ALİ HAN TÖRE SAGUNİ (1)
Yrd.Doç.Dr. Y. POLAT 
Qawqaz Üniv. / BAKÜ
Ali Han Töre Saguni 1944'te Doğu Türkistan'da Çinlilere karşı savaşarak bir devlet kurmayı başaran mücadeleci, teşkilatçı, idareci Özbek din alimidir.
Türkistan Milli Azadlık Hareketleri'nin liderlerinden biri olan Saguni, hayatını Rus Emperyalizmi'ne karşı mücadeleyle geçirmiş ve davasında kısa bir müddet de olsa, büyük başarı göstermiş, yakın tarihimizin en az bilinen mümtaz şahsiyetlerindendir.
Yılmaz Öztuna'nın İslam Devletleri kitabında bu mevzuda ilgi çeken ve çok eksik olan şu malumatı yer almaktadır:
"1944 Temmuz'unda Ali Han Töre (Hocalar Hanedanı'ndan bir prens) Gulca'da Çinlilere karşı ayaklarak İli Bölgesi'ni ele geçirdi ki, Kazakistan'ın sınırı idi. 7. 8. 1944'te Ali Han Töre, Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı oldu, başkent Gulca idi. Osman Batur, Ali Han'ı devlet başkanı olarak kabul etti. 1945 Mart'ında Ali Bey Rahim de Manas Sancağı'nı elde etti. 1946 yazında Ali Han kayboldu. Bir daha izine rastlanmadı ki, komünistlerce öldürüldüğü muhakkaktır. Fakat bu suikastin milliyetçi Çin Umumi Valisi U Cung šin tarafından da düzenlendiği de iddia edilmiştir." (1)
Sayın Öztuna'nın eserinin, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında 1989'da yayınlandığına bakarsak, bu bilginin yetersiz olduğunu aşikardır ve Türkiye'de bu mevzunun gündeme gelmesi önemlidir. Çünkü Ali Han Töre 1946'da komünistlerce öldürülmemiş, Sovyetler Birliği'nin Gulca Konsolosu Dabaşın (Konsolos yardımcısı Aleksandır Vasiloviç'tir.) tarafından Haziran 1946'da Korgaz šehri'nde (Kazakistan Çin sınırı) anlaşma vaadi yalanı ile tuzağa düşürülerek, askeri bir uçakla Taşkent'e kaçırılmış, iki yıl halktan uzak bir şekilde şehir dışında tutulmuştur. Daha sonralar göz altında hayatını 1976 yılına kadar devam ettirmiştir.(2)
Ìlginçtir ki, komünist iki devlete karşı hayatını mücadeleyle geçiren Ali Han Töre, Doğu Türkistan'da Cumhurbaşkanı olmasına rağmen Osman Batur, Yusuf Alptekin kadar meşhur değildir. Tarih kitaplarımızda da kendisine az yer verilmiştir.
Acaba neden?..
Doğu Türkistanlı bağımsızlık hareketinin önde gelenlerinin hatıralarında Ali Han Töre'den çok çok az bahsetmeleri veya hiç bahsetmemeleri O'nun tanınmamasında veya az tanınmasında önemli rol oynamıştır. Belki de Ali Han Töre'nin meşhurlaştırılmamasının en önemli sebebi bana göre herhalde İslami yönünün olmasıdır...
Sovyetler Birliği'nin Ağustos 1991'de dağılmasıyla bilindiği gibi Özbekistan da bağımsızlığını ilan etti. Bağımsız olan devletler öz milli kahramanlarını arayıp bularak, onların şahsiyetlerinde bağımsızlıklarını göstermeye çalışıyorlar.
Ali Han Töre de komünizm devrinde hain görülmüş ama, günümüzde bağımsızlığın sembolü milli kahramanlarından olmuştur. Başkent Taşkent'te bir çok okul ve caddelere onun adı verilmeye başlanmış ve eşyaları müzelerde sergiye konmuştur.(3)
Öte yandan Ali Han Töre'yi yanlış tanıyan ve tanıtan şahıs ve kitaplar da mevcuttur. Mesela, Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları kitabında. Kitabın diğer mevzularında olduğu gibi bizim mevzumuzda da kaynak gösterilmeden tutarsızca šarki Türkistan İslam Cumhuriyeti'ni Sovyetlerin kurdurduğu belirtilmiş ve kuranlara "komünist ve Türk yanlısı" (4) denilmiştir. Yani kitap baştan sona laubali şekilde ele alınmış, tenakuzlara düşülmüştür. Mesela, Ali Han Töre'ye hem komünist denilmiş, hem de Türk yanlısı. Evet o bir Türk'tü ve Türk yanlısı idi. Ama asla komünist değil, iyi bir din alimiydi, makalemiz okunduğunda Ali Han Töre daha iyi anlaşılacak ve Türkiye'de sevilen şahsiyetler arasında yer alacaktır.
Doğumu ve Tahsil Hayatı:
Ali Han Töre bugünkü Kırgızistan Cumhuriyeti'nin Tokmak şehrinde, eski ismi Balasagun (Issık Göl'e yakın bir yer) 1885 yılında doğdu. Babası šakir Hoca Eşan diye nam yapan šakir Han Töre olup, din alimlerindendir. Aynı zamanda Nakşibendi tarikatının şeyhlerindendir.
İlk derslerini dedesi Muhammed Hoca'dan okudu. 13 yaşında ağabeyi Alim Han Töre ile Mekke'ye amcasının yanına okumaya gönderildi ve oraya gitti. 17 yaşına kadar Mekke'de Arapça, Farsça, Türkçe, tefsir, hadis, fıkıh, mantık, siyaset ve askeri dersleri okudu. Kendi isteği ile hususen Mekke'deki Türk zabitlerinden askeri dersler aldı. (5)
Medresede okuduğu süre içerisinde bir gün bile tatil yapmadı. 1902'de ailesinin yanına geri döndü. Tahsiline Buhara Emir Alim Han Medresesi'nde ağabeyi ile birlikte devam etti. Ali Han Töre, Buhara'ya okumaya gittiği yıllarda Buhara Emirliği, Dışişlerinde Rusya'ya bağımlı idi. Bu medresede musiki, edebiyat, coğrafya, hendese, felekiyat (astronomi), tarih, tababet (tıp), gibi ilmi dersler aldı.
Ayrıca hatıralarında o zamanlar medresede eğitim keyfiyetli olmadığından para ile müderrislerin evinde gizli özel dersler aldığını ve bu dönemde Türkiye'den gelen gazeteleri yasak olduğu halde okuduğunu belirtmektedir. Bir taraftan da Buhara'da başlayan mezhep kavgalarına karşı talebe lideri olarak mücadele etmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan bir yıl önce ailesinin yanına Balasagun'a ağabeyi ile geri dönmüştür.
Batı Türkistan'daki Mücadelesi:
Rus Çarlığı Türkistan'da I. Dünya Savaşı için asker toplamaya teşebbüs ettiğinde karşı çıkarak: "Halife askerlerine silah çeken mürtettir" (6) diye fetva yayınlamış ve Rusların bu bölgeden asker toplamasına engel olmuştur. Bu mücadele sırasında hakkında tutuklama emri çıkarıldı, lakin yakalanamadı. O zamanlar Rus İdaresi halkın ayaklanmasından endişe ettikleri için din alimlerine fazla baskı yapamıyordu. Bu sebepten dolayı ölüm cezası verilmedi, lakin kara listeye alındı.
Batı Türkistan'da 1916'da Çarlık Rusya'sına karşı umumi olarak çıkan ayaklanmalarda Ali Han Töre yaşadığı Kırgızistan'da, silahlı isyanda faal bir rol oynadı. Çarlık Rusyası'nın zayıf olduğu ve ahalide umumi hoşnutsuzluğundan yaygın olduğu bu dönemde ülkesinin bağımsızlığını kazanmasını istiyordu. Bu ayaklanma hareketi Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Ali Han Töre Kaşgar'a kaçtı.
1917 yılında Bolşeviklerin "Azadlık mücadelesi yapan kaçaklar yurtlarına dönebilir" ilanına inanarak memleketine döndü. Bolşeviklerin zulmüne uğramış olan insanlara yardım ettiğinden dolayı 1919'da tekrar kaçmak zorunda kaldı. İdareye hakim olan komünistlerin niyetini anlamış ve mücadeleye başlamıştı ki, tekrar kara listeye alındı ve çareyi kaçmakta buldu. Bir yıl Kaşgar'da ikamet etti.
"Beni Kaşgar'da anlayacak bir tek insan bulamadım ve vatanımı düşmana bırakıp kaçmak çok ağır geldi. Ne olursa olsun vatanıma dönmeliyim." demiş ve tekrar dönmüştür. Sovyetler Birliği'nin kuvvetlenmesi üzerine halkın durumunun kötüleştiğini görünce tekrar başladığı mücadele hayatında:
1- Devlet siyaseti olan ateizme karşı vicdan hürriyetinden istifade ederek, İslam Dini ve medeniyetini yaşatmaya çalışmak düşüncesiyle ve halkın isteği üzerine, Balasagun şehir camiinde imamlık vazifesine başladı. Vaaz ve nasihatleri halk üzerinde müsbet tesir yaptı.
2- Türkistan'da ortaya çıkan Kasımovcular Harekatı'nın (vatanperverlerin kadrolaşma harekatı) temsilciliğini (7) yaptı.
Ali Han Töre bu tarihten 1930'a kadar onbir yılda altı defa tutuklandı. En son tutuklanmasında on yıllığına Sibirya'ya sürgün cezasına mahkum oldu.(8)
Şarki Türkistan'a Kaçışı ve Mücadelesi:
Ali Han Töre, Bişkek šehir Hapishanesi'nden Sibirya'ya gönderileceği günden iki- üç gün önce; "Mahkumlar etrafı dikenli tellerle çevrili inşaatlarda çalıştırılırken nöbetçi askerin: -Yemek vaktim geçiyor, siz durun, ben yemek yiyip geleyim- diyerek gitmesinden istifade ederek, šarki Türkistan'ın Gulca şehrine kaçtı.

Devam Edecek...


1 Yılmaz Öztuna, İslam Devletleri, 1.Cilt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s.685
2 Ali Han Töre'nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov'la Mayıs 1993 Taşkent'te yapılan görüşme
3 Ali Han Töre'nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov'la Mayıs 1993 Taşkent'te yapılan görüşme
4 Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları, Pınar Yayınları, Tercüme Mete Çamdereli, Yıldızlar Matbaacılık, A.Ş. istanbul 1992, s.188)
5 Ali Han Töre'nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov'la Mayıs 1993 Taşkent'te yapılan görüşme
6 Ali Han Töre'nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov'la Mayıs 1993 Taşkent'te yapılan görüşme
7 Ali Han Töre'nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov'la Mayıs 1993 Taşkent'te yapılan görüşme
8 Abdulhakim Baki İltebir, "Marşal Ali Han Töre kalbimizde, Mübarize içinde olan bir hayat", Doğu Türkistan Sesi Gazeti, Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Yayını, Özel sayı:1-1993, s. 14.



  • 723 defa okundu.