'den belli başarıları elde etmiştir. Ekonomik ve ticarî ilişkileri hep Türkiye'nin aleyhine gelişmiştir. Bu durum, aslında Türkiye'nin Çin'e değil, Çin'in daha çok Türkiye'ye   ihtiyacı   olduğunu   göstermektedir.

Türkiye'nin jeostratejik konumu, Orta Asya ile olan bağı ve Doğu Türkistanlılar ile koparması zor olan ilişkisi, Türkiye'nin dış politikasında stratejik üstünlüğünü yaratmaktadır. Ancak, gelecekte Çin, Asya'da en büyük ülke olmaya adaydır. Çin, şu anda dünyanın 6. ekonomik gücüdür, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi ve Asya-Pasifık'te büyük rolü olan bir ülkedir. Bu bağlamda Doğu'yu Batı'ya bağlayan en önemli jeostratejik konumda olan Türkiye, dünyanın dört tarafına yönelmeli ve Çin ile de Doğu'daki ülkelerin biri olarak ilişkilerini geliştirmelidir. Türkiye küresel olarak ABD ve AB ile ilişkisini geliştirmelidir; Bölgesel olarak Türkiye'nin çıkar bölgesi olan Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya ile ilgilenmelidir. Sonra da Türkiye'nin çıkar bölgesi ile direkt ilgisi olan Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, İran ve Mısır gibi ülkelerle ilgilenmelidir. Özellikle Çin ile olan ilişkisinde en büyük temas noktası Doğu Türkistan olmalıdır. Bu açından Doğu Türkistan ile ilgilenmeli ve stratejik [107] yönüyle Doğu Türkistan'ın iki ülke arasında köprü olma rolünü dikkate almalıdır. Bu durumda, ileriye yönelik Çin ve Doğu Türkistan politikasının oluşturulması gerekmektedir. Sonuç olarak, Ankara, kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutan ve değişen dengeleri sürekli göz önünde bulunduran dinamik bir Orta Asya politikasını geliştirmek ve bir an önce uygulamak durumundadır. [108]

 

VI. Şanghay İşbirliği Örgütü Bağlamında Doğu Türkistan Sorunu

Çin'in kuzeybatı bölgesi, 1990'ların başında dünya haritasında aniden beliren birçok Türk Cumhuriyetiyle 3000 km. uzunluğundaki sınırını paylaşmaktadır. Özellikle Çin'i, hem Orta Asya'dan ayıran, hem de birleştiren konuma sahip olan Doğu Türkistan, bu konumu bağlamında stratejik önem taşımaktadır. Orta Asya'da Uygurlar yaşadığı gibi, Doğu Türkistan'da da Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Tatarlar bulunmaktadır. Böylesi bir coğrafyanın potansiyel olarak etnik, dinsel ve teritoryal çatışmalara ilişkin olduğu kuşkusuzdur. Çin'in Doğu Türkistan'a önem vermesinin ve Doğu Türkistan ile milli, dini ve tarihi olarak ortak noktaları paylaşan Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle sıkı diplomatik ilişkiler tesis etmesinin arkasında yatan nedenler, bu bağlamda daha iyi anlaşılmaktadır. [ 109]

Batı Türkistan'daki beş devlet, 1992'de bağımsız olduğundan bu yana, Çinli yöneticiler büyük huzursuzluk içindedir. Çünkü bu bağımsız devletlerin Çin'in idaresi altındaki Doğu Türkistan'a ümit kaynağı olmasından korkmaktadır. [110] Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle gelişen ortam, Doğu Türkistan'ın mevcut olan bağımsızlık hareketini de pompalamıştır. Orta Asya'da oluşan bu yeni denge, Çin'i bölgeye ve bölgeyle her yönüyle bağlantısı olan Doğu Türkistan'a yönelik yeni bir politika uygulamaya sevk etmiştir. Pekin, Doğu Türkistan'ı kontrol altında tutmak için, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde güvenliğini artırmaya çalışmış ve Türkiye ile siyasi ilişkilerini geliştirmek için çaba sarf etmiştir. [111] Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya'da bir güç boşluğu oluşmuştur. Rusya, Çin ile iş birliği yaparak, kendi imparatorluk mirasını başkalarına kaptırmama çabası içine girerken; ABD ve Batılı ülkeler de Rusya'nın bölgede Sovyetler Birliği'nden kalma etkinliğini azaltmayı hedeflemişlerdir. [112] Çin ise, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın katılımıyla oluşan Şanghay Beşlisi ile bölgede önemli bir inisiyatif ele geçirmiştir. Haziran 2001'de bölgenin kilit ülkesi Özbekistan'ın da katılımı ile ŞİÖ adını alan bu oluşum, bir Orta ve İç Asya örgütüne dönüşme sürecine girmiştir. [113] 5 Temmuz 2005 tarihinde Kazakistan'ın başkenti Astana'da toplanan ŞİÖ zirvesinde, bir yandan Hindistan, Pakistan ve İran'a gözlemci statüsü verilirken, diğer yandan ABD askeri varlığının Kırgızistan ve Özbekistan'dan geri çekilme tarihinin belirlenmesi açık bir şekilde talep edilmiştir. Bu talepten kısa bir süre sonra, bölgenin iki ana gücü Çin ile Rusya'nın müştereken yaptıkları askeri tatbikat, bölgede oluşan kutupları daha da belirgin hale getirmiştir. [114] ŞİÖ tarafından dile getirilen "uluslararası terörizm, etnik bölücülük ve radikal dincilik", aslında bağımsızlık yanlısı Uygur, Çeçen ve Türk toplulukları arasında yayılan İslami akımları hedeflemektedir. ŞİÖ üyeleri, 1998'deki Almatı toplantısında bu akımlara karşı bir mekanizmanın oluşturulmasını teklif etmişler ve 1999'daki Bişkek toplantısında da Anti Terörizm Merkezi'nin kurulmasını gündeme getirmişlerdir. Ve 5 Temmuz 2000 tarihinde Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'de yapılan beşinci zirve toplantısında, ŞİÖ'nün bölgenin güvenlik örgütü haline getirilmesi ele alınmıştır. [115]

Bugün Doğu Türkistan Türklerini "terörist" olmakla suçlayan Çin Yönetimi, Usame Bin Ladin'e yataklık yapan Taliban rejimiyle 1998 yılında bir savunma anlaşması imzalamış; BM yaptırımlarına rağmen, 1999 yılında gizli olarak Kabil'e 40 milyon dolar yardımda bulunmuş ve bu paranın bir kısmının El-Kaide örgütüne aktarılmasını sağlamıştır. Usame Bin Ladin ise, Ağustos 1999 tarihinde yaptığı bir konuşmasında, Afganistan ile Çin arasındaki yakın dostluk ilişkilerinden övgüyle söz etmiştir. El-Kaide mensuplarının saklandığı Tora Bora olarak tanımlanan bölgedeki mağaralarda bulunan çok sayıdaki Çin markalı silahlar, Çin'in El Kaideye askeri alanda da yardım ettiğini ortaya çıkarmıştır. Çin'in Orta Asya Cumhuriyetlerinde sözde "İslami terörizm" tehlikesi yaratıp söz konusu cumhuriyetleri kendine bağlayabilmek için, 1998 yılından beri El-Kaide'yi bir maşa olarak kullandığını da, batılı İstihbarat birimleri çok iyi bilmektedir. [116]

Çin, öncelikle Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan Cumhuriyetleri ile özel anlaşmalar imzalayarak bu devletlerin sınırları içinde yaşayan Doğu Türkistanlıların siyasi faaliyetlerinin sınırlanmasını ve hatta yasaklanmasını sağlamıştır. Çin, aynı zamanda Türkiye üzerinde de baskılar kurarak, Türkiye'de yaşayan Doğu Türkistanlıların siyasi faaliyetlerini sınırlandırmasını sağlamaya çalışmıştır. [117]

ŞİÖ çerçevesinde, bağımsızlık hareketlerine, terörizme, köktendinciliğe, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı savaşı, özellikle Rusya'yı da yanına almış olarak yürütmeyi Orta Asya politikası haline getirmiş olan Çin'in şimdilik bölgedeki çıkarlarını bu siyasal yaklaşımla koruduğu söylenebilir. Terör ile savaşta uluslararası ittifaka üye olmayan Çin, her şeye karşın özellikle ABD'ye terörle savaşta bazı kolaylıklar sağlamıştır. Pekin'de ABD elçiliğinde açılmasına izin verilen FBI bürosu, Çin'in çok yakın ilişkiler içinde olduğu Pakistan'ın ABD ile ilişkilerine destek verilmesi, yine ABD ile ortak bir "terör sorunları bürosu" kurulması bu bağlamda değerlendirilebilir. BM'de teröre karşı alınan önlemler, Çin tarafından desteklenirken, Çin'in dış politika açısından Doğu Türkistan, Tibet ve Tayvan'daki gelişmeleri de bu kararlara katmak istemesi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak, Doğu Türkistan İslam Hareketi isimli bağımsızlık grubunun ismini, ABD'nin desteğiyle BM kararlarına terör grubu olarak Ağustos 2002'de koydurmuş olması, ABD'den belli ölçülerde taviz alması anlamına gelebilir. Bu gelişmeler ışığında, Bush yönetiminin, Çin'i "stratejik rakip" olarak tanımlamasında yumuşamaya giderek, bu siyaseti "açık, yapıcı ortaklık" biçimine dönüştürmeye başladığı söylenebilir. [118]

Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Pakistan ile olan sınırları Çin'in, Orta Asya'nın enerji kaynaklarına olan resmi kapısıdır. Çinli petrol uzmanları, bugün dünya enerji piyasasında büyük bir paya sahip olmayı planlayan Almatı ve Taşkent'in sürekli ziyaretçileridir. Kazakistan'dan Şincang'daki Aladağağzı'na kadar uzanacak olan petrol boru hattının birinci aşaması tamamlanmak üzeredir. Bu iki ülke, buna ilaveten doğal gaz boru hattı için fizibilite çalışmalarına devam etmektedirler. Çin, bu çıkarlarını korumak için Müslüman militanları tehdit etme ve güç kullanarak kontrol altına alma konusunda hiç tereddüt etmemektedir. Çin, bu çabaları için, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan'dan oluşan, güvenlik ve ticari bir forum olan ŞİÖ üyelerinin desteğini kazanmıştır. [119] Ulaştırma altyapısı sorunu, Orta Asya'nın ileride hangi çekim merkezine yakın olacağını ve hangi ülke veya ülkelerle daha yakın ilişkilere gireceğini belirleyecektir. Dolayısıyla Orta Asya'da çıkarı bulunan ülkeler, ulaştırma altyapı projeleri konusunda da rekabet ediyorlar. Şu anda Orta Asya'nın dünya ile bağlantısını sağlayan enerji hatları başta olmak üzere, ulaştırma yolları halen çoğunlukla Rusya'dan geçiyor. Bunun dışında Türkmenistan-İran ve Kazakistan-Çin boru hatları inşa edildi. Ulaştırma altyapısı konusunda Çin, Kazakistan ve Rusya arasında ortak projeler bulunduğu gibi, Çin'in kendi projeleri de bulunuyor. Özellikle Çin'in Sincan Uygur Bölgesi olarak adlandırdığı tarihi, Doğu Türkistan ve Batı Türkistan arasındaki bağlantıların artması, Çin açısından hem fırsat, hem tehdit oluşturuyor. [120]

Orta Asya üzerindeki stratejik çıkarlarından vazgeçmemiş bir Türkiye'nin, uzun dönemde Çin ile bu bölgede rekabete girmesi kaçınılmazdır. Ankara, Doğu Türkistan politikasını özelde Orta Asya, genelde Asya politikası çerçevesinde değerlendirmek zorundadır. Rusya gibi Çin de bu bölgede hayati çıkarları olan ve bölgeye komşu bulunan büyük güçlerdendir. Rusya'nın en büyük kozu, Sovyet döneminden kalma siyasi, iktisadi ve askeri nüfuzudur. Böylece Pekin, bir taraftan Doğu Türkistan'daki egemenliğini her yönüyle pekiştirirken, diğer yandan eski Sovyet Türkistan'ı üzerinde kapsamlı bir açılım yapmaktadır. Pekin, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu ortaya çıkan Orta Asya'daki boşluğu Moskova'yı çok ürkütmeden doldurmaya çalışmaktadır. [121]

 

VII. 11 Eylül Terörist Saldırısı Sonrasında Doğu Türkistan Sorunu

Pekin, ABD'nin Afganistan'a yönelik askerî operasyonunun başlamasıyla birlikte, kendi tutumunu şu şekilde ortaya koymuştur: " 1. Çin, her türlü terörizme karşıdır ve buna karşı yapılan operasyona destek verir. 2. Terörizme karşı operasyon kesin kanıta dayanmalı, hedef belirgin olmalı ve günahsız insanlar zarar görmemesi şartıyla gerçekleşmelidir. 3. BM Ana Sözleşme ilke ve şartlarını esas alarak Güvenlik Konseyi'nin fonksiyonunu artırmalıdır. Çin, Güvenlik Konseyi çerçevesinde terörizme karşı mücadelede yardımcı olan her türlü müzakerelere hazırdır."

Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, 21 -22 Eylül 2001 tarihlerinde ABD'ye yaptığı ziyarette, ABD Başkanı Bush ve Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüşmüştür; Tibetlileri ve Uygurları kastederek, Çin'in de terörizmin kurbanı olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte yurtdışındaki Doğu Türkistan teşkilatları da faaliyetlerini hızlandırmıştır. 17 Ekim 2001 'de ABD'deki Doğu Türkistan Teşkilâtı üyeleri, ABD Kongresi'nde Çin'in bölgedeki baskı ve zulmünü anlatmıştır. 17-19 Ekim 2001'de, Brüksel'deki AB Parlamento binasında 3. Doğu Türkistan Kurultayı yapılmıştır. Çin'in tepkisini çeken bu kurultayda, Pekin hükümeti, terörist devlet olarak kınanmıştır. 19 Ekim 2001'de, APEC toplantısına iştirak etmek için Çin'e giden ABD Başkanı George W. Bush, Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ile bir görüşme yapmış ve görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında, "Biz birçok alanda müzakere yaptık, terörizme karşı savaş kesinlikle azınlıklara darbe vermenin bahanesi olmamalıdır gibi konuları da müzakere ettik" açıklamasıyla, kapalı bir şekilde Pekin'in terörizme karşı operasyondan istifade ederek Doğu Türkistan'a darbe vurma tavrı eleştirilmiştir. Çin Başkanı Jiang Zemin, Doğu Türkistan ayrılıkçılarını terörist olarak Başkan Bush'a kabul ettiremezken, aynı toplantıda Rusya Devlet Başkanı Putin’e kabul ettirebilmiştir. Başkan Jiang'ın sözüyle, "Çin ve Rusya'nın-her iki ülkenin tutumu aynıdır, Çeçen teröristleri ve 'Dong Tu' teröristleri hepsi uluslararası terörizmin bir parçasıdır, şiddetle kaşı çıkılmalı ve darbe indirmelidir."

Pekin'in bu çabalarına rağmen, önce 12 Ekim 2001'de, 1 Nisan casus uçak krizi sonrası durdurulan ABD-Çin insan hakları diyalogunun tekrar başlamasıyla Beyaz Saray Sözcüsü Richard Boucher, bu diyalogda Uygur sorununun gündem maddesi olacağını beyan etmiştir. Sonra 24 Ekim 2001'de, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, Çin'in terörizme karşı faaliyetlerini yürütürken insan haklarını çiğnememesi gerektiği hakkında uyarmıştır. Buna karşı Çin Dışişleri Bakanlığı yetkileri, 'Dong Tu'ya karşı darbeler indirmenin Çin'in azınlıkların haklarım çiğnediği anlamına gelmediğini ve bunların Bin Ladin'in kamplarında terör eğitimi alan uluslararası teröristler olduğu şeklinde konuşmuşlardır. 31 Ekim 2001'de, Çin Başbakanı Zhu Rongji, Çin'i ziyaret eden Alman Başbakanı Gerhard Schröder'e "Çin'in 'Dong Tu' terör güçlerine karşı verdiği mücadele uluslararası terörizme karşı mücadelenin bir parçasıdır ve iki ülke terörizme karşı uluslararası çapta işbirliği yapmalıdır." diye konuşmuştur. Pekin de biliyor ki, yurtdışında faaliyet gösteren Doğu Türkistan ayrılıkçı faaliyetlerin en büyük iki teşkilatı Almanya'da bulunmaktadır. Nitekim Alman Başbakanı Schröder, Çin ile 3 milyar dolarlık bir ticaret anlaşmasına imza atarak geri dönmüştür. Bununla birlikte, Doğu Türkistan içinde ayrılıkçı harekete yönelik tedbir alma, darbe indirme ve idam etme faaliyetleri de hız kazanmıştır. Pekin'e bağlı Doğu Türkistan hükümetinin 24 Ekim'deki açıklamasına göre, bu faaliyetler başarılı olmuştur. Bu gelişmelere devam ederken BM İnsan Hakları Komitesi Yüksek Komiseri Mary Robinson, 8 Kasım 2001'de Çin ziyareti öncesi Doğu Türkistan'daki durumun kaygı verici olduğunu ve terörizme karşı mücadele bahanesiyle insan haklarının çiğnenmemesi gerektiğini vurgulamış ve Pekin'in Doğu Türkistan bağımsızlık hareketini terör hareketi diyerek şiddetle bastırmasını eleştirmiştir. ABD Başkanı Bush'un "terörizm büyükelçisi" General Francis Taylor, 5 Aralık 2001'de Çin ziyareti sırasında Pekin'in tutumuna yönelik "ABD ve Çin'in Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketi meselesi hakkında henüz farklı görüşleri vardır"; "ABD hükümeti Doğu Türkistanlılara terörist olarak bakmamaktadır. Çin'in bu bölgede yüz yüze geldiği ekonomik ve toplumsal sorunlar terörizm olmayabilir; bu sorunları terörizme karşı koymak yoluyla değil, siyası üslupla çözmesi gerekir" demiştir. Ayrıca Afganistan'da esir düşen Uygurların da Çin'e verilemeyeceğini beyan etmiştir. 22 Mart 2002'de ABD Dışişleri Sözcüsü Philip Reeker, "bazı Uygurların Afganistan'da El-Kaide teşkilatıyla omuz omuza savaşa iştirak etmiş olduğunu biliyoruz". Ancak "uluslar arası terörizme   karşı   savaşı   bahane   ederek   Doğu

Türkistanlıların hakkı olan dini özgürlüğe baskı yapılamaz, terörizme karşı savaşın başarısı temel insan haklarına saygılı olmaktan geçmektedir. Bu tutumumuz Pekin hükümetine iletilmiştir" diye konuşmuştur.

Çin'in terörizm kavramının bir ölçüsü yoktur ve bireysel olarak şiddet yoluyla korku estirenleri terörist olarak tanımlamaktadır. Hatta cinayet dâhil birçok adi suçlulara da terörist denmektedir. Aynı suçlar, Çin'in iç bölgelerinde işlendiğinde ceza hukukuna göre yargılanırlarken, Doğu Türkistan'da işlendiğinde "terörist" suçlamasıyla ağır ceza ile yargılamaktadır. [122] Uluslararası Af Örgütüne göre, yalnız 11 Eylül'den bu yana Doğu Türkistan'da 200'den fazla Uygur Türk'ü hapishanelerde işkenceyle öldürülmüş ve 3.000 Uygur Türk'ü de tutuklanmıştır. [123] Çin, genellikle etnik bağımsızlık ve dini radikalizmi terörizmin esas kaynağı olarak algılamaktadır. Bu bağlamda Doğu Türkistan'ın içi ve dışındaki çeşitli faaliyetler de, terörist faaliyetler olarak teşhir edilmektedir. Pekin, 'Dong Tu' hareketinin Taliban ve Bin Ladin'den maddi ve manevi destek aldığını ileri sürerek, bu hareketin uluslararası terörizmin bir parçası olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla, Çin'in 'Dong Tu' hareketlerine darbe indirmesini uluslararası kamuoyuna uluslararası terörizme karşı operasyona destek vermesi olarak algılanmaktadır.

11 Eylül'den önce, Doğu Türkistan sorunu ile ilgili dünya kamuoyundan gelen eleştirilere karşı Pekin, konunun Çin'in iç işleri olduğu cevabını verirken, 11 Eylül sonrası ise bu sorunun uluslararası terörizm olarak dünya kamuoyuna ilan etmiştir. Çin'in bu konudaki hızlı dönüşümün altında, uluslararası terörizme karşı operasyonu fırsat bilip ayrılıkçı Doğu Türkistanlılara darbe vurmak amacı yatmaktadır:

George W. Bush hükümeti, daha başlangıçta Clinton'un Çin merkezli Asya politikasını Japonya merkezli Asya politikası olarak değiştirmiş ve Asya-Pasifık'te Çin'e yönelik yeni bir kuşatma stratejisini ortaya koymuştur. 1 Nisan'daki casus uçak krizi ile birlikte iki ülkenin ilişkisi bozulmuştur. ABD'nin Afganistan'a düzenlenen askerî operasyonun Çin'in "yumuşak karnı" olan Doğu Türkistan'ın yanında cereyan etmesi, Pekin'i endişelendirmiş olmalıdır. Bu operasyon, hem Orta Asya, hem de Güney Asya'nın mevcut olan dengelerini bozmuş durumdadır ve yeni bir denge oluşmak üzeredir. Rusya'nın ABD ile yakın işbirliğine girmesi, Orta Asya ülkelerinin ABD'ye açık destek vermeleri, özellikle bu ülkelerin ŞİÖ üyesi olan Çin ile müzakere etmeden ABD ile işbirliğine girmeleri, Pekin yönetimini rahatsız etmiş olmalıdır. Nitekim ŞİÖ, ABD'nin başlattığı terörizme karşı savaşta bölgesel güvenlik teşkilâtı fonksiyonunu gösterememiş ve örgüt bir nevi pasif hale getirilmiştir. Ayrıca Çin'in Hindistan'a karşı her zaman silah teknolojisi konusunda destek verdiği yakın dostu Pakistan'ın ABD'yle yakın ilişkilerde bulunması Çin'in Güney Asya'daki çıkarlarını da gölge altında bırakmıştır. ABD'nin bölgede başlattığı operasyonla birlikte meydana gelebilecek yeni oluşumda Çin'in devre dışı bırakılması veya figüran rolünü üstlenmesi Çin'in çıkarlarını her yönüyle etkileyebilir. Çin'in Orta Asya'daki etkinliğinin kırılmasıyla birlikte Doğu Türkistan sorununun Çin'e yönelik bir kart olarak kullanılabilmesi Çin'in güvenliğini derinden etkileyebilir.

Çin, 1993 yılından bu yana, enerji ithal eden ülke hâline dönüşmüştür. 2020 yılında petrol tüketiminin % 40-50'sini yurtdışından almak zorunda kalacaktır. Enerji talebini karşılayamadığı takdirde, Çin'in geleceği doğrudan tehdit altına girebilir. Orta Asya'dan Hazar Deniz'ine kadar uzanan enerji havzası Çin'in ilgi alanıdır ve mesafe olarak yakın, masraf olarak uygun olan bir bölgedir. Bu bölgenin enerjisinin Çin'e taşınabilmesi için güvenli bir hattın oluşturulması gerekmektedir. Doğu Türkistan bu hattın ortasındadır ve her hangi istikrarsızlık bir durum, Çin'in enerji güvenliğini etkileyebilir. ABD'nin Afganistan'a düzenlenen askerî operasyonun stratejik bir amacının da Orta Asya-Hazar Denizi'ndeki enerji olduğu ifade edilmektedir. Bu durum, Çin'in enerji ihtiyacını tehdit edebilir ve buna yönelik Çin kendi stratejisini hazırlanmasına sevk etmektedir.

Çin şu anda millî stratejisinin bir parçası olan Kuzeybatı Bölge Ekonomik Kalkınma Projesi'ni yürütmektedir. Bu proje, Çin'in Üç Aşamalı Ekonomik Kalkınma Ulusal Stratejisi'nin bir parçası olarak, Çin'in kuzeybatı bölgelerinin ham maddelerini Çin'in gelişmiş güneydoğusuna taşımaya çalışmaktadır. Yabancı ülkelere hiç açılmayan bu bölge, artık dış sermaye istemeye başlamıştır. Kuzeybatı Bölge Kalkınma Projesi'nde en önemli jeostratejik ve jeoekonomik konumuna sahip olan Doğu Türkistan, Çin'in geleceği için fevkalade bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle, Orta Asya'da meydana gelebilecek herhangi bir istikrarsız durum ve yeni stratejik dengelerin oluşturulması, bu projenin devamlılığını etkileyebilir.

Son yıllarında Doğu Türkistan'ın ayrılma yönündeki faaliyetleri, yurtiçinde ve yurtdışında belli mesafe kaydetmiştir. Özellikle uluslararası siyaset sahnelerinden destek alan bu faaliyetler, hem ABD'de, hem de AB'de kendi etkisini göstermeye başlamıştır. Ancak Doğu Türkistanlıların Batı dünyasındaki çalışmaları giderek daha fazla başarı elde ederken, ülke içindeki faaliyetleri Pekin hükümetinin şiddetli baskısıyla gücünü yavaş yavaş kaybetmektedir. 11 Eylül ile birlikte Doğu Türkistan sorununun (bağımsızlık faaliyetleri, insan hakları, nükleer silah denemesinden sonraki çevre tahribi v.s.) uluslararası arenada ilgi görmesi, Çin'in iç güvenliğini ve sınır güvenliğini tehdit eden en büyük sorun hâline gelmiştir. Bu durumda Pekin'in uluslararası terörizme karşı operasyonundan istifade ederek Doğu Türkistan sorununu tamamen ortadan kaldırmak istediği açıktır. Ancak Çin'in Doğu Türkistan ayrılıkçı faaliyetlerine karşı, ABD tarafından gelen eleştiriler ve ABD'nin bu konudaki tavrı, AB'nin Doğu Türkistan trajedisine ilgi göstermesi, BM İnsan Hakları Komisyonu ve diğer insan hakları kuruluşları tarafından gelen baskı ve yurtdışı Doğu Türkistan faaliyetlerinin yükselişi gibi bir dizi gelişmeler, Pekin'i zor duruma bırakmıştır. Böylece daha önce Orta Asya ve Türkiye'de kazandığı stratejik başarılarına aksine, Çin'in Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketini terörist faaliyetine dönüştürme politikasının başarısız olduğunu göstermektedir. Hatta Pekin'in bu politikası Doğu Türkistan sorununu uluslararası siyaset sahnesine taşımaya ve Doğu Türkistan'ın yurtdışındaki teşkilâtlarının büyümesine yardımcı olmuştur. Doğu Türkistan sorunu artık uluslararası kamuoyunda yerini almaya başlamıştır. [124]

Çin işgali altında yaşayan Doğu Türkistanlılar, yakın bir tarihte ABD himayesinde, "sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti"ni kurmuşlardır. 14 Eylül 2004'de, ABD Kongre binasında toplanan hükümet, ay yıldızlı gökbayrağı milli bayrak ilan etmiştir. Doğu Türkistan Ulusal Özgürlük Merkezi'nin (DTÖM) girişimleriyle kurulan hükümetin başbakanlığına, DTÖM Başkanı Enver Yusuf Turani getirilmiştir. Turani, Amerika'nın Sesi Radyosu (VOA)'na verdiği demecinde, hükümetin 1933 ve 1944 yıllarında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti hükümetinin devamı olduğunu söylemiştir. Uygur Türkleri Derneği de, Washington'da ABD Kongresi desteğiyle bir ofis açmıştır. Pekin, sürgünde kurulan bu hükümeti kınayarak, Bush yönetiminin Çin'in kaygılarını dikkate almasını umut ettiğini bildirmiştir. [125] ABD Dışişleri, son insan hakları raporunda, Çin'in "siyasi, sivil ve dini özgürlükleri sınırladığını" duyurmuştur. Uygurlar, Bush'un, dağıttığı "özgürlük ve demokrasi"den paylarına düşeni alabilmek için reel politik rüzgârının kendilerinden yana esmesini bekliyorlar. [126]

 

Sonuç

ABD, şimdilik, Çin ile iyi geçinmeye, düşmanlığını kazanmamaya, olası bir Çin-Rusya-Hindistan blokunu engellemeye büyük önem veriyor. Yine bu bağlamda, Çin'in zayıf noktası olan, Doğu Türkistan konusunun, Çin'in son günlerdeki artan çıkışlarından rahatsız olacak ABD tarafından kullanılması ve bu hususun da başka sorunları ortaya çıkarması söz konusu olabilecektir. [127] ABD, Doğu Türkistan sorununu, gerektiğinde Çin'e karşı kullanabileceği bir araç olarak, bir kenarda her an kullanıma hazır olarak tutmaktadır.

Çin'in Asya ve dünya üzerindeki askeri ve ekonomik tehdidi, ABD-Çin arasındaki çıkar çekişmesi ve ABD, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Avustralya ve Güneydoğu Asya Ülkeleri arasındaki çıkar birliği sağlanarak dengelenebilir. Bu denge ortamında, eğer Çin kendi yanına Rusya ve Hindistan'ı müttefik olarak çekerse, dünya iki kutuplu yeni bir soğuk savaş sürecine sürüklenebilir. Bugünkü küresel güç dengelerinin, ilerde Çin lehine bozulması durumunda Çin'in yakın çevresindeki başka devletler, Çin yayılmacılığı karşısında yeterli dirence sahip olamazlar. [128] İşte bu noktada, Doğu Türkistan sorunu ABD için önem kazanabilir ve öne çıkarılabilir.

Doğu Türkistanlıların istediği self-determinasyon hakkı ile, politik, ekonomik ve kültürel istekler, Çin yönetimince hep kaba kuvvetle karşılanmıştır. Yıllarca süren baskıcı politikalar, Doğu Türkistanlıların isteklerine sıkıca sarılmalarına yol açmıştır. Bu atmosferde, ülkede bir çatışma çıkma ihtimali giderek kuvvetleniyor. Dış politika uzmanları, Doğu Türkistan'da çıkabilecek bir çatışmanın Tibet ve İç Moğolistan'a da yayılabileceğine dikkat çekiyorlar ki [129] , bu önemlidir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Lu Fan Zhi, Hong Kong'ta yayımlanmakta olan, Singtao gazetesinin, 25 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan yazısında, özetle şunları belirtiyor: "Sincan halkının dış ülkelerde soydaşları var. Eğer Sincan'daki bölücülük hareketleri güçlenirse, komşu ülkelerdeki soydaşlarının, Doğu Türkistan halkının yardımına gelmeleri mümkün. Ayrıca, Sincan halkı Müslüman'dır. Afganistan örneğinde olduğu gibi, pek çok Müslüman'ın gönüllü olarak Sincan'daki Müslümanların yardımına koşması da söz konusu. Ayrıca, Sincan 'daki huzursuzluklar; Tibet, iç Moğolistan ve hatta Çin 'in pek çok eyaletinde hüküm süren kargaşalıkları da alevlendirebilir."[130]

Son yıllarda pek çok dünya devletinin Doğu Türkistan Türklerine olan ilgisi hızla artmaktadır. Mesela pek çok hükümet yetkilisi, BM, ABD Kongresi, Avrupa Parlamentosu ve Milli Parlamentolar, Çin'in Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini eleştiren beyanatlar vermekte, kararlar çıkarmakta, konferanslar düzenlemekte, durumu yerinde araştırmak için Doğu Türkistan'a özel temsilciler gönderilmektedir. ABD hükümeti ve Kongresi, ABD Dışişleri Bakanlığına özel bir  "Doğu Türkistan  Masası"  ihdası  için teşebbüse geçmiştir. Pek çok sivil toplum kuruluşu, BM İnsan Hakları Komisyonunda Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini dile getirmektedir. BM İnsan Hakları Komisyonu, şimdi Doğu Türkistan'a özel raportörler gönderme hazırlığı içindedir.

Türkiye, uluslararası konjonktürdeki gelişmeleri dikkate alarak, Batı ve Doğu Türkistan ile ilişkileri yoğunlaştırmalı; Çin'den bu konuda alacağı tepkileri, Çin ile geliştireceği ekonomik, ticari, ve hatta bazı siyasi konularda sağlayacağı birlikteliklerle yumuşatmaya çalışmalıdır. Türkiye, Orta Asya Türk coğrafyasında etkinliğini sağlayabilirse, yeni gelişmekte olan Avrasya'nın kontrolü politikasında ABD, Rusya, Çin ile birlikte başrol oyuncularından birisi olabilir. Zira önümüzdeki süreçte ABD tarafından İran'a yapılabilecek bir saldırıyla birlikte, Çin'in İran ile 100 milyar dolar seviyesinde yaptığı petrol alım ve yatırım anlaşmasının bertaraf olması, Çin ile ABD'nin ekonomik seviyede sürdürdükleri rekabetin örtülü çatışmaya dönüşmesine neden olabilir. Çin'in bugün ABD ile birlikte örtüşüyor gözüken "İslami terörizm" konusundaki birlikteliğinin bu suretle sona ermesi, Çin'in, başta İran olmak üzere, İslami köktendinci örgütlere, ABD ve Batı'ya karşı yürüttükleri savaşta her yönden tam destek vermesi söz konusu olabilir. Gelişebilecek böyle bir durum, İran'dan Hint Okyanusu yoluyla Çin'e petrol sevkıyatını durdurabilecek, Çin, bu gelişme ile birlikte Rusya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Doğu Türkistan petrol ve doğalgaz kaynaklarına bağımlı hale gelebilecektir. Bugünden itibaren Türk dünyasında etkili bir liderlik sağlayabilecek bir Türkiye, bu süreçte, hem Orta Asya Türk devletlerinin haklarının korunmasında, hem Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını kazanma çabalarının ileriye götürülmesinde, hem de sürdürülen Avrasya kontrol etme mücadelesinde, Türk dünyasının Türkiye ile birlikte kazançlı bir sonuç elde etmesini sağlayabilir.

 

181] The European Parliament Resolution on the Human Rights Situation in Eastern Türkistan (Region of Xinjiang), http://www.uygur.org/enorg/h_rights/ep_resol.html ,18 Kasım 1998.

[82] M. Rıza Bekin, a.g.m., s. 1391-1395.

183] Olgan Bekar, "Çin ve Batı Türkistan", Avrasya Dosyası,

Yazl995,s.47-52.

[84] İslamic Militancy and Separatism in Xinjiang, http://www.idsa-india.Org/an-jun-7.html30.7.1998.

[85] Armağan Kuloğlu, "21. Yüzyılın Başlangıcında Türkiye'nin Değişen Etki ve ilgi Alanları", Stratejik Analiz, S. 10, Şubat 2001, s.73.

[86] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 145-146.

[87] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 132-133.

[88J İsmail M. Emin, a.g.e., s. 144.

[89] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 132.

[90[ İsmail M. Emin, a.g.e., s. 133.

[91] Erkin Ekrem, a.g.m., s. 76.

[92] China Pressures Turkey onlseYusuf Alptekin Park

http://www.caccp.Org/et/etib6_l.html#2.12Kasiml998.

[93J İsmail M. Emin, a.g.e., s. 133.

[94] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 138-139.

[95] Nuraniye H. Ekrem, "Türkiye-Çin İlişkisinde Doğu Türkistan", www.turksam.org., 07.01 2005.

[96] Erkin Ekrem, a.g.m., s. 79.

[97] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 139.

 

[98] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 139-140.

[99[ M.Rıza Bekin, Doğu Türkistan Üzerine Rapor, İstanbul, Doğu Türkistan Vakfı Yayınları, 2003, s. 32.

[100] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 145.

[101]   Hürriyet   Gazetesi,   21.01.2003,   Kaynak: www.hurriyet.com.tr

[102] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 153.

[103]   Radikal   Gazetesi,   01.02.2005,   Kaynak: http://www.radikal.com.tr

[104] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 148.

[105] Gamze G. Kona, Türkiye-Orta Asya İşbirliği Stratejileri ve

Gelecek Senaryoları, İstanbul, Kültür-Sanat Yayıncılık, 2002, s.

133.

[106] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 146.

1107] Nuraniye H. Ekrem, a.g.m.

[108] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 147.

1109] İsmail Cengiz, a.g.m„ s. 1396-1414.

[110] İsmail M. Emin, a.g.e., s. 148.

[ 111] Erkin Ekrem, a.g.m., s. 74.

[112] Kutay Karaca-Rıfat Puntaş: "Andican Olayları Sonrasında Orta Asya'da Oluşan Yeni Güç Dengesi", Silahlı

Kuvvetler Dergisi, S. 388, Nisan 2006, s. 67.

[113]   "Şanghay   Beşlisi   Bölgesel   Örgüt   Oluyor", http://www.ntvmsnbc.com/news/88303.asp, 14.8.2001.

[114J Kutay Karaca-Rıfat Puntaş, a.g.m., s. 67.

1115] ErkinEkrem, a.g.m., s. 75.

 

[116] Erkin Alptekin, a.g.m., s. 4-7.

[117[ Timur Kocaoğlu, "Dünya ve Doğu Türkistan açısından Çin'in Yükselişi", GökbayrakDergisi, Yıl 12, S. 68,

Kasım/Aralık 2005, s.31.

[118]   Ali   Külebi   "   Çin'in   Dünya   Siyaseti   ve   ABD",

http://www.tusam.net/makaleler, 19.10.2004.

[119] Bili Weinberg, "Çin, Sakin Durmayan Uyguristan'dan Geçen Boru Hattı Düşüyor", http://www.gokbayrak.com/turkistan, 12.08.2005.

[120] Anar Somuncuoğlu, "Orta Asya'da Birliğin Engelleri", http://www.tusam.net/makaleler, 25.07.2005 .

[121]İsmailM.Emin,a.g.e.,s. 145.

[122] Ali Külebi, a.g.m.

[123] Erkin Alptekin, a.g.m., s. 4-7.

[124] Ali Külebi: a.g.m.

[125] Radikal Gazetesi, 24.09.2004, Kaynak: http://www.radikal.com.tr

[126] Radikal Gazetesi, 09.05.2005, Kaynak: http://www.radikal.com.tr

] 127] Anar Somuncuoğlu: a.g.m.

11281 Timur Kocaoğlu: "Dünya ve Doğu Türkistan açısından Çin'in Yükselişi", Gökbayrak Dergisi, Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını, yıl: 12, sayı: 68, Kayseri Kasım/ Aralık-2005, s.4-5.

[129] Rana Türkistan, a.g.m., s. 1415-1418.

[ 130] Erkin Alptekin, a.g.m, s. 4-7. Jeopolstar.com/6htm

  • 783 defa okundu.