ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (1)
Şatlık AMANOV 
Gazi Üniv.Uluslararası İlişkiler
Böl.Doktora Öğr.
Günümüzde uluslararası etkileşim, bir yandan ulusları her gün biraz daha güçlenen küresel işbirliğine yönlendirirken diğer yandan da farklı bölgesel alanların, kendilerine özgü alt sistemlerle yakınlaşmasına neden olmaktadır. Bölgesel ya da küresel düzeyde olsun, bu tür örgütlenmeler ekonomik gelişmeyi sağlamanın yanında kültürler arası etkileşimi arttırmakta, en önemlisi saldırganlığı engelleyerek güvenliği tesis etmekte, uzlaşmayı ve barışı ön plana çıkarmaktadır. Bölgesel işbirliğinin örnekleri arasında Avrupa Birliği, Uzak Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması ve yeni oluşmaya başlayan šanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi teşkilatlar gösterilebilir.
Uluslararası sistemdeki yapısal değişimler (özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde siyasi, askeri ve ekonomik alanda görülen dönüşümler) ve bununla eşzamanlı olarak ortaya çıkan gelişmeler, bölgesel güvenlik problemlerini dış politikanın önemli unsuru haline getirmiştir. Soğuk Savaş'ın bitmesi, uluslararası siyasi sistemin biçimine ilişkin yeni eğilimler ve/veya karşı eğilimleri ortaya çıkarırken, ideolojik temellere dayalı düşmanlık çağının yerini daha karmaşık, değişken ve kırılgan bir nitelik taşıyan dünya düzeni almıştır. Yeni dönemde devletlerin dış politika yapımı süreci ile diğer ülkelerle ilişkileri bağlamında sahip oldukları en büyük özellik, "bağımsız" davranışlar sergileyebilme kapasitesinin artmış olmasıdır. (1) Bu eğilimin önemli bir boyutunu da küreselleşme, uluslararasılaşma ve demokratikleşme gelişmelerine paralel olarak post-Sovyet siyasi coğrafyasında ortaya çıkan yeni bağımsız ülkelerin de içerisinde yer aldığı "bölgesel bütünleşme" hareketleri teşkil etmektedir.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra hızla artan bölgesel çatışmalar, sınır değişimleri, etnik milliyetçilik ve nüfus hareketleri uluslararası ve bölgesel güvenliği doğrudan tehdit eden unsurlar olarak belirmiştir. Böylesi bir ortamda, bölge ülkelerinin iç yapılanmaları ve dış dünya ile ilişkilerini tanımlama biçimi uluslararası topluluğu ve özellikle komşu ülkeleri çok yakından ilgilendirmektedir.
"Bölgesel örgütlenme" kavramı Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütler tarafından da teşvik edilmektedir. Bölgesel örgütlenmenin yalnızca barış ve güvenlik konularını değil ekonomik ve sosyo-kültürel konuları da içerdiği açıktır. Avrasya (Orta Asya'yı kapsayan) bölgesinde de bu türden bir alt örgütlenme projesi, bölgesel dayanışmaya temel oluşturmanın ötesinde güvenlik ve barışın teminatı olarak da işlev görebilir.
I. Orta Asya Neden Önemli?
Orta Asya bölgesi Rusya, Çin, Pakistan ve İran tarafından çevrelenir ve Türkiye, Hindistan gibi bölgesel güç havzalarının sınırlarından sadece bir kaç kilometre ötededir. Diğer bir ifade ile Orta Asya, dördü nükleer güce sahip geleceğin muhtemel bölgesel ve/veya küresel güçleri ile çevrilidir.
Bilindiği gibi, geçen yüzyıl boyunca Sovyet yönetiminin öncelikli stratejik hedefi, Orta Asya bölgesini Türkiye (Osmanlı'nın son dönemi de dahil almak üzere), İran, Hindistan ve Çin gibi Avrasya'nın en önemli kültür havzalarından ve siyasi-ekonomik güç merkezlerinden tecrit etmek olmuştur. Nitekim Rus terminolojisinde Orta Asya (Srednaya Aziya) kavramı bir "sınır" terimi veya "biz" ve "öteki"lerin buluştuğu (buluşamadığı demek daha doğru olur) bir "tecrit alanı" olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda söz konusu kavram, bölgedeki beş Müslüman cumhuriyeti benzer kültürel, etnik ve dini yapıya sahip bölgelerden ayırmakta ve "zoraki" oluşturulan siyasal bir kültürün sınırlarını tayin etmektedir.
Tarihsel bağlamda Orta Asya bölgesi, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'ndan sonra başarılı bir bölgesel entegrasyon ve uzlaşının gerçekleştiği bir birliktelik ve barışa tanık ol(a)mamıştır. Osmanlı'nın Ortadoğu ve Balkanlardaki insanların bilinçaltında ve siyasal kültüründe bıraktığı derin izlere benzer bir ortak tarihsel "maya"nın, Orta Asya ulusları için yabancı bir olgu olduğu iddia edilebilir. Günümüzdeki Rusya'nın doğal siyasi-ekonomik hinterlandını teşkil eden Orta Asya'nın "parçalı" sosyo-kültürel ve etnik yapısı, coğrafi yakınlıklarına rağmen, bölge ülkelerinin kendilerine özgü alt sistemlerle yakınlaşmasını zorlaştırmaktadır. (2)
Sovyetler Birliği'nin dağılışı, Orta Asya bölgesi bağlamında, küresel ve bölgesel güçler (Çin, ABD, Türkiye, İran, İsrail gibi) için doğal bir jeopolitik ve jeostratejik genişleme alanı olması anlamına gelmiştir. Yeni dönemde Orta Asya, "değişken" ve "öngörülemeyen" bir bölge olarak hafızalarda yer etmiştir. Dünya Bankası, Orta Asya ülkeleri için son on yılı "üçlü geçiş" (triple-transition) olarak nitelendirmiştir: bölge ülkeleri eşzamanlı olarak Sovyetler Birliği'nin ani dağılışının makro-ekonomik şokuyla, merkezi devlet yönetiminden daha demokratik, piyasa eksenli stratejilere ani geçişle ve iki büyük nükleer gücün ortasında kalarak beklenmedik bir coğrafi konum değişikliğiyle karşılaşmışlardır. (3) 1990'lardan günümüze kadar Orta Asya ve Kafkasya'da, etnik çatışmalardan sınır ihtilaflarına, Rusya'nın yayılmacı eğilimlerinden bölgesel güç mücadelelerine, šanghay İşbirliği Örgütü'nden Hazar eksenli bölgesel entegrasyon süreçlerine kadar değişik gelişmeler yaşanmıştır.

II. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün Oluşum Süreci
Orta Asya'da ortaya çıkan yeni cumhuriyetler bağımsızlıklarının ilk yıllarında komşularıyla sınır problemlerini çözmek için büyük çabalar harcamışlardır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, Çin ile sınırdaş ülkeler (Kazakistan, Rusya, Kırgızistan ve Tacikistan) sınır anlaşmazlıklarının ve toprak ihtilaflarının çözüme kavuşturulması için bir araya gelerek bölgesel entegrasyona kadar uzanacak bir süreci başlatmışlardır. Bu görüşmeler neticesinde, Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in sözleriyle "yüzyıllardır çözüm bekleyen sınır sorunları gelecek nesillerin iyiliği için olumlu manada çözülmüş" oluyordu. Orta Asya bölgesindeki barış ortamına büyük katkısı olduğuna inanılan šanghay İşbirliği Örgütü'nün (eski adıyla šanghay Beşlisi) temeli, 26 Nisan 1996 tarihinde šanghay'da, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan liderlerinin ilk zirvesinde atıldı. (4) Zirve sırasında "Sınır Bölgelerindeki Askeri Alanda Güven Artırıcı Önlemleri Pekiştirme" anlaşması imzalandı. Böylece, "Şanghay Beşlisi" resmi hüviyetine kavuşarak, dünya siyasetinde yeni bir aktör olarak ortaya çıkmıştır.
Halihazırda Orta Asya bölgesini de içine alan (Türkmenistan hariç) bütünleşme hareketlerinden en iddialı olanı šanghay İşbirliği Örgütü'dür. Her şeyden önce šanghay İşbirliği Örgütü, "kuzeyi istikrarlı, doğusu endişeli ve batısı karışık" bir Çin'in bölgedeki güç boşluğunu doldurmaya yönelik hamlelerinden birisi olarak doğmuş ve tamamen Çin'in inisiyatifiyle kurulmuştur. Teşkilatın adını Çin'in ekonomik gücünün adeta simgesi olan šanghay kentinden almış olması da bir tesadüf değildir. Aslında böylesi bir tespitten yola çıkarak, gelecekte Çin'in bölgesel ve küresel önceliklerinin temel paradigmalarının büyük ölçüde ekonomik eksenli bir eğilimle şekilleneceği iddia edilebilir.
Büyük sorunları olan küçük devletler olarak değerlendirilen Orta Asya ülkelerinin, bağımsızlıklarının ilk yıllarında Amerikan dış politika öncelikleri arasında oldukça önemsiz bir yere sahip olduğu söylenebilir; Washington'un öncelikli hedefleri arasında orta vadeli siyasi istikrar ya da uzun vadeli ekonomik kalkınmadan ziyade nükleer silahların yayılmazlığı ve enerji güvenliği yer almıştır. (5) Bunun sonucunda da bölge ülkeleri acil güvenlik ve ekonomik ihtiyaçları için Rusya ve Çin'e yönelmişlerdir. Ancak bu durumun 11 Eylül saldırılarından sonra büyük ölçüde değiştiği görülmektedir.
Doğu Türkistan'daki otoritesini korumak dışında, Orta Asya'nın enerji kaynaklarına erişim güvenliğini garantiye almak isteyen Çin (6), Ortadoğu petrolleri üzerinde kontrolü sağlamış olan ABD'nin Orta Asya ve Hazar bölgesinde de olası bir kontrolünü veya etkisini engellemek amacıyla, bölge devletleriyle işbirliği sürecini hızlandırmıştır. šanghay Beşlisi ile Orta Asya'da oluşturulan ve ABD'yi dışarıda bırakan söz konusu inisiyatif, ABD'nin Asya denkleminde güçsüzleşmesine neden olmuştur. Potansiyel bir küresel güç olan Çin, Avrasya satranç tahtasında hala büyük bir oyuncu olduğunu üstü kapalı ilan etmek suretiyle, bölgede ABD ile bir mücadelenin içerisine girmiş bulunmaktadır.
Orta Asya bölgesi, Çin jeopolitiği açısından son derece önem arz etmektedir. Birçok asgari müşterek noktalara sahip bulunan iki bölgeden biri, yani Doğu Türkistan (Sincan) Çin sınırları içerisindedir ve burada siyasi bağımsızlık talebinde bulunan hareketler Çin tarafından toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algılanmaktadır. Ayrıca yapay sınırların zorladığı ve kısmen sosyo-kültürel dinamikler bağlamında açıklanabilecek etnik, dini ve teritoryal çatışma ve istikrarsızlıklar Orta Asya bölgesinin en temel gerçeği olmanın ötesinde, bölgede hayati çıkarları olan diğer güçleri de ilgilendiren bir husustur. Hatta bu tür sorunların, bölge ülkelerinin gayr-i ihtiyari de olsa bir araya gelmelerini sağlayarak entegrasyon çabalarının desteklenmesindeki en önemli etkenlerinden biri olduğu söylenebilir.
Ayrıca Orta Asya bölgesi Çin tarafından hem Batı'ya açılan bir "koridor", hem de zengin yeraltı kaynaklarına (petrol ve doğal gaz başta olmak üzere) sahip "stratejik değeri yüksek bir ara bölge" olarak görülmektedir. Kısaca Çin, Orta Asya'yı bir stratejik çıkar kuşağı olarak görmektedir. Çin'in ulusal çıkarları ve bu çıkarları gerçekleştirme amacına yönelik olarak kullandığı yöntemler, Sovyetler Birliği'nin dağılmasını takip eden yıllar içerisinde değişikliğe uğramıştır. Aslında ŞİÖ'yü Rusya ve Çin'in Orta Asya bölgesindeki çıkarlarını korumaya yönelik yeni dönemde kullanabilecekleri araçlardan birisi olarak değerlendirmek mümkündür. ŞİÖ'nün bölgesel işbirliği için bir model forum olma ihtimali ne kadar cazibeli olursa olsun, gerçek şudur ki Rusya ve Çin tarafların teritoryal bütünlüğünü garanti altına alırken Batı etkisini azaltan yeni bir "bölgesel güvenlik mimarisi" inşa etmek için (7) ŞİÖ'yü kullanmak istemektedirler.
Bu bağlamda Rusya ve Çin'in bölgedeki siyasi önceliklerini şu şekilde özetleyebiliriz: » Bölgedeki istikrarın korunması ve sürdürülmesi ve bu amaçla bölgesel bütünleşme hareketlerine öncülük etmek (ŞİÖ gibi); » Bölgenin yer altı ve yerüstü zenginliklerine erişimi garanti altına almak; » Bölge ülkeleri ile ekonomik işbirliğini geliştirmek;» Diğer küresel ve bölgesel güçlerin (özellikle ABD) bölgedeki etkinliğini engellemek;» Bölgedeki terörist gruplarla ve ayrılıkçı hareketlerle mücadele etmek.
ŞİÖ sayesinde Çin, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile başta siyasi, ekonomik ve sınır güvenliği olmak üzere birçok konuyu kapsayan bir ilişki süreci içerisine girmiştir. Daha önce de değindiğimiz gibi ŞİÖ'nün kuruluşunda en büyük rol oynayan ülke Çin olmuştur. Bu açıdan Çin'in bölgesel profilinin ve genel dış politika eğilimlerinin (özellikle Orta Asya bölgesine yönelik) açıklığa kavuşturulması ŞİÖ'nün varlık nedeninin anlaşılması bakımından önem taşımaktadır. Kaldı ki Çin'in dış politika öncelikleri ve resmi ideolojisinin bölgesel politikalardaki yansımaları da, barış ve istikrarı sağlanmasını amaçlayan ŞİÖ benzeri entegrasyon girişimlerini destekleyici bir eğilimin varlığını zorunlu kılmaktadır.
 
III. Çin'in Bölgesel Profili ve šİÖ Bağlamında Önemi
a) Çin'in Resmi İdeolojisi ve Dış Politikadaki Yansımaları

1980'li yıllarda Deng Xiaoping'in başlattığı ekonomik ağırlıklı reformlar sonrasında Marksist ilke ve uygulamalardan yavaş yavaş uzaklaşılırken, Çin resmi ideolojisi de giderek milliyetçi bir söylemle tanımlanmaya başlanmıştır. Sert milliyetçi eğilimlere vurgu yapan böylesi bir değişim süreci, ülke nüfusunun % 8.98'ini oluşturan 55 etnik azınlık (8) için baskıcı politikaların artması anlamına gelmektedir. ABD'nin siyasal baskısına rağmen Çin, özellikle azınlıklara ve dini gruplara karşı uygulanan politikaların "Kültür Devrimi" bağlamında belirlenmesi konusunda ısrar etmiştir.
Ayrıca, ülkeyi bir arada tutacak yeni resmi ideoloji, Çin Komünist Partisi'nin hem Güney Çin Denizi'ndeki sert tavırları, hem azınlıklar üzerinde geliştirmeye çalıştığı baskıcı politikası, hem de ülke içerisinde yaygınlaştırmaya başladığı ve "sarı ırka" (9) göndermeler yaptığı uygulamalarıyla dikkati çekmektedir. (10) Çinli nüfus arasında uyandırılmaya çalışılan milliyetçilik, Batılı anlamdaki bir milliyetçilikten tamamen farklı bir kültürel ve teorik içeriğe sahip bulunmaktadır. Çin milliyetçiliğinde esas vurgu, "Çinli olma" kavramına yapılmaktadır. Çok uzun bir tarihi geçmişe sahip olan "Çinli" kavramı, ülke nüfusunun % 90'dan fazlasını oluşturan Han Çinlilerini ifade eden bir kimlik olarak belirmektedir. Yeni resmi ideolojinin bu türden yaklaşım ve uygulamaları, kendisi ile sarı imparator veya sarı ırk arasında herhangi bir bağ görmeyen Han Çinlileri dışındaki azınlıklar arasında, Doğu Türkistan ve Tibet'te örneklerini gördüğümüz türden reaksiyonlar oluşturabilmektedir ki bu çeşit tepkiler, Çin gibi geniş bir coğrafyaya yayılmış, içinde çok farklı toplulukları barındıran bir bünyede önemli patlamalara yol açmaya aday gözükmektedir. (11)
Bugün dünya genelinde Çin, sahip olduğu büyük ekonomik ve ticari potansiyelini hem iç politikada hem de uluslararası platformlarda ve dış politikada etkin bir şekilde kullanma eğilimindedir. Çin, bir taraftan kapitalizmin "bedelini" ödemekten, yani liberal ekonomik reformların hızla gelişebileceği bir atmosferi oluşturacak köklü siyasi, hukuki ve anayasal reformları gerçekleştirmekten kaçınırken, diğer taraftan da "Çin Pazarı" kartını dış politika kararlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir. "Çin Pazarı" kartını, uluslararası ilişkilerde bir tür "gunboat diplomasisi" (12) gibi kullanmaya 1989'dan sonra başlayan Çin, özellikle BM İnsan Hakları Komisyonu'nun alabileceği karşı kararları engellemek için bu yola başvurmaktadır.
Çin Halk Cumhuriyeti yaklaşık 1 milyar 300 milyonluk nüfusu, coğrafi açıdan Asya kıtasında kapladığı büyük alan, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) açısından sahip olduğu ekonomik gücü (ABD'den sonra ikinci) ve potansiyeli ile, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası politikada dikkate alınması gereken bir "büyük güç" haline geliştir. 1950'lerde esas olarak tarıma ve köylülüğe dayalı bir kalkınma stratejisi izleyen Çin, Deng Xiaoping yönetiminin 1980'lerin başlarında uygulamaya koyduğu "Dört Modernleşme" programı çerçevesinde sanayi, teknoloji ve savunma endüstrisi alanlarında büyük bir ilerleme kaydetmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise Çin, iç politikada göreceli olarak dünyaya kapalı kalmakla birlikte, ekonomisini yabancı sermayeye ve ortak yatırımlara açtığı bir "açık kapı" politikası izlemeye başlamıştır. (13) Uzmanların "Çin karakteristiği ile sosyalizm" yönünde atılan bir son adım (14) olarak değerlendirdikleri Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) üyeliğini (1999), aynı zamanda ekonomisini daha da fazla dünyaya açmayı hedefleyen "açık kapı" politikasının bir uzantısı olarak değerlendirmek mümkündür.
Amerika açısından Çin önümüzdeki yüzyıla bakan potansiyeli ile üzerinde ciddi bir şekilde düşünülen bir ülkedir. ŞİÖ şemsiyesi altında gelişen Rusya-Çin işbirliği girişimleri kuşkusuz söz konusu önemi artırmaktadır.

1. Gülden Ayman, Güç, Tehdit ve İttifaklar-Soğuk Savaş Sonrası Yunan Dış Politikası, SAEMK, Ankara, 2001, s. 156.
2. Şatlık Amanov, "Orta Asya Ekseninde šanghay İşbirliği Örgütü'nü Yeniden Düşünmek", Zaman Gazetesi, 07 Haziran 2003.
3. Johannes Linn, "Central Asia: Ten Years of Transition," Talking Points for Central Asia Donors' Consultation Meeting of World Bank, March 1, 2002 (çevrimiçi) http://lnweb18.worldbank.org/eca/eca.nsf/General/
7035BF2B6C6043EB85256BA3005E2A5B?OpenDocument ,(19 Haziran 2002).
4. Nicholas Berry, Preventıng Another Great Game In Central Asia - The Shanghai Five Plus Six, http://www.cdi.org/asia/fa011201.html , 13 Nisan 2003.
5. Robert Cutler, "The West's Irreducible Interests in Central Asia," Focus (Newsletter of Center for Post-Soviet Studies) Vol. 3: No. 11 (November 1996), p.1-2.
6. Çin günümüzdeki büyüme oranıyla (% 8) devam ederse enerji talebinde de önemli bir artış olacaktır. Bu da 2010 yılında dünya petrol talebinin % 5-7'sine denk düşecektir. Bunun yanı sıra Çin'de olduğu gibi, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını kömürden sağlayan bir milyar nüfuslu Hindistan'ın (% 93) gelecekteki enerji ihtiyacındaki artış da dikkate alınırsa Orta Asya bölgesindeki enerji kaynaklarının (aşağıdaki tabloya bkz.) Asya'da artmakta olan enerji ihtiyacını karşılamak açısından ne kadar önemli olduğu görülebilir. Bkz.: "China and Long - range Asian Energy Policy Security", Baker Institute, Study: 11, Rice Univ., Austin.
7. Stephen Blank, "The Shanghai Cooperation Organization and its Future," Central Asia & Caucasus Analyst, May 22, 2002.
8. China Country Report on Human Rights Practices for 1997, US Department of State, 1997.
9. "İnsanlık beş farklı ırka bölünmüştür. Sarı ve beyaz ırklar güçlü ve akıllıdırlar. Diğer ırklar zayıf ve güçsüz oldukları için, beyaz ırk tarafından yok edilmektedirler. Beyaz ırkla sadece sarı ırk başa çıkabilmektedir... Varolan diğer bütün ırklara üstün olan sadece sarı ve beyaz ırktır. Çin, sarı ırktandır." (Çin'de 1920'li yıllarda, ilkokullarda okutulan bir kitaptan alınmıştır.)
10. Murat Çıplak, "Çin'de İnsan Hakları ve Ayrılıkçı Hareketler", Çin'in Gölgesinde Uzakdoğu Asya (Ed. Deniz Ülke Arıboğan), Bağlam Yayınları, İstanbul, 2001, s. 231.
11. A.g.m., s. 232; šanghay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel bütünleşme hareketlerinin de bu türden reaksiyoner tavırları en azından yatıştırmaya yönelik amaçlar güttüğü iddia edilebilir.
12. Gunboat diplomasisi - askeri gücün kullanımını veya tehdidini içeren diplomatik ilişki. Bkz.: Random House Webster's College Dictionary, New York, 2000, p.586.
13. Vincent Cable, Peter Ferdinand, "China as an Economic Giant: Threat or Opportunity", International Affairs, C. 70, No. 2, April 1994, s. 243.
14. Margaret Huang, Robert F. Kennedy, "US Human Rights Policy Toward China", Foreign Policy In Focus, Vol: 6, No: 8

  • 809 defa okundu.