ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ :
Şatlık AMANOV 
Gazi Üni.Uluslararası
İlişkiler Dok.Öğr.
Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi)
Sincan ya da Doğu Türkistan Sorunu

Çin'deki beş otonom bölgeden biri olan Sincan (Doğu Türkistan), 1.6 milyon km2'lik yüzölçümüyle (toplam yüzölçümün altıda biri) Çin'in en büyük siyasi-idari alt birimidir; nüfusunun da yaklaşık olarak 16 milyon olduğu tahmin edilmektedir. (15) Bölge nüfusunun yarısına yakını Uygur olmasına rağmen, Han grubu Çinlilerin nüfusu her yıl ortalama % 8'lik bir artış göstermektedir. Bölgenin sahip olduğu jeo-stratejik ve jeo-ekonomik önemin farkında olan Çin yönetimi, Uygur nüfusuna yönelik asimilasyon politikalarını ve baskıcı tutumlarını, uluslararası kamuoyunun tepkilerine rağmen, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla oluşan yeni siyasi yapılanma sürecine paralel olarak arttırmıştır. Hatta Çin, uluslararası platformlarda sürdürdüğü "Tayvan šartı"na benzer bir stratejiyi bu bölge için de kullanmakta ve Doğu Türkistan yerine "Xinjiang" (Sincan) adını kullanmaktadır.
Çin'in Doğu Türkistan bölgesindeki asıl endişesi, "Uygur milliyetçiliğinin gelişmesi ve bağımsızlık yanlısı akımların güçlenmesidir". (16) Ayrıca Çin, bölgedeki milli, dini ve ayrılıkçı hareketlerin yayılmasını engellemenin ötesinde, Doğu Türkistan'ın sahip olduğu zengin doğal kaynaklardan (17) dolayı da bölgede kendi etkinliğini artırmaya çalışmaktadır. Çünkü Çin'in gelecekteki ekonomik kalkınma planı, öncelikli olarak istikrarlı siyaset (hem bölgesel, hem de ulusal bağlamda bir istikrar) ve yeterli "hammadde-enerji-işgücü"ne dayanmakta ve bunun büyük bir kısmı söz konusu bölgeden sağlanacaktır.
Çin, ülke geleceği açısından hayati-stratejik öneme sahip Doğu Türkistan'ı insan hakları, demokrasi gibi uluslararası düzeyde kabul gören söylemlerin ihlali pahasına da olsa, elden çıkarma isteğinde değildir. (18) Belki de bu yüzden Çin Hükümetinin gerçekleştirdiği en korkunç insan hakları ihlalleri Doğu Türkistan'da görülmektedir. İnsan hakları ihlallerinin odaklandığı esas unsur ise, "self-determinasyon" hareketleridir. Amnesty International'in 1999'da açıkladığı rapora göre, son iki yılda Çin hükümeti 210 Uygur'u idam cezasına mahkum etmiştir; siyasi idam cezaları ve işkence, bölgede artık rutin hale gelmiş bulunmaktadır. (19) Doğu Türkistan'da yaratılan ekonomik refahtan yeterince pay alamayan Uygurların, Han Çinlilerine yönelik saldırıları 1997'den itibaren bölgesel olmaktan çıkarak tüm Çin'i hedef alan bir nitelik kazanmıştır. Bu dönemde Doğu Türkistan'da hükümet güçleri tarafından 162.000 tutuklama gerçekleştirilmiştir. Tutuklamayı izleyen haftada ise binden fazla kişi idam edilmiştir. (20)
Çin'in kuzeybatı bölgesi, 1990'larda bölgenin siyasi haritasında aniden beliren bazı Türk Cumhuriyetleriyle 3000 km. uzunluktaki sınırı paylaşmaktadır. Özellikle Çin'i hem Orta Asya'dan ayıran, hem de birleştiren konuma sahip olan Doğu Türkistan, bu konumu bağlamında stratejik önem taşımaktadır. Orta Asya'da Uygurlar yaşadığı gibi, Doğu Türkistan'da da Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Tatarlar bulunmaktadır. (21) Böylesi bir coğrafyanın potansiyel olarak etnik, dini ve teritoryal çatışmalara içkin olduğu kuşkusuzdur. (22) Çin'in Doğu Türkistan'a önem vermesinin ve Doğu Türkistan'la milli, dini ve tarihi ortak noktaları paylaşan Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle sıkı diplomatik ilişkiler tesis etmesinin arkasında yatan nedenler, bu bağlamda daha iyi anlaşılmaktadır. Çin'in çevresinin pek güvenli olmadığının farkında olan Deng Xiaoping (1904-97, Çin Komünist Lideri) de, "yerel çatışma yaratabilecek olan etnik ayrımcılığı" (23), Çin'in karşılaşabileceği sekiz tehlikeden birisi olarak ele almaktadır. šanghay İşbirliği Örgütü sayesinde Çin, kuzey ve batı bölgelerini emniyete alma imkanına kavuşmaktadır ki bu türden bir geniş kapsamlı örgütsel şemsiye Çin'e komşularıyla tarih boyunca tesis edemediği bir ilişki sürecini başlatma imkanı sağlamıştır.

IV. Rusya ile Çin Arasında Blok mu Oluşuyor?
Mao Zedong'un 1 Ekim 1949'da kuruluşunu ilan ettiği Çin Halk Cumhuriyeti'nin dış politikası tarihsel bağlamda birkaç döneme ayrılabilir (24): Sovyetler Birliği ile yakın ilişkilerin kurulduğu 1950'li yıllar; Kültür Devrimiyle (Cultural Revolution) Çin'in uluslararası imajının sarsıldığı ve sınır çatışmaları ile sonuçlanan SSCB-Çin ilişkilerindeki gerginliğin yükseldiği 1960'lı yıllar; diplomatik düzeyde ABD ile yakın ilişkilerin kurulduğu ve aynı zamanda Çin'in uluslararası platformlarda tanınmaya başlandığı 1970'li yıllar; Çin'in büyük bir güç olarak bölgesel ve uluslararası güç ilişkilerinde varlığını hissettirmeye başladığı 1980'li yıllar ve "açık kapı" politikası izlenerek küresel ekonomiye entegre olma çabalarının arttığı ve Rusya-Çin ilişkilerinde önemli değişikliklerin yaşandığı 1990'lı yıllar.
Çin'in Rusya ile bölgesel entegrasyon çerçevesinde bir şemsiye altında bir araya gelmiş olması kuşkusuz siyasi tarih açısından önemli bir gelişmedir. Rusya, Avrupa'dan Asya'ya uzanan geniş coğrafyası, zengin doğal kaynakları, nükleer silahları ve nüfusu itibariyle hala büyük bir güçtür. (25) Rusya'nın Çin ile yaptığı ticari ilişkiler ABD ile olandan daha güçlüdür ve Çin'in Rusya'dan aldığı silahların toplam hacmi yıllık olarak 1 milyar Amerikan Dolarından daha fazladır. (26) Ayrıca Rusya, Asya kıtasında Çin'in komşuları içerisinde askeri açıdan en güçlüsü ve küresel güç olma potansiyeline sahip olan tek ülkedir. Bu nedenledir ki, Asya'da ve dünyada oluşan yeni güç dengelerinin konumu, Rusya Federasyonu'nun bugünkü ve gelecekte izleyeceği politikalarla yakından bağlantılıdır. Üstelik iki büyük ülke arasında yıllardır çözüme kavuşturulamamış olan toprak-sınır sorunları da bulunmaktadır.
Daha önce de değindiğimiz gibi Rusya ve Çin, ŞİÖ'nün kuruluşunda rol oynayan en önemli iki ülkedir. Bu bağlamda söz konusu teşkilatın hayatını sürdürerek güçlenmesi de büyük ölçüde bu iki bölgesel gücün izleyeceği stratejilere bağlıdır. Son on yıl içerisinde iki ülke, ticaret ve sınır ihtilaflarının çözümü gibi konular başta olmak üzere birçok alanda yakın ikili ilişkileri tesis etmişlerdir. Haziran 2001'de imzalanan "Dostluk ve İşbirliği Konusunda İyi-Komşuluk Anlaşması", Soğuk Savaş'ın başlangıcından bu yana iki ülke arasında gerçekleştirilen ilk resmi dostluk anlaşması niteliği taşıyordu. (27)
Bununla birlikte Çin-Rusya ilişkileri oldukça kırılgan ve istikrarsız bir nitelik sergilemiştir. Özellikle terörizme karşı ilan edilen (Afganistan müdahalesiyle birlikte) küresel savaşın ardından Amerikan yönetiminin Rusya ile ilişkilerini düzeltme çabaları Çin yönetimini açıkça tedirgin etmiştir. Moskova Anlaşması (Mayıs 2002) ve tarihte ilk defa Rusya'ya NATO'da söz hakkı imkanı veren NATO-Rusya Konseyi'nin kurulması Pekin'i oldukça rahatsız etmiştir. Batılı askeri, siyasi ve ekonomik kuruluşlarla ilişkilerini sağlamlaştırmaya çalışan Rusya'nın dış politika eğilimleri, Çin açısından Rusya'nın Batı eksenine kayması anlamına gelmektedir. Böylesi bir eğilimin devam etmesi halinde Çin'in marjinalleşeceği (28) ve bölgesel gelişmelerdeki göreceli rolünün zayıflayacağı iddia edilebilir.
Diğer taraftan Rusya'nın bugünkü yönetimi, ülkenin geleceğini Batı (ABD ve AB) ile tesis edilecek ilişkilerin geliştirilmesinde görmektedir. Bu süreçte, uluslararası platformlarda ekonomik ve siyasi ağırlığı her geçen gün artan farklı ülkelerle (Çin, Hindistan gibi) kurulacak yakın ilişkilerin caydırıcı bir araçsal işlev görmesi de muhtemeldir. Haddizatında Çin ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin, bir blok oluşturma fikrini yaratamayacak kadar zayıf olduğu söylenebilir.
Son tahlilde, Çin'in bölgesel profili açısından Orta Asya ile ilişkilerinde en önemli ülkenin Rusya olduğu gözlenmektedir. Karasal olarak kuşatılmış bir bölge olan Orta Asya, Çin ve Rusya'nın stratejik işbirliği imkanlarını test edebilecekleri en uygun bölge olarak belirmektedir. Çin ve Rusya arasındaki yakınlaşma Orta Asya ülkeleri için çok şey ifade etmektedir. Her iki ülkede de ayrılıkçı hareketler (Çeçenistan ve Doğu Türkistan örneklerinde görüldüğü gibi), radikal dini akımlar, terörizm, güvenlik problemleri, enerji kaynakları ve ticaret yolları gibi konuların gündemde olması işbirliği için uygun zemin sunmaktadır.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, 1-3 Aralık 2002 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde imzaladığı uluslararası alanda işbirliğini öngören 8 maddelik anlaşmada šanghay İşbirliği Örgütü'nün fonksiyonunu artırmaya yönelik bir maddenin de bulunması, aslında iki ülkenin šİÖ'ye verdikleri önemin bir işareti olarak değerlendirilebilir. ŞİÖ eksenindeki son gelişmeler de Putin'in "uluslararası sistemde meydana gelen hızlı gelişmeler Rusya ile Çin arasındaki ilişkilere stratejik bir nitelik kazandırmıştır" şeklindeki sözlerini teyit eder niteliktedir.
V. Bölgedeki Entegrasyon Hareketlerinin Eleştirisi
Barış ve istikrarın egemen olduğu müreffeh bir Orta Asya için bölgesel işbirliği ve entegrasyonların kaçınılmaz olduğu şüphesizdir. Ne var ki, bu tür girişimler, karşılıklı çıkarlara saygı, ekonomik kârlılık ve ülkelerarası piyasa mekanizmalarının uyumluluğu gibi bazı koşulların sağlanmasıyla başarıya ulaşabilir. Günümüzde Orta Asya bölgesini de içine alan entegrasyon ve işbirliği mekanizmalarının söz konusu koşulları sağladığını söylemek oldukça zordur. Yani GUUAM, Kolektif Güvenlik Anlaşması veya BDT Gümrük Birliği gibi yapılar tamamen suni, ekonomik açıdan sağlam temellere dayanmayan ve aşırı bir şekilde politize olmuş kuruluşlar görünümünü yansıtmaktadır.
Söz konusu ülkelerarası kuruluşların faaliyetlerinin objektif bir değerlendirmesinin yapılmadığı da bir gerçektir. Bu kuruluşların çoğu geçici amaçlara hizmet etmekte ve 1990'lı yıllarda köklü değişikliğe uğrayan bölgesel jeopolitik gerçekleri de yansıtmamaktadır. Üye ülkelerin farklı siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapılara sahip oluşu, başarılı ve bütüncül entegrasyon çabalarını engellemektedir. Ayrıca, Orta Asya bölge ülkeleri bizatihi bir "taraf" olarak değil, aksine "stratejik değeri yüksek bir siyasi alan" olarak algılanmaktadır. Bu tür algılamanın, bölge ülkelerinin çıkarlarından daha ziyade hegemonik güç merkezlerinin çıkarlarına hizmet ettiği söylenebilir. Nitekim Orta Asya bölgesi, hem Rusya hem de Çin jeopolitiği açısından son derece önemli bir "ara" bölge olarak değerlendirilmektedir.
Bölgedeki bütünleşme hareketlerinin merkezine oturtulan "tehdit" algılamalarındaki "seçiciliğin" de yeniden kritiğe tabi tutulması gerekmektedir. Tehdit algılamalarının içerisinde "İslami fundamentalizm", terörle mücadele ve güvenlik konularının başta geldiğini görüyoruz. Halbuki bölgenin en önemli sorunları arasında bunlardan daha öncelikli olarak yoksulluk, çevre kirliliği (Aral Gölü ve Fergana Vadisi başta olmak üzere), her türlü uyuşturucu kaçakçılığı, sağlık ve eğitim konuları yer almaktadır. Kaldı ki bu sorunlar, aynı zamanda, terörizmin ve ayrılıkçı hareketlerin de bir nevi kaynağını teşkil etmektedir.

VI. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün Geleceği
Her türlü engel ve problemlere rağmen, ŞİÖ'nün önemli başarılara imza attığı söylenebilir. Her şeyden önce güven tesis edici mekanizmalar ve beş ülkenin sınır bölgelerinde silahsızlanma inisiyatifi gibi girişimler sayesinde, šanghay mekanizmasının uluslararası ilişkilerde ve üye ülkeler arasında "güvenlik" sorunsalını başarıyla yönettiği görülmektedir. Bu, üye ülkelere, zamanlarını ve sınırlı kaynaklarını siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma gibi daha öncelikli konulara yönlendirme fırsatını sağlamıştır.
Ayrıca, Şanghay mekanizması Çin ve diğer beş ülke arasındaki sınır problemlerinin çözümünde de yapıcı rol oynamıştır. Bilindiği gibi sınır anlaşmazlıkları uluslararası ilişkilerin çözülmesi zor en önemli sorunlarından bir tanesidir. Sınır anlaşmazlıklarının çözümlenmemesi sıklıkla bloklaşmalara ve hatta savaşlara neden olabilmektedir. Bu bağlamda šanghay mekanizması, hükümetlerarası görüşmelerin başarıya ulaşması için yapıcı bir atmosfer oluşturmuştur. Sınır anlaşmazlıklarının çözüme kavuşturulması, bölge ülkeleri arasındaki işbirliği olanaklarının daha da gelişmesini teşvik etmiştir. Bölgede dini fundamentalizm ve terörizm ile mücadele konusunda da šanghay mekanizması yapıcı rol oynamıştır.
ŞİÖ, üye ülkelerin farklı konular bağlamında birbirleriyle etkili bir şekilde iletişim kurabilecekleri ve karşılıklı faaliyetlerini koordine edebilecekleri bir mekanizma yaratmıştır. Örgüt sayesinde, ülkeler arasında karşılıklı güvenin tesis edilmesi, silahsızlanma, terörizmle mücadele ve işbirliği gibi konularda tarafları bağlayıcı anlaşmalara imza atılmıştır. Son gelişmeler, šanghay mekanizmasının üye ülkelerin çıkarlarına hizmet edebilecek etkin, çok-taraflı bir enstrüman olarak uluslararası arenada daha da güçleneceğini göstermektedir. (29) ŞİÖ'nün gelecekte sahip olacağı konumunun sınırları, özellikle Çin-Rusya ilişkileri, Amerika'nın Orta Asya'daki varlığı ve bölge ülkelerindeki ayrılıkçı-terörist hareketlerin durumu tarafından test edilecektir.
11 Eylül saldırılarından sonra, Orta Asya'da tanık olunan Batının askeri varlığı yeni ortaya çıkan ŞİÖ için büyük bir tehdit oluşturmuştur. Buna cevap olarak, ŞİÖ terörle mücadeleyi kendi kuruluş amaçlarından biri olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda, hem Çin hem de Rusya'nın ŞİÖ'nün gelecekteki başarısında hayati çıkarları bulunduğu söylenebilir. Özellikle Çin kısa vadede büyük bir diplomatik kazanım elde edeceğe benziyor: šİÖ'nün başarısı, Pekin'in, bölgesel güvenlik konusunda çok taraflı yaklaşımın geliştirilmesini öngören "yeni güvenlik konsepti"ni güçlendirecektir. Dolayısıyla šanghay mekanizması ekseninde meydana gelen son gelişmeler, Çin'in Orta Asya'daki artan Amerikan askeri varlığını engelleme girişiminde ŞİÖ'ye verdiği önemin göstergesi olarak yorumlanabilir.

VII. Türkiye Daha Etkin Bir Rol Üstlenmeli
Orta Asya'da barış ve güvenliğin inşası, büyük ölçüde, bölgede çok yönlü bir sentezi gerçekleştirecek yeni işbirliği modelinin teşekkülüne bağlıdır. Bölge ülkelerinin stratejik eğilimleri arasındaki denge hala tam olarak sağlanamamıştır; dolayısıyla büyük güçlerin küresel çıkarlarının bölgeye yönelik nüfuz mücadeleleri potansiyel olarak var olmaya devam edecektir.
Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Rusya'nın Orta Asya'dan çekilmesiyle birlikte, bölgede bir tür "güç boşluğu"nun ortaya çıktığı bilinen gerçektir. ŞİÖ, bölgesel güvenliği ve istikrarı sürdürmede etkili bir mekanizma olmaya hazırlansa bile, Orta Asya bölgesi büyük güçlerin söz konusu "boşluğu" doldurma çabalarında daha uzun bir süre "satranç tahtası" olarak kalacağa benziyor.
šanghay İşbirliği Örgütü, bölgedeki nüfuz mücadelesinde şimdiden bir taraf olarak yerini almış bulunmaktadır. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün güçlenmesi, aslında, Türkiye ile Orta Asya bölgesi arasına yeni bir "demir perde"nin inmesi anlamına gelebilir. Böylesi bir gelişme uzun vadede Türkiye'nin bölgedeki siyasi ve ekonomik çıkarlarını zora sokabilir. Bu yüzden Türkiye artık Orta Asya'yı "terbiye" edilmesi gereken bir bölge ve model ihracının yapılacağı bir "test alanı" olarak görmekten vazgeçmelidir. Orta Asya bölgesi, Çin veya Rusya için bir tehdit kaynağı olabilir; ama Türkiye için hala bir "imkandır". šanghay mekanizması ekseninde gelişen olayların, orta ve uzun vadeli çıkarlar bağlamında yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Unutulmamalıdır ki, "iç meseleler sadece seçimleri kaybettirebilir; dış politika meseleleri ise hepimizi mahvedebilir"(30) (John F. Kennedy, 1963).

15. Olgan Bekar, "Çin ve Batı Türkistan", Avrasya Dosyası, Yaz 1995 Cilt: 2, Sayı: 2, s. 51.
16. Martin Fackler, "China and Russia Form New Bloc", Daily News, (çevrimiçi)
17.http://www.dailynews.yahoo.com/h/ap/20010616/wl/china_shanghai_summit_6.html, 3 Ekim 2001.
18. Doğu Türkistan, bugün için Çin'in en verimli enerji üreten bölgelerinden biri olmasa da, ülkenin en geniş fosil yataklarına sahip bulunmaktadır. Doğu Türkistan'ın kuzey bölgesinde Karamay yakınlarında hidrokarbon çıkarımı devam etmektedir ve burada petrol üretimi 7 milyon ton ve doğal gaz üretimi de 500.000 ila 700.000 ton kömür eşdeğerine ulaşmıştır. Urumçi ve Hami yakınlarındaki 56 maden ocağından yılda ortalama 8 ile 9 milyon ton arasında kömür çıkartılmaktadır. Çinli jeologlar, Tarim Havzası ve Taklamakan Çölünün altında 80 ile 180 milyar varil petrol bulunduğunu tahmin etmektedirler. Bkz.: Murat Çıplak, a.g.m., s. 237 - 239.
19. Şatlık Amanov, ABD Dış Politikası ve İnsan Hakları - Rusya Çin İran Örnekleri Bağlamında Konunun Değerlendirilmesi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2002, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, ss. 250.
20. Margaret Huang, a.g.m., s. 1.
21. Murat Çıplak, a.g.m., s. 241.
22. Erkin Ekrem, "Çin'in Türkistan Politikası: šanghay Beşlisinden šanghay İşbirliği Örgütüne", Stratejik Analiz, Cilt: 2, Sayı:16, Ağustos 2001, s. 73.
23. Bugün 300 binden fazla Uygurun yaşadığı Kazakistan ve Kırgızistan, Doğu Türkistan'da yürütülen mücadelenin dış bağlantı noktalarını oluşturmaktadır. Özellikle Kazakistan'ın eski başkenti Almata, Doğu Türkistan Devrimci Cephesinin de aralarında bulunduğu birtakım kuruluşlar çerçevesinde sağlanan dış desteğin merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Bu nedenle 1996 yılından bu yana Pekin Hükümetinin ayrılıkçı hareketin bastırılmasına yönelik çabaları yoğunlaşmış ve bir taraftan içeride "Batıya göç et" (go West) kampanyaları ile bölgenin etnik kompozisyonu değiştirilmeye çalışılırken, diğer taraftan, dışarıdan alınan desteğin kesilmesi için ikili ve uluslararası düzeyde işbirliğine gidilmektedir. Bu çerçevede, Çin ilki 1994'te Kazakistan ile olmak üzere 1996'da Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile suçluların değişimi anlaşmaları imzalamıştır. Bkz.: Cihangir Gürkan šen, "Rus - Çin - Türkistan İlişkilerinde Yeni Bir Dönem (mi?): šanghay Beşlisi", Stratejik Analiz, Cilt: 1, Sayı:1, Mayıs 2000, s. 16.
24. Yang Meizhih, Jün Gung Bao, "Çin'in Çevresinde Karşılaşabileceği Sekiz Tehlike", Çev. Nuraniye H. Ekrem, Stratejik Analiz, Cilt: 1, Sayı: 2, Haziran 2000, s. 70.
25. China: General Background Brief, Foreign and Commonwealth Office, Northern Asia and Pacific Research Group, London, April 2000, s. 2.
26. A. Arbatov, "Russia's Foreign Policy Alternatives", International Security, Cilt 18, No: 2 , 1993, s. 6.
27. "Russia-China Trade Turnover Amounts to $11 Billion," ITAR-TASS News Agency, June 6, 2002.
28. Sherman Garnett, "Challenges of the Sino-Russian Strategic Partnership," The Washington Quarterly Vol. 24: No. 4 (2001), 41-54.
29. Ching Cheong, "US-Russia Summit Worries China," The Korea Herald, June 1, 2002.
30. Şatlık Amanov, a.g.m.

  • 955 defa okundu.