Uygurlar Çin'in Terörle Savaş Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor (1)
Uluslararası Af Örgütü 
Temmuz 2004 Raporu
İnisiyatifi ele almamız ve saldırıya geçmemiz, başlarını çıkarır çıkarmaz çeteleri ezmemiz ve ilk darbeyi vurmamız gerekiyor. Üç saldırgan gücün örgütler kurmalarına, elebaşları bulmalarına, silah bulundurmalarına ve çatışmalı ortam yaratmalarına kesinlikle izin vermemeliyiz. Keşfeder etmez tek tek yok etmeli ve güç kazanmalarına kesinlikle izin vermemeliyiz”, Zhang Xiuming, Çin Komünist Partisi (ÇKP) SUÖB Komitesi yardımcı sekreteri, 17 Ocak 2004. “China’s Xinjiang chief urges intensified crackdown on ‘three forces’” (“Çin’in Sincan şefi, ‘üç şer güç’ üzerindeki sert önlemlerin yoğunlaştığını ileri sürüyor”), Zhongguo Xinwen She, 17 Ocak 2004. (1)
“Sincan’da son bir kaç yılda tek bir patlama ya da suikast olayı olmadı… Geçtiğimiz yıl Sincan’da kamu güvenliğinin durumu çok iyiydi…” İsmail Tilivaldi, SUÖB Hükümet Başkanı, 12 Nisan 2004. “Governor says China’s Xinjiang has seen no terrorist attacks for years” (“Vali, Çin’in Sincan bölgesinin yıllardır terörist saldırı görmediğini söylüyor”), Xinhua, 12 Nisan 2004. (2)

Giriş
Aşağıdaki belge, Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (SUÖB) devam eden siyasi kısıtlamalarla ilgili son gelişmeleri ve Çin’in çoğunluğu müslüman Uygur topluluğuna mensup kişilerin bölgede insan hakları ihlallerinden kaçarken düştükleri sıkıntıları ele almaktadır. (3). Bu bölge Uygur milliyetçileri tarafından “Doğu Türkistan” ya da daha az yaygın haliyle “Uyguristan” olarak bilinmektedir. Uluslararası Af Örgütü, Nisan 1999’da ve Mart 2002’de yayınladığı iki geniş kapsamlı rapor da dahil olmak üzere 1990’lardan itibaren bölgeye ilişkin kaygıları konusunda çok sayıda rapor yayınlamıştır. (4). Bkz. Amnesty International, People’s Republic of China: Gross Violations of Human Rights in the Xinjiang Uighur Autonomous Region (Uluslararası Af Örgütü , Çin Halk Cumhuriyeti: Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Ciddi İnsan Hakları İhlalleri), Nisan 1999 (ASA 17/19/99) ve People’s Republic of China: China’s anti-terrorism legislation and repression in the Xinjiang Uighur Autonomous Region (Çin Halk Cumhuriyeti: Çin’de Terörle Mücadele Yasası ve Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Baskılar), Mart 2002 (ASA 17/10/2002). Son iki yılda bölgede “ayrılıkçılar, teröristler ve aşırı dinciler”den oluşan sözde “üç şer güç”e karşı siyasal ve güvenlikle ilgili önlemler bağlamında baskı devam ederken Çin, “terörizmle mücadele”yi bölgedeki her tür siyasi ya da dini hoşnutsuzluk biçimlerini bastırmakta bahane olarak kullanmaya devam etmektedir.
Çinli yetkililer, Uluslararası Af Örgütü de dahil olmak üzere uluslararası insan hakları örgütleri temsilcilerinin araştırma yapmak üzere Çin’e girmelerini kabul etmeyen tutumunu sürdürmektedir. Bu raporda bulunan bilgilerin büyük kısmı Çin dışındaki kaynaklar aracılığıyla elde edilmiştir ve bunlara Uluslararası Af Örgütü tarafından Ekim 2003’te Türkiye, Kazakistan ve Kırgızistan’da yapılan araştırmalar da dahildir. Bu ülkelerde hatırı sayılır büyüklükte Uygur nüfusu bulunmaktadır ve bunların bir kısmı Çin’den oraya yeni gelmiştir. Kendi can güvenlikleri ya da SUÖB’de yaşayan akrabalarının güvenliğinden korku duydukları için bazı vakalarda görüşme yapılan kişiler adlarının ve tanınmalarına neden olacak öteki ayrıntıların raporda yer almamasını istemişlerdir.
SUÖB’de dış dünyaya insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgi aktardığı tesbit edilen herkes keyfi gözaltı, işkence ve öteki ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalma riskiyle karşı karşıyadır. Büyük baskı nedeniyle son yıllarda bölgeden insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgi akışı büyük ölçüde azalmıştır.
Bunun bir örneği de, son iki yılda bölgedeki ölüm cezaları ve infazlar konusunda kamuoyu bilgilerinden genel olarak yoksun olunmasıdır. Uluslararası Af Örgütü, SUÖB de dahil olmak üzere Çin’in bütününde yıllık olarak bu tür vakaları belgeleyen raporlar yayınlamıştır. 2002’ye kadar ölüm cezaları ve infazlar SUÖB’deki –Çin’de insanların siyasi suçlar yüzünden ölüm cezasına çarptırıldığı tek yerdir- medya organlarında düzenli olarak yer almaktaydı. Ocak
Ama şimdi, ölüm cezaları ve infazlar bölgedeki resmimedyada ancak nadiren duyuruluyor, bunun nedeni de, öyle görünüyor ki yetkililerin bu tür vakalar konusunda uluslararası toplumun dile getirdiği endişelere karşı daha duyarlı hale gelmiş olmasıdır.
Bu raporun ilk bölümü, Çin’in “terörizm”e karşı resmi propaganda kampanyasındaki son gelişmeler de dahil olmak üzere SUÖB’deki insan hakları durumuna genel bir bakış sunmaktadır. İkinci bölüm ise, iltica başvurusunda bulunanlar da dahil diğer ülkelerdeki Uygurların içinde bulunduğu kötü durumu ele almaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün araştırmalarına göre son aylarda, Çinli yetkililerin yurt dışına kaçan Uygurların akrabalarına baskı uygulaması; Çinli yetkililerin başka ülkelerdeki Uygur aktivistlerinin siyasi ve insan hakları faaliyetlerini engellemeye dönük artan girişimleri; ve iltica başvurusunda bulunanlar ve mülteciler de dahil olmak üzere yurt dışında yaşayan bir çok Uygur arasında giderek büyüyen Çin’e zorla geri gönderilme kaygılarını da içeren bazı rahatsız edici eğilimler ortaya çıkmış ya da var olanlar şiddetlenmiştir.

SUÖB’deki insan hakları durumuna genel bir bakış
Uluslararası Af Örgütü yıllardır SUÖB’deki etnik Uygur topluluğunun üyelerine karşı işlenen insan hakları ihlalleri konusunda raporlar yayınlamaktadır. Nisan 1990’da Baren kasabasındaki kitlesel protesto ve şiddet içeren ayaklanmalardan sonra, “ayrılıkçı” ve “aşırı dinci” olduğu iddia edilen kişilere uygulanan baskı 1990’ların başından beri devam etmektedir. (6).
1990’ların ortalarında Gulca, Hoten ve Aksu da dahil olmak üzere çeşitli şehirlerde yapılan başka gösteri ve olaylardan ve 1996’da tüm Çin’de genel suçlara karşı “sert saldırı” kampanyasının başlatılmasından sonra bu baskılar daha da arttı. 1996’daki kampanya SUÖB’deki “ayrılıkçılar”ı (tıpkı Tibet ve İçeri Moğolistan’da olduğu gibi) kilit hedef haline getirdi. šubat 1997’de Uygurların Gulca’da (Yining) başta barışçıl başlayan ama sonrasında günlerce ciddi kargaşaya yol açan gösterisinin şiddet kullanılarak bastırılmasından sonra keyfi gözaltılar, adil olmayan yargılamalar, işkence ve infazlar da dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlalleri bir kez daha artış gösterdi.(7). Daha fazla bilgi için aşağıya bakınız. Daha yakın bir tarihte “ayrılıkçılar, teröristler ve aşırı dinciler”, bir kez daha genel suçlara karşı yeniden başlatılan ulusal “sert saldırı” kampanyasının kilit hedefi haline getirildi. Bu kampanya Nisan 2001’de başlamıştı ve hiçbir zaman resmi olarak bitirilmedi.
Çin hükümeti “ayrılıkçılık” terimini geniş bir yelpazede yer alan faaliyetleri içine alacak şekilde kullanmaktadır ve bu faaliyetlerin bir çoğu barışçıl muhalefet ya da hoşnutsuzluk veya din özgürlüğü hakkının barışçıl kullanılmasından daha öte değildir. Son üç yılda bölgede on binlerce insanın soruşturma için gözaltına alındığı ve yüzlercesinin, belki de binlercesinin Ceza Yasası uyarınca yargılandığı ya da hüküm giydiği bildirilmektedir. Tam sayıyı belirlemek olanaksız olsa da çok sayıda Uygurun “ayrılıkçılık” ya da “terörizm” suçu işledikleri iddiasıyla ölüm cezasına mahkum edildiği ve cezalarının infaz edildiğine inanılmaktadır. (8).
Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve “yurtsever olmayan” ya da “yıkıcı” olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini “istenmeyen unsurlar”dan kurtarmak için “temizlik” amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı. (9)
SUÖB’de işlenen insan hakları ihlalleri ülke çapında uygulanan sınırlamalara dayanmaktadır. Örneğin, ifade özgürlüğünün kullanılması ve diğer şiddet içermeyen faaliyetler de dahil olmak üzere “ayrılıkçılığı” ya da “bölücülüğü kışkırttığı” düşünülen her tür faaliyetin bastırılması, dayanağını Çin Ceza Yasası’nın 103. maddesinden almaktadır (bu madde Uygur milliyetçileri gibi Tibetli ya da İçeri Moğolistanlı aktivistlere de aynı şekilde uygulanabilmektedir).(10)
Benzer şekilde Çin’de, ulusal politikanın bir uzantısı olarak dini vecibelerin yerine getirilmesi kısıtlanmakta ve resmi, formel kanalların dışında her tür dini vecibelerin yerine getirilmesi ya da ibadet, uluslararası insan hakları standartlarını ihlal ederek yaptırıma tabi tutulabilmektedir. Her hangi belirli din ya da inanç sistemine getirilen kısıtlamaların şiddeti, tıpkı belirli bir grubun bir siyasi kampanyanın hedefi olup olmaması gibi resmi politikaya göre değişiklik göstermektedir. SUÖB’deki müslümanlara uygulanan din baskısı, “aşırı dinci” denilen kişilere karşı başlatılan resmi kampanya sırasında daha da arttı. Son yıllarda başlatılan bu kampanya, Uygur müslümanlarına dayatılan denetimlerin Çin’deki diğer halklar arasındaki islama getirilen kısıtlamalardan daha sert olmasına yol açtı.(11)
Son yıllarda SUÖB’de insan hakları ihlallerinin ağırlaşmasına bazı ek faktörler de birleşerek katkıda bulunmuş ve bölgedeki Uygur nüfusunun duyduğu hoşnutsuzluğu daha da artırmıştır. Yetkililerin, bir çok Uygurun ekonomik, sosyal vekültürel haklarının ciddi ve yaygın olarak ihlal edilmesine dair yakınmalarına hitap etmede yetersiz kalması bölgede bir gerilim kaynağı olarak durmaktadır. (12)
Uygurlar arasında yüksek işsizlik oranı devam etmektedir ve bildirildiğine göre, Han Çinli işçilerin bölgeye akınının sürmesi, Uygurların işgücü pazarından daha da fazla dışlanmasına yol açmaktadır. Uygurların büyük bir çoğunluğu çiftçidir; Çinceyi akıcı konuşamamaktadırlar ve sınırlı eğitim ve iş olanaklarına sahiptirler. Bununla birlikte, raporlara göre son yıllarda Uygur aileleri Han Çinli müteahhitler tarafından yeterli danışma hizmetleri ve tazminat verilmeden topraklarından zorla atılmaktadır. (13)
Bildirildiğine göre, on binlerce Uygur kitabının yasaklanması ve yakılması(14) ile Eylül 2002’den itibaren Sincan Üniversitesi’nde bir çok dersde Uygurcayı eğitim dili olarak yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması da dahil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki kısıtlamalar da son yıllarda ağırlaşmıştır. (15)
Yetkililer SUÖB’deki din baskısını, “fundemantalist” ya da “aşırı İslamcı” faaliyetlerle mücadele diye savunmaktadırlar. (16)
Sincan analistleri, Uygurların büyük çoğunluğunun ılımlı Sufi ya da Sünni İslam biçimlerini kabul ettiklerini ve daha radikal, “Vahabi” denilen İslamcı hareketlerle ilgilerinin olmadığını belirtmektedirler. Bununla birlikte, bildirildiğine göre 1990’lardan itibaren bazı Uygurlar ile fundemantalist İslamcı hareketler, özellikle de Orta Asya, Pakistan ve Afganistan’daki hareketler arasındaki ilişkilerin gelişmesi sonucunda, bölgede bu tür inançların yaygınlığı da 1990’lardan itibaren artmaktadır. (17)
Ne var ki, din baskısının boyutları şiddet içeren faaliyetler ile mücadele gereğinin ötesine geçmektedir. Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’de uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarını ihlal ederek, barışcıl şekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarından dolayı gözaltına alınan sayısız Uygurun vakalarını belgelemiştir. (18)
Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’deki baskının ileri boyutlarda olmasının etnik, kültürel ya da dini Uygur kimliğinin her hangi bir şekilde bağımsız ifadesine yönelik alanı daraltmasından endişe duymaktadır. Bu tür ifadeler, özellikle barışçıl eleştiri, hoşnutsuzluk ya da huzursuzluk biçimini aldıklarında yetkililer tarafından çoğunlukla “ayrılıkçı”, “terörist” ya da “yasa dışı dini” faaliyetler oluşturma sayılmakta ve keyfi gözaltı, işkence ve diğer ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Uluslararası Af Örgütü Çinli yetkililere, şiddet içeren eylemler ile barışçıl hoşnutsuzluğun ya da sosyal, kültürel ya da dini kimliğin ifade edilmesi arasında net bir ayrım yapmaları çağrılarını sürdürmektedir.


1. “China’s Xinjiang chief urges intensified crackdown on ‘three forces’” (“Çin’in Sincan şefi, ‘üç şer güç’ üzerindeki sert önlemlerin yoğunlaştığını ileri sürüyor”), Zhongguo Xinwen She, 17 Ocak 2004.
2. “Governor says China’s Xinjiang has seen no terrorist attacks for years” (“Vali, Çin’in Sincan bölgesinin yıllardır terörist saldırı görmediğini söylüyor”), Xinhua, 12 Nisan 2004.
3. Bu bölge Uygur milliyetçileri tarafından “Doğu Türkistan” ya da daha az yaygın haliyle “Uyguristan” olarak bilinmektedir.
4. Bkz. Amnesty International, People’s Republic of China: Gross Violations of Human Rights in the Xinjiang Uighur Autonomous Region (Uluslararası Af Örgütü , Çin Halk Cumhuriyeti: Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Ciddi İnsan Hakları İhlalleri), Nisan 1999 (ASA 17/19/99) ve People’s Republic of China: China’s anti-terrorism legislation and repression in the Xinjiang Uighur Autonomous Region (Çin Halk Cumhuriyeti: Çin’de Terörle Mücadele Yasası ve Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Baskılar), Mart 2002 (ASA 17/10/2002).
5. Ocak 2003’de Sichuan eyaletinde Tibetli Lobsang Dhondup’un adil olmayan bir yargılama sonunda “patlamalara neden olmak” ve bağlantılı suçlardan ölüm cezasına çarptırılarak cezasının infaz edilmesi, SUÖB dışında siyasi suçlara verilen ölüm cezasının alanını genişletti. Bkz. Amnesty International, People’s Republic of China: Executed “according to law”? The death penalty in China (Uluslararası Af Örgütü , Çin Halk Cumhuriyeti: “Yasaya göre” İnfaz mı? Çin’de ölüm cezası), 17 Mart 2004 (ASA 17/003/2004).
6. Bkz. Uluslararası Af Örgütü (ASA 17/19/99) a.g.e. ve People’s Republic of China: Secret Violence: Human rights violations in Xinjiang (Çin Halk Cumhuriyeti: Gizli šiddet: Sincan’da insan hakları ihlalleri), 1992 (ASA 17/050/1992).
7. Daha fazla bilgi için aşağıya bakınız.
8. Uluslararası Af Örgütü’nün Çin’deki ölüm cezası uygulamasına ilişkin kaygıları konusunda daha fazla bilgi için bkz. ASA 17/003/2004, a.g.e.
9. Bkz. Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/10/2002, a.g.e..
10. Madde 103: Ülkeyi bölmek ya da ulusal birliği zayıflatmak amacıyla hareket eden, örgüt kuran ya da komplo kuranlardan ele başları veya suçu ağır olan kimseler müebbet hapse veya on yıldan az olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına çarptırılır; diğer aktif katılımcılar üç yıldan az ve on yıldan fazla olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına çarptırılır; ve diğer katılımcılar üç yıldan fazla olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına, ev hapsi, denetim veya siyasi haklarından yoksun bırakılma cezalarına çarptırılır.
11. Ülkeyi bölmeyi ve ulusal birliği zayıflatmayı teşvik eden kimseler beş yıldan fazla olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına, ev hapsi, denetim veya siyasi haklarından yoksun bırakılma cezalarına çarptırılır; ele başları veya suçları ağır olan kimseler beş yıldan az olmamak üzere değişmez süreli hapis cezasına çarptırılır.
12. Bkz. The Xinjiang Problem (Sincan Sorunu), Graham E Fuller ve S.Frederick Starr, John Hopkins Üniversitesi, Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü, Aralık 2003, s.19.
13. Bkz. Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/19/99, a.g.e.
14. Yakınlarda olan bir olayda, İli bölgesinde baraj gölü ve elektrik santralı projesi inşaatı nedeniyle başka yere yerleştirilme programının adil olmadığını söyleyerek protesto ettikleri için en az 16 kişinin polis tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Bkz. “Police in Xinjiang detain protesters” (“Sincan’da polis protestocuları gözaltına aldı”), RFA, 14 Haziran 2004.
15. Örneğin, görgü tanıkları Haziran 2002’de Kaşgar kentindeki 1 no.lu Ortaokulda toplanan kitapların istif edilerek yakıldığını bildirdi. Daha fazla bilgi için bkz. “Uyghur language and culture under threat in Xinjiang” (Sincan’da Uygur dili ve kültürü tehdit altında), Dr Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti. Bildirildiğine göre, yasaklanan ve yakılan kitaplar arasında A Brief History of the Huns and Ancient Literature (Hunların Kısa Bir Tarihi ve Antik Edebiyat) ile Ancient Uighur craftsmanship (Antik Uygur Zanaatkarlığı) gibi Uygur tarihi ve kültürü ile ilgili kitaplar bulunmaktaydı. Daha fazla bilgi için bkz. Criminalizing Ethnicity: Political Repression in Xinjiang (Etnisitenin Suç Haline Getirilmesi: Sincan’da Politik Baskı), Nicolas Becquelin, Human Rights in China (Çin’de İnsan Hakları) içinde, China Rights Forum, No.1, 2004 , s. 45.
16. Bkz. “Xinjiang University to teach major subjects in Chinese” (“Sincan Üniversitesi’nde ana konular Çince öğretiliyor”) , Xinhua, 7 Haziran 2002. Mart 2004’te SUÖB’deki elli etnik azınlık okulunun önümüzdeki beş yıl içinde etnik Çin okullarıyla birleşeceği ve derslerin olabildiğince Çince yürütülmesi gerektiği bildirilince, Uygurcanın eğitim dili olarak kullanılmasına getirilen artan kısıtlamalar ile ilgili korkular daha da çoğaldı. Bkz. “China imposes Chinese language on Uyghur schools” (“Çin, Uygur okullarına Çinceyi getiriyor”), RFA, 16 Mart 2004.
17. Bkz. Dislocating China: Muslims, Minorities and Other Subaltern Subject (Çin’in Altüst Oluşu: Müslümanlar, Azınlıklar ve Öteki Alt Gruplar), Dru C. Gladney, Hurst & Co. Londra, 2004, ss.252-253
18. Bkz. The Uyghurs in Xinjiang: the malaise grows (Sincan’daki Uygurlar: hoşnutsuzluk artıyor), Rémi Castets, China Perspectives No.49, Eylül-Ekim 2003.
19. Örneğin bkz.Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/18/99, ss.10-11 ve ASA 17/010/2002, ss.13-16, a.g.e. Sincan ve Çin’deki Müslümanlar üzerine bir uzman olan Profesör Dru C Gladney, hükümetin “fazla” dindar olduğundan şüphe duyduğu bütün Uygurları, özellikle Sufi ya da Vahabi olarak belirlenen kişileri sürekli olarak topladığını da belirtmiştir. Bkz. China’s Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin’deki Azınlıklar: Sincan vakası ve Uygur halkı), Birleşmiş Milletler Azınlık Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Alt Komisyonu’na sunulan çalışma, Azınlıklar Çalışma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayıs 2003, UN Doc. E/CN.4/Sub.2/AC.5/2003/ WP.16.

  • 718 defa okundu.