Melih Can
(Araştırmacı - Yazar)

11 Eylül'de New York ve Washington'a yapılan saldırılar, tüm dünyada yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Kısa zamanda yaşanan gelişmeler, bu yeni politikanın tüm dünya nezdinde haklı gerekçesini yaratan ve bölgeye doğrudan müdahalenin koşullarını tanımlayan yeni bir süreci ortaya çıkarmıştır. 11 Eylül, Amerikan dış politikasındaki yeni arayış ve yapılanmayı, bu politikanın ortaya koyduğu hedeflere ulaşabilme noktasında yeni bölgesel oluşumları, mevcut ittifakları yeniden yorumlama ve haliyle de yeni boyutlu ittifak arayışlarını da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda Afganistan, adeta küresel güç mücadelesinin şekillendiği bir laboratuvar haline dönüşmüş ve Orta Asya cumhuriyetleri ise bir dizi bilinmeyen ikilemle karşı karşıya kalmıştır. Nitekim, son zamanlardaki hareketlenme de, bölgede istikrarın korunması ve ABD çıkarları ekseninde bölgesel bir işbirliğinin güçlendirilmesi veya tam tersi olarak yeni bir Soğuk Savaş'ın başlaması açısından oldukça dikkat çekicidir.

ABD için Rusya bir zorunluluk olmuştur.
Her şeyden önce, artık Asya'daki kuvvet dengesi değişmeye başlamıştır. Bu değişim, yeni ihtilaflara ve ittifaklara yol açabilecek bir potansiyeli de beraberinde taşımaktadır. ABD açısından bu yeni dünya düzeninde, Rusya Federasyonu'nu dikkate almak artık bir zorunluluk haline gelmiştir. ABD, bu ülkenin her zaman olduğu gibi, yeni düzene, güvenlik, ekonomik, politik ve sosyal konularda doğrudan etkisinin olacağına inanmaktadır. ABD, bölgede Rusya'ya oynayarak son yıllarda bölgede kendisine karşı oluşturulan "kin ve kıskançlık ittifakını bölme noktasında önemli bir hamle yapmış görünmektedir. Rusya ise, ABD ile ters düşmeme, Taliban sonrası Afgan yönetimler ile iyi ilişkiler ve yakınlaşma, Orta Asya ülkeleri üzerindeki etkisini sürdürme, Bağımsız Devletler Topluluğu sınırlarını daha iyi kontrol etme, Çeçenistan sorunu dolayısıyla maruz kaldığı iç ve dış baskıyı azaltma, NATO ile yeni perspektifler oluşturma gibi nedenlerle ABD'yle işbirliğine girmiştir. Putin, bu krizden Rusya'yı siyasi ve ekonomik kazanımları en fazla olan bir şekilde çıkartmak isteyen bir strateji izlemektedir. Diğer taraftan bu işbirliğinin taraflar arasındaki orta vadeli stratejik bir ilişkiden öteye gitmeyeceğinin somut işaretleri de şimdiden alınmaya başlanmıştır. Nitekim, Rusya'nın ünlü savunma ve strateji uzmanlarından Pavel Felgenhauer, ABD'deki terörist saldırılar ve ardından başlayan Afganistan operasyonu sonrasındaki ilk günlerde, ABD ile Rusya arasında Taliban'a karşı oluşturulan "ittifak" görüntüsünü, II. Dünya Savaşı sırasında 1941-1945 ABD ile Sovyetler Birliği arasında kurulan "geçici bir ittifak"a benzetmekteydi. Diğer taraftan ise, her ne kadar Rusya ile Çin arasındaki ilişkiler çelişki ve ihtilaflarla dolu olsa da, her iki ülkenin de müşterek bir noktada her an anlaşmaya hazır oldukları da göz ardı edilmemelidir. Özellikle, Moskova'nın NATO'nun doğuya doğru genişlemesine karşı en başından beri Çin kartını oynaması ve arka bahçesine ABD'nin girmeye çalışması karşısında Çin'le zoraki bir işbirliği süreci içerisine girmesi bunun somut birer örneği olmuştur. Eğer, ABD Asya'da tek taraflı olarak hareket eder ve tek yanlı oynarsa, bir Rus-Çin uzlaşmasını tahrik etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunun sonucunda ABD'nin karşısına (potansiyel olarak en tehlikeli senaryo olarak adlandırabileceğimiz) Çin, Rusya ve belki de İran'ın oluşturacağı "anti hegemonyacı" ve yalnızca ideoloji aracılığıyla değil, fakat birbirini tamamlayan ıstıraplarla birleşmiş büyük bir koalisyon çıkabilir. Bu ittifaktan kaçınmak, her ne kadar uzak olursa olsun ABD'nin aynı anda Avrasya'nın batı, doğu ve güney çevrelerinde jeostratejik beceri göstermesini gerekli kılacaktır. Ama her şeye rağmen, böylesi bir gelişme ne ABD'nin ne de Avrupa'nın menfaatine olacaktır.

Orta Asya birliği
Hiç kuşkusuz ABD, Kafkaslar ve Orta Asya'yı birlikte değerlendiren politikalara öncelik vererek, bir bütün Avrasya politikası izleyecektir. Orta Asya ile Hazar Havzası enerji kaynaklarının doğusunu, Kafkasya ile de batısını kontrol altına almaya çalışacaktır. Bu bağlamda, ilk etapta büyük bir olasılıkla her iki bölgede bölgesel güvenlik örgütlerinin kurulmasını teşvik edecek ve daha sonra da bu iki örgütün birleşmesini sağlayarak bölgedeki etkinliğini ve enerji kaynakları ve boru hatları üzerindeki kontrolünü artırmayı deneyecektir. ABD, Özbekistan'la ve diğer Orta Asya cumhuriyetleriyle olan ilişkilerini, özellikle güvenlik boyutunda artırmaya devam edecek ve bunu güçlü ekonomisiyle de destekleyerek hızlandıracaktır. Nitekim, 28 Şubat'ta Almatı'da kurulmasına karar verilen "Orta Asya Birliği" bu yönde atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir.

Bu noktada, Afganistan sonrası Orta Asya'ya yerleşen ABD açısından Fergana, ABD'nin bölgede kalma sürecini artırma ve bölgesel güvenlik teşkilatının varlığı açısından büyük bir öneme sahip olup, stratejik açıdan da vazgeçilemeyecek bir konumdadır. Tommy Franks ve diğer ABD'li yetkililerin yaptığı açıklamalar ve bölgede Amerikan kuvvetleriyle birlikte özellikle Kerimov rejimine bir tehdit oluşturan Özbekistan İslami Hareketi (IMU), Hizb-u Tahrir vb. terör örgütleriyle mücadele için hazırlıklara başlanmış olması, bir süre sonra operasyonun buraya kaydırılmasını ve ABD'nin bu stratejik bölgeye yerleşmesini gündeme getirmektedir.

ABD'nin, bölgede kendisine uygun rejimleri yerleştirme ve yeni liderleri görme noktasında attığı adımlar da dikkatleri çekmektedir. Bu hareketlerin orta vadeli Amerikan stratejisinin birer başlangıç aşaması olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hiç kuşkusuz Amerika, SSCB sonrası varlıklarını devam ettiren ve Sovyet zihniyetini yansıtan ve Rusya'nın baskısı karşısında tarihi ve psikolojik sebeplerden dolayı hemen geri adım atmak zorunda kalan bu liderlerin yerine, kendisine bağlı ve yeri geldiğinde Rusya'ya "hayır" diyebilecek milliyetçi kadroları getirmeyi tercih edecektir. Bu kadrolar, aynı zamanda ABD'nin Çin'i çevrelemeye yönelik stratejisi çerçevesinde daha radikal kararların alınmasında ve uygulanmasında ABD'nin işini kolaylaştıracak kadrolar olacaklardır. ABD'nin Doğu Türkistan'a yönelik uygulamaya koyacağı strateji çerçevesinde Türk-İslam sentezini yürütecek bu kadroların aynı zamanda bölgede İran ve Hindistan etkisine set çekmede de önemli bir misyonu ifa edeceklerini söyleyebiliriz.

ABD bölgede istikrarsızlık istemiyor
ABD, kısa dönemde bölgede bir istikrarsızlık istemeyeceği için şimdilik bölge liderleriyle uygulamadaki stratejisini devam ettirmeye çalışacak ve bu noktada da bu liderlerin muhalefet ve insan hakları konusundaki bozuk sicilini bir süre daha pazarlık kozu olarak kullanmaya devam edecektir. Diğer taraftan da ABD, orta vadede uygulamaya koyacağı stratejisi için ise şimdiden bu muhalif grupları örgütleme yoluna devam edecektir. Önümüzdeki günlerde bu grupların bir kısmının sürgün hayatı yaşadıkları Moskova'dan Avrupa'ya ya da Atlantik ötesine geçmeleri beklenebilir.

Sonuç itibarıyla, ABD yönetiminin hem ekonomik hem de askeri alanlarda küresel boyutta Amerikan hegemonyasını sağlamlaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği son operasyonlar, Avrasya bölgesindeki hassas güç dengelerini bozup, tehlikeli ve yıkıcı yeni çatışmaları da beraberinde getirme potansiyeli taşıyarak, bölge ve dünya istikrarına ciddi darbeler vurmuş ve Orta Asya cumhuriyetlerini de bu bölgedeki savaşının içerisine çekmiştir. 
(22.09.2002 Zaman Gazetesi)

  • 724 defa okundu.