Uygurlar Çin'in ''terörle Savaş''adına uyguladığı baskıdan kaçıyor.(2)
ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ 
INTERNATIONAL SECRETARIAT I
EASTON STREET
1-“İnisiyatifi ele almamız ve saldırıya geçmemiz, başlarını çıkarır çıkarmaz çeteleri ezmemiz ve ilk darbeyi vurmamız gerekiyor. Üç saldırgan gücün örgütler kurmalarına, elebaşları bulmalarına, silah bulundurmalarına ve çatışmalı ortam yaratmalarına kesinlikle izin vermemeliyiz. Keşfeder etmez tek tek yok etmeli ve güç kazanmalarına kesinlikle izin vermemeliyiz”, Zhang Xiuming, Çin Komünist Partisi (ÇKP) SUÖB Komitesi yardımcı sekreteri, 17 Ocak 2004. (1)
“Sincan’da son bir kaç yılda tek bir patlama ya da suikast olayı olmadı… Geçtiğimiz yıl Sincan’da kamu güvenliğinin durumu çok iyiydi…” İsmail Tilivaldi, SUÖB Hükümet Başkanı, 12 Nisan 2004. (2).

Uygur düşünce mahkumları
SUÖB’de düşünce suçlularının gözaltına alınması uygulamasının devam etmesi, Çin’in bölgedeki baskı politikalarının şiddet eylemleri ile ya da “terörizm” ile mücadele kaygılarının çok ötesine geçtiğinin kanıtıdır. Bilgiye ulaşma konusunda getirilen resmi kısıtlamalar dikkate alındığında, bölgede sırf ifade, toplantı ve dernek kurma özgürlüklerinin ya da öteki hakların barışçıl kullanımına ilişkin eylemlere katılmaktan dolayı gözaltına alınanların tam sayısını belirlemek olanaksızdır. Bu kategoriye girenlerin bir çoğunun suçlanmadan ya da mahkemeye çıkarılmadan “yeniden eğitim çalışma“ kamplarında ya da öteki gözaltı merkezlerinde tutulduklarına inanılmaktadır. Bununla birlikte, vakaları aşağıda anlatılan iki kişi uzun hapis cezaları almışlardır ve öteki hükümetlerin, Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarının ve Uluslararası Af Örgütü de dahil olmak üzere sivil toplum örgütlerinin serbest bırakılmaları için defalarca yaptığı çağrılara rağmen hapislikleri devam etmektedir.
57 yaşında ve on bir çocuk annesi olan Rabiya Kadir, Mart 2000 tarihinde yapılan gizli bir celsede, Urümçi Ara Halk Mahkemesi tarafından Çin Ceza Yasası’nın 111. maddesi uyarınca “yabancılara gizli bilgi aktarmak” suçundan sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı(3). Yargılama sırasında ne Rabiya Kadir’e ne de avukatına savunma yapmak üzere konuşma izni verildi. Rabiya Kadir davasında verilen hükümde “gizli bilgi”, Kadir’in kocasına –1996’dan bu yana ABD’de yaşayan SUÖB’li eski bir siyasi tutuklu- gönderdiği Günlük Kaşgar gazetesi, Sincan Hukuk Haberleri, Günlük İli gazetesi ve İli Akşam Haberleri gibi herkesin satın alabileceği gazetelerin nüshaları olarak tanımlanmaktaydı. Rabiya Kadir’in temyiz talebi Kasım 2000’de reddedildi ve hüküm onandı.
Rabiya Kadir 1996’da kocasıyla birlikte ABD’ye gitmiş, ama daha sonra SUÖB’e geri dönmüştü. 1997’de Çinli yetkililer Rabiya Kadir’i izlemeye pasaportuna el koydu. Komünist Parti Bölge Komitesi Sekreteri Wang Lequan’a göre bunun nedeni, “Rabiya Kadir’in kocasının ülke dışında devleti yıkıcı ve ayrılıkçı faaliyetlere karışmış” olmasıydı.(4)
Anlaşıldığına göre Rabiya Kadir’in kocasinın böyle görülmesine radyo istasyonları Voice of America (VOA), Amerikanın Sesi) ve Radio Free Asia (RFA, Özgür Asya Radyosu’da yayıncı olarak yaptığı faaliyetler neden olmuştur.
Rabiya Kadir Ağustos 1999’da, o sırada Çin’i ziyaret etmekte olan Amerika Birleşik Devletleri Kongre Araştırmaları heyetinin bir temsilcisi ile buluşmaya giderken gözaltına alındı. Üzerinde “ulusal ayrılıkçı faaliyetler ile bağlantısı olduğundan kuşkulanılan” on kişilik bir liste bulundurmakla suçlandı. Rabiya Kadir’in ailesine tutukluluğunun ilk on beş ayı boyunca ziyaret izni verilmedi. Sonrasında da aile ziyaretleri sınırlı tutuldu ve cezaevi yetkilileri tarafından yakından izlendi. Bazı durumlarda aile ziyaretleri çoğunlukla kısa süre önce haber verilerek iptal edildi. Rabiya Kadir şu anda Urümçi Kadın Cezaevi’nde tutulmaktadır ve bildirildiğine göre kronik gastrit ve zaman zaman yüksek tansiyon rahatsızlığı bulunmaktadır. Her gün ilaç kullanmaktadır.
Rabiya Kadir’in Ağustos 1999’da gözaltına alındığı sırada oğlu Ablikim Abdürrahim ve Rabiya Kadir’in sekreteri Kahriman Abdükirim de gözaltına alındı ve haklarında dava açılmadan ya da duruşmaya çıkarılmadan sırasıyla iki ve üç yıllık “çalışma kampında yeniden eğitim” cezasına çarptırıldı. Her ikisine de gözaltında kötü muamele edildiği bildirildi. Aralık 2002’de Rabiya Kadir’in SUÖB’de yaşayan dört çocuğu, anlaşıldığı kadarıyla bölgeyi ziyaret eden üst düzey bir Amerikalı yetkili ile buluşmalarını önlemek üzere kısa süreliğine gözaltına alındı.
Bildirildiğine göre Rabiya Kadir’in cezası, “hatalarını anladığı ve Parti ve halk yanında tutum almaya karar verdiği”gerekçesiyle Mart 2004’te bir yıl indirildi (5). Bu durumda Rabiya Kadir 12 Ağustos 2006’da serbest kalacaktır. Bildirimlere göre, Rabiya Kadir “samimi pişmanlık ve ıslah olma isteği” göstermeye devam ederse, Çinli yetkililer başka ceza indirimleri de düşünebilir (6).
Rabiya Kadir bir zamanlar örnek bir Uygur iş kadını olarak övülüyordu ve 1995’te başarıları ona Pekin’de toplanan Birleşmiş Milletler Dördüncü Dünya Kadın Konferansı’nda Çin’in resmi heyetinde yer kazandırmıştı. 1997’de Rabiya Kadir “Bin Ana Hareketi”nin –etnik azınlık kadınların haklarını iyileştiren ve onlara iş olanakları yaratan bir forum- kuruluş çalışmasına katıldı. Bu forum, Rabiya Kadir’in Urümçi’deki mağazasında faaliyete geçti ve “Bin Ana Hareketi”nin ikinci toplantısında Rabiya Kadir kadınların gücünden ve Uygur annelerine yardım etme isteğinden söz etti. Bu annelerin bir çoğu ailelerinin geçimine yardım etmek amacıyla çalışmak istiyordu ama çalışma olanakları bulamıyordu. Rabiya Kadir, Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı’nın (CPPCC) da resmi üyesiydi. Geniş tabanlı bu örgütte Çin Komünist Partisi’nin, diğer resmi siyasi partilerin, kitlesel örgütlerin temsilcileri ve öteki önemli şahsiyetler yer almaktadır. Ne var ki Rabiya Kadir’in 1998’de CPPCC’ye yeniden seçilmesi yasaklandı, zira kocasının ABD’deki “ayrılıkçı” faaliyetlerini kınamakta “başarısız” kalmıştı.
Uluslararası Af Örgütü, Rabiya Kadir’in hapis cezasına getirilen yeni indirimi memnuniyetle karşılamaktadır, ama ifade ve dernek kurma özgürlüğü gibi temel insan haklarının ihlal edilerek cezaevinde tutulmaya devam edilmesinden hala derin endişe duymaktadır. Uluslararası Af Örgütü, Rabiya Kadir’i düşünce mahkumu olarak kabul eder ve derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması çağrılarını yineler.
44 yaşındaki etnik Uygur tarihçi Tohti Tunyaz, Ceza Yasası’nın 111. ve 103. maddeleri uyarınca “devlet sırlarını yasa dışı yollarla elde etme” ve “ayrılıkçılığı teşvik” suçlarından verilen 11 yıllık cezasının altı yılını yatmış durumda. Tohti Tunyaz Urümçi’deki SUÖB 3 no.lu cezaevinde kalmaktadır.
Tohti Tunyaz, 11 Şubat 1998’de Çin’de tutuklanmadan önce Japonya’da Tokyo Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim görmekteydi. Çin’in etnik azınlıklara yönelik politikası üzerine uzmanlaşmaktaydı ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulmasından önceki bölge tarihi, özellikle de 1944-49 tarihleri arasındaki Doğu Türkistan Cumhuriyeti dönemi üzerine hazırladığı tezi için materyal toplamak üzere SUÖB’deki evine gelmişti. Bu ziyaret sırasında tutuklandı ve Mart 1999’da Urümçi Ara Halk Mahkemesi tarafından mahkum edildi. Cezası daha sonra temyizde onandı. Tohti Tunyaz šubat 2009’da serbest bırakılacaktır.
“Devlet sırlarını yasa dışı yollarla elde etme” suçu, Tohti Tunyaz’ın SUÖB’deki bir resmi kütüphane görevlisinin yardımıyla topladığı bir dizi 50 yıllık belgeye dayanmaktadır. Yargılama sırasında “ayrılıkçılığı teşvik” suçu, Çinli yetkililerin Tohti Tunyaz’ın Japonya’da yayınladığını iddia ettiği “İpek Yolu’nun Asıl Hikayesi” (The Inside Story of the Silk Road) adlı bir kitap ile bağlantılandırıldı. Oysa profesörüne göre Tohti Tunyaz böyle bir kitap ya da “ayrılıkçılığı teşvik eden” başka herhangi bir kitap yayınlamamıştı.
Tohti Tunyaz, SUÖB’de büyüdüğü yer olan Aksu kentinin Baicheng ilçesindeki bir nehire atıfta bulunan Tohti Muzart mahlasıyla yazılar yazmaktadır. 2002 yılında PEN’in Amerika Merkezi, Tohti Tunyaz’ı PEN/Barbara Goldsmith Yazma Özgürlüğü Ödülü ile ödüllendirdi. Tohti Tunyaz’ın ailesi Japonya’da yaşamaktadır.
Mayıs 2001’de Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu (WGAD), Tohti Tunyaz vakası hakkında benimsediği görüşte, Tohti Tunyaz’ın özgürlükten yoksun bırakılmasının keyfi olduğunu ve düşünce, görüş ve ifade özgürlüğü hakları da dahil olmak üzere Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin çeşitli maddeleriyle çeliştiğini belirtti. WGAD ayrıca şunları vurguladı:
“Bay Tohti Tunyaz yalnızca bir araştırma tezi yazmaktan dolayı cezaya çarptırılamaz; bu araştırma, yayınlanmış olsa dahi, herkesin yararlandığı ve bu durumda olduğu gibi barışçıl yollarla kullanıldığı takdirde hiç bir şekilde suçlanmaya değer görülemeyecek olan düşünce, ifade ve görüş özgürlüklerini kullanma hakkı içinde yer alır (7).
Çinli yetkililer bugüne kadar WGAD’ın “durumu telafi etme” kararına uygun davranmamıştır ve Tohti Tunyaz halen cezaevindedir. Uluslararası Af Örgütü, Tohti Tunyaz’ı bir düşünce mahkumu olarak görmektedir ve derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması için çağrıda bulunmaya devam eder.
Mart 2002’den beri tutuklanan ve mahkum edilen kişilere ilişkin tahminler
Çinli yetkililer ülke çapında bireylerin gözaltına alınması ve tutuklanması ile ilgili ayrıntılı istatistiklerin yayınlanmasını engellemeye devam etmektedir. Çin, uluslararası insan hakları örgütlerinin bu tür konularda bağımsız araştırma yapmak üzere ülkeye girmelerini engellemeye de devam etmektedir.
Bunlara ek olarak, SUÖB’de Çin’in aldığı sert siyasi önlemler kapsamında artan baskı düzeyleri, tutuklamalar ve verilen cezalar hakkında başka ülkelerdeki kişi ve örgütlere bilgi aktarma da dahil olmak üzere bu tür bilgileri resmi olmayan yollarla yaymaya kalkışan kişilerin karşılaştığı riskleri de artırmıştır. Yukarıda ayrıntıyla anlatılan Rabiya Kadir’in tutuklanması, diğer Uygur aktivistlerine, dış dünyaya yerel gazete haberlerini aktarmanın bile suç olarak görülebileceği mesajını vermiştir. Bütün bu faktörlerin bir araya gelmesiyle SUÖB’de siyasi nedenler yüzünden tutuklanan ve gözaltına alınanların sayısını doğru şekilde tahmin etmek olanaksızlaşmıştır.
Mart 2003 tarihinde Pekin’de toplanan 10. Ulusal Halk Kongresi’nin yıllık toplantısında o sırada Çin’in genel temsilci olan Han Zhubin’in açıkladığı istatistikler, 1998 ile 2002 arasındaki beş yıllık sürede temsilciliklerin ülke çapında 3.402 kişinin yakalanmasını onayladığını ve 3.550 kişiyi “devlet güvenliğini tehlikeye atma” suçu ile yargıladığını göstermektedir (8). Bu yüksek rakam, Çinli yetkililerin, “terörizm” ya da “ayrılıkçılık” olarak gözüken hareketler de dahil olmak üzere “devlet güvenliği”ne ya da “sosyalist sistem”e karşı tehdit oluşturduğu addedilen her tür davranışa karşı sıkı önlemler almak üzere yoğun bir çaba içine girdiğini göstermektedir. Bunların ulusal rakamlar olmasına karşın, hatırı sayılır bir kısmının SUÖB’de “ayrılıkçılığı teşvik” suçundan gözaltına alınan ve ceza alan Uygur vakaları olması muhtemeldir.
Uluslararası Af Örgütü Mart 2002’de, Eylül 2001’den sonraki altı ay içinde SUÖB’de binlerce kişinin gözaltına alındığı ve bunların en azından önemli bir kısmının Ceza Yasası uyarınca yargılandığı ya da mahkum edildiği –bunların büyük kısmı Uygurdur- tahmininde bulundu. (9). Bölgede “ayrılıkçılık, terörizm ve aşırı dincilik” olarak tanımlanan “üç şer güç” üzerindeki resmi siyasi önlemlerin artırıldığı göz önüne alınırsa, bu rakamların o tarihten sonra önemli ölçüde artmış olması muhtemeldir.
Eylül 2003’te sürgündeki Uygur kaynakları, Mart 2002 tarihinden itibaren SUÖB’ün çeşitli şehirlerinde bağımsızlığı geliştirdiğine inanılan Uygur kitaplarına ve öteki medya araçlarına el koymayı ya da bunları yakmayı amaçlayan güvenlik operasyonları kapsamında on binlerce kişinin “ayrılıkçı” ya da “terörist” oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını bildirdi (10).
Aynı kaynaklar, Nisan ile Ağustos 2002 tarihleri arasında sadece Kaşgar’da, resmi olmayan İslami faaliyetleri hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında tahmini olarak 5.000 kişinin gözaltına alındığını da belirtti. Bildirildiğine göre bu kişilerin yaklaşık 150’sinin ölüm cezaları infaz edildi. (11). Uluslararası Af Örgütü bu rakamları doğrulatmayı başaramadı.
24 Eylül 2003’te Çinli yetkililer, bölgede 1 Ekim 2003’ten (Ulusal Gün) Ocak 2004 sonundaki Çin Yeni Yılı’na kadar 100 gün sürecek yeni bir sert güvenlik önlemleri başlattığını duyurdu. Uluslararası Af Örgütü, bu önlemlerin “ayrılıkçı” ya da “terörist” olduğu iddia edilen suçlar nedeniyle gözaltına alınan ve/veya cezaya çarptırılan Uygurların sayısında hatırı sayılır bir artışa yol açmasının muhtemel olduğundan endişe etmektedir.
Terörizm” ile mücadele: Çin’in propaganda savaşı şiddetleniyor
11 Eylül 2001’de ABD’deki saldırıların ardından Çinli yetkililer, davranışlarına uluslararası destek sağlamak amacıyla SUÖB’deki sert önlemleri ısrarla uluslararası “terörle savaş”ın bir parçası olarak gerekçelendirmeye çalıştı. O tarihten sonra Çinli yetkililer 1980’lerde ve 1990’larda yapılan ve silahlı Uygur milliyetçi gruplarına atfetilen çok sayıda patlama olaylarını ve diğer şiddet içeren faaliyetleri yaygın şekilde duyurdu ve bunu, hükümetin bölgedeki sert güvenlik önlemlerini “karşı terörizm” açısından gerekçelendirmek üzere bir bahane olarak kullandı.
Son üç yıl içinde eskiden “ayrılıkçı” olarak damgalanan Uygur milliyetçilerine giderek “terörist” yaftası takılmaya başlandı. Aralık 2001 sonunda Çin, kendi ifadesiyle “terörist” suçları cezalandırmak için yasanın zaten içerdiği önlemleri daha da kesin hale getirmek amacıyla Ceza Yasasının bazı maddelerini değiştirdi. Uluslararası Af Örgütü Mart 2002’de yayınladığı bir raporda bu değişiklikleri inceledi ve yeni maddelerin Çin’de ölüm cezasının uygulanma alanını genişlettiğine ve ifade ve dernek kurma özgürlüğünü daha da bastırmak için kullanılabileceğine dair kaygılarını ifade etti.(12).
“Ayrılıkçılar, teröristler ve aşırı dinciler”e karşı alınan sert güvenlik önlemleri, “terörist” grupların saldırıları konusunda hiç bir resmi rapor olmamasına rağmen geçtiğimiz üç yıl içinde de devam etti. Çin hükümetinin 21 Ocak 2002’de yayınlanan ve bölgede son on yılda vuku bulan “terörist” olayları sıralayan bir raporuna göre, bir “terörist” grubun yaptığı iddia edilen en yeni patlama olayı Nisan 1998’de Yecheng’de olmuştu ve 1999’dan bu yana “teröristler”e atfedilen diğer tek şiddet eylemi, Ocak 2001’de Kaşgar ilinde bir mahkeme görevlisinin öldürülmesiydi (13).
Bu tarihten beri bu tür olayların olmayışı, yakın zamanlarda yerel yetkililer tarafından da doğrulanmıştır. 12 Nisan 2004’te SUÖB yerel hükümet başkanı İsmail Tilivaldi bir basın toplantısında “son bir kaç yılda tek bir patlama olayı ya da suikast gerçekleşmemiştir” dedi (14).
Tilivaldi, “teröristler”in “sokaklarda koşturan fare gibi halkın büyük öfkesine neden olduğu”nu da ekledi (15).
Tilivaldi, bölgenin ekonomik potansiyelinin reklamını yapma amacını taşıdığı belli olan bir çabayla, bölgedeki kamu güvenliği durumunun “çok iyi” olduğunu ve “her yıl 300.000 yabancı turistin ve on milyondan fazla iç turistin Sincan’a geldi”ğini iddia etti. “Sincan’da sürekli yaşayan 500 yabancının bir tanesi bile sorunla karşılaşmamıştır” dedi.
Ne var ki, Aralık 2002’de Devlet Konseyi’nin yayınladığı bir Ulusal Savunma Üzerine Resmi Broşür’de Çin, “Doğu Türkistan terörist güçleri”nce meydana getirildiği iddia edilen tehdidin altını bir kez daha çizdi. Bu belgede “terörizm”i kilit bir güvenlik konusu olarak tanımlayan uzun bir bölüm vardı. Belgede, “Çin de terörizmin bir kurbanıdır” ve “ ‘Doğu Türkistan terörist güçleri’ ülkenin sosyal istikrarına olduğu kadar Çin’de yaşayan tüm etnik gruplara mensup halkların da can ve mal güvenliğine yönelik ciddi bir tehdittir” ifadeleri tekrarlanıyordu (16).
Çin Devlet Konseyi, görüldüğü kadarıyla SUÖB’deki politikalarına yönelik uluslararası eleştirilere karşılık olarak, Mayıs 2003’de Sincan’ın Tarihi ve Gelişimi başlıklı yeni bir Resmi Broşür yayınladı. Bu belge bölgedeki etnik azınlıkların haklarının dini inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere tam olarak korunduğunu iddia ediyordu(17).
Bu belgede, “11 Eylül olayından sonra uluslararası terörizme karşı mücadele ve işbirliği çağrısında bulunan sesler daha da gür çıkmaya başladı. ‘Doğu Türkistan’ güçleri içinde bulundukları kötü durumdan kurtulabilmek amacıyla ‘insan hakları’, ‘din özgürlüğü’ ve ‘etnik azınlıkların çıkarları’ bayrağını bir kez daha yükseltti ve terörizme karşı uluslararası mücadelenin indirdiği darbelerden kaçınmak amacıyla halkı yanlış yönlendirmek ve dünya kamuoyunu aldatmak için, ‘Çin hükümeti etnik azınlıkları ezmek için her fırsatı kullanıyor’ iddialarını uydurdu” ifadeleri de kullanıldı. Ne var ki bu belge, insan hakları alanındaki uluslararası sivil toplum örgütlerinin (STÖ), Birleşmiş Milletler uzmanlarının ve diğer kişilerin uzun yıllardır bölgedeki Uygur topluluğuna karşı işlenen ağır ve yaygın insan hakları ihlalleri konusunda defalarca dile getirdiği endişeleri kabul etmekte ya da ele almakta başarısız kaldı.
Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı 15 Aralık 2003 tarihinde “Doğu Türkistan teröristleri” ve yurt dışındaki “terörist örgütler”in bir listesini yayınladı (18).
Bu listede dört örgüt adı vardı: Doğu Türkistan’ın Kurtuluşu Örgütü (ETLO), Doğu Türkistan İslam Hareketi (ETİM), Dünya Uygur Gençlik Kongresi (WUYC) ve Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi (ETIC), ayrıca bu gruplara mensup on bir kişi: Hasan Mahsum, Muhammetemin Hazret, Dolkun İsa, Abdücelil Karakaş, Abdükadir Yapukuan, Abdümicit Muhammetkelim, Abdula Karyacı, Ablimit Tursun, Hüdaberdi Haşerbik, Yasin Muhammat ve Atahan Abuduhani. Liste yayınlandığı sırada Çinli yetkililer diğer devletlere, bu kişileri yakalamak ve Çin’e teslim etmek için uluslararası bir hareket başlatılması çağrısında bulundu.
Resmi Çin basınında, listede yer alan kişiler tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen “terörist” olayların ayrıntılarına dair yorumlar görüldü. Daha önceki tarza uygun olarak bu bilgiler de doğrulanmamıştı ve bu iddiaları destekleyecek hiç bir güvenilir kanıt sağlanmıyordu. Tam tersine, “kanıtlar”ın büyük çoğunluğu başka kişilerden sorgu altında alınmışa benziyordu. Çin’de polisin özellikle gözaltına alınan zanlılardan “itiraf” elde etmek amacıyla sürekli ve yaygın işkence ve kötü muamele yapması göz önünde bulundurulduğunda, Uluslararası Af Örgütü bu şekilde elde edilen her tür “kanıt”ın derin bir kuşkuyla karşılanması gerektiğine inanmaktadır (19).
Bu örgütlerin iki tanesi, sırasıyla Dolkun İsa ve Abdücelil Karakaş’ın lideri olduğu WUYC ve ETIC, Çin’de Uygurlara karşı işlenen insan hakları ihlalleri ile ilgili raporlar yayınlayan ve bölgede kendi kaderini tayin hakkı ya da bağımsızlıktan yana olan, Almanya’da yasal olarak kurulmuş sivil toplum örgütleridir (20). Bu örgütler bir çok vesileyle şiddet kullanılmasına karşı olduklarını belirtmişlerdir (21).
Bildirildiğine göre, listenin yayınlanmasından sonra Almanya İçişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü WUYC’dan haberi olduğunu ama onları “extremist” olarak sınıflandırmadığını ve ETIC hakkında da hiç bir şey bilmediğini söylemiştir (22).
Uluslararası Af Örgütü, Çin’in bu grupları listesine dahil etmesinin bu grupların barışçıl siyasal ve insan hakları izleme faaliyetlerini sınırlama ve barışçıl siyasi faaliyetleri şiddet içeren “terörizm” eylemleri ile birleştirme girişimi olduğundan endişe duymaktadır.
ETIM ve ETLO’nun listeye dahil edilmesi, Çin’in bu gruplar ile ilgili daha önceki iddiaları ile uyumluydu. Her iki örgüt de Çin’in “Doğu Türkistan teröristleri” ile ilgili Ocak 2002 tarihli resmi raporunda yer almıştı ve Çin’in defalarca tekrarlanan lobiciliğinin ardından Ağustos 2002’de ABD’nin ve onun hemen ardından da Birleşmiş Milletler’in (23). ETIM’i resmen bir “terörist örgüt” olarak sınıflandırmasıyla, Çin’in ETIM’e getirdiği suçlamalar daha da güçlendi. Bu karara zemin hazırlayan nedenler, Çin’in daha önceki suçlamaları bir kenara bırakılırsa belirsiz kalmıştır.
Aralık 2001’da ABD Kongre Araştırmaları Servisi’nin (CRS) hazırladığı bir rapor, bölgede etkili oldukları iddia edilen çok sayıda silahlı grup ile ilgili belgeler sunmuş, ama ETIM’den söz etmemişti (24).
Raporun silahlı gruplar listesinde şu gruplar vardı: Doğu Türkistan Birleşik Devrimci Cephesi, Uyguristan Kurtuluş Örgütü, Lop Nor Kurtları, Sincan Kurtuluş Örgütü, Uygur Kurtuluş Örgütü, Doğu Türkistan Gençlik Evi ve Özgür Türkistan Hareketi. Çin’in Ocak 2002’de yayınlanan “Doğu Türkistan teröristleri” ile ilgili resmi açıklamasında şiddet eylemlerinden sorumlu oldukları iddia edilen çeşitli gruplar vardı ve bunların arasında ETIM, ETLO, İslamcı Reform Partisi “šok Tugayı”, Doğu Türkistan İslam Partisi, Doğu Türkistan Muhalefet Partisi, Doğu Türkistan İslamcı Allah Partisi, Uygur Kurtuluş Örgütü, İslamcı Kutsal Savaşçılar ve Doğu Türkistan Uluslararası Komitesi de bulunuyordu.
Akademisyenler, yukarıda adı geçen grupların tümüyle ilgili genel bilgilerden yoksun olunduğuna dikkat çekmektedir ve ABD’nin hangi temelde özel olarak ETIM’i bir “terörist örgüt” olarak seçmeyi kabul ettiği belirsiz kalmaktadır (25).
O zamandan beri ABD, Çin’in ETLO’yu resmi olarak listesine ekleme taleplerini karşılamayı kabul etmemektedir. 24 Ocak 2003’te Radio Free Asia’nın yaptığı (Özgür Asya Radyosu) nadir bir röportajda bu örgütün gizliliğe çok önem veren lideri Mehmet Emin Hazret’in şunları söylediği bildirildi: “[B]izim ilkesel amacımız Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına barışçıl araçlarla ulaşmaktır. Ama dosta düşmana Doğu Türkistan konusundaki kararlılığımızı göstermek bakımından askeri kanadı kaçınılmaz bir şey olarak görüyoruz (26).
Bildirildiğine göre Mehmet Emin Hazret, ETLO’nun daha önceden saldırılara karıştığı iddialarını reddetti ve kendi grubuyla ETIM arasında ilişki olduğunu kabul etmedi. ETIM’i, Ocak 2002’de Çin’in resmi raporunda yer almasından önce hiç duymadığını iddia etti.(27)

1- China’s Xinjiang chief urges intensified crackdown on ‘three forces’” (“Çin’in Sincan şefi, ‘üç şer güç’ üzerindeki sert önlemlerin yoğunlaştığını ileri sürüyor”), Zhongguo Xinwen She, 17 Ocak 2004.
2- “Governor says China’s Xinjiang has seen no terrorist attacks for years” (“Vali, Çin’in Sincan bölgesinin yıllardır terörist saldırı görmediğini söylüyor”), Xinhua, 12 Nisan 2004. (2)
3- Madde 111: 3Devlet sırlarını ya da istihbaratını çalan, gizlice toplayan, satın alan veya ülke dışında bir örgüt, kurum ya da kişilere verenler beş yıldan az ve on yıldan fazla olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına çarptırılır; koşullar özellikle ciddiyse 10 yıldan az olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına ya da müebbet hapse, ve koşullar görece önemsizse beş yıldan fazla olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına, ev hapsi, denetim veya siyasi haklarından yoksun bırakılma cezalarına çarptırılır.
4- Bkz. “A Door to the North” (“Kuzeye Açılan Bir Kapı”), Ivo Dokoupilu, adresindeki Transitions Online web sitesinde bulunabilir, (24 Kasım 1999’da son değişiklik yapılmıştır).
5- “China reduces sentenced of jailed Muslim businesswoman” (“Çin, hapisdeki Müslüman işkadınının cezasını indiriyor”), Associated Press (AP), 4 Mart 2004.
6- Bkz. San-Francisco’da bulunan Duihua (Diyalog) Vakfı’ndan John Kamm’ın yorumu, “Rare sentence reduction for leading Uighur activist in China” (“Çin’de lider Uygur aktivistine az görülen ceza indirimi”), Agence France Presse (AFP), 3 Mart 2004 içinde.
7- Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, “Opinion No. 7/2001 (People’s Republic of China): Communication addressed to the Government on 26 April 2000, concerning Tohti Tunyaz” (26 Nisan 2000 tarihinde Tohti Tunyaz ile ilgili olarak hükümete gönderilen yazı), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi, Belge No. E/CN.4/2002/77/Add.1, 11 Aralık 2001.
8- Xinhua, 11 Mart 2003. Bu istatistiklerin analizi için ayrıca bkz. Dialogue, Bahar 2003/Sayı 11, Duihua Vakfının , internet adresinde bulunabilir.
9-Bkz. Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/010/2003, a.g.e.
10-Bkz. East Turkistan: Genocide, prison, torture and linguacide in the name of ‘Anti-Terrorism’ (Doğu Türkistan : ‘Terörle Mücadele’ adı altında soykırım, cezaevi, işkence ve dil kırımı (linguacide)), ETIC Report 2003, internet adresinde bulunabilir.
11-Bkz. Dong Tuerqisidan Renquan Wenti [Doğu Türkistan İnsan Hakları Sorunları], Mart 2002 – Ağustos 2003, ETIC, internet adresi (Çince): .
12-Bkz. Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/10/2002, a.g.e.
13-Bkz. “East Turkestan terrorist forces cannot get away with impunity” (“Doğu Türkistan terörist güçleri ceza almaktan kaçamazlar”), Çin Devlet Konseyi Enformasyon Bürosu tarafından yayınlanmış ve 21 Ocak 2002’de resmi Halkın Günlüğü gazetesinde yayınlanmıştır. Bu belgede “Doğu Türkistan terörist güçleri”nin 200’den fazla olaydan meydana gelen “bir bombalama ve suikast kampanyası” yürüttüğü ve 162 kişinin ölmesi ve 440 kişinin yaralanmasına neden olduğu iddia ediliyordu.
14- “Governor says China’s Xinjiang has seen no terrorist attacks for years” (“Hükümet Çin’de Sincan’da yıllardır hiç bir terörist saldırıya tanık olmadığını söylüyor”), Xinhua, 12 Nisan 2004.
15- “Sokakta koşturan fareler” benzetmesi, son dönemlerdeki Falun Gung ruhani hareketi de dahil olmak üzere Çin’deki sert siyasi önlemlerin hedef aldığı kişileri tanımlamak için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bkz. Amnesty International, People’s Republic of China: Continuing abuses under a new leadership – summary of human rights concerns (Uluslararası Af Örgütü, Çin Halk Cumhuriyeti: yeni liderlik döneminde devam eden ihlaller – insan hakları ile ilgili endişelerin özeti), Ekim 2003 (ASA 17/035/2003), ss.13-14
16- China’s National Defense in 2002 (2002’de Çin Ulusal Savunması), 9 Aralık 2002’de Devlet Konseyi Enformasyon Bürosu tarafından yayınlanmıştır. internet adresinde bulunabilir. Nicolas Becquelin, Çin’in 2000 yılında yayınlanan eski Resmi Broşürü’nde tam tersine “terörizm”e metnin çeşitli yerlerine dağılmış yalnızca dört genel gönderme olduğunu belirtti. Bkz. China Rights Forum, Sayı 1, 2004, a.g.e.
17- İnternet adresi: .
18- “Combating terrorism, we have no choice,” (“Terörizmle mücadelede başka seçeneğimiz yok”) People’s Daily, 16 Aralık 2003, aşağıdaki internet adresinde bulunabilir:
19- Çin’deki işkencenin kapsamı ve niteliği konusunda daha fazla bilgi için bkz. Amnesty International, People’s Republic of China: Torture – a growing scourge in China – time for action (Uluslararası Af Örgütü, Çin Halk Cumhuriyeti: İşkence –Çin’de büyüyen bir bela- harekete geçme zamanı), Ocak 2001, ASA 17/004/2001.
20- Daha sonra WUYC, Dünya Uygur Kongresi’ni (WUC) kurmak üzere başka bir Uygur siyasi grubuyla, Dogu Türkistan Ulusal Kongresi (ETNC) ile birleşmiştir.
21- Sincan analistleri Doğu Türkistan bağımsızlık ve enformasyon örgütlerinin büyük çoğunluğunun şiddeti kabul etmediklerini de belirtmişlerdir. Bu tür grupların bir listesi için bkz. “Cyber-separatism: virtual voices in the Uyghur opposition” (“Siber ayrılıkçılık: Uygur muhalefetinde sanal sesler”) Gladney’de, 2004 a.g.e.
22- “China publishes Xinjiang ‘terrorists’ list” (“Çin, Sincan “teröristleri”nin listesini yayınlıyor”), Jane’s Intelligence Review, 3 Mart 2004.
23- Daha kesin bilgiler için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi El Kaide ve Taliban’a Yaptırımlar Komitesi.
24- China’s Relations with Central Asian States and Problems with Terrorism (Çin’in Orta Asya Devletleriyle İlişkileri ve Terörizmle İlgili Sorunlar), CRS Kongre Raporu, 17 Aralık 2001.
25- Gladney, bu örgütlerin bir çoğu ve arkaplanları konusundaki bir internet araştırmasının, varsa bile az bilgi sağladığını belirtmektedir. Bkz.: China’s Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin’deki Azınlıklar: Sincan vakası ve Uygur halkı), Birleşmiş Milletler Azınlık Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Alt Komisyonu’na sunulan çalışma, Azınlıklar Çalışma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayıs 2003, UN Doc. E/CN.4/Sub.2/AC.5/2003/WP.16.
26- “Separatist leader vows to target Chinese government” (“Ayrılıkçı lider Çin hükümetine saldırmaya yemin etti”), RFA, 29 Ocak 2003.
27- A.g.e.

  • 739 defa okundu.