Ç.H.C. UYGURLARA UYGULADIĞI EĞİTİM POLİTİKASI
Prof. Dr. Hasan KONİ 
Ankara Üni. Uluslararası
İlişkiler Böl. Öğr. Üyesi
1880’lerde ilimsever Tatar fikir adamı Gaspralı İsmail’in başkanlığında “Usuli Cedid” olarak adlandırılan yeni eğitim reformları, bütün Türkistan ve Kafkasya’ya yayıldı. Eski Türk tarihinin medeniyet hazinesi Kaşgar’da ise Osmanlı devletinin merkezi olan İstanbul’da eğitim görmüş ilimsever yenilikçi kişiler tarafından yeni okullar açıldı. Halkın ve bir takım dünyayı gezmiş görmüş tüccarların desteğiyle bu tür okullar kısa sürede çok büyük çaplı eğitim seferberliğini meydana getirmiş. Fakat uzun vakit g ömeden Rus Çar İmparatorluğu bu okulları “Pan Türkist” insan yetiştirmekle suçlayıp denetimi kendi kontrolü altına almaya başlamıştır. Doğu Türkistan’ın Kaşgar, Artuş ve Gulca gibi önemli merkezlerinde “Daruşşafaka” adıyla İstanbul’daki okullarda olduğu gibi, aynı ders programı uygulanıyordu. Öğretim görevlilerinin çoğu İstanbul’da eğitim görmüş öğretmenlerden oluşmaktaydı. Bu okullarda ticaret ve fabrika kuruluşlarına ait teknik bilimler yoğunlukta olarak okutulmaktaydı. Rus Çarlığı ise bu okulların, Doğu Türkistan’da artan etkisi nedeniyle bu okulların faaliyetini engelliyordu. Bölgeye atanan Çinli valilerin de Ruslarla işbirliği yapması sonucu 1920’lerde bu okulların çoğu kapatıldı. Sadece Rusça ve Çince eğitim verilen az sayıdaki okulun kalmasına izin verildi. Bundan sonra Doğu Türkistan’ın Milli Eğitimi, Kasım 1933’te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti ve Kasım 1944’te ikinci defa kurulan Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti ile beraber tekrar canlanış gösterdi. Türkiye, Hindistan ve Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş kişiler memleketlerine dönerek Milli Eğitim’in gelişmesi için girişimlerde bulundular. 1945’te Doğu Türkistan Milli Eğitim Bakanlığı kuruldu.
1950’de Sovyetler ve Çinlilerin geleneksel işbirliği sonucu komünist Çin’in bölgeye girmesiyle Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı sona erdi. ABD ve İngiltere’nin bölgedeki girişimleri başarılı olmadı. Bu cumhuriyetin merkezi olan Gulca’daki okulların eğitimleri, bölgede bulunan milli ordunun himayesinde bağımsızca eğitimlerini sürdürdü. Milliyetçi Çin yönetimi tarafından kurulan Urumçi’deki okullar Sovyetlerin yetiştirdiği öğretim kadrolarınca yürütüldü. Bu dönemde Rusların bölgedeki etkisi ve nispeten ileri düzeydeki eğitim üstünlüğünden Uygurlar Kril alfabesi, kullanmaya teşfik edildi. ÇKP (Çin Komünist Parti) yönetimi ise, bölgedeki ordusuyla Urumçide var olan Xingjiang Milletler Enstütüsü’nü genişletip yeniden kurdu. General Wang Zhen ise 1952’de yarı askeri düzene sahip ilk zamanlarda sivile açık olmayan “1. Ağustos Ziraat Enstütisü”nü kurdu. Burada Çinli Komünistlerin yetiştirilmesi öngörülüyordu. Sovyetler Birliğinden gelen pek çok Özbek, Tatar, Kazak öğretmenler ve teknisyenler Doğu Türkistan’ın bütün illerinde yeni okullar açarak Kril alfabesi ile eğitime başladı. ÇKP yönetimi de kendi çaplarında Çince öğretimi yapmak için girişimleride bulunmaya devam etti. Ekim 1955’te “Xingjiang Uygur Özerk Bölgesi”nin kurulmasından önce Gulca, Çoçek ve Altay illerindeki Doğu Türkistan Milli ordusunun tasfiye edilmesiyle, bu üç ildeki okullarda Çin yönetiminin eline geçmiştir. Milli eğitimin gelişmesinde geniş ve etkili bir role sahip olan “Doğu Türkistan’da Barış ve Demokrasiyi Koruma Birliği”nin de tasfiye edilmesi milli eğitimi çok ağır sekteye uğratmıştır. Çin’in 1954’teki anayasasında “Özerklik hakkına sahip milletlerin kendi milli eğitimini geliştirmek; devletin eğitim geliştirilmesine yönelik siyasetine göre, kendi bölgelerinin geleceği ile ilgili eğitim planı, okulların tesis edilişi, eğitim nizamı, okulların idare yöntemi, eğitim içerikleri ve eğitim dili ile öğrenci alma konusundaki konusundaki belirleyici kararları vermekle yetkilidir.” Ve “özerk bölgelerin kurumları devletin resmi işlerinde özerklik hakkına sahip milletin dilini resmi olarak kullanabilir. Özerk halka ait okullar da eğitim dili olarak, kendi dilleri kullanılmalıdır” denmiştir. Bu yasal haklar 1957’ye kadar kısmi olsa da uygulanmıştır. Çin’in 1957’de Sovyetlerle arası açıldıktan sonra Sovyetlerin bölgeden bütün elemanlarını aniden çekmesi ile bölgenin eğitim işleri de ağır bozguna uğramıştır. ÇKP yönetimi binlerce Uygur, Kazak ve diğer öğretim görevlilerini Sovyet yanlısı, hatta “Sovyet casusu” diye suçlayarak okuldan uzaklaştırıp, mecburi çalışma kamplarına göndermiştir. Ardından “Büyük Sıçrama” hareketi başlatılmış, öğrenciler bile bu hareket dahil edilmiştir. Uygur halkı daha yeni Kril alfabesine alışmaya başlamışken, Sovyetlere ait herşeyi söküp atmak isteyen ÇKP yönetimi, Kril alfabesi yerine Latin alfabesinin kullanılmasını kararlaştırmıştır. Bu değişikliğin Uygurlar’ı eğitim açısından ne kadar geriye götürdüğünü düşünmek imkansızdır. Senelerdir kendi alfabelerini bırakıp Kril alfabesi öğrenmek zorunda bırakılan bu talihsiz halk, şimdi de latin alfabesini öğrenmeye zorlanıyordu. Öte yandan Çince öğrenmek de mecbur kılındı. Halk bu kadar çok ve hızlı kararların birini öğrenir öğrenmez, diğerini öğrenmek zorunda kalıyordu. Kril alfabesini kullananlar ise cezalandırılıyordu. Alfabe değişimiyle tamamen alt-üst olan eğitim sistemi henüz yerine oturtulmamışken, Mao çılgınlaştı ve “Kültür Devrimi”ni başlattı. Zaten bölgede yürütülmekte olan “yerli milliyetçileri yok etme”, “sağcıları cezalandırma”, “kapitalist taraftarlarını yok etme” ve “sovyet casuslarını yok etme” kampanyaları daha da şiddetlendi. Eğitimin amacı insan yetiştirmek yerine kampanyalarına katılacak Marksist-Leninist ve Mao’nun sosyalist doktrinlerini iyi bilen, ÇKP’nin “koruyucularını” yetiştirmek oldu. Öğrenci ve Öğretmenler günlerce Mao’nun nutuklarını ezberlemekle meşgul oldu. Doğu Türkistan’daki mevcut çeşitli okulların öğretim görevlilerinin çoğu sovyetler tarafından yetiştirilen insanlardan oluştuğu için, hepsi sürdürülmekte olan kampayaların kurbanı oldu. “Kültür Devrimi”nin sürüp gittiği 10 yılı (1966-1976) Çinliler, “kayıp on yıl” olarak nitelendirirler. Ama Doğu Türkistan halkının ise en az 15 yılı kaybolmuştu. Bölgenin coğrafi olarak merkezden uzak olması (3700 Km) ve bölge yöneticilerinin de göçmen Çinlilerden oluşması bölgenin geri kalmışlığının daha da artmasına katkıda bulunmuştur. Örneğin Haziran 1973’te 10 bin civarında ilk 854 orta okul bu okulların pek çoğu eğitime açılmamıştır. “Kültür Devrimi”nin 1976’da sona ermesiyle yavaş, yavaş durumda değişikler olmaya başladı. Hala mecburi çalıştırma kamplarında bulunan bir takım öğretmenler serbest bırakılarak, çalışabilecek durumda ise tekrar öğretim görevlisi olarak atandı. Okullar yeniden öğrenci alma işlerine başladı. Ama ÇKP yönetimi eğitimi en önemli asimilasyon aracı olarak görme yöneliminden hiç vazgeçmedi. Uygurlar ağır geçim koşullarından dolayı kendi çocuklarına zorla Çince eğitime karşı oldukları için bazı aileler çocuklarını okula vermektan kaçındı. Okullarda Marksist-Darvinist eğitimin ve ÇKP’nin abartılmış mücadele tarihinin ağırlıklı olarak zorla öğretilmeye devam etmesi sonucu, eğitimin kalitesi çok düştü. Zaten yeterli öğretmen kadrosuna da sahip değildi. 1979’da bölgedeki Türk boylarından oluşan üniversite öğrencilerinin toplam sayısı sadece 5125 olup, Çin’in diğer eyaletlerine nazaran çok azdı. “Kültür Devrimi”nin yıkıntıları içinden yeni, yeni çıkmaya başlayan eğitim, aradan 20 sene geçer geçmez bir alfabe değişimi ile sarsıldı. Artık 1950 öncesindeki Arap alfabesine dönüş yapılacaktı. Uygur halkı, bu değişikliğe ayak uydurmak için uğraş verirken Çin yönetimi, gerçekten hiçbir zaman doğru düzgün uygulanmamış olan anayasa da özerk bölgelerle ilgili maddelerde 1984’te değişiklik yaptı. Yeniden düzenlenen “Çin Halk Cumhutiyeti’nin Milli Özerk Anayasası”nın 36.ve37. maddeleri eğitimle ilgili özerk bölgelerin yetkilerini içermektedir. Bölgenin yönetiminde söz sahibi Çinliler yahut kukla Uygur liderler olsun ÇKP’ye “sadık” olduğu için bu yasaların tanıdığı yetkileri yerinde kullanamamaktadır. Böylece, Uygurların lehine olan hiçbir siyasi girişimde bulunmuyorlardı. Merkez’in “güven”ini kazanmaya çalışıyorlar. ÇKP’nin kendi ideolojisini aşılamak ve asimilasyon hedefine ulaşabilmek için daha ilkokuldan itibaren mecburi Çince öğrenmeye zorlarken öte yandan Uygurca ders kitaplarında Ugurlar ile Çinlilerin aynı ırktan gelen kardeş halk olduğunu, hatta 1950’de ÇKP’nin Uygur halkını bağımsızlığına kavuşturduğunu aşılayarak çocuklardan kendi atalarının geçmişi gizlenmekte, hatta atalarına karşı nefret duygusu uyandırmak için gayret edilmektedir. “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Özerk Bölgeler yasasının 38. maddesinde Milli Özerk Bölge Milli Eğitimi güçlendirmek için kendi dillerinde meslek lisesi, ön lisans ve fakültelerin açılmasına önem verilmesi” vurgulanmaktadır. Gerçekte ise böyle okullardan yetişmiş insanların iş bulması imkansız hale getirildiği için, artık bu tür okullar yavaş, yavaş tarihe karışmaya mecbur kalmaktadır. 1985’te Urumçi’de vuku bulan öğrenci gösterisinin temel amaçlarından biri olan “gerçek anlamda özerklik hakkının tanınması”ydı. Bu talepte bulunan onlarca öğrenci okuldan atıldı. Üniversitelerde aylarca mecburi “siyasi ve ideoloji” eğitimi verildi. Hala öğrencilerin derslerinde başarılı olmaları kadar “komünist” ideolojiyide iyi bilmesi ve “bölücülük”e karşı mücadelede başarılı olması ön planda tutulmaktadır. Öyle ki üniversitedeki Uygur öğrenciler Çin’in kendi anayasasında tanımış haklarının uygulanmasını yasal yollardan bile istedikleri zaman bile “bölücü” olarak suçlanmakta ve cezaevlerine gönderilmektedirler. Öte yandan bu öğrencilerin akraba ve yakın arkadaşlarına karşı suçlu muamelesi yapılmaktadır. Çin yönetiminin 1989’da dünya kamuoyunun önünde apaçık takındığı insanlık dışı tavrı ise Doğu Türkistan’da daha sert ve vahşi tutum sergilediğinin kanıtıdır. Yönetim, eğitimi kendinin diktatör emellerine sadık “mankurt” yetiştirmek için araç olarak kullanmaktadır. Daha ilkokuldan başlayıp uygulanmakta olan eğitim tarzı şahsiyetsiz insan yetiştirmek için hizmet etmektedir. Komünist Çin yönetimi, kendisinden önce bölgeyi idare eden Çinli valiler gibi “halkı cahil bırakırsan kontrol altında tutmak kolay olur” zihniyetini bu günde uygulamaktadır. Uygurlar’ın okur-yazar oranı çok düşük vaziyettedir. Örneğin Uygurlar’ın okuma yazma bilme oranı yüzde 34 civarında iken diğer iç bölgelerde bu rakam çok daha yüksektir. Kendi amacına ulaşmak için eğitim kurumlarına karşı son derece eşitsiz mali ve siyasi politika yürütmektedir. Örneğin Kaşgar bölgesinde okul sayısı itibari ile bölgedeki bütün okulların yüzde 10’unu eden Çinlilerin eğitildiği okullar bölgenin eğitim için ayrıldığı bütçenin yüzde 65’ini kullanmaktadır. Oysa Uygurlara ait okulların sayısı yüzde 90’nı teşkil etmesine rağmen, eğitime bütçesinin yüzde 35’ini kullanmaktadır. Bu politika sadece Kaşgar’da değil bütün Doğu Türkistan’da böyledir. Bu da Uygurların milli eğitimini, bölgenin en kalitesiz ve zayıf eğitim kurumlarına dönüştürmektedir. Sonuç itibariyle Uygurlar da iyi meslek sahibi olabilmek için zorunlu olarak Çince eğitim görmek yahut küçük yaştan itibaren Çinlilerin okullarına durumunda kalmaktadır. Uygur okullarında eğitim görmüş, iyi Çince bilen insanlar bile iş bulmakta zorluk çekmektedir. Dolayısıyla milli eğitimin yok edilmesi için gereken temel şartlar hazırlanmaktadır. Çok ağır ekonomik şartlar altında okumak şansına sahip olan çok az sayıdaki Uygur genci mezun olduktan sonra işsizlikle karşı karşıya kalmaktadır.

• Oishi Shinçiro, “Kaşgar’daki Yenilikçilik Hareketi”, Xinjiang Tezkiresş Dergisi, sayı:51 (Çev. Ömercan Nuri) s. 21
• Vakit Gazetesi 23 Haziran 1909 s. 693
• Uygurların Tarihini Yazma Grubu a.g.e., s.646
• Milletler Araştırma Merkezi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Azınlıklar Politikası, Milletler Yayınevi, Pekin 1988 s. 340
• R. Ahmet Rahmeti a.g.e., s.29
• Donald H. McMillen, Chinese Communist Power and Policy Xinjang, 1949-1977, Westview Press, Dawson, 1979, s. 281
• R. Ahmet Rahmeti, a.g.e., s. 29
• Çin Halk Cumhuriyeti’nin Özerk Bölgeler Yasası (31 Mayıs 1984’te Ulusal Halk Kongresi’nin 2. toplantısında kabul görmüş) (Zhonghua renmin Gonghe gou Minzuo qu yu zhifa), Milletler Yayınevi, Pekin, Haziran 1984, s. 5
• Chai Shengxian, “Milli Özerk Bölgelerde İnsan Kaynaklarından Yararlanmak Meselesi Doğrultusunda Yürütülen Fikirler” ( dui Minzou di qu ren cai zı yuan kaifa wenti sı kao) Kuzeybatı Enstütisü İlmi Dergisi, 1998 1. sayı s. 13
• Ablcan Leyli Naman, a.g.e., s. 4


  • 660 defa okundu.