BÜYÜK OYUN'U KİM KAZANACAK
A.Halim DEDE 
Trakyanın Sesi Dergisi
Soğuk Savaş sonrasında yeniden canlanan Orta Asya'daki Büyük Oyun'un en önemli aktörlerinden Çin, bölgenin yeniden Rus nüfuzuna girmesini yada Pan- Türkçü bir yapılanmaya yönelmesini istemiyor. Pekin'e göre bu iki tehlikeye karşı tek güvence bölgenin ekonomik olarak kalkınması. Bu süreçte Doğu Türkistanlılara önemli roller düşüyor.
Orta Asya'da ekonomik ve ticari büyük bir uyanış yaşanıyor. 19'uncu yüzyılda İngiltere ile Rusya arasında oynanan Büyük Oyun'un yeni versiyonunun daha karmaşık ilişkiler sistemi içinde 21'inci yüzyıla şekil verecek potansiyel taşıdığına olan inanç gittikçe artıyor.
Aktörlerden eski süper güç Rusya, uluslararası kamuoyunun az çok kartlarını bildiği bir oyuncu. Çarlık döneminden başlayan ve Sovyetler Birliği döneminde süren genişleme stratejisi çerçevesinde Moskova, Orta Asya Türk dünyasını uzun süre kontrol altında tutmuştu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Rusya, kısa süreli bir duraklama döneminden sonra BDT ile yoluna devam etme niyetinde. Sovyet sonrası dönemin ilk başkanı Yeltsin'e göre, böyle bir role daha uygun bir kişilik olan KGB deneyimli Putin'in Kremlin'de oturuyor olması da Moskova açısından bir şans.
Ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski'nin 'kara delik' olarak tanımladığı Orta Asya'ya yönelik planları olduğu bilinen aktörlerden belki en az bilineni, dev nüfusu, 2010'da dünya birincisi olması beklenen ekonomisi, uluslararası sistemdeki ağırlığıyla Çin Halk Cumhuriyeti. Pekin'in bölgeye yönelik siyasetinin en önemli parçasını oluşturan Doğu Türkistan, resmi adıyla Sincan Özerk Bölgesi'nin geleceğin Orta Asya'sında oynayacağı rolü ele alan Justin Jon Rudelson'ın değerlendirmeleri önemli ipuçları taşıyor.
Tulane Üniversitesi öğretim görevlisi Rudelson, Türkiye'de çoğu kere milliyetçi ve hissi yaklaşımlar dolayısıyla gözardı edilen ya da dikkat edilmeyen noktalara parmak basıyor. Rudelson, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle Büyük Oyun'un ikinci devresine geçildiğini belirtiyor ve yeni dönemde adı geçen aktörleri şöyle sıralıyor: Türkiye, Rusya, İran, Hindistan, Çin, Afganistan, Pakistan ve İsrail. Ona göre Büyük Oyun'un birinci raundundan Doğu Türkistan'ı kontrolünde tutarak zaferle çıkan Çin, görmezden gelinmek istense de ikinci raundun da en şanslı adayı ve Uygurlar'a bu süreçte büyük iş düşüyor. Rudelson, Uygurlar'ın Çin—Orta Asya ilişkilerinde aracı rolü oynayacağını öngörüyor.
Doğu Türkistan tarih boyunca dış dünyaya, farklı medeniyetlere çok açık bir tarihe sahip. Bu yüzden bölgede Hint, Çin, Türk, İslam medeniyetlerinin farkı derecelerde etkileri olmuş. Turfan, Çin Han kültüründen daha çok etkilenirken, Kaşgar daha çok İslam medeniyetinden etkilenmiş.
1949'da tamamen Çin kontrolüne girmesiyle Kaşgar ve İli'den Batı'ya doğru Türk dünyasına giden yollar devre dışı bırakılırken, siyasi, askeri, ekonomik ve ulaşım merkezi olarak Urumçi öne çıkıyor. 1962'de tamamlanan demiryoluyla Urumçi, Pekin'e daha sıkı bağlanırken, aynı yıl Sovyetler'le Çin'in arasına kara kedi girmesi bölgenin Türk dünyasıyla bağlarının tamamen kopmasına yol açıyor. Tarihten ve tabii ekonomik kaynaklardan kopuş, önce Çin destekli sanayileşmeyi ve beraberinde de kitlesel boyutlarda Han nüfusu transferini getiriyor. 1940'dan bu yana bölgedeki Han nüfusu 32 kat artarak, 200 binden 6 milyona ulaşarak neredeyse Uygur nüfusunu yakalıyor. Nüfus yapısındaki bu sun'i değişim sürerken yaşanan tek değişiklik 1985 yılında Sovyetler'le, dolayısıyla Türk dünyasıyla ilişkileri donduran sınır kapılarının tekrar açılması.
Nisbi serbesti ortamı Uygur entellektüellerin farklı farklı yaklaşımlarla ortaya çıkmasına, bu da Çin resmi politikalarının, tarih anlayışının ilk kez engelle karşılaşmasına zemin hazırlıyordu. Kaşgarlı aydınlar 11'inci yüzyıl alimlerinden Mahmut Kaşgari'ye vurgu yaparak İslami geçmişe referansta bulunurken, yazar Turgun Almas Uygurlar'ın 6 bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu, dolayısıyla kültürlerinin Çin kültüründen eski olduğunu iddia ediyordu. İli'de ise 1944—49 yılları arasında yaşayan Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin kurucu aydınlarından Ahmetcan Kasım'a gönderme yapılıyordu.
Çin'in Orta Asya siyaseti ve Doğu Türkistan'ın bu siyaset içindeki yerini araştıran Rudelson, Uygurların entellektüel çeşitliliği içinden ancak tabanda daha çok taraftar bulanın başarıya ulaşacağını vurguluyor ve bölgede sosyo—ekonomik katmanların birbirinden farklı fikirlere sahip olduğu ortaya koyuyor. Ona göre çoğunlukla Han nüfusunun yaşadığı Urumçi'deki Uygur aydınlar kendilerini Türkiye ve Orta Asya Türk dünyasıyla özdeşleştirip, laik, Pan—Türkçü düşüncelere atıfta bulunurlarken, fakir köylüler kendilerini daha çok İslam'la özdeşleştiriyor. Çin'le ticaret yapan tüccar sınıf ve Çin'in geçirdiği ekonomik değişimden yararlanan zengin köylüler ise kendilerini daha çok Çin devletinin vatandaşları olarak tanımlıyorlar. Doğu Türkistan'da İslam'ın bu farklı gruplar tarafından farklı algılanış şekillerine ve Çin'in şehirden şehire değişen ve birçok açmazı içinde barındıran İslam'a karşı tutumuna değinen araştırmacı bölgenin Büyük Oyun'da Çin için niçin önemli rol oynayacağına değiniyor.
Bölge üzerindeki önemli oyunculardan İran'ın dil bakımından yalnız Tacikistan'la ilişkilerini geliştirebileceğini, ama mezhep farklılığının buna engel olduğunu belirtirken, Rudelson, Türkiye'nin 10 binden fazla öğrenciyi misafir etmesi ve bölgeye yönelik tv yayını başlatmasının altını çiziyor. Dil ve kültür olarak bölgeye çok yakın olan Türkiye'nin koordineli bir politikadan mahrum olduğunu vurguluyor. İran'ın Türkmenistan'a ihtiyaç duyduğu dünya pazarlarına ulaşma imkanını vererek etkili olmaya çalıştığını, Pakistan ve Afganistan'ın kendilerine kuzeyde İslami partnerler aradığını hatırlatan yazar, garip bir şekilde bölgeyle sıcak ilişkiler geliştiren İsrail'in özellikle sağlık, sulama ve tarım teknolojileriyle kapıları açmaya çalıştığına dikkat çekiyor. Bölgedeki 9 milyon etnik Rus'un ve yeni bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin savunma ihtiyaçlarının Rusya'nın eline büyük koz verdiği, ama Moskova'nın ekonomik zayıflığının elini zayıflattığına inanıyor.
Türkiye şanslı, siyaseti koordinesiz!
Orta Asya ile paylaştığı uzun sınır, Sincan'da yaşayan 8 milyondan fazla bölge kökenli halk, denizaşırı işadamlarının mali güçleri ve idari başarıları ile Çin'in Büyük Oyun'da şansı büyük. Yazara göre Çin, bölgede yaşanacak karmaşanın Doğu Türkistan'ı da etkilemesinden çekinirken, burada bugün yaşanan sorunların İslam, Pan—Türkizm, ekolojik ve ekonomik güçlükler, Rus, İran ve Türk nüfuzundan kaynaklandığını düşünüyor ve tüm bu sorunlara karşı ekonomik kalkınma politikasıyla baş edeceğine inanıyor. Bunun için aile, din ve iktisadi bağları mümkün oldukça kullanmayı hedefliyor. Orta Asya'da ekenomik gelişmeye yardım ederek nüfuzunu hissettirirken bir yandan da hem içerde, hem bölgede istikrara yardımcı olmayı düşünüyor. Çin'e göre, bölgenin yeniden Rus nüfuzuna ya da İslamcılık ve Pan—Türkizm'e kaymasını önleyecek tek faktör ekonomik kalkınma.
Bu çerçevede Çin ile bölge ülkeleri arasında sayısız iş girişimleri, petrol ve doğalgaz projeleri, bilimsel işbirliği çalışmaları yürütülüyor. Sincan'ın başkenti Urumçi bu yöndeki faaliyetlerin merkezini oluşturuyor. Özel ve kamu yatırımları artarken, Kazakistan'da Çin'li işçiler çalışıyor. Hafif tüketim malları, gıda ve teknoloji alanında çaplı bir barter trafiği ilerliyor. Kazakistan—Urumçi arasında işletmeye açılan trenyolu ya da 'Demir İpek Yolu' tüm bu işlemleri kolaylaştırıyor. Çin, Uygurları vasıtasıyla bölgede başka hiçbir rakibinin kuramayacağı hafif sanayi altyapısı kuruyor. Uygur televizyonu işadamlarının bölgede tercümansız konuştuklarını iftiharla yayınlıyor. 1985'te sınır kapalıyken sınırın Sovyet tarafında kalan Türkler'in durumunu kendilerinden iyi olduğunu düşünen Uygurlar, şimdi bölgeyi ziyaret ettikçe tersini düşünüyorlar. Urumçi'deki Uygurlar bu karşı ticaretten maksimum yararlanmak için kendilerini duruma adapte etmeye çalışıyorlar. Uygur gençler daha çok Rusça öğrenmeye çalışıyor. Kendileri için bu istikamette fazla şans görmeyen Hanlar ise İngilizce'yi tercih ediyor. Bu politikanın handikapları da yok değil. Çin'in petrol kaynaklarının üçte biri bu bölgede bulunuyor. Bölge tam bir meyve sebze deposu. Tarım imkanı muazzam ve Çin sonuna kadar değerlendiriyor. Alvin Toffler'in tahmininin aksine Çin'in patlamayacağına inanan yazar, şu fütürist yaklaşımlarda bulunuyor: "Komünist Parti son kullanma tarihi geçtiği için devre dışı kalacak. Çin yakın zamanda demokrasiye geçemeyecek. Orta Asya ekonomisini kontrol edecek. Uygurların da yardımıyla Büyük Oyun'un ikinci yarısını Çin kazanacak."
Çin hakkında iyimser olanların mı, kötümser olanların mı haklı çıkacağını zaman gösterecek.

  • 702 defa okundu.