TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE UYGUR TÜRKLERİ
 
Erkin ALPTEKİN
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı


Türk tarih, kültür ve medeniyetinin en eski beşiği; Asya’da İslamiyet’i ilk kabul eden büyük hükümdar Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın anavatanı, dünyaca meşhur Divan-ı Lügatit Türk ve Kutadgu Bilig eserlerinin yazarı Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacip’lerin ilham kaynağı olan Doğu Türkistan 1760-1863 1. Mançur-Çin, 1876-1911 yılları arasında 2. Mançur-Çin, 1911-1949 yılları arasında ise Milliyetçi Çin istilasına maruz kalmıştır.
Tarihçiler Doğu Türkistan Türklerinin, bağımsızlığını tekrar elde edebilmek için bu zaman zarfında irili ufaklı olmak üzere 400 den fazla ayaklanma düzenlemiş olduğunu kaydetmektedir. Bu ayaklanmaların neticesi olarak memleketi Çinlilerden tamamen temizleyen Doğu Türkistan Türkleri 1863,1933 ve 1944 yıllarında olmak üzere üç bağımsız devlet kurmuş, bu bağımsızlık mücadeleleri sırasında 2,5 milyon Doğu Türkistan Türk’ü hayatını kaybetmiş, Çinlilerin intikam almasından korkan 500.000 Doğu Türkistanlı komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmış ve 200.000 Doğu Türkistanlı da Çin zindanlarında yok edilmiştir.
Ama Batı Türkistan’ı istila eden Çarlık Rusya ve Çarlık Rusya’nın devrilmesinden sonra yönetimi ele geçiren Bolşevikler, Türkistan’ın doğusunda kurulan bağımsız bir devletin kendi yönetimindeki Batı Türkistan Türklerine kötü örnek olacağını düşünerek, Çinlilere yardım etmek suretiyle Doğu Türkistan’da kurulan bağımsız devletleri ortadan kaldırmıştır.
Böylece, Doğu Türkistan 1949 yılında Milliyetçi Çin’i mağlup edip yönetimi ele geçiren Komünist Çin istilası altında kalmıştır.
DOĞU TÜRKİSTAN’IN BU GÜNÜ
1949 yılında Doğu Türkistan’ı ele geçiren Çin Komünistleri son 55 yıldan beri Doğu Türkistan Türklerine karşı siyasi baskı, kültürel eritme, ekonomik sömürü, ekolojik yıkım, ırki aşağılama siyaseti uygulamaktadır.
Özellikle, Çinlilerin nüfus transferi, mecburi doğum kontrolü, Uygur Türk lehçesini ortadan kaldırmak ve İslamiyet’in kökünü kazımak için yürütmekte olduğu siyaset, Doğu Türkistan Türklerinin milli ve dini benliğini ciddi olarak tahdit etmektedir.
Nüfus Siyaseti:
Çinliler; Doğu Türkistan’ı tamamen bir Çin eyaletine dönüştürebilmek için bu ülkeye Çinli yerleştirme siyasetine devam etmektedir. 1949 yılından önce Doğu Türkistan’da 300 bin kadar Çinli vardı. Şimdi bu sayı 25 milyona ulaşmış durumdadır. Çinliler uzun vadede 50 milyon Çinli yerleştirmek istemektedir. Ardı arkası kesilmeyen bu Çin göçmen akını yalnız Doğu Türkistan Türklerinin milli benliğini tehdit etmekle kalmayarak, aynı zamanda bu ülkenin yerli halkı olan Türkleri işsizlik, sefalet ve kıtlığa sürüklemiştir.
Doğu Türkistan yer altı ve yer üstü hazineleriyle çok zengin bir ülke olmasına rağmen, fert başına düşen milli gelir fakirlik sınırının altında olup, 100 dolardır. Doğu Türkistan mahalli hükümetinin Kasım 2001 tarihinde yayımladığı bir raporunda da belirtildiği gibi, Doğu Türkistan’daki bir Çinlinin yıldaki 373 dolar geliri, bir Türk’ün gelirinden 3,6 kat daha fazladır. Yani Doğu Türkistan da bir Türk yılda 100 dolar kazanıyorsa, bir Çinli bir yılda 373 dolar kazanmaktadır. Doğu Türkistan’daki Çinliler arasında işsizlik yoktur. Ama Türklerin %90’nı işsizdir. Doğu Türkistan’ın ormanları yok edilerek Çin’den yeni gelen göçmenlere yeni yaşama alanları açılırken, geçen yıl başkent Urumçi’de evlenen 40 bin çift ev bulamamaktadır. Özellikle Doğu Türkistan’ın güneyinde kalan Çarekilik,Çerçen, Niye, Hoten, Yarkent ve Kaşgar gibi yörelerde kıtlık hüküm sürmekte olup, Hoten şehri civarında yaşamakta olan 1,700 Türk ailenin başını sokacak bir evi olmadığı için Taklamakan çölünün kumlarına gömülüp yattığı, 2001 yılında bu yöreye gönderilen Doğu Türkistan Halkla İlişkiler Dairesi yetkilileri tarafından bizzat tespit edilmiştir. Aynı yılın sonunda gıdasızlık yüzünden “Hepatetis” hastalığına yakalanan binlerce Türk Hoten civarında ölmüştür. Bu gün Doğu Türkistan’da doğan çocukların yüzde 80’i gerekli temel gıdayı almadan büyümektedir.
Mecburi Doğum Kontrol Siyaseti:
Çinliler, Doğu Türkistan Türklerinin nüfus artışını önleyebilmek için Türk kadınlarına karşı mecburi doğum kontrolü uygulamaktadır. Bu uygulayama göre, şehirlerde yaşayan Doğu Türkistan Türkleri bir, köylerde yaşayanlar ikiden fazla çocuk sahibi olamıyor. Bunun yanında Türk kadınları kısırlaştırılmakta, hamile kalan Türk kadınları kürtaja tabii tutulmakta, razı olmayan Türk kadınlarının karnı yarılarak çocuklar zorla alınmakta, bu yüzden her yıl on binlerce kadın ve çocuk hayatını kaybetmekte; hamile kalan kadınların eşleri devlet memuru ise işten atılmakta ve bütün sosyal haklarından mahrum edilmektedir. İsmini açıklamak istemeyen bir yurttaşımız Doğu Türkistan’dan gönderdiği 12 Aralık 2004 tarihli mektubunda özetle şunları yazıyor.
“Nüfusu 180 bin olan Çapçal nahiyesinde 100 kadına doğum izni verildi. Aynı şehirde devlet dairelerinde çalışmakta olan 40 kişi, eşleri hamile olduğu için işten atıldılar. Nüfusu 200 bin olan diğer bir ilçede hamile kalan 35 bin kadının, 686 sı zorla kürtaja tabi tutuldu, direnen 993 kadının karnı yarılarak çocukları yok edildi, 10.705 kadın zorla kısırlaştırıldı ve geriye kalan kadınların akıbetini bir türlü tespit edemedik.”

Dil Siyaseti:
Doğu Türkistan’da yayınlanmakta olan “Sinjiang Ribao” yani Doğu Türkistan Günlüğü adlı gazetenin 14 Aralık 1960 tarihli sayısında özetle şunlar belirtiliyor.
“Çin Halk Cumhuriyetinin genel nüfusunun %94’nü Çinliler teşkil eder. Biz Çin’nin kaynaştırılmasına taraftarız. Bunu gerçekleştirmek için bir milleti esas almak gerek. Bu millet de Çin milletidir. Bundan sonra azınlık milletler ile Çinliler arasındaki evlenmeleri daha da hızlandırmamız, Çin dilini esas almamız ve azınlık milletleri geçmişteki zehirli ideolojilerden kurtarmamız gerek ”
O gün bu gün Çinliler, Doğu Türkistan Uygur Türk lehçesini tedrici olarak Çinlileştirmek; Uygur Türk lehçesinde eğitim veren okulları kapatmak ve bu dilde yazılan bütün eserleri yok etmek için şiddetli bir siyaset uygulamaktadır.
Orta Asya Türk dil, medeniyet ve kültürünün gelişmesine büyük katkılarda bulunan Uygur Türk lehçesinin siyasi, askeri, teknik ve idari tabirler için yeterli olmadığını öne sürerek, Uygur Türk lehçesinde karşılığı olduğu halde, bunların yerine binlerce Çince kelimelerle doldurmuştur. Çinliler, Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistan’daki bütün il ve ilçelerin isimleri Çinlileştirmekle kalmayarak, şimdi özel isimleri de Çinlileştirmektedir. Mesela: “Şöhret” ismi resmi Çin kayıtlarında “Xiao He Lai Ti”, “Alim” ismi “Aihemaiti Alimuyu”, “Mehmet Emin” ismi “Mimayitimin Maiyimu” olarak geçmektedir.
Çinliler, Doğu Türkistan Türklerinin erimesini hızlandırabilmek maksadıyla Eylül 2001 tarihinden itibaren her yıl 5000 Doğu Türkistan gencini Çin okullarında eğitmek maksadıyla Çin’in iç eyaletlerine göndermeye başlamıştır.
Eylül 2003 tarihinden itibaren ise, Doğu Türkistan’da Uygur Türk lehçesinde eğitim veren bütün ana, ortaokul, liseler kapatılmış, bu okullar Çince eğitim veren okullarla birleştirmiş, Türk öğretmenlere Çince ders verme mecburiyeti getirilmiş, Çince bilmeyen öğretmenler işlerinden atılmış ve bu güne kadar Doğu Türkistan’da Uygur Türk lehçesinde yayınlanan bütün kitaplar imha edilmiştir. Eskiden Doğu Türkistan’daki Yüksek okullardaki eğitimin %70’i Çince idi. Şimdi tamamen Çince olmuştur.
 
Din Siyaseti:
Merkezi Washington’da bulunan İnsan Haklarını Koruma ve Çin’de İnsan Haklarını Koruma adlı iki uluslar arası teşkilatın ortak olarak 11 Nisan 2005 tarihinde yayınladığı Doğu Türkistan’daki Dini vaziyet konulu 114 sayfalı raporunda, Çinlilerin, uluslar arası terörizme karşı sürdürülmekte olan savaşı bahane ederek Doğu Türkistan Türklerinin inancını yok etmeye çalıştığını belirtmektedir. Gerçekten de Çin Komünistleri, Doğu Türkistan’ı istila ettiği 1949 yılından beri İslamiyet’e karşı merhametsiz bir siyaset yürütmektedir. Bunun sebebi, İslamiyet’in, Doğu Türkistan Türklerini Çinlileştirmek için yürütmekte olduğu siyasete karşı bir kalkan vazifesi görmesidir. Bu nedenle, Çinliler, İslamiyet’i yok etmeden, Doğu Türkistan Türklerini Çinlileştiremeyeceği kanaatindedir. Nitekim Çinliler, 1949 ile 1979 yılları arasında, Doğu Türkistan’da 29 bin camii yok etmiş, 54 bin din görevlisini tutuklayarak ağır çalışma kamplarına sevk etmiş ve yalnız başkent Urumçi’de 370 bin Kuran-ı Kerim imha edilmiştir.
Bu siyaset halen devam ettirilmektedir. Mesela, Doğu Türkistan Günlüğü gazetesi 12 Nisan 2000 tarihli sayısında, Doğu Türkistan’nın pek çok il ve ilçelerinde inşa edilen 1500 camiin kapatıldığını, 153 camiinin inşaatının durdurulduğu ve Çin Komünist Partisine sadakat bildirmeyen 25,000 Türk görevlisinin işine son verildiğini bildirmiştir. Amerika’nın New York Times gazetesinin 14 Ağustos 2003 tarihli sayısında ise, Doğu Türkistan’da 12,000 din görevlisinin göz altına alındığını, bunların 153’ünün bilahare tutuklanarak ağır hapis cezasına çarptırıldıklarını ve Doğu Türkistan’daki bütün özel dini okulların kapatıldığını ifade etmiştir. Bu gün Doğu Türkistan’da 18 yaşından küçük gençlere evde veya okulda dini eğitim vermek, başta Kuran-ı Kerim olmak üzere İslami konularda kitap, broşür veya risale yayımlamak kanunen yasaktır.
Çinliler “İslam dünyasından gelen Müslümanlarla bütünleşiyor” bahanesiyle, Doğu Türkistan Türklerini Hacca gitmesine müsaade etmemekte, etse bile çok sıkı güvenlik tedbirleri almakta ve Hacca gidenlerin çoğunluğunun Çin ajanlarından oluşması dikkat çekmektedir. Şu anda Doğu Türkistan’da talebe ve devlet memurlarına Ramazan aylarında oruç tutmak ve camiye gidip namaz kılmak tamamen yasaktır. Çin’in buna benzer insanlık dışı siyasetine karşı çıkan Doğu Türkistan Türkleri duruma göre son 55 yılda, “Amerikan ajanı”, “Sovyet Hegemonistlerinin Maşası”, “Pan-Türkist”, “Pan-İslamist”, “Kökten Dinci”, “Bölücü” ve 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye yapılan saldırıdan sonra da “Terörist” olarak gözaltına alınmakta, insanlık dışı işkenceye tabi tutulmakta ve ölüm cezalarına çarptırılmaktadırlar.
Uluslar arası Af Örgütü, Amnesty International’a göre, yalnız 11 Eylülden bu yana Doğu Türkistan’da 200 den fazla Uygur Türk’ü ölüm cezasına çarptırılmış, 100 e yakın Uygur Türk’ü hapishanelerde işkenceyle öldürülmüş ve 3000 Uygur Türk’ü de tutuklanmıştır.
Doğu Türkistan hükümetinin reisi İsmail Tilliwaldi’nin 12 Nisan 2004 tarihinde yabancı basın mensuplarına, “2001 yılından beri Doğu Türkistan’da hiçbir şiddet olayına rastlanmadı.” Diye açık beyan vermesine rağmen, Çin yetkilileri, Doğu Türkistan Türklerini, “Terörist” bahanesiyle tutuklamaya, işkenceye tabi tutmaya ve ölüm cezalarına çarptırmaya devam etmektedir.
Mesela Uluslar arası Af Örgütü’nün 16 Eylül 2004 tarihinde yayınladığı raporuna göre, Çinliler, gizli bir celsede 50 Uygur Türk’ünü ölüm cezasına çarptırmıştır. Aslında, Doğu Türkistan’ın Lop-Nor bölgesinde gerçekleştirilen 46 Atom denemesiyle, Doğu Türkistan’da terörizmi başlatan Çinlilerin kendisidir. Çevreye yayılan radyoaktif maddeler yalnız içme suyu, temel gıda maddeleri ve hayvanları etkilemekle kalmayarak, şimdiye kadar 200.000 Doğu Türkistanlının ölümüne neden olmuş ve kanser hastalıklarının hızla artmasına yol açmıştır. Yapılan tahminlere göre, şu anda Doğu Türkistan’da her on kişiden biri kanser hastasıdır. Bir zamanlar uzun ömürlü olarak bilenen Doğu Türkistan Türkleri arasında 40-45 yaşlarında ölenlerin sayısı hızla artmaktadır. Sakat doğan çocukların yanı sıra, çocuk ölüm oranı ise 1000 de 200 olmuştur.
Ayrıca, 2 Eylül 2001 tarihinde Urumçi’de düzenlenen bir basın toplantısında “Doğu Türkistan’da teröristik olaylar yok” diye dış basın mensuplarına açıklama yapan Doğu Türkistan’daki Çin Komünist Parti birinci sekreteri Wang Luçuen, 11 Eylül’de ABD ye yapılan terör saldırısından sonra, Uygur Türklerini dünyaya “terörist” olarak lanse etmeye çalışması çok anlamlıdır. Bununla da yetinmeyip şimdi “Doğu Türkistan” ismini kullanan bütün Uygur Türklerini “Doğu Türkistan Teröristçileri” olarak tanımlaya çalışmaktadır.
Türkistan İslam Hareketi adlı küçük bir teşkilatı terörist listesine aldık. Ama bu, tüm Uygurların terörist olduğu anlamına gelmez. Aksine, biz Uygurları bir dost olarak biliriz. Maalesef, Çin yetkilileri, ABD hükümetinin bu kararını, kamuoyuna çarpıtarak yansıtmıştır. ABD hükümeti, terörizmi bahane ederek Uygurların tabii haklarının çiğnenmesine şiddetle karşıdır.
Aslında Doğu Türkistan’daki terör eylemlerini gerçekleştirenler Uygurlar değil yine Çinlilerin bizzat kendileridir. Nitekim, Fransız haber ajansı, Ajans France Press’in Çin kaynaklarına dayanarak verdiği 27 Aralık 2001 tarihinde yayımladığı bir haberinde Doğu Türkistan’da çeşitli terör eylemlerine katılan 318 etnik Çinlinin güvenlik birimlerince yakalandığını dünyaya duyurmuştur.
Son on yılda Doğu Türkistan’da patlayan üç bombayla Doğu Türkistan Türklerini dünya kamuoyuna terörist olarak tanıtmaya çalışan Çinliler, Çin’de hemen, hemen her gün patlayan bombalama eylemlerinden hiç söz etmemektedir. Örneğin yalnız 2001 yılında Çin’in çeşitli eyaletlerinde 2000’e yakın bombalı saldırı eylemi gerçekleştirilmiş, bu eylemlerde 200 Çinli hayatını kaybetmiş ve 1000 Çinlide yaralanmıştır. Çin yönetimi bu bombalı saldırı eylemlerini bir “terörist” olay değil “adli suç” olarak nitelendirmektedir. Çünkü terörist olma sıfatı, ancak Müslüman olan Doğu Türkistan Türklerine yakışır.
Hiçbir kaynak göstermeden bu gün Doğu Türkistan Türklerini “terörist” olmakla suçlayan Çin yönetimi, Usame Bin Ladin’e yataklık yapan Taliban rejimiyle 1998 yılında bir savunma anlaşması imzalamış, Birleşmiş Milletlerin yaptırımlarına rağmen, 1999 yılında gizli olarak Kabil’e 40 Milyon dolar yardımda bulunmuş ve bu paranın bir kısmını El-Kaide teşkilatına aktarılmasını sağlamıştır.
Usame Bin Ladin ise Ağustos 1999 tarihinde yaptığı bir konuşmasında Afganistan ile Çin arasındaki yakın dostluk ilişkilerinden övgüyle söz etmiştir. El-Kaide mensuplarının saklandığı Tora Bora olarak tanımlanan bölgedeki mağaralarda bulunan çok sayıda ki Çin markalı silahlar, El-Kaideye askeri alanda da yardım ettiğini ortaya çıkarmıştır.
Çin’in, Orta Asya Cumhuriyetlerinde sözde “İslami Terörizm” tehlikesi yaratıp söz konusu cumhuriyetleri kendine bağlayabilmek için 1998 yılından beri El-Kaide’yi, bir maşa olarak kullandığını da batılı istihbarat birimleri çok iyi bilmektedir.
DOĞU TÜRKİSTAN’IN GELECEĞİ
Bu şartlar altında Doğu Türkistan Türklerinin geleceği nasıl olacaktır? Doğu Türkistan Türklerinin geleceği büyük ölçüde Çin’in Doğu Türkistan Türklerine karşı izleyeceği siyaset, Çin’deki politik ve ekonomik gelişmeler ve pek çok dünya devletlerinin Çin’e karşı izleyeceği siyasetine bağlı olacaktır. Eğer Çin şimdiki insanlık dışı siyasetini devam ettirecek olursa, tarih sahnesinden tedrici olarak silinme gibi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalan Doğu Türkistan Türklerinin “Yatıp ölgünçe etip öl” yani “Yatıp öleceğime, silah sıkarak öleyim.” diyen Doğu Türkistan halkının topyekün bir ayaklanmaya girişmesi mümkündür.
Pek çok araştırmacı, Doğu Türkistan’da patlak verecek olan bir top yekün ayaklanmanın, çok seri bir şekilde Tibet, İç Moğolistan ve hatta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine sirayet edebileceğini, o zaman da Orta Asya’nın büyük bir istikrarsızlık içine sürüklenebileceğini ifade etmektedirler.
Buna örnek olarak 1985 yılında Doğu Türkistan’da Türk Talebeler tarafından düzenlenen Çin aleyhtarı ayaklanmaların 1989 yılında Pekin’deki Çin talebelerine sirayet ederek, Tiananmen meydanındaki talebe katliamıyla noktalandığını; 25 Nisan 1996 tarihinde Doğu Türkistan’da Çin yönetimine karşı patlak veren silahlı ayaklanmanın 7 Mayıs 1996 tarihinde Tibet’e sıçrayarak, Tibet’teki pek çok Çin tesislerinin bombalanmasına yol açmasını ve bu şiddet olaylarının 6 Haziran 1996 tarihinde İç Moğolistan’a tesir etmesini göstermek mümkün.
İç Moğolistanda patlak veren Çin aleyhtarı şiddet olaylarına on binlerce Moğol katılmış ayaklanma ülkenin her tarafına yayılmış ve Çinliler etraftan getirdikleri takviye birlikleri ile bu ayaklanmayı çok kanlı bir şekilde bastırmıştır.
Nitekim Çin bilim adamları da, aynı görüşü ileri sürmektedirler. Örneğin, Çin sosyal bilimler akademisi üyesi Lu Fan Zhi, Hong Kong ta yayınlanmakta olan, Singtao gazetesinin, 25 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan yazısında, özetle şunları belirtiyor:
“Tibet konusu dünyaca biliniyor. Sinkiang Tibet kadar bilinmiyor. Ama Tibet “bölücülük” eyleminde tecrit olmuş durumda. Sinkiang’taki durum bunun tam tersi çünkü, Sinkiang halkının dış ülkelerde soydaşları var. Eğer Sinkiang’taki bölücülük hareketleri güçlenirse, komşu ülkelerinde soydaşlarının, Sinkiang’taki soydaşlarının yardımına gelmeleri mümkün. Ayrıca, Sinkiang halkı Müslüman. Afganistan örneğinde olduğu gibi, pek çok Müslüman’ın gönüllü olarak Sinkiang’taki Müslümanların yardımına koşması da söz konusu. Ayrıca, Sinkiang’taki huzursuzluklar, Tibet, İç Moğolistan ve hatta Çin’in pek çok eyaletlerinde hüküm süren kargaşalıkları da alevlendirebilir.”
Hızlı ekonomik kalkınmaya rağmen Çin bu gün gerçek anlamda kaynayan bir kazan durumundadır. Çin Komünist Partisi otoritesini tedrici olarak kaybetmektedir. Mahalli yönetimlere sözünü geçirememektedir. Mahalli yöneticiler, eyaletleri kendi başına buyruk yönetmektedir. Suistimal son haddeye varmıştır. Ekonomik kalkınma, zengin eyaletler ile fakir eyaletler arasındaki uçurum gittikçe açılmaktadır. Zengin eyaletlerin halkı arasındaki mahalli milliyetçilik temayülleri güçlenmeye başlamıştır. Onlar şimdi kendilerinin “Han” olarak tanımlanmasına karşı çıkmaktadırlar. Çünkü “Han” olarak tanımlanan Çinlilerin monoletik bir yapıya sahip olmadığını, kantonlularla, mandarinler, kuzey minlerle, güney minler ve Şanghaylılarla, Siçuanlar arasında hiçbir etnik bağı olmadığını bu nedenle Çin’de genel nüfusu 91’i teşkil eden Çin birliğinin suni bir birlik olduğunu ifade etmektedirler.
Çin’in pek çok eyaletlerinde, kıtlık hüküm sürmektedir. Çin nüfusunun %70’ini teşkil eden çiftçiler son yıllarda yönetime karşı silahlı ayaklanmalar düzenlemeye başlamışlardır. Özellikle Çin’in Anhui, Şensi, Yunan, Honan, Hübei ve Guizu gibi eyaletlerinde büyük bir istikrarsızlık hüküm sürmektedir. Geçen yıl aralık ayında Guizu eyaletinde on binlerce çiftçi askeri garnizonları basmış silahlanarak güvenlik kuvvetleri ile çatışmalara girmiş ve ambarları talan etmişlerdir. Mao’u iktidara getiren Çin’li çiftçiler şimdi komünist yönetimin temelini sarsmaya başlamıştır. Çin’in çeşitli eyaletlerinde son yıllarda bombalama, sabotaj ve talan olayları şiddetlenmiştir. Çin’in iç eyaletlerinde 70 ile 80 milyon Çinlinin giyecek, yiyecek ve barınağı yoktur. 200 milyon Çin’li işsizdir. 100 milyon Çin işçisi Çin’in çeşitli eyaletlerinde, altı bin izinsiz grev düzenlemiş ve güvenlik kuvvetleri ile kanlı çatışmalara girmiştir.
Ayrıca bugün batı ülkelerinde, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Çin’in her alanda güçlü bir devlet olarak ortaya çıkıp, kendi milli çıkarlarını tehdit etmesini istemeyen tesirli kuruluşların olduğunu unutmamak gerekir. Bunlar tarafından, “Çin bir bütün devlet olarak mı kalmalı, yoksa Çin’de 5 ayrı bağımsız devlet mi kurulmalı ” gibi hesaplarda yapılmaktadır.
Son yıllarda, pek çok dünya devletlerinin Doğu Türkistan Türklerine olan ilgisi hızla artmaktadır. Mesela pek çok hükümet yetkilileri, Birleşmiş Milletler Teşkilatı, ABD Kongresi, Avrupa Parlamentosu ve milli parlamentolar, Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hak ihlallerini telin ederek beyanatlar vermekte, kararlar çıkarmakta konferanslar, brifingler ve oturumlar düzenlemektedirler. Durumu yerinde araştırmak için Doğu Türkistan’a özel temsilciler gönderilmektedir. ABD Hükümeti ve Kongresi, ABD Dışişleri Bakanlığında özel bir “Doğu Türkistan masası” ihdas için teşebbüse geçmiştir. Pek çok Sivil Toplum Kuruluşları, BM İnsan Hakları Komisyonunda Doğu Türkistan’daki insan hak ihlallerini dile getirmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu şimdi Doğu Türkistan’a özel raportörler gönderme hazırlığı içindedir. Dış basın Doğu Türkistan konusuna daha fazla ağırlık vermektedir. Bundan 10-15 yıl önce Doğu Türkistan ile ilgili olarak yılda bir makale yayımlanırken bu sayı şimdi binleri geçmiştir.
Bu ilginin sebebi acaba Doğu Türkistan Türklerine karşı duyulan sempatinin artmasından mı yoksa, Çin korkusu mu, yoksa Doğu Türkistan’daki zengin petrol, doğal gaz, platin, altın, gümüş vs. gibi kaynaklara duyulan iştiyaktan mı kaynaklanıyor, henüz bilinmiyor.
Sebep ne olursa olsun, Çin yöneticilerinin, bundan böyle, Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan, Çin ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini tedrici olarak büyük bir istikrarsızlık içine sürükleyebilecek siyasetten vazgeçmelidir.
İnsan haklarına saygı, çatışmaları önlemenin temel şartıdır. Bu nedenle Çin’li yöneticilerin, Doğu Türkistan Halkının, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinde kaydedilen haklarına saygılı olması, bu hakları eksiksiz yerine getirmesi ve Doğu Türkistan halkının şiddet yollarına başvurmasının temel sebeplerini araştırıp ona göre çözüm yolları araması hayati önem taşımaktadır.
Özgür yaşayabilmek için mücadele etmekte olan Doğu Türkistan Türklerini tutuklamak, işkencelere tabi tutmak, idam cezalarına çarptırmak ve onları dünya kamuoyuna “terörist” olarak ilan etmekle onları sindirmek mümkün değildir.
Doğu Türkistan Türkleri büyük bir medeniyetin varisleridir. Tarihçiler, bu nedenle “Uygur” sözünün “uygar” yani “medeni” anlama geldiğini ifade etmektedir. Böyle büyük bir medeniyetin varisleri olan Uygur Türkleri asla “terörist” olamazlar. Sebep ne olursa olsun, Uygur Türkleri asla terörist değildir. Doğu Türkistan Türkleri haklı davasını barışçı yollarla sürdürmek azmindedir ve bu barışçı mücadelesini, Çin ve dünya kamuoyunu memnun etmek için değil, bizzat kendi tarihinden aldığı acı tecrübelere dayandırmaktadır.

  • 881 defa okundu.