Ali Bulaç 
Araştırmacı Yazar
Çin'in istilası

"Çin piyasaları istila etti" sözü tuttu. Daha önce de bir vesileyle değinmiştim, bu, dünyaya Batı (Avrupa ve Amerika) gözüyle bakmaktır. Neden "Amerikan, Alman veya İngiliz malları piyasayı istila etmiş olmuyor" da, Çin'in malları "istila" ediyor?
Serbest piyasa ekonomisinin yürürlükte olduğu bir dünyada herkes gibi Çin'in de mal ve hizmet üretme, piyasalara girip diğerleriyle rekabet etme hakkı ve özgürlüğü vardır. Çin, üretim maliyetini ucuza getirip rekabet ediyor: Bu sene Türkiye'den 140 bin kişi hacca gitti. Diyanet İşleri Başkanlığı, hacıların çantalarını Çin'den temin etti. İç piyasada firmalar kapıyı 70-80 bin YTL'den açarken, Çin yerinde teslim 7 dolardan çanta sattı.
Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birine sahip olan bu ülke, bugüne kadar çok da kaliteli sayılmayacak mallar üretiyordu, bu yüzden "piyasayı Çin malları istila etti" derken, biraz da "hayatın kalitesi düştü, zevkler ucuzladı" denmek isteniyordu. Ancak Çinliler, şimdi hem kaliteyi yükseltmeye hem de markaya yönelmeye başladılar, yani Çin'in tazyiki karşısında kaliteli ve markalı mal üretimine yönelip kendine ait alanlar açmaya çalışan Türkiye gibi ülkeler, bir kere daha Çin'in nefesini enselerinde hissediyorlar.
Çin, talebe konu olan her ürünü üretiyor. Din, kültür, gelenek farkı gözetmeden, hatta tam aksine din, kültür ve gelenek çerçevesinde talep yaratmaya, inancın yaşanmasına vesile olan objeleri piyasa metaı haline getirmeye çalışıyor. Mesela beş vakit ezan okuyan ve kıbleyi gösteren saatten tutun son derece kullanışlı -dikişsiz, yapışkanlı- ihrama veya çocukların namaz sûrelerini kolaylıkla kendi başlarına öğrenebilecekleri oyuncaklara kadar. Anlaşılan Çin, talep olsun da ne olursa olsun anlayışı içinde kendini salt üretime ve satışa adamış. Deyim yerindeyse üretimkolik-satışkolik bir ruh hali bu. Devasa nüfusu, siyasî rejimi ve devlet olarak kendisine tayin ettiği hedefler bakımından Çin dev adımlarla ilerliyor. Yıllık büyüme oranı belli bir istikrarı koruyor. Dünyanın her tarafında Çin mallarına büyük bir talep var. Bugüne kadar sadece mallarını göndermekle yetinen Çin, şimdi bizzat piyasanın göbeğinde kendini temsil ediyor, mekan tutuyor. En son Çinliler, Dubai'de bütün bölgeye hitap etmek üzere 6 bin kişilik bir "Çin kasabası" kurdular. Bu kasabada sadece Çin malları pazarlanmayacak aynı zamanda stok da yapılıp çeşitli noktalara dağıtılacak. Kasabanın nüfusunun tamamı Çinlilerden oluşuyor. Türkiye'de benzer girişimleri var, noktasal satış merkezleri kuruyorlar, Harbiye'de çinilerini pazarlamaya başladılar bile. Şimdiden kendimize sormamız gereken bir sual çıkıyor karşımıza: Çin'in bu"müthiş ilerleyişi"nin tahmin edilebilir sonuçları neler olacak? Bu soru hem uluslararası sistem hem de bizim kendimizi ve Batı modernleşmesini idrakimizle ilgili görünüyor.
Hatırlanacağı üzere, 20. yüzyıl boyunca bizim gibi "kalkınma yolunda olan ülkeler" bir "Japonya fenomeni" yaşadı. Hayranlıkla izlediğimiz Japonya, her yıl biraz daha "gelişti", özellikle yüzyılın yarısından itibaren dev adımlarla "ilerledi". Sağcı-muhafazakâr ve dindar kesimler, modernleşmeyi biçimsel devrimlerden ve radikal-otoriter yöntemlerin dayatılmasından ibaret sayan Batıcıları suçlamak istediklerinde Japonya onlar için bulunmaz bir örnekti: "İşte Japonya, milli kültür ve geleneklerini muhafaza ederek ilerledi, bilim ve teknolojide Batı'yı yakaladı!"
Japonya'nın maddi kalkınma yolunda önemli mesafeler kat ettiği doğruydu, sahiden kendine özgü bir "ulusal kültür" ürettiği de doğruydu, bu kültür onu her şeyin özünü başarıyla taklit edip seri üretime sokmaktan ibaretti, ama kendine ve tarihsel kaynaklarına özgü bir kültür geliştirdiği ve hele "aslî geleneklerini koruduğu", yani Japonya kaldığı tartışmalıydı.
Bu, şimdi dev adımlarla ilerlemekte olan Çin için de söz konusudur. Bu konuya devam edeceğiz. Türkiye, Çin`in geçen yıl Bush yönetiminin çabaları sonucunda serbest bırakılması sonrası ABD`ye getirilen Uygur insan hakları ve demokrasi hareketinin lideri Rabiya Kadir`e vize vermiyor. Türkiye`nin Washington Büyükelçiliği, Kadir`in National Endowment for Democracy, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Örgütü`nün nisanda İstanbul`da düzenleyeceği `4. Dünya Demokrasi Hareketi` kongresine katılmak amacıyla yaptığı vize başvurusunu geri çevirdi. Ret kararında Türk Dışişleri`nin Kadir`in Türkiye`ye girmesini sakıncalı bulmasının etkili olduğu öğrenildi. Olay, toplantıyı organize eden kuruluşlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı. 2004 Rafto İnsan Hakları Ödülü sahibi Kadir, bir yıldır Avrupa`da birçok ülkenin dışişleri yetkilileri tarafından kabul edilmişti. Son olarak geçenlerde ABD Kongresi`nde Uygur diasporasının kültür gecesinin de davetlilerindendi. Yıllardır demeçlerinde Türkiye`nin demokratik gelişiminden övgüyle söz etmesiyle tanınan Kadir, kendisine geçit vermeyen ülkenin Türkiye olmasından ötürü son derece üzüntü duyduğunu, dünyaya Çin yönetiminin Uygurlara uyguladığı baskı politikalarını anlatan bir kişi olarak Türk devletinin tavrına anlam veremediğini söyledi. Kadir, Çin`in en başarılı iş kadınlarından biriydi. Ancak 1997`de Doğu Türkistan`ın Gulca şehrindeki katliamı eleştirmiş ve 1999`da tutuklanmıştı. 

KILIÇ BUĞRA KANAT (Arşivi)WASHINGTON -


  • 704 defa okundu.