Uluslararası Af Örgütü 
Çin Halk Cumhuriyeti
AI Index: ASA 17/021/2004

Temmuz 2004 Uygurlar Çin’in “terörle savaş” adına,
uyguladığı baskıdan kaçıyor ( 7 )
Baskı ihracı: Geri gönderilen Uygurlara, sürgündekilere ve ailelerine yapılan baskı

Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’deki Çinli yetkililer tarafından, orada yaşayan Uygur ailelerle ülke dışında yaşayan akrabaları arasındaki temasları izlemek ve sınırlamak için alındığı belirtilen önlemlerden uzun süredir haberdardır. Sürgündeki Uygur aktivistler, aileleri ile yaptıkları telefon konuşmalarının yetkililer tarafından dinlendiğini ve akrabalarına karşı misilleme yapılacağı korkusuyla yetkililerin hassas buldukları konuları konuşmanın olanaksız olduğunu belirtmektedirler. Diğer önlemler arasında, SUÖB’de kalan aile üyelerine pasaport ya da başka seyahat belgelerinin verilmeyerek, yasa dışı yollarla seyahat etmedikçe onların ülke dışındaki akrabalarını ziyaret etmelerini ya da yanlarına gitmelerini etkin şekilde önlemek de bulunmaktadır.

Son dönemlerde gelen bildirimler denetim ve baskı düzeylerinin son iki yıl içinde, yetkililerin sürgündeki Uygurları geri dönmeye zorlamak ya da yurt dışında siyasi faaliyetlere katılmalarını engellemek amacıyla açıkça aileleri hedef almalarıyla artmış olduğunu göstermektedir. Gazeteci olarak çalışan sürgündeki bir Uygur aktivist Uluslararası Af Örgütü’ne, Ekim 2003’de SUÖB’deki akrabalarıyla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında akrabalarının kendisine, Çinli yetkililerinin telefon numarası ve ev adresi de dahil olmak üzere yurt dışındaki yaşamının her ayrıntısını bildiğini söylediklerini anlatmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Çin devlet güvenliği dairesinden yetkililer ailenin evini ziyaret ederek, gazetecinin faaliyetlerinin “kötü ve tehlikeli” olduğunu söylemişlerdir. Yine anlaşıldığına göre bu yetkililer, gazetecinin yurt dışındaki faaliyetlerini sürdürmesi halinde ailenin diğer üyelerine pasaport verilmeyeceği tehdidinde de bulunmuşlardır. Görünüşe göre diğer daha uzak akrabalar, misilleme korkusuyla gazetecinin ailesinden uzak durmaktadır.

Şubat 2004’te Sincan Akrobatik Heyeti’nden beşi erkek ikisi kadın yedi Uygur akrobat Kanada’ya yaptıkları bir ziyarette gruptan ayrılma ve iltica başvurusunda bulunma kararı verdiler. Daha sonra bildirildiğine göre, SUÖB’deki akrabaları, akrobatların fikrini değiştirmek için olduğu açık bir girişimle yerel yetkililerin tehdit ve gözdağına maruz kaldı.

Bu akrobatlardan biri olan 28 yaşında ve küçük bir kız çocuğu annesi kontortiyonist [vücudunu şekilden şekile sokan akrobat] Aygül Memet belirtildiğine göre şunları söyledi: “Onlar [yerel yetkililer] ailemi, geri dönmezsem bir daha beni asla göremeyeceklerini, çünkü onların ülkeden ayrılmalarına ya da benim geri dönmeme izin vermeyeceklerini söyleyerek tehdit ettiler.” Aygül Memet, yetkililerinin geri dönmediği takdirde aile evine el koymakla da tehdit ettiklerini iddia etti. Başka bir akrobat, Gülnar Vayit ise şunları söyledi: “Ailem benim adıma çok mutlu oldu, ama onları aramaktan vazgeçmemi, yoksa başlarına daha fazla sorun açılacağını söylediler.”

Bildirildiğine göre akrobatlar, ibadet için camiye gitmelerine izin verilmemesi, oruç zamanında yemek yemeye mecbur bırakılmaları ve domuz eti yemeye ve alkollü içki içmeye zorlanmalarının da aralarında bulunduğu sayısız nedenle iltica talebinde bulundu. Bir jonglör [el çabukluğu ile marifetler sergileyen akrobat] olan Dilşat Siracidin de şunları söyledi: “Hükümet için gösteri yapıyorduk ve hükümet bizi etnik birlik imajı için kullanıyordu. Başka seçim şansımız yoktu. Karşı çıkma hakkımız yoktu.” SUÖB Komünist Partisi Sekreteri Wang Lequan bu açıklamalara tepki olarak, bu yedi kişinin “yurt dışındaki Sincan ayrılıkçıları tarafından kandırılmış” olduğunu ve çoğunun Kanada’da “iradeleri dışında” tutulduklarını iddia etti. Ailelerinin akrobatların eve dönmelerini istediğini ve döndükleri takdirde onlara “yumuşak” muamele edileceğini de ekledi.

1989’da Çin’den ayrıldıktan sonra Türk vatandaşlığına geçen ve Türkiye’de yaşayan Uygur tüccar Mahmut Akatal Uluslararası Af Örgütü’ne, kendisinin Mayıs 2003’te merkezi ABD’de bulunan radyo kanalı Özgür Asya Radyosu’na 1997’de evini ziyarete gittikten sonra SUÖB’de keyfi olarak gözaltına alınması ile ilgili bir röportaj verdiği için oğlunun Aksu ilinin Sinhe bölgesinde bir ay süreyle gözaltında tutulduğunu anlattı. Bildirdiğine göre polis oğlunu, babasının neden Türkiye’ye taşındığı konusunda sorguya çekmişti. Mahmut Akatal’ın oğlu, akrabalarının para cezasını ödemesinin ardından bir ay sonra serbest bırakıldı. Aile şimdi, Sinhe dışına çıkmak istemeleri halinde polisten izin almak zorundadır.

Kendi ifadesine göre Mahmut Akatal, 1997’de evini ziyaret ettiği sırada Urümçi ve Aksu’da toplam 13 ay polis gözaltısında tutuldu, ardından hakkında dava açılmadan ya da duruşmaya çıkarılmadan Aksu’daki “Yeniden Eğitim Verilen Çalışma” Kampında beş ay boyunca gözetimde kaldı. Kendisi katıldığını kabul etmemesine karşın İstanbul’da Uygurların bağımsızlığı için düzenlenen bir yürüyüş ile bağlantılı olarak gözaltına alınmıştı. Polis sorgusu sırasında dayak yediğini, uykusuz bırakıldığını ve köpeklerle tehdit edildiğini iddia etti. Aksu’daki “Yeniden Eğitim Verilen Çalışma” Kampı’nda tıbbi sorunlarına karşın ağır iş yapmaya mecbur bırakıldı. Mahmut Akatal, kampta yaklaşık 500 tutuklunun bulunduğunu ileri sürdü. Kuran okumaktan gözaltına alınan kişiler de dahil olmak üzere hepsi Uygur siyasi tutuklulardı. Serbest bırakılmasından sonra Mahmut Akatal haksız gözaltı nedeniyle yetkilileri dava etti ve en sonunda davasını kazandı – olumlu ama Çin’de alışılmadık bir sonuç. Ne var ki yerel yetkililer Mahmut Akatal’a tazminat ödenmesine dair mahkeme emrine uymayı kabul etmedi ve Akatal halen Türkiye’den bu tazminatı almaya çalışmaktadır.

Mahmut Akatal’ın 1997’deki gözaltısı, Çin’e geri dönen Uygur milliyetçisi zanlıların keyfi gözaltına alınmasının ve taciz edilmesinin yeni bir olgu olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, Çinli yetkililerin son dönemlerdeki davranışları, bu tür önlemlerin yurt dışındaki bağımsızlık yanlısı Uygur destekçilerinin barışçıl siyasi faaliyetlerini engellemek için kasti bir strateji olarak giderek daha fazla uygulandığını düşündürmektedir.

Daha yakın bir tarihte, yedi yıldır Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşı da olan başka bir Uygur aktivisti, Ahmed Yasin, 2002 yılının ortalarında SUÖB’deki evini ziyaret ettiği sırada on gün boyunca polis tarafından gözaltına alındı. Ahmed Yasin İstanbul’da, Çin konsolosluğu dışındaki gösterilere katılmak da dahil olmak üzere barışçıl siyasi faaliyetlere katılmıştı. Kendisi, SUÖB’e döndükleri zaman benzer bir muamele ile karşılaşmış olan ve Türkiye’de bulunan altı başka Uygurla o dönemden sonra temas halinde olduğunu, ama bu insanların çoğunun deneyimlerini anlatamayacak kadar korkmuş olduklarını iddia etti.

Kendi ifadesine göre Ahmed Yasin, SUÖB’e vardığında on gün boyunca bir otelde gözetimde tutuldu, sivil giysili on polis ve istihbarat elemanları da kendi odasına bitişik iki odada kalıyordu. Bu süre zarfında birbiri ardına polis memurları tarafından sorguya çekildi, polis memurları tüm süreci videoya ve teybe aldılar. Polis memurlarının kendi ev adresi, telefon numarası ve iş adresi de dahil olmak üzere İstanbul’daki yaşamının çeşitli yanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi veriyor olmaları onu çok şaşırttı. Polis memurları bu bilgileri İstanbul’daki Uygur topluluğu içindeki muhbirlerden elde ettiklerini söylediler. Bildirildiğine göre bir polis memuru şöyle demişti: “İstanbul’da olan biten her şeyi biliyoruz –tıpkı TV seyreder gibi.”

Sorgusu sırasında Ahmed Yasin, Türkiye’de katılmış olduğu tüm faaliyetleri ve ilgilendiği tüm siyasi örgütleri yazmaya zorlandı ve işbirliği yapmayı reddediği takdirde hapse atılmakla tehdit edildi. En nihayet sorgunun onuncu gününde “Çin’in birliğini bozacak” herhangi bir harekete katılmayacağını belirten bir ifade imzalamayı kabul etti. Bundan sonra polis memurları üniformalarını giydiler ve ifadesini elinde tutan Ahmed Yasin’in fotoğrafı çekilirken yanında durdular. Ahmed Yasin daha sonra serbest bırakıldı ve Türkiye’ye dönmeden önce ailesini ziyaret etmesine izin verildi. Ahmed Yasin tekrar Çin’i ziyaret ettiği zaman cezalandırılacağı korkusuyla o zamandan beri Türkiye’deki herhangi bir Uygur siyasi faaliyetine katılmaktan kaçınmaktadır.

Uluslararası Af Örgütü, Çinli yetkililerin diğer ülkeleri diasporadaki Uygur grupları tarafından düzenlenen siyasi olayları önlemeye ya da iptal etmeye zorladığı yönünde sayısız bildirim almaktadır. Çin’in kendi yurttaşları ile bağlantılı olarak başka ülkelere baskı uygulama çabaları, son 15 yıldır Suriye’de yaşayan ve Suriyeli bir kadınla evli olan Çin vatandaşı ünlü bir Uygur şairi 40 yaşındaki Ahmedcan Osman’ın yakınlarda Suriye’den sınır dışı edilmesi ile bir kez daha dikkatleri üzerine çekti. Suriye’nin Ocak 2004 başında Ahmedcan Osman’ı sınır dışı etme kararı, Çin’in yurt dışında yaşayan “terörist” zanlılar ile ilgili kara listesini yayınlamasından bir aydan daha kısa bir süre sonra geldi. Şairin ismi bu listedeki adlar arasında değildi, ancak Ahmedcan Osman, şiirlerinin yurt dışında yaşayan Uygur milliyetçilerinin bir araya gelme noktası olabileceğinden korkan Çinli yetkililerin Suriye’ye onu sınır dışı etmeleri için baskı yaptığını iddia etti. Ahmedcan Osman, merkezi ABD’de bulunan radyo istasyonu Özgür Asya Radyo’suna zaman zaman haber geçmesinin de sınır dışı edilmesinde etkili olmuş olabileceğine inanmaktaydı. Ahmedcan Osman Suriye’den Türkiye’ye gelince iltica başvurusunda bulundu ve Mart 2004’te UNHCR tarafından zorunlu mülteci olarak tanındı.
Sonuç ve Tavsiyeler
“Ayrılıkçılar, teröristler ve aşırı dinciler”den oluşan sözde “üç şer güç” üzerinde süregelen sert önlemler, SUÖB’deki Uygur topluluğuna yönelik ciddi ve yaygın insan hakları ihlalleri ile sonuçlanmaya devam etmektedir. 11 Eylül 2001 olaylarının ardından bölgedeki insan hakları durumu, Çin’in uluslararası “terörle mücadele”yi bölgedeki baskı politikalarını haklı çıkarmak için bir mazeret olarak kullanmasıyla daha da kötüleşti.

Bu sert önlemlerin bir parçası olarak, Çin’in sözde “ayrılıkçı” ya da “terörist” suçlar işlediğinden kuşkulanılan ve yurt dışında olan Uygurların zorla geri gönderilmesi için diğer devletlere uyguladığı baskıyı artırdığına dair kanıtlar bulunmaktadır. Görüldüğü kadarıyla bazı vakalarda Çinli yetkililer, bu tür geri dönüşlerin yapılmasına aktif olarak katılmışlardır. İltica başvurusunda bulunmuş olanlar ya da mülteci olarak kabul edilmiş olanlar da dahil olmak üzere zorla geri gönderilenlerin bir kısmının işkence, adil olmayan yargılama ve ölüm cezasının infazı da dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları bildirilmiştir. Çoğunlukla sıkı gözetim ve yerel yetkililerin bu tür bilgileri aktaracak konumda olabilen kişilere dayattığı diğer kısıtlamalar nedeniyle, geri gönderilen diğer kişilerin akıbetleri bilinmemeye devam etmektedir.

Çinli yetkililer, insan hakları ihlallerini belgelemeye, bölgenin bağımsızlığına kavuşması çabalarına destek vermeye ve/veya endişeleri hakkında uluslararası topluluk nezdinde lobi çalışmaları yapmaya kalkışan diasporadaki Uygur grupların barışçıl faaliyetlerini engellemek için başka devletlere de baskı uygulamıştır.

SUÖB’deki ciddi ve yaygın insan hakları ihlallerini göz önünde bulunduran Uluslararası Af Örgütü, Çinli yetkililere ve daha geniş olarak uluslararası topluma aşağıdaki tavsiyelerde bulunur:
Çinli yetkililere:

• keyfi gözaltı ve hapis, tecrit gözaltı, adil olmayan yargılamalar, çok kısa yargılamaların ardından ölüm cezasının infaz edilmesi ve dini, kültürel ve sosyal haklar üzerinde kapsamlı kısıtlamalar da dahil olmak üzere mevcut siyasi bastırmalardan kaynaklanan medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara yönelik yoğun ihlallere son verin;

• Rabiya Kadir, Tohti Tonyaz ve diğer düşünce mahkumları da dahil olmak üzere temel insan hakları ihlal edilerek SUÖB’de cezaevinde tutulan tüm kişileri serbest bırakın;

• medeni, siyasal, ekonomik ve kültürel hakların barışçıl ifade edilmesiyle ilgili faaliyetler ile uluslararası olarak suç eylemleri olarak kabul edilmiş faaliyetler arasında net bir ayrım yapın; insanları gözaltına alma gerekçelerinin dar şekilde uluslararası olarak suç eylemleri olarak kabul edilmiş faaliyetlerle sınırlı tutulmasını sağlayın;

• siyasi amaçlarla şiddet içeren eylemleri ya da diğer suç eylemlerini işlediklerinden kuşku duyulan kişilerin gözaltılarının ve maruz kaldıkları muamelenin yanı sıra, yargılanmalarının ve duruşmalarının uluslararası insan hakları standartlarına uygun olmasını sağlayın;

• ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasal haklarının ciddi ve yaygın olarak ihlal edilmesiyle ilgili olarak Uygur topluluğunda uzun süreden beri var olan yakınmalara hitap edecek etkin önlemler alın;

• uluslararası mültecilik ve insan hakları standartlarının diğer devletlere getirdiği yükümlülükleri ihlal ederek, iltica başvurusunda bulunan kişileri ve mültecileri zorla geri göndermeleri için bu devletler üzerinde baskı kurmayı durdurun;

• Diasporadaki Uygur örgüt ve bireylerinin kendi temel insan haklarına uygun olarak barışçıl ve meşru faaliyetler yürütmelerini engellemeleri için diğer devletler üzerinde baskı kurmayı durdurun.
Diğer hükümetlere, özellikle de ABD, Nepal, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan ve öteki Güney Asya ve Orta Asya ülkelerine:


• iltica hakkı vermenin barışçıl ve humaniter bir davranış olarak tanınmasından hareketle, iltica başvurusunda bulunan Uygurlara, mümkün olduğu takdirde UNHCR himayesinde yapılanlar da dahil olmak üzere bağımsız mülteci belirleme yollarına erişme olanakları sağlayın;

• mülteci statüsü için yaptığı başvurunun sonuçlarını bekleyen bütün Uygur iltica başvurucularını Çin’e geri göndermekten kaçının ve iltica başvurusunda bulunan herhangi bir Uyguru Çin’e zorla geri gönderilme ve/veya diğer insan hakları ihlallerine maruz kalma riski altında olacakları başka ülkelere göndermekten kaçının;

• Çin’de bağımsız İslamcı hareketlerle ya da “ayrılıkçı” muhalif faaliyetlerle bağlantılı olduğu iddia edilen, Çin’e geri gönderildiği zaman işkence, ölüm cezası ya da diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olabilecek herhangi bir Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşını Çin’e geri göndermekten kaçının;

• iltica başvurusunda bulunan hiç bir Uygurun, mültecilik statüsü başvurusunun sonucunu beklerken rutin bir işlem olarak ya da başka şekilde uluslararası standartlar ihlal edilerek gözaltına alınmamasını sağlayın;

• İltica için gittikleri ilk ülkede etkin koruma bulamadıklarından UNHCR tarafından zorunlu mülteci olarak kabul edilmiş Uygurların olabilecek en hızlı biçimde üçüncü ülkelere yerleştirilebilmelerini sağlayın;

• SUÖB’de halen yaşanmakta olan yaygın insan hakları ihlalleri konusundaki endişelerinizi Çin hükümetine ifade edin.

  • 1318 defa okundu.