Doğu Türkistan

Çin’in sakinlesmeyen [huzursuz] batısı

Joshua Kurlantzıck

Editör/The New Republic 

Özet:   Üç yeni kitap Şincang ın(*Doğu  Tuükistan) uzun zulüm tarihini detaylı anlatıyor.  Kitapların anlattığına göre buradaki Pekin rejimi her zaman çok sert olmuştur, ancak hiçbir zaman geçmiş bir kaç yılda olduğu gibi kötü olmamıştır.Johua Kurlantzich the New Republic yeni (Cumhuriyet)in yabancı editörüdür,Şincang:   Çin’in   Müslüman  sınır  bölgesi S.Frederich   Star  tarafından   yayına   hazırlanmıştır,Şincang      Çin’in kuzeybatısındaki müslüman bölge  Michael Dillon   yabani batı Çin: Şincang uysallaştırılması   Christian Tyler.

 

1949'dan sonra Beijing'ın, Çin'in batısındaki büyük eyalet olan Şincang'ı acımasızca sakinleştirmeye çalışması son 40 yıldır Batı'da hemen hemen görmemezlikten gelinmekte. Çin tarafından zulme uğramakta olan diğer gruplardan (Tibet gibi) farklı olarak Şincang'ın Müslüman sakinleri Uygurların bir karizmatik, İngilizce konuşan sözcüsü veya ortak bir sürgündeki örgütü olmamıştır; Türkiye'de sürgün hayatı yaşayan birkaç tanınan Uygur da çoğu zamanını kendi aralarında ağız kavgası yaparak geçirmiştir. Böylece Şincang yabancı hükümetlerin gündemine çok az girmiştir ve büyük ölçüde yabancılara kapal ı olan bu bölge çok az akademisyen veya insan hakları örgütleri tarafından araştırılabilmiştir.

Bununla birlikte geçen on yılda Şincang'dan haber sızmaya başlamıştır. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla Çin, aniden Uygur Türkleriyle yakın etnik bağı olan Orta Asya'daki bağımsız cumhuriyetleri komşu olarak karşısında bulmuştur. Uygurlar bu Orta Asya cumhuriyetleri, Pakistan, Orta Doğu ve hatta ABD'yi gezmeye başlamış, çoğu zaman Şincang'a, özgürlük için savaşmaya eskisinden daha kararlı bir şekilde dönmüştür. Uygur ayrılıkçıların büyümesinden endişe eden Çin bölgeyi dünyanın idam başkentine çevirerek Şincang'ın kontrolünü daha sıklaştırmıştır.

Kısmen Çin'in Büyük Açılım siyaseti ve kısmen de Orta Asya'nın önemli enerji üreticisi haline gelmesi nedeniyle, geçmiş engellemelerden farklı olarak, bu defa yabancı hükümetler ve insan hakları örgütleri bu bölgeyle ilgilenmeye başlamıştır. Bölgede büyük petrol rezervi bulunmuştur, Şincang şuan Çin'in en büyük petrol rezervine sahip bölgesi olarak bilinmektedir ve yabancı  petrol şirketleri de kendi milletlerinin desteğiyle Orta Asya'ya yoğun olarak gelmişlerdir. Almanya, İran, Türkiye, Birleşik Krallık ve diğer oyuncular bu bölgeye olan ilgisini arttırmıştır. Bu bölge üzerindeki etkisini kaybetme endişesi taşıyan Çin Orta Asya'ya bir köprü olarak batı Çin'in kalkındırma planlarına hız vermiştir; bu planlar etnik Han Çinlisinin Şincang'a göçünü de içermektedir.

Sonra 11 Eylül, 2001 geldi. New York ve Washington, D.C. saldırılarından sonra ABD Orta Asya'ya, Taliban ve el Kaide ile savaşmak için askeri üs kurarak askeri gücüyle geldi ki bu üsler birkaç yüz mil Çin sınırı boyunca Amerikan askeri barındırmaktaydı. Şincang kedini aniden Çin, Rusya ve ABD'nin Orta Asya'yı kontrol altına alma savaşının ortasında buldu.

Tam bu kargaşanın ortasında Şincang'la ilgili üç kitap piyasaya çıktı. En kolay erişilebileni Financial Times eski muhabiri Christian Tyler tarafından kaleme alınan, bölgenin genel tarihini anlatan Yabani Batı Çin'dir. Diğer ikisi de Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya araştırmaları programı başkanı olan S. Frederick Star tarafından yayına hazırlanan Şincang: Çin'in Müslüman Sınır Bölgesi ve Durham Üniversitesi'nden Michael Dillon'ın yayına hazırladığı Şincang Çin'in Kuzeybatısındaki Müslüman Bölge'dir; ve bu iki kitap daha akademik bir üslupla modern Şincang halkı, ekonomisi, dini, kültürü ve tehlikeli gerilim politikasının üç boyutlu portresini çizmeye çalışmaktadır. 1990'lara kadar batı Çin'in büyük ölçüde yabancı yazarlara kapalı olması ve 11 Eylül'den sonra Çin'in bölgeyi bir kez daha gazetecilere kapatmasından dolayı bu üç kitap, Batı'da çok az bilinen Şincang'ın tanıtılmasına katkıda bulunması açısından değerlidir.

Dillon ve Starr Çin'in Şincang'a olan müdahalesini tarihi bağlamda ele alarak iyi bir iş yapmıştır. Yabancı idareciler bölgeyi hep uysallaştırılması gereken vahşi yer olarak görmüş ve Uygurları ikinci sınıf yerine koymuştur. Yalnız Çin Komünist Partisi (ÇKP) Uygurları kökten yok etmeye çalışmak kadar ileri gitmiştir; bu aslında demografik katliam sürecidir.

Maalesef son birkaç yıldır Orta Asya'nın daha önemli hale gelmesiyle Washington ve bölgedeki diğer önemli aktörler Uygurları kendi jeopolitiğine gerekli olarak kurban etmiştir. ABD Uygurların süreçteki hukuki gerekçelerini gizleyerek Çin'in Uygur ayrılıkçıları uluslararası İslami terör şebekesine bağlama çabalarını büyük ölçüde kabul etmiştir. Washington hatta bu bağlama girişiminde ve Beijing'ın çeşitli Uygur gruplarını bastırmasında Çin'in suç ortağı olmuştur.

Bununla birlikte ABD Şincang ile Çin arasında seçim yapmak zorunda değildi. O aynı anda hem Uygurların haklarını savunabilirdi hem terörle mücadele edebilirdi. Ne yazık ki bu üç kitabın hiçbiri bu hususta fazla faydalı olamamıştır, çünkü onlar sadece Batı'nın Beijing'ın zulmünü nasıl en aza indirme ve Uygurları radikalleşmeden koruma ile ilgili yüzeysel, bilinen önerileri ortaya koymuştur. Onlar, yabancıların Çin'in, yabancı petrole olan bağımlılığı ve ekonomideki açılımın devam ettirilmesi gerekliliği gibi zaaflarını Beijing'ı acımasız Şincang politikasını yumuşatmaya zorlama aracı olarak kullanmaları gibi daha iyi yaklaşımların olabileceğini dile getirmekten aciz kalmışlardır.

Eski Kötü Günler

Şincang düşüncesi bir bütün olarak oldukça yeni bir olgudur. Tyler'ın kitabının renkli bir şekilde tasvir ettiğine göre modern öncesi devirden 18. yüzyılın ortasına kadar Şincang ya Orta Asya imparatorlukları tarafından yönetildi veya hiç yönetilmedi. Onun geniş, verimsiz çölü onun zapt edilmesini zorlaştırmıştı; 20. yüzyılın başlarında gezgin İngiliz arkeologu Aural Stein Şincang'ı ziyaret etmiş ve onun ıssız yabaniliği, her taraftan gelen ölüm kokusu karşısında hayrete düşerek onun konuk sevmezliğine yenik düşmüştü. Çinli hükümdarlar Şincang'ı almayı başardığında burada büyük çaplı ordu bulundurmanın neredeyse mümkün olmayacağını fark etmişti. Milattan önce 104 yılında imparator Wudi batıyı almaya 60,000 asker göndermiş, bunlardan ancak 10,000'i canlı olarak geri dönebilmişti.

Tyler, onun yabani geçmişini kişisel fıkralarla anlatarak, 10. yüzyıldaki Sofi İslami ve Şincang'dan geçen İpek Yolu ticaret güzergâhının sonradan gelişmesini tanıtarak bölgenin modern öncesi tarihini günümüze taşımıştır. Daha sade ancak bilgilerle dolu olan diğer iki kitap, Tyler'ın bol detay ve dakik saptamaları içeren geniş anlatımını daha da zenginleştirmektedir.

Okurun bu kitaplarda ana konuyu bulması için rasgele dağılan detaylar arasında kazı yapmak zorunda kalmasına rağmen modern Şincang'ın tarihinin anlatımı açıktır. Tyler kitabına Yabani Batı Çin ismini vermiştir, çünkü Uygurların Beijing'le olan ilişkisi Yerli Amerikan halkı ile Washington arasındaki ilişkiye benzemektedir: Çin 18. ve 19. yüzyıllarda tamamen farklı bir milli kimliğe sahip devlette yayılmaya başladığında Çinliler kaderin Çinlilere özgün versiyonuyla Şincang'ı medenileştirilmeye hazır barbarların yaşadığı yer olarak görmeye başlamıştır. Tyler'ın deyimiyle "Çin oryantalizmi"nin sonucu olarak Beijing, bu bölgenin Kafkasya ve Orta Asya ile olan tarihi ve kültürel bağlarını kolaylıkla görmemezlikten gelerek eğitilmemiş Şincang'ın Çin'in işgalini sevinçle karşılayacağına kendini inandırmıştı. Böylelikle Çinliler Şincang'ın Han kültürüne karşı koyacağı direnişi az tahmin etmişti.

18. ve 19. yüzyıllarda Qing hanedanı gücünü pekiştirerek sınırlarını Çin büyüklüğünün iki katı kadar genişletmeye başlamıştı ve onu Rusya ve Birleşik Krallık'ın Büyük Oyun entrikalarından korumaya çaba sarf ediyordu. Bu sefer Çin Şincang'ı egemenliği altına alırken acımasız taktikleriyle bu bölgeyi kendi topraklarına ilhak ederek burada kalmaya gelmişti. Tyler bu süreçte bir milyondan fazla insanın kıyıma uğradığını anlatıyor ve Starr'ın kitabına katkıda bulunan James Millvvard ve Peter Perdue, Qing hanedanının Şincang'da kendi kendini idare eden küçük askeri sömürge bölgeleri, yani Çin'in bugünkü büyük askeri yapısının öncülerini oluşturduğu detayını ekliyor.

Son 200 yıldan beri Beijing ile Uygurlar arasındaki etkileşim daha kötü karşılaşma için zemin hazırladı. Bu üç kitap yine geniş konuları anlatmaktan ziyade detaylarla ilgilenmesi açısından iyidir, buna rağmen bazı sabit konular yine gözden kaçmıştır. Uygurları Han Çinlisi ile eşit olarak göremeyen Çin hükümeti hiçbir zaman onlara özerklik vermemiştir. Bunun yerine Beijing yerli halkı zorla ücretsiz çalıştırmış, onları siyasi mevkilerden alıkoymuştur. Yanlış yönetilme yerel öfkeyi ateşlemiş, bir dizi başkaldırı meydana gelmiştir. 1825'teki bir kanlı isyanda yerel halk 8,000 Çinli askeri öldürmüş, merkez hükümetten de sert bir yanıt gelmişti.

20. yüzyılın gelmesiyle de Çin'in Şincang'ı sakinleştirme işi tamamlanamamıştır. Krallık sisteminin yıkılması, isyancılar tarafından zayıflatılan merkezi hükümet ve hakim olan gelen kargaşadan dolayı Çin batıya tam anlamıyla egemen olamamıştır. Hilekar mahalli diktatörler Beijing'ın telaşından faydalansa da 1949'dan önce Uygur liderler kısa süre ayakta kalan üç devlet kurmuştur, bu üç devlet günümüzde de Uygurlar için önemli semboldür; Dillon'un yazdığı gibi 1949'da yıkılan son özgür Şincang cumhuriyetinin parası hala birçok Uygur tarafından "geçmiş ve gelecekteki devleti'nin sembolü olarak saygı görmekte. Son Şincang cumhuriyeti söz, din ve toplanma özgürlüğü vadeden oldukça demokratik bir yapıyı bünyesinde barındırıyordu.

Radikallerin Yükselişi

Qing ve milliyetçi hükümetlerin Şincang'ı kontrol altına almayı başarmalarına karşın onlar hiçbir zaman geniş bölgeyi sömürge haline getirmeye çalışmamıştı. Ancak komünistlerin gelmesiyle her şey değişti. Bazı bilim adamlarının Çin'in Şincang'daki son birkaç yüzyıllık baskısını sürekli olarak görmelerine karşın, bu üç kitabın yazarlarının, ÇKP rejiminin seleflerinden tamamen farklı olduğu ve Uygurları hiç görülmemiş bir şekilde radikalleştirmeyi başardığını ifade etmesi çok doğrudur.

ÇKP 1950'lerde bölgeye olan egemenliğini pekiştirdiğince başta Şincang'a gerçek özerklik vaat etmesine karşın Uygurlara karşı daha sert politika uygulama başlamıştır. Beijing ilk defa yayılıma ve sınırlarını genişletme için radikal bir ideoloji benimsedi. Ancak komünist ideolojisinin, Uygurları barbarlar olarak gören geleneksel Çin görüşü (Mao Zedong'un karısı etnik azınlıklardan nefret etmesiyle tanınıyordu) ve bir yere toplanmış etnik gruplardan duyulan korkuyla birleşmesi Şincang'da çekirge sürü gibi yıkımı meydana getirdi. Tüm Çin'de ÇKP zenginlik, eğitim ve samimiyet hedeflerken Şincang'da terör estirmişti. Starr'ın kitabında Millvvard'un yazdığı gibi "ÇKP sadece Şincang'da Çince konuşmayan, iyi organize olmuş din adamlarından oluşan örgüte sahip çoğunluk bir halkla karşılaşmıştı." On binlerce cami kapatılmış, imamlar hapse atılmış, başörtüsü takan veya diğer Müslüman kıyafetlerini giyenler tutuklanmış, Kültür Devrimi sırasında ÇKP camileri kasıtlı olarak domuz beslemek suretiyle kirletmişti. Birçok Müslüman lider doğrudan vurulmuştu. Uygur dili okul müfredatından çıkartılmış, sadece Uygurcayla yazı yazmaktan başka suçu olmayan on binlerce Uygur yazar "bölücülüğü savunma" suçundan tutuklanmıştı. Bu arada Beijing Şincang'ın göçebe çiftçisini zorla kolektiflere toplamış, bunun sonucunda bölgenin tarıma uygun arazisinin kısıtlı olması sayesinde ülkenin diğer bölgelerine göre daha az üretkenlik ortaya çıkmıştır. Böyle yanlış politikaların izleri günümüze kadar gelmektedir ve Şincang'ın birçok yeşil alanı çöle dönüşmektedir.

Savaş sonrası dönemde ÇKP bir taraftan Şincang'ın doğal zenginliklerini, doğu Çin'in gelişmekte olan bölgelerini besleyerek sömürürken diğer taraftan onun demografik yapısını değiştirmek için kampanya başlatmıştır. Beijing Uygurlara zorunlu doğum kontrolü uygulamış ve aynı anda ekonomik dürtüleri kullanarak veya doğrudan baskıyla Han Çinlilerini bölgeye toplu olarak göçe teşvik etmiştir. Bu politikaların sonucu yıkıcı olmuştur: 1941'de Uygurlar Şincang nüfusunun yüzde 80'ini oluştururken 1988'de Uygurların oranı yüzde 50'den aza düşmüştür. Şincang'ın en büyük şehri olan Urumçi şuan bir Han Çinlisi metropolüdür, az sayıda Uygur varoş bölgelerine sıkışmış, fotoğrafçılıkla ve sokaklarda çok ucuz halıları turistlere pazarlayarak umutlarını yitirmiş bir şekilde yaşamaya çalışmaktadır.

Starr ve Dillon o politikaların Şincang üzerinde iki birbirine ters etkisi olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Bazı Uygurlar kolay bir şekilde pes etmiştir. Yaklaşık 500,000 kişi 1960'ların başında Sovyetler Birliği'ne geçmiş veya uyuşturucuya kendini vermişlerdir; Şincang'ın şuan ciddi şekilde eroin problemi, dolayısıyla da büyük ölçüde HIV problemi vardır. Buna karşılık diğerleri başkaldırmıştır. Starr şunu kanıtlamaya çalışıyor: "Mao Uygurların milliyeti ve dinini hedef alarak Şincang'ın uzun tarihindeki en ciddi merkezcil hareket olan pan-Uygur kimliğinin yükselişine yardım eden ilk Çinli lider olmuştur." Gerçekten de Beijing'ın politikalarının sayesinde Uygurlar yüzyıllardır yapa geldiği gibi kendi aralarında savaşmanın yerine 1949'dan sonra kendi aralarındaki iç etnik farklılıkları bir tarafa bırakıp Uygur olma şuuru ile dayanışma tesis etmeye başlamıştır. 1954'te Hoten şehrinde Uygur ayaklanmaları başlamıştır ve 1960'larda Şincang Kültür Devrimi'ne Çin'in diğer bölgelerine nazaran daha kuvvetli direniş göstermiştir.

Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla Uygurlar kuzenlerinin Orta Asya'da özgür devletlerini kurduklarını gördü ve Çin rejimine karşı direniş patladı. 1990'lar boyunca büyük sayıda Uygurlar Şincang'ın tüm şehirlerinde gösteriler düzenledi. Dillon, yeraltı ateşi gibi böyle protestoları kestirmek zordur: "içten içe devam eder, söndürmek mümkün olmaz ve zaman zaman hiç umulmadık yerde alevlenir" diye yazıyor. Bazen onlar şiddete dönüşmüştür: bu olayların birinde, 1990'da Barin kasabasında kanlı çatışma meydana gelmiş, yaklaşık 3000 Uygur Çin polisiyle girdiği bir çatışmada öldürülmüştür. Birçok yeni ayrılıkçı örgüt kurulmuştur, bunların çoğu, hepisi değil, şiddete başvurmadan yapılan direnişi savunmaktadır. Bunlardan biri de Doğu Türkistan Milli Kurultayı'dır ve o, Şincang'da laik, demokratik hükümet kurmayı savunmaktadır. Ancak diğer gruplar bombalama eylemleriyle Şincang'da, bazen Beijing'de Çin tesislerini hedef almıştır.

Bu arada devletin hoşgörüsüzlüğü ve Uygurların diğer Müslüman topluluklarına açılmaları sayesinde İslam'a olan ilgi yükselmiştir. Şincang'ın gerçek anlamda sıkı Ortodoksluk veya İslamcı radikallik geleneği olmamasına rağmen İslam, Beijing'ın kontrolüne karşı direnmenin en iyi aracı olarak görülmeye başlanmıştır. Genç Uygurlar güncel dini ve siyasi olayları tartışmak için gizli meşrep toplantıları düzenlemeye başlamıştır ve camilere gidenlerin sayısı hızla artmıştır.

Beijing Uygur milliyetçiliğinde meydana gelen bu son dalgalanmaya tipik, eksik kalan Çin tabiriyle "Sert Vurma, Şiddetli Bastırma" kampanyasıyla karşılık vermiştir. 1990'larda binlerce Uygur tutuklanmış ve çoğu büyük topluluklar önünde idam edilmiştir. 11 Eylül'den sonra gözaltılar hızla artmıştır ve Beijing Uygurları el-Kaide'ye bağlamak için yoğun propaganda kampanyasına başlamıştır. Çin hükümeti çok az delille 1000'den fazla Uygur'un el-Kaide ve diğer İslamcı gruplarla eğitim almak için Afganistan'a gittiklerini ve Usame bin Ladin'in Uygurlara, Şincang'da İslamcı teröristlik kampanyası yapmaları için büyük miktarda para verdiğini iddia etmiştir. Doğu Türkistan Milli Kurultayı açık olarak el-Kaide'yi

kınamış olsa da Uygurların uluslararası İslamcı terörist gruplarla bağlantısının bulunduğuna ilişkin işaretler vardır, Beijing bu yılın başında "Sert Vurma" kampanyasını süresi uzattığını açıklamıştır.

(YANLIŞ) HESAPLANAN İLGİSİZLİK

Maalesef ABD dahil yabancı ülkeler Çin'in Uygurlara uygulamakta olduğu sert baskısına yardım etmiştir. Tyler ve Starr'ın sesleri her zaman bu suç ortaklığını görmemezlikten gelmiştir. Örnek olarak Orta Asya ve Batı ülkeleri Şincang'da devam eden savaşı teröre karşı büyük savaşın bir kısmı olarak kabul etmekle büyük saflık etmiştir. Bu sonuç kısmen Çin'in büyüyen ekonomik nüfuzu ile açıklanabilir ki o Çin'e, örnek olarak, (Çin, Rusya ve birkaç Orta Asya cumhuriyetlerinden oluşan) Şanghai İşbirliği Organizasyonu'nu teröre karşı odaklanmaya ikna etme gücünü vermiştir. Beijing yine Orta Asya cumhuriyetlerini, Uygur teröristlerini yargılanması için Çin'e iade etmeye ve onların topraklarında Uygur gruplarının faaliyet yapmalarını yasaklamaya ikna etmiştir ve terörist dedikleri sadece şiddete başvurmayan Uygurayrılıkçı grupların üyeleridir.

Hatta Washington da onlarla beraber hareket etmiştir. Bush hükümeti teröre karşı savaşta muhaliflerin tanımını yapmayı reddederek Çin'in, ayrılıkçılarını el-Kaide ile aynı gruba koymasına izin vermiştir. Örnek olarak, ABD ne olduğu belli olmayan Uygur ayrılıkçı grubu, Doğu Türkistan islam Hareketi'ni uluslararası terörist örgütler listesine alarak Beijing'in bastırma eylemine doğrudan yardım etmiştir. Starr'ın kitabına katkıda bulunan Graham Fuller ve Jonathan Lippman "Amerikan deklarasyonunun Uygurlar için bir yıkım olduğu"nu kanıtlamaya çalışmıştır. Daha önceden Uygur haklarının baş savunucusu olan ABD (Özgür Asya Radyosu Uygurca ana haber kaynağıdır.) Beijing'e tüm Uygur milliyetçileri ve hareketlerine terörist ismini verecek sonsuz özgürlüğü vermiştir.

Ne yazık ki bu üç kitap Uygurların en son uygulamada olan bastırmalara nasıl karşılık vereceği konusuna değinmemiştir. HIV oranının artması sayesinde Starr, Beijing'in şimdiye kadarki en büyük karmaşık anti-Uygur propagandası olan toplu Han Çinlisi göçü nedeniyle Uygurlarda çok büyük çevresel ve sosyal yıkım meydana geldiğini, en büyük destekçisi olan ABD'yi kaybettiğini, bundan dolayı 1949'dan beri olmadık bir şekilde umutsuzluğa düştüğünü görüyor. Hiçbir yazar telaffuz etmese de bu baskı Uygurları daha radikalliğe itebilir ve Beijing'in işbirliği yapmakla suçladığı aşırı dinci gruplara dönebilir. Ayrıca Çin'de iletişimin gelişmesiyle artan sayıda Uygurlar Halk Cumhuriyeti'nde hayal kırıklığına uğramış diğer gruplarla ortak zemin oluşturabilir. Bazı Uygur liderler çoktan sürgündeki Tibetliler ve Çinli emekçi liderlerle irtibata geçmiş durumda, ve sürgündeki Uygur grupları internet vasıtasıyla uluslararası insan hakları gruplarının teveccühünü kazanarak Tibet modelinden daha iyisini yapmaya çalışmaktadır.

Bu kitaplardan hiçbiri ne yazık ki uluslararası toplumun Şincang'ı radikalleşmeden nasıl koruyabileceği konusunda gerçekçi reçete vermemektedir. Yazarlar, yabancı aktörlere, Beijing'i Şincang'da özgürlüğü yeniden tesis etmeye zorlamaları konusunda çağrı yapmak için birkaç sayfa ayırmıştır, ancak öyle yapmanın en iyi yolunun ne olacağı konusunda hiçbir şey söylememiştir. Washington kesinlikle Uygur gruplarını uluslararası terör listesine alarak Beijing'in bastırma suçuna ortak olmamalıdır ve Başkan George W. Bush, bir taraftan komünist rakipleri (eskiden Sovyetler Birliği) ile iyi ilişkiler kurarken diğer taraftan insan haklarının korunması konusunda büyük demeçler veren Ronald Reagan'ın iş defterinden bir sayfa edinebilir.

Yalnız, Çin'in baskılarını nasıl ve niçin durdurması gerektiğini ortaya koymadan baskılara son vermeye çağırmak pek faydalı olmayabilir. Washington güçsüz değildir. Örnek olarak o, Çin üzerinde gerçek anlamda manivelaya sahip olan Arap Körfezi'ndeki petrol üreticileri gibi ülkeleri, Uygurları marjinalleşmeden korumaya yardım için ikna edebilir. Ekonomisi büyümekte olan Çin gelecek yirmi yıl içersinde dünyanın en büyük petrol ithal eden ülkesi olacaktır. Doğu Çin çoktan önemli ölçüde enerji yetersizliğinin etkisine girmiştir ve ABD Enerji Dairesi gelecek yirmi yılda Çin'in petrol ithalatının yaklaşık yüzde bin artacağını tahmin etmektedir. Çin de bu yüzden Suudi Arabistan ve diğer Arap Körfezi petrol üreticilerinin gözüne girmeye çalışmaktadır. Geçmişte körfez ülkeleri Şincang'daki Müslüman dostlarının durumunun kötü olduğunu dile getirdiğinde Çin olumlu yanıt vermişti; bu körfez ülkeleri, hatta bazı ÇKP üyelerinin yapmayı düşündüğü gibi Uygurlara daha fazla özerklik vermeleri için Çin'e baskı yapabilir.

Daha önemlisi ABD Çin'e, deniz kıyısı bölgelerinin ekonomisini dışa açtığı gibi Şincang'ın ekonomisini de dışa açmaya zorlayabilir. Şincang, Çin'de ekonominin devlet tarafından yönetildiği çok az yerin biridir. Asker, devlet petrol şirketleri ve devlet tarafından yönetilen inşaat şirketlerinin toplamı, eyalet sanayi varlığı, şanslı Han Çinlileri ve yatırımcıların servetinin yüzde 80'inden fazlasını oluşturur. Eğer Beijing devlet kontrolünü azaltıp Şincang'daki özel girişimcinin gelişmesini kolaylaştırırsa Orta Asya'daki iş çevresiyle en iyi şekilde ilişki kurabilen Uygurlar, bundan daha fazla yararlanacaklardır. Nitekim Kaşgar bazarı ve diğer güney şehirleri gibi devletin etkisinin daha az olduğu bölgelerde Uygur esnafları ekonominin bu sektörlerini çoktan etki altına almışlardır. Dolayısıyla ekonomik kısıtlamaları yumuşatmak Şincang'daki krizi azaltmanın en iyi yolu olmalı. Biraz ekonomik özgürlüğü ve kısıtlı özerkliği olan bir orta sınıf Uygur radikalliğe daha az eğilimli olacaktır. Beijing bunu kabul etsin veya etmesin, bu Beijing de dahil herkesin yararına olacak bir sonuçtur.

Kaynak: Foreign Affairskaynak: http://www.foreignaffairs.org

  • 697 defa okundu.