ARA SINIFLA ELE GEÇİRİLEN ÜLKE DOĞU TÜRKİSTAN
Beyzanur İMAMOĞLU 
Özgür Bilge dergisi
TARİH BOYUNCA sömürge olarak yaşamış ülkelere baktığımızda, sömürgeci ülkenin, bu ülke insanlarından bir grubu ara sınıf olarak eğittiğini, kendi insanlarıyla ulaşamadığı millete bu ara sınıf aracılığıyla ulaştığını görüyoruz. Sömürgeci devlet tarafından eğitilen bu ara sınıf, düşünceleriyle, konuşmalarıyla, yaşam tarzlarıyla tamamen kültürden kopmuş, farklı bir millet olup çıkıyor.
İngilizler Hindistan'ı ara sınıf yoluyla ele geçirdiler-kanıyla Hintli, düşüncede İngiliz olan bir ara sınıf. (Özgür ve Bilge, Mart 2002) Bugün Çin de Doğu Türkistan'ı bu şekilde ele geçirmeye çalışıyor. Onları eğitiyor, Doğu Türkistan halkının eğitim almasını engelliyor. Eğitimli sınıf, kendisine hayran olan eğitimsiz sınıfı çeşitli yollarla geçmişinden koparmaya, farklı bir kimliğe sokmaya çalışıyor.
Çin Halk Cumhuriyeti içerisinde, ülkenin batı bölgesinde yer alan šincan Uygur Özerk Bölgesi, asıl adıyla Doğu Türkistan. 1884'te Doğu Türkistan "šincan=Yeni Toprak" adıyla Çin İmparatorluğuna bağlandı, 1933 yılında bağımsızlığına kavuştu. Bölgede kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyetinin ömrü 1937'de sona erdi, 1944'te ayaklanmalar sonucunda Ali Han Töre başkanlığında Doğu Türkistan Cumhuriyeti kuruldu, ardından 1949'da Çin, Doğu Türkistan'ı resmen işgal etti.
Tarihi boyunca birçok işgale ve baskıya karşı direnen Doğu Türkistan, son 50 yılda Çin'in sömürge politikasına karşı var olmaya çalışıyor. Eğitim kurumlarından Uygurca eğitim kaldırılıyor, Uygurca kitaplar toplatılıyor, yasaklanıyor veya yakılıyor. Yeni yetişen nesil Çinlilere hayranlık duyuyor, Çinliler gibi konuşmaya ve giyinmeye çalışıyor, onların kültürlerini benimsemeye başlıyor.
Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Timur Kocaoğlu, bütün şiddeti ile yarım asırdır devam etmekte olan kültürel soykırımın asıl amacının Doğu Türkistan'ın millî varlığını ve kültürünü tamamen yok etmek olduğunu söylüyor.
UYGURCA YERİNE ÇİNCE Çin Anayasası, mevcut yasalar ve özerk bölge yasalarında Doğu Türkistan Türklerinin kendi dilleri ile eğitim görmeleri, anadilleri ile kültürlerinin korunması ve geliştirilmesi öngörülüyor. Kocaoğlu, uygulamaların bu yasanın tamamen tersine olduğunu söylüyor.
Bölgenin asıl üniversitesi olan šincan Üniversitesinde, 2002 Mayıs'ında devletin kararıyla Çince eğitim dili kabul edilinceye kadar, eğitim dili Uygurca ve Çinceydi. Hangi dilde eğitim alacaklarına daha önce öğrenciler karar verirken, bu kural tercih hakkını onların ellerinden aldı. Bugün üniversite otoriteleri, üniversitede okutulacak Uygurca bilimsel kitap bulunmadığını, bu yüzden Doğu Türkistan'da yaşayan tüm öğrencilerin, etnik kökenleri ne olursa olsun, yüksek seviyede Çince bilmesi gerektiğini savunuyorlar.
Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı da bu uygulamayı şöyle yorumluyor: "Böylelikle Uygur Türkçesinin bilim dili olarak gelişmesine izin verilmemektedir."
Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Rıza Bekin ülkedeki okulları Çinli öğrencilerin devam ettiği Çin okulları ile Türklerin devam ettiği "azınlık okulları" adı verilen okullar olmak üzere ikiye ayırıyor ve şunları ekliyor: "Türk okullarında Türklük ve İslâmiyet karşıtı temalar ders olarak okutuluyor. Çin okulları modern, bakımlı ve teknolojik imkânlarla donanımlı iken Türk okulları son derece bakımsız, harap halde bırakılıyor. Bu okullarda eğitim sağlıksız koşullarda yapılıyor. Isıtma sorunu bile çocukların evden getirdikleri yakacaklarla çözülmeye çalışılıyor."
Bekin'in verdiği bilgiye göre, yakın zamanda Çin yönetimi "devlet dili eğitim hareketi" uygulamasından da şöyle bahsediyor: "Bu uygulamaya göre devlet memuru olan bütün Türklerin altı ay süreyle Çince dersi alması zorunlu kılındı. Derslerin sonucunda yapılan sınavı geçemeyenlerin işlerine son verildi."
TARİHLERİNİ ÇİNLİLER YAZIYOR Kâmil Tursun, Türkiye'de yaşayan bir Doğu Türkistanlı. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimini Doğu Türkistan'da tamamlayan Tursun, şu anda İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans eğitimi alıyor. Bunun yanında, Doğu Türkistan'daki bir dergide muhabirlik yapıyor. Tursun, Doğu Türkistan'daki eğitim hayatını şöyle anlatıyor:
"İlkokuldan üniversiteye kadar hiçbir derste Türklerin gerçek tarihini öğrenmedik. Bize Çinlilerin yazdığı tarih anlatıldı. Kitaplarda Uygur kültür ve tarihi hakkındaki bölümler çıkarılıp yerine Çin tarihi koyuluyordu." Tursun geçmişi hakkındaki bilgilere nasıl sahip olduğunu ise şöyle açıklıyor: "Okulda bize Uygurların Türk olmadığı anlatılırdı. Bize anne-babamız evde gizlice anlatırlardı gerçekleri. Ama 'Bu anlattıklarımızı sakın kimseye söyleme' diyorlardı. Eğer söylersek anne-babamız büyük cezalara çarptırılacaktı. Doğu Türkistan, Uygur Türkü gibi kelimeler kullanmak, Türk tarihinden bahsetmek yasak orada. šincan diyebilirsiniz ancak. İslâmiyet hakkında konuşmak da yasak. Çok büyük cezalar veriliyor. Hiçbir şekilde düşünce özgürlüğü yok. Yönetimi eleştiremezsiniz, istediğiniz gibi yayın yapamazsınız. Çok katı bir sansür sistemi var. Yazdığımız yazılar tamamen sansürden geçiyor."
Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkin Emet, Çinliler tarafından yazılan Uygur tarihine göre, Uygurların "šincan'da Uygurca, Kazakça konuşan ve tarihte Çinlilerle karışmış olan bazı azınlıklar" olarak tarif edildiğini söylüyor. Emet, aynı açıklamada Uygurların Türk kökenli olduklarının reddedildiğini belirtiyor.
Prof. Dr. Timur Kocaoğlu, Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada, Doğu Türkistan okullarında Uygur Türklerinin tarihinin şu şekilde anlatıldığını söylüyor: "šincan çok eski zamanlardan beri Çin'in bir parçasıdır. Uygurlar başka azınlık gruplarıyla birlikte bu bölgeyi, Çin'in başka yöreleri gibi sıkı ekonomik ve kültürel ilişkilerin merkezini Çin'e açtılar. Uygurların eski ataları olan Tiele ve Weiheler daha Milâttan önce 3. yüzyılda Çin'in bir parçasıydı ve Uygurların ataları Milâttan sonra 5. yüzyılda Türklerin baskısına direndiler. Ama eski bir halk olan Uygurların, daha sonraki yüzyıllarda Türklerin baskısına dilleri Türkçeleşti. Özellikle 1877'de Xinjiang'da (Doğu Türkistan) baskıcı idare kuran Yakup Beyin devrilmesinde Uygurlar Çing sülâlesine yardım ettiler."
UYGUR EDEBİYATI YOK OLUYOR Uygur edebiyatının okullarda öğretilmediğini söyleyen Tursun "Uygurca yazılan eserler yasaklanıyor, toplatılıyor veya yakılıyor. Edebiyatçılar, aydınlar hapse atılıyor" diyor. Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı da Doğu Türkistan'da ilim adamlarının, yazarların millî ve tarihî konularda eser yazmalarının engellendiğini, çeşitli bahanelerle yasaklandığını belirtiyor. Kaşgarlı'ya göre, bölücülük yapmakla suçlanan Doğu Türkistan aydınları ağır cezalara çarptırılıyor ve yazarlar millî konularda eser yazmaktan uzaklaştırılıyor.
Kaşgarlı, 1996 yılında düzenlenen II. Uluslararası Doğu Türkistan Kültür ve Tarih Sempozyumunda sunduğu "Uygur Türklerinin Türk Kültür Tarihindeki Yeri ve Önemi" başlıklı tebliğinde 1950 yılından günümüze kadar Uygur Türklerinden pek çok yazar, şair ve bilim adamının "millî bölücü," "pantürkist," "panislâmist," "devrim düşmanı" gibi suçlamalarla hapsedildiğini, öldürüldüğünü veya çeşitli cezalara çarptırıldığını belirtiyor.
Kaşgarlı'nın verdiği bilgiye göre Çin hükûmeti, Doğu Türkistan'ın millî kültür mirasının önemli bir kısmı olan tarihî, ilmî ve edebî kitapların incelenmesine engel oluyor. 1950'den beri pantürkizm ve panislâmizmin kara mahsulleri denilerek Uygur Türklerinin değerli kültür mirasları, tarihî, ilmî ve edebî kitapları toplatılıp ateşe veriliyor.
GELENEKLER BÖLÜCÜ FAALİYET Rıza Bekin, Türk örf ve âdetleri, Türk efsaneleri, Nevruz bayramı, düğün törenleri gibi Türk kültür ve medeniyetinin temel öğeleri olan etkinliklerin "millî bölücülüğü çağrıştıran faaliyetler" olarak kabul edilip yasaklandığını söylüyor. Buna rağmen Çin'in "Çağan" denilen bahar bayramı, Çin ve Doğu Türkistan'da resmî tatil ilân edilerek kutlanıyor. Prof. Dr. Sultan Murat Kaşgarlı, bu yasaklarla Türklere gelenek, görenek ve inançların unutturulmaya çalışıldığını ifade ediyor.
EĞİTİMSİZLİKTEN AHLÂKSIZLIĞA Kâmil Tursun, ülkedeki gençlerin ahlâkî durumunun gün geçtikçe kötüye gittiğini anlatıyor: "Uyuşturucu gençler arasında çok yaygın. Bunun sebebi de okulların çok pahalı olmasından gençlerin birçoğunun okula gidememesi. Okuyamayınca iş bulamıyorlar. Para kazanmak için hırsızlığa yöneliyorlar. Sonra hepsi ardı ardına geliyor: uyuşturucu, zina ve AIDS."
Rıza Bekin ise, ülkede başta içki ve uyuşturucu maddelerin yönetimce âdetâ teşvik edildiğini söylüyor. Bekin'in anlattığına göre Çin idaresi Doğu Türkistan'da akla gelebilecek herşeyi yasaklarken, ilçelere, hattâ kasabalara, her türlü içkinin satıldığı, her çeşit uyuşturucunun kullanıldığı ve her türlü ahlâk dışı fiillerin işlendiği yerler olan ve "restoran" adı verilen batakhanelerin kurulmasına izin vererek teşvik ediyor.
DİN "HALKI UYUŞTURAN EROİN" Okulda dinî eğitim almadıklarını söyleyen Kâmil Tursun, çocukken babasının kendisine gizlice Kur'ân okumayı öğrettiğini söylüyor: "Çin hükümeti dine tamamen karşı. Kendisi dinî hiçbir faaliyet yapmadığı gibi yapanları da cezalandırıyor. Örneğin memurların namaz kılması, oruç tutması yasaktır. Kendi dinî bayramlarımızı kutlayamıyoruz. Bu tür faaliyetler bölücülük olarak nitelendiriliyor ve karşılığında çok ağır cezalar var. Çinliler din için 'halkı uyuşturan eroin' diyorlar."
ARA SINIF Kâmil Tursun Çin'in Doğu Türkistan'ı ele geçirme amacından bahsederken Doğu Türkistan'a, oluşturduğu ara sınıf aracılığıyla ulaşmaya çalıştığını anlatıyor.
Çinli göçmenlerin Doğu Türkistan'ı nasıl etkilediğini Tursun şöyle anlatıyor: "Yıllardır Doğu Türkistan'a çok fazla Çinli göçmen geliyor. Böylece Türkleri azınlık haline getirmek istiyorlar. Bir amaçları daha var: Türkleri Çinlileştirmek. Bazı bölgelerde de amaçlarına ulaşıyorlar. Özellikle kentlerde yaşayan gençler Çinliler gibi giyinmeye ve konuşmaya, kısacası onlara benzemeye başladılar."
Tursun, göçmenlerin yanında ülkede Minkou Han (Çince eğitim gören Uygurlar) diye adlandırılan bir ara sınıfın varlığından bahsediyor. Bunlar Çinliler tarafından eğitilerek Çinlileştirilmişler. Doğu Türkistan'da yaşıyorlar, soyları Türk ama Çinliler gibi düşünüyorlar, onlar gibi giyiniyorlar ve hayat tarzı olarak tamamen Çinlileşmişler. "Âdetâ Türkleri Çinlileştirmekle görevliler" diyor Tursun onlar için.
Tursun, Çin'le İngiltere'nin sömürge politikalarının benzerliğinden de bahsediyor: "İngiltere de Hindistan'ı ele geçirmek istediğinde bir ara sınıf oluşturmuştu. Kanıyla Hintli, fakat düşüncede İngiliz olan bir ara sınıf. Bunlar Hint halkını değiştirip İngiliz hayranı yapmaya ve İngilizler gibi düşünen ve yaşayan bir millet oluşturmaya çalışıyorlardı. Doğu Türkistan'daki Minkou Han grubu da aynen böyle."
Doğu Türkistan'a göçmen yerleştirilmesi resmî olarak 1949'da başladı. O gün 400 bin olan Çinli göçmen sayısı bugün 7 milyona yaklaştı. Araştırmacı John Derbishire National Review dergisinde yayınlanan "Çin Sorunu" adlı makalesinde Çinli göçmen yerleştirilmesinin sonucunu şu sözlerle anlatıyor: "Bütün Uygurlular bilirler ki, mutlu olabilmek için Çinli gibi yaşamak, konuşmak, giyinmek, yemek ve düşünmek gerekir."
Çin'in uyguladığı bu politikalarla Doğu Türkistan halkı gün geçtikçe geçmişinden ve kültüründen koparak kan kaybediyor. Eğitimin bu süreçteki büyük rolü herkesçe kabul ediliyor. Uzmanlar Çin'e karşı mücadelenin yine eğitimle başlayacağını savunuyor.

  • 745 defa okundu.