Muammer Yorulmaz 
Gazeteci Yazar

 
Geçtiğimiz hafta Doğu Türkistanlılar Derneği’nin bir basın açıklaması vardı. Uygurlar bu açıklamada kısaca, kardeş halklar olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın kendilerine sığınan Uygurları Çin’e teslim etmesinden yakınıyorlar. Verdikleri haklı mücadelenin kardeş olarak gördükleri Kazak, Kırgız ve Özbek yönetimlerince terör faaliyeti olarak görüldüğünü, bu tavır ve görüşlerin kardeş halklar tarafından gelmesinin ise çok üzücü ve düşündürücü olduğunu ifade ediyorlar. Basın açıklamasının amacı kamuoyunu bilgilendirmek ve bir tepki konulmasını sağlamaktı. Çin, özellikle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra Doğu Türkistan ve dünyanın genelinde muhalif Uygur avına çıktı. 11 Eylül olaylarını bahane ederek Uygurlar üzerindeki baskı ve etkisini artırmaya başladı. Bu doğrultuda muhalif Uygurların bulunduğu bazı komşu devletlere de nüfuzunu kullanarak şantaj uygulamaktan geri durmadı.
Peki, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan Uygurları neden Çin’e teslim ediyor olabilir? Örneğin Kazakistan Uygurları Çin’e teslim etmezse ne olur? Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan, Rusya ve Çin’in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü (SCO)’ne üye olan ülkeler arasında. SCO işbirliğinin kurulmasının temel sebepleri arasında özellikle terörizm ve aşırıcılık şeklinde kendini gösteren dış tehdit nedeniyle, bölge istikrarının bozulma olasılığı ve küreselleşme süreci yaşayan dünyanın ekonomik sorunları yer alıyor. Bu çerçevede SCO, devletlerin güven sağlayıcı unsurlarını geliştirerek, ortak güvenlik ve işbirliği alanındaki sorunları beraber çözmeyi hedefliyor.
Bu doğrultuda önce Taşkent’te Bölgesel Anti-terör Müdahale Grubu sonra da Bişkek’te Anti-terör Merkezi oluşturuldu. Çin ve Rusya SCO ile Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ı ekonomik ve siyasi açıdan kendilerine bağladı. Daha düne kadar birlikte oldukları Rusya’nın sözünden zaten çıkamayacak durumda olan bu devletler, korunalım ve güçlenelim düşüncesiyle bu seferde, tarihin her safhasında olduğu gibi, Çin’e yaslandılar.
Üye ülkeler bölgede Rusya ve Çin’den izinsiz hiçbir şey yapamaz. Büyük ölçüde Çin’in öncülük ettiği bu örgütü Çinli yetkililer “terörizm” ile mücadelede bir “temel güç” olarak tanımlamaktadır. Görüldüğü kadarıyla bu örgütün temel amaçlarından biri de, hem Doğu Türkistan’da (Sincan Uygur Otonom Bölgesi) hem de Orta Asya’da bulunan Uygur milliyetçilerinin faaliyetlerini bastırmaktır(Çin ve Kazakistan Temmuz 1996’da suçluların iadesi ile ilgili bir anlaşma imzaladı. Mart 2004’te Kırgızistan ile Çin arasında suçluların iadesi anlaşmasının onaylanmasına ilişkin belgeler resmi olarak değiş tokuş edildi. Kırgızistan, Çin suçluların iadesi anlaşmasını onayladı.) (AI XUAR raporu)
Uygurlar tarihi süreç içerisinde özellikle Kazakistan ve Kırgızistan’da yer tutmuş; kimisi yüzyıllardır orada yaşamakta ya da Çin’in baskıları sonucu oraya gelmiş durumda. Çin’le yapılan anlaşmalardan sonra bu ülkelere sığınan veya daha önce burada olan muhalif Uygurlar her an için “ayrılıkçı” ya da “terörist” olarak Çin’e teslim edilebilecek duruma gelmiştir. Öyle ki, Uygurlar için Kazakistan ve Kırgızistan’da zor kullanarak, “kaybolma”, “kendisinden bir daha haber alınamama” durumlarına sıkça rastlanmaktadır.
“Kaybolma” ve “kendisinden haber alınamama” vakıaları 2001 yılı sonunda, her ikisi de Kaşgar eyaletindeki Yarkent şehrinde öğrenci olan iki Uygur, Ahat Memet (21 yaşında) ve Turgan Abbas (27 yaşında) Kazakistan’da kayboldu ve zorla Çin’e iade edildikleri sanılıyor. Ahat Memet ve Turgan Abbas, bilgilere göre “yasa dışı dini” ve “ayrılıkçı” faaliyetlere karıştıkları şüphesiyle bir ay boyunca gözaltında tutuklanmış, sorgulandıkları Kaşgar şehrindeki Yarkent gözaltı merkezinden serbest bırakıldıktan sonra Ağustos 1999’da Doğu Türkistan’dan kaçmışlardı. Kazakistan’a vardıklarında yakalanmış ve Nisan 2000’de “sınırı yasa dışı yollarla geçmek” suçundan on sekiz ay hapis cezasına çarptırılmışlardı. Serbest bırakılmalarından sonra Almatı’da mülteci statüsü için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu’na (UNHCR) başvurmuşlardı. Polis baskısına maruz kalmaları üzerine bundan kısa bir süre sonra Almatı’nın 250 km dışındaki Çarin köyüne taşınmışlardı. Görgü tanıkları, bu iki kişinin Aralık 2001’de üniformalı polisler tarafından Çarin’deki evlerinden alınıp götürüldüklerini ve Panfilov’da gözaltında tutulduklarını söylemekteler. O tarihten sonra, bu kişilerin tam olarak nerede tutuldukları, hukuki durumları ya da sağlık durumları konusunda başka hiç bir bilgi bulunmamaktadır. (AI XUAR raporu) Bu tür kaçırma, “kaybolma” ve “kendisinden haber alınamama” vakıalarının yüzlercesine halen Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da sıkça rastlanmaktadır.
Bu tür olaylar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan için çok doğal ve rutin olaylardır. Bu tür sınır dışı ve tutuklama gerekçeleri bu devletlerde çok rahat bulunur. Özbekistan’ın Fergana vadisinde ve daha önce Taşkent olaylarında da görüldüğü gibi, bu ülke yöneticileri olaylarla alakasız bile olsa, “İslami terörizm” damgasıyla koltuklarını ve çıkarlarını sağlama alırlar. Teslim edilen Müslüman Uygurların akıbeti ise ya hiç bilinmiyor ya da daha sonradan çeşitli vesilelerle raporlarda anıldıkları kadar biliniyor. Teslim edilenlerin çoğunluğu ise, tırnaklarının sökülmesi de dâhil olmak üzere, gözaltında işkenceye maruz kalarak, idam ya da en az 10 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.
Peki, bu ülkeler Uygurları Çin’e teslim etmezlerse ne olur? Böyle bir seçenek yok aslında. Çünkü bu ülkeler bu tür olayları kullanarak kendi iktidarlarını da sağlamlaştırıyorlar. Ayrılıkçı olduğu bilinen Uygurlar takibe alınıyor ve onların irtibat kurduğu Kazak, Kırgız, Özbek ve Uygurlar da fişlenerek, gerek görüldüğü zaman kullanılıyor. Bugün İslam Kerimov’a karşı bir girişim olmasa bile, kendince olası olayların önüne geçmek için(ki bu büyük bir çoğunlukla tüm Türk Cumhuriyetlerinde “suikast hazırlığı yapıyorlardı” veya “suikast düzenlediler onun için yakaladık” olur) önceden belirlenmiş kişiler tutuklanır.
Kazakistan’ın Çin’e hayır demesi imkânsızdır; çünkü Kazakistan’ın Rusya’ya hayır demesi imkânsız. Bir dönem Rusya ile yeniden birleşmeyi konuşan bir ülkenin Rusya’dan habersiz kararlar alması mümkün mü? Kızılorda şehrinin 200 km. kuzeyindeki Baykonur uzay istasyonunu Kazakistan neden 30 yıllığına Rusya’ya vermiştir? Ya da bazı petrol kuyularını ve maden işletmelerini neden hala Kazaklar kullanamıyor dersiniz? Bölge ülkelerinin Çin’e veya Rusya’ya hayır demesi, bağımsızlıklarının yok olması demek. Çünkü zaten var olmayan ekonomik ve siyasi güçleri o zaman hiç kalmaz. Çin’in sadece kendisinden doğup Kazakistan’ın Balkaş gölüne dökülen İli Nehri’nin suyunu kesmesi Kazakistan için yeter.
Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan beklenen, “ülke menfaatleri” palavralarını bir kenara bırakarak, Uluslararası Af Örgütü’nün de bu ülkelere tavsiye ettiği gibi; iltica hakkı vermenin barışçıl ve humaniter bir davranış olarak tanınmasından hareketle, iltica başvurusunda bulunan Uygurlara, mümkün olduğu takdirde UNHCR himayesinde yapılanlar da dâhil olmak üzere, bağımsız mülteci belirleme yollarına erişme olanakları ve zorunlu mülteci olarak kabul edilen ya da yasa dışı yollarla sığınan Uygurların olabilecek en hızlı biçimde üçüncü ülkelere yerleştirilebilmelerini sağlamalarıdır. Kardeşkanı üzerinden menfaat umanlar, kardeşlerinin menfaatini düşünmedikçe muz cumhuriyeti olmaktan öteye geçemeyecektir. Bölge ülkelerinden yapmaları istenen şey, kardeş Müslüman Uygur halkına bir Rus veya Amerikalıya verdiği değerin yarısı kadar bile olsa değer vermesidir. Bu onların hem kardeşlik hem insanlık görevidir. 

  • 835 defa okundu.