Türklük Mücahidi
Servet KABAKLI 
Gazeteci Yazar
İSA Yusuf Alptekin... Müslüman Türk Milleti için 'kara asır' olan 20'inci Yüzyıl'da yetişen ender devlet ve millet adamlarından biri olan İsa Yusuf Alptekin'i anlatmak için akıl ve gönül imbiğinden damıtılabilecek en kısa ifade ne olabilir diye düşündüm ve 'nefes nefes Doğu Türkistan'da karar kıldım... Halen Kızıl Çin esareti altında bulunan Müslüman Türk Milleti'nin Atayurdu Doğu Türkistan'ın hürriyet mücadelesi, İsa Yusuf Alptekin Bey'in ruhunu Hakk'a teslim ettikten sonra dahi sürdürdüğü haysiyet kavgasıdır; iki cihanda alnına yazılmış kara sevdasıdır.
İsa Yusuf Alptekin gibi bir büyük devlet, mücadele ve gönül abidesini yakından tanımak, o gül gönüllü çelik iradeli Alperen'in ve mukaddes davasının hizmetinde bulunmak, kendisi tarafından 'manev” evlat' sayılmak, ömrüm buyunca yaşadığım en büyük şereflerden, en az”z hatıralardan ve Cenab-ı Hakk ömür verdikçe, uğruna baş koyacağım en büyük mesuliyetlerden biridir. Doğu Türkistan Türkleri'nin Efsanev” Lideri İsa Yusuf Alptekin, 1901 yılında Türk alemi'nin 'Divan šehri' Kaşgar'a bağlı Yenihisar Kazası'nda başlayan çileli hayatını, 1995 yılının 17 Aralık gecesinde, 'Dersaadet' İstanbul'da, Can vatan Türkiye'nin kucağında, ruhunu Hakk'a teslim ederek noktaladığında, son nefesinde bile Doğu Türkistan'ın hürriyetini sayıklıyordu... Vefatından bir gün önce, Ataköy'deki evinde ıstırab içinde kıvranırken; 'Servet beyciğim, Cenab-ı Hakk esir ve mazlum Türk ve İslam Dünyası'nın yegane ümit kaynağı, istinatgahı Türkiyemiz'e zeval vermesin. Benden sonra da Doğu Türkistan Davası'na hizmeti, Allah (cc) rızası için devam ettirin' derken gözyaşı döküyordu... Dilim, kalemim acizdir... İSA Yusuf Bey, Doğu Türkistan Davası'na yardım eden herhangi bir insana 'Size minnertarlığımızı ifade etmekten dilim acizdir' diye başlardı konuşmasına... Biliyor musunuz dostlarım, binlerce aziz hatırasıyla dopdolu olduğum, kendisini Türk Dünyası'nın diğer 2 büyük hürriyet kahramanıyla, Elçibey ve Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile tanıştırmak, buluşturmak şerefini yaşadığım, her geçen gün daha çok özlediğim, bütün şehidlerimiz, rahmet-i rahmana kavuşmuş devlet ve millet adamlarımızla beraber minnet ve dualarla andığım İsa Yusuf Alptekin'i anlatmaktan, benim de kalemim aciz şu anda... İsa Bey'in 'Doğu Türkistan Davası'nın Hamisi' olarak andığı bir başka 'Alperen', rahmetli Ahmet Kabaklı Hocamız, 8 Haziran 1991'de, İsa Yusuf Alptekin'in 90. yaşında Türk Edebiyatı Vakfımız'ın düzenlediği 'Minnettarlık Günü' hatırasına yayınlanan kitaba da ad olan 'Türklük Mücahidi' başlıklı yazısında bakın nasıl anlatıyor bu 'abide insan'ı ve Türklük davasını. Bu yorum size bir hayırlı cuma armağanı. Oğuzhan ilinden Alparslan iline.. šİMDİ aramızda doksan yıllık ömrünü, Türk Dünyası'nın bir ucundan bir ucuna sevgi çiçekleri serperek geçirmiş, gaflet uykularından bizi uyarmış, Oğuz Han ile Alparslan'ın tarih” macerasını tekrarlamış bir seyyahtır İsa Yusuf Alptekin Bey... Vatan'ın bir ucu Türkistan, bir ucu Balkan diye gelmiştir. Ecdadımızın yaşadığı, iz bıraktığı, hala da hayat sürmekte olduğu her yer Türk'ün vatanıdır.... Çinli kim imiş! Rus kim imiş! Ya öteki çalı süpürgeleri kimler imişler!.. Onların hükmünü, Bilge Kağan, ta bin 300 önce, Orhun kıyısı kitabelerine yazmıştı; birinciye 'Tabgaç Budun', ikinciye 'Sıklab Budun' diyordu. İlkinden 'hilekar, iki yüzlü' diye söz ediyor, ötekine 'barbar ve yaban' diye damga vuruyordu. Gerçek şu ki; aradan bin 300 yıl geçmiş de o hükümleri kimse değiştirememiş. İsa Yusuf Alptekin, işte bize, şahsının ve yakınlarının kanını, dünyanın en eski Türk düşmanlarına karşı vuruşurken dökmüş, bir İslam-Türk mücahidi, bir bilge 'Tonyukuk' rahmetiyle geldi... Usul ve erkan ile bize hakikatleri öğretti. Dünyaya çatısından bakan Anayurdumuzun, hem mürşid, hem mücahid, hem de cengaver bu seyyahı, Ata-Vatan'dan Ana Vatan'a geldiği zaman elli yaşında idi... šimdi maşallah 90 yaşındadır. Geldiğinden beri, başka hiçbir laf etmeksizin, ekmek, aş, evlat, ayal düşünmeksizin bize yalnız ve yalnız 'Kavım-kardaş'dan (Doğu Türkistan'dan) söz etmektedir.
Heyecanlı bir hatib... Fuzul”'nin derdini dünyalar kadar geniş Türk vatanında paylaşan bir haldaş... Derd çok, hem derd yok düşmen kavi tali zebun' diyen ama... Fuzul” duyarlığını yanından hiç ayırmayan liderler güzidesi... Aynı zaman da temkinli diplomat, inandırır, ikna eder, sebat eder... Kavmine ve milletine örnek olur bir asil insan... Oğuz Han'lıktan Kül-Tiğin'liğe, sonra Horasan erenliğine değişmiş bu ulu gezgin, 40 yıldan beri aramızdadır. 'Turan'ı sınırları belirsiz bir masal ülkesi olmaktan çıkarıp: Osmanlı'daki 'Kızıl elma'mız gibi, gidebildiğimiz kadar gideceğimiz, sevebildiğimiz kadar sevebildiğimiz; yazacağımız, özleyeceğimiz, mektuplarla hallerini sorabildiğimiz, filmlerde, mus”kilerde görebildiğimiz, Kur'an-ı Kerim yollayabileceğimiz, gençleri getirtip okutabileceğimiz, birlikte Hacca gidip Ravza-yı Muhammed'e yüz sürebildiğimiz bir ufuk... Bir taze vatan, bir gönül diyarı olarak bize o tanıtmıştır. Müslüman Türk'ün en uzakta oturanını en yakın eden: Orkun, Yenisey kıyılarında, Kaşgarlı Mahmud katında, Hazreti Buhar”, Ahmet Yesev”, Yusuf Has Hacip huzurunda çile dolduruşunu, aşağılık kavimlerin istilasını, zulmüne işgaline, kötülüğüne maruz ve eseri kalışının acısını o bize, yeniden yeniye duyurmuştur... Oğuz Han'dan, Alparslan'dan, Sarı Saltuk'tan sonra... Ve daha binlerce İran, Turan ve eren yolcusundan sonra İsa Yusuf Bey, Ata vatandan yeni ama acıklı, ama şerefli, ama bizi cihada çağıran yeni haberlerin müjdeci seyyahıdır.

  • 881 defa okundu.