DOĞU TÜRKİSTAN'DA İNSAN VE KÜLTÜR HAKLARI
Müjdat KARAERLİ 
Araştırmacı Yazar
Kökleri Uygur Türklerine dayanan Doğu Türkistanlılar Çağataycaya yakın bir dille konuşurlar. Doğu Türkistan büyük ve tarihi bir Türk ülkesidir. Doğu Türkistan, Uygur Türk medeniyetinin, Cengiz Han’ın Dugiat ailesinin nüfuzuna tabi olmuştur. 1870 yılında “Yakup Han Devleti” adıyla Türkiye’ye tabi olduğunu ilan eden bir devlet iken Rusya ve Çin baskısı altında ortadan kaldırılmıştır. Bugün Çin’in bir eyaleti konumundadır. Dünya barışının geleceği açısından kendi iç yapısını değiştiremeyen ve stratejistler tarafından bugün en büyük tehlike olarak görülen Çin, Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek Türklerine karşı zulüm politikası izlemektedir. Çin’in insan haklarına karşı vurdumduymaz tavrı ve özellikle “Doğu Türkistan’da yaşayan insanlara” karşı soykırım ve asimile politikası dünya devletlerinin, uluslararası ve ulusüstü kuruluşların kabul edemeyeceği bir konudur. BM, Uluslararası Af Örgütü, ABD Kongresi raporlarında da belirtildiği gibi “Doğu Türkistan’da insan hakları ihlalleri” devam etmektedir.
Doğu Türkistan’da kadınların anne olma hakları ellerinden alınıyorsa, ana dillerinde eğitim yapamayan insanlar çoğalıyorsa, Türkistanlıların bilgi edinme hakları, haber alma hakları yoksa, Türkistanlı gençler eğitim için yurt dışına çıkamıyorsa, fırsat verilmeyen birçok yetenekli insan varsa Türkistanlılara baskı ve zulüm devam ediyor demektir. Bu bakımdan bildirgeler yayınlayarak ‘İnsan Haklarını’ korumaya çalışanların, Doğu Türkistanlı İnsanların demokratik haklarını kazanması için de Çin’i uyarmaları şarttır. Doğu Türkistan’da yüzlerce yazar, müzisyen, ressam ve aydın insanın ifade özgürlüklerinin, hatta yaşama haklarının ellerinden alınarak ölüm cezalarına çarptırıldığını İtalyan gazetelerinden, dünya basınından öğrenirken, milli şuur refleksleri körleştirilmiş insanlarımızın “Doğu Türkistanlıların kendilerini ifade etme özgürlüklerini” kısıtlamaya çalışmalarını da anlamak mümkün değildir. Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın uğradıkları zulümleri yüreğimizde yaşatamıyorsak, Doğu Türkistan İnsan Hakları, Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine şükran sunma hakkını destekleyemiyorsak, Doğu Türkistan’ın yiğit evlatlarına haklı davalarında yanlarında olduğumuzu bugün gösteremiyorsak ne zaman göstereceğiz? Doğu Türkistan davasında yılmadan mücadele eden büyük dava adamı İsa Yusuf Alptekin’in Türkiye Cumhuriyeti’ni “Türklük Aleminin Kıblegahı” olarak tanımladığını ve Türkiye’nin ilelebet payidar kalabilmesi için de canını fedadan çekinmeyeceği görüşünü bütün Türkistanlılara aktarmasını iyi algılamalıyız! Özellikle işkenceye tabi tutularak ölüm cezası verilen kahraman Osman Batur’un aşağıdaki ifadelerini de hiçbir zaman unutmamalıyız:

Türküz dedik çekip çekip vurdunuz
Bizi vurup bizden hesap sordunuz
Ölümden öteye köy mü kurdunuz,
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden

Türk Kültür Mirasının yoğunlukla korunması gereken yerlerden biri ve en önemlisi de Doğu Türkistan’dır. Çünkü 745 yılında Göktürk Devleti’nin yerine kurulan Uygur Devleti idaresinde bilim, sanat, kültür ve uygarlık alanında en parlak çağını yaşamıştır. Dil ve kültür açısından Doğu Türkistan Türkleri Uygur Türkçesi ve dolayısıyla kültürü etrafında bütünleşmişlerdir. Doğu Türkistanlı demek Uygur olmak demektir.Uygur olmak da ‘kendi kendini besleyebilen’, 'medeni’, 'itaat edici’, 'şahin gibi hızlı hareket eden orman halkı’, ‘işbirliği yapan’, ‘uyuşan, uyandemektir.
Sonuç olarak '
Gökbayrak’tan Albayrak’a, Albayrak’tan Gökbayrak’a selam' diyenler Türk kültür mirasının da korunmasını hak edenlerdir. Bu hakka sahip çıkılmalı ve bu mücadele evrenselleştirilmelidir. Doğu Türkistan’ın haklı mücadelesine bütün dünyanın destek vermesi sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde hedefe ulaşılabilir.

  • 745 defa okundu.