AH DOĞU TÜRKİSTAN
Servet KABAKLI 
Gazeteci Yazar
GAZETELERDE dün bir haber vardı... Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'bir dizi resmi ziyaret için' Çin'e gitmiş... Pekin'de Çin Adalet Bakanı Zhang Fusen ile yaptığı görüşmede, 'Çin'in uluslararası camiadaki itibarını, özellikle BM'deki rolünü bilen bir ülke olarak, Kıbrıs konusundaki desteklerini' istemiş. Bu talebin gerekçesi olarak da şu bildik sözleri sıralamış...
'Gerek Türkiye, gerekse KKTC, Kıbrıs'taki ihtilafın çözülmesi için çok çaba harcadı. BM'nin önerisini destekleyerek olumlu adım attık. Ancak karşılığını karşı taraftan alamadık. BM'nin planının hayata geçmemesinde Türkiye'nin ve KKTC'nin bir kusuru yoktur. KKTC'ye uygulanan yaptırım ve tecridin kaldırılması lazımdır. KKTC uluslararası toplumun görüşüne itibar etmiştir. Bu konuda Çin'in desteği çok önemli ve bizim açımızdan çok anlamlı olacaktır.'
šimdi birilerinin, 'Helal olsun Sayın Bakan'a, ne güzel işte, Çin Devleti'nin de desteğini almak için ne güzel konuşmuş' dediklerini duyar gibi oluyorum... Sayın Bakan'ın bu gezide Çin'in desteğini istemesi tabiidir. Ancak, diplomatik bir lisanla, Kızıl Çin ile yapılmış ve 'gizli kararnamelerin kaynağı olan' bazı örtülü veya açık anlaşmalara vurgu yaptığı şu ifadeler, Çinli meslektaşı tarafından pek tatmin edici bulunmuşa benzemiyor...
'Çin ile ilişkilerimizi, eşitlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı, biri birinin iç işlerine karışmamak ve ortak yarar temelinde geliştirmek istiyoruz...'

İLLE DE DOĞU TÜRKİSTAN...
İşte Kızıl Çin Adalet Bakanı Zhang'ın, iyi niyetli kabul edilebilecek diplomatik konuşmaya, 'yüksek perdeden' verdiği cevap...
'Çin ve Türkiye'nin terör karşısındaki tavırları ortaktır. Türkiye'nin kendi topraklarında Doğu Türkistan güçlerinin Çin karşıtı eylemlerine izin vermemesini takdirle karşılıyoruz...'
Dikkat ediniz, en basit diplomatik nezaketten bile yoksun bu cümlelerde, 'teşekkür' değil, Kızıl-Sarı Sömürge Devleti'nin, istediğini tehdit ve şantajla yaptırma rahatlığından kaynaklanan, akrep mağrurluğunda bir 'takdir ifadesi' vardır.
Zannediyorum ki Sayın Çiçek, bu sözlerin muhatabı olmakla bile, Doğu Türkistan Davası'nın Merhum Lideri, Büyük Türk İslam Mücahidi, rahmetli İsa Yusuf Alptekin'in ve Doğu Türkistan şehitlerinin kemiklerini sızlattığını, hatıralarından da süzerek aklından geçirmiştir. Çünkü dostumuz Cemil Çiçek, gençliğinde, hatta ilk siyaset yıllarında, yakın arkadaşlarıyla birlikte, Kızıl Çin esareti altındaki Atayurdumuz Doğu Türkistan'ın feryadını, hür geçinen dünyaya ve Türkiye'ye duyurmaya çalışan Doğu Türkistan'ın son Başbakanı İsa Yusuf Alptekin'e manen ve maddeten yardım ve hizmet etme şerefini taşımıştır.
Peki o günden bugüne değişen nedir... Elbette çok değişiklikler vardır. Kızıl Çin Devleti, 1949'da, Komünist Rus Ordusu'nun yardımıyla işgal ettiği Atayurdumuz Doğu Türkistan'da, nükleer denemelerden katliama, asimilasyon operasyonlarına, doğum kontrolü maskelemesiyle çocukların ana rahminde diri diri öldürülmesine kadar, akla alınmayacak 'Çin işkencelerini', dozunu artırarak sürdürmüştür. Mesela Çin'in atom denemeleri yaptığı, Doğu Türkistan'ın Lopnor Bölgesi'nde milyonlarca soy ve din kardeşimiz amansız hastalığın pençesindedir. Sistemli olarak her yıl milyonlarca Çinli asker, Doğu Türkistan'da iskan edilmektedir. Bu operasyonla, işgal yıllarının başında nüfustaki oranları yüzde 3 civarında olan Çinliler, Doğu Türkistan'daki 35 milyon esir kardeşimizi, şimdilerde yüzde 60'a varan nüfus oranıyla azınlıkta bırakmışlardır. Doğu Türkistan'daki Kızıl Çin zulmü anlatmakla bitmez...

DEĞİŞEN MİLLİ VİCDANIMIZDIR...
DÜŞÜNÜNÜZ... 1991 yılında, Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Harbiye Orduevi'nde kucaklaştığı İsa Yusuf Alptekin'in kendisine emanet ettiği 'Ay Yıldızlı Gökbayrak'ı öpüp alnına koyarken, Türk ve Dünya Kamuoyu önünde şunları söylüyordu... 'Belki biz göremeyeceğiz ama, Komünist Çin işgali altındaki Atayurdumuz Doğu Türkistan da yakın gelecekte esaretten kurtulup hürriyetine kavuşacaktır. O günler de yakındır...'
1995 yılının yaz aylarında, şimdiki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gözlerimizin önünde davası uğruna muhacerette 2 evladını, 2 gözünü kaybetmiş İsa Yusuf Beyimiz'in elini heyecanla öpüyor, 5 ay sonra da 'Ay Yıldızlı Al ve Gökbayraklar'a sarılmış tabutunu taşıyordu...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1997 yılında bir blöf uğruna Çin'e teslim oldu. Kızıl Çin PKK konusunda şantaj yaptı, füze teknolojisi vaadinde bulundu ve Mesut Yılmaz'ın Başbakan sıfatıyla imzaladığı o gizli 'zavallılık genelgesi' yayınlandı. 'Bakan ve Milletvekilleri dahil, yöneticilerin' Doğu Türkistan ile alakalı toplantılara katılması, 'Doğu Türkistan'ın mazlum Gökbayrak'ının asılması' yasaktı artık... Ardından 'çarpık koalisyon döneminde' Çin Devlet Başkanı'na liyakat nişanı verilmesi, tabanca hediye edilmesi gibi kepazelikler sıralandı... šimdiki iktidarın Kızıl Çin Yönetimi'yle muhabbeti 'fındık' gibi... Başbakan'ın gezisiyle başlayan muhabbetin 'yasaklı sahası' Doğu Türkistan... Kızıl Çin, şu sıralarda 'Doğu Türkistan' ifadesini bile 'teröristlik' görüyor ve bu 'emri baş üzre' sayılıyor. Ah, altından kısa zamanda çok sular akan, şu yıkılası gaflet köprüleri!..
Biliyor musunuz ki, bu görüntüler, Çin Devleti'nin emriyle, halen 'Türkiye sizi böyle sattı' ifadeleriyle halen Doğu Türkistan'da televizyonlarda günde birkaç defa yayınlanıyor... 'Değişen nedir' diye soracak olursanız; elbette 'küresel akrep kıskacındaki' milli şuurumuz ve vicdanımızdır..

  • 689 defa okundu.