Yrd. Doç. Dr. İklil Kurban

İnsanoğlunun çıkar kaygısını yönlendiren iki etken: İrade ve Mantık
İster insanların , ister ulusların , ister devletlerin olsun , geçmişinde ve günümüzdeki yaşamında , çıkar kaygılarını yönlendiren etkenin sadece irade mi, yoksa önce mantık mı ,olduğunu belirten derin izler vardır . Bu farklı izlerin farklı sebepleri, yaradılışından, yaşam biçiminden ve yaşamını barındıran doğa koşullarından (vatan doğasından) kaynaklanır.

Bilindiği gibi, doğa evrimi yaratıcılığının en doruk noktadaki ürünü olan insanoğlu, uzun tarihimizin sosyal evrimi içinde, soylar, kabileler, ırklar şeklinde, birbirinin davamı olarak karışıp-gelişip, günümüzdeki uygar uluslar olarak yeniden doğmuştur. Bu uygarlığın ilk adımı, insanoğlunun ilk basit üretim aletlerini yapmaya başlamasıyla atılmıştır. İşte bu insanoğlunun uygarlığa gözünü açan dönüm noktasından sonra, onun yaşam mücadelesinde her zaman kafasını kurcalayan çıkar kaygısı ile irade gücünün yanında bilim ve mantık denilen önemli bir akıl ürünü de dünyaya gelmiş oldu.

İnsanlar, uluslar, devletler geliştikçe, artan çıkar kaygısına paralel olarak irade de,mantık da gelişti durdu. Bu iki kavram "irade" ve "mantık" insanoğlunun tüm eylem ve düşün yapısına egemen oldu; fakat çok büyük farklılıklarla: Kimileri, kimi uluslar, kimi devletler geçmişi dahil tüm yaşamı süresince çıkar kaygılarında iradeyi hep öncü yaptılar. Kimileri, kimi uluslar, kimi devletler çıkar kaygılarında önce mantığa başvurdular. Bu bağlamda ister insanların, ister ulusların, ister devletlerin olsun, çıkar arama yollarının birbirinden çok farklı, hatta zıt olduğu anlaşılır. Mantığa öncülük tanıyanlar hep gelişti ve çevresiyle kendi kendisiyle de barışık kaldılar. Az çok istisnalar dışında, İngiliz ulusunun gelişme yolu bu barışıklığın örneğidir. İradeye öncülük tanıyanlar ise hep geri kaldı ve çevresiyle, kendi kendisiyle de kavgalı oldular.

Tarih ve günümüzdeki bilimsel gözlem, insanoğlunun birbirine zıt olan bu iki yoldan gittiğine tanıktır. Kavgalı olanların yaşam felsefesi : "Çıkar uğruna yapacağın her şey mubahtır" oldu. İşte bu felsefenin devlet olarak en tipik temsilcisi günümüzdeki Çin'dir. Mao (1893-1976) , asıl Çin vatanı sayılan Hu bey (Gölün kuzeyi), Hu nen (Gölün güneyi) eyaletlerinin sazlık topraklarında sadece pirinç ve kurbağa ile geçinen milyonlarca yoksul ve cahil ulusunu , "komünizm cenneti" vaadiyle kandırıp peşinden sürüklemişti . O 1934 yılında , Uzun Yürüyüş diye adlandırıp , Sovyetlerin yardımına ulaşabilmek için güneyden kuzeye kaçarken , 100 000 kişilik Kızıl Ordu (sonradan Azatlık Ordu) birliklerinden yürüyüş sonunda ancak onda biri hayatta kalabilmişti (Axis Ansiklopedisi 8.cilt ,s:215).
Mao ve onun izbasarlan iktidara geldikten (1949) sonra da hep iradeye öncülük tanıdılar. Büyük Atılım (1957-1960) diye adlandırılıp , "10 yılda İngiltere'yi, 20 yılda Amerika'yı geçeriz" sloganıyla başlatılan eylem sonunda 13 milyon kişinin açlıktan ölmesine yol açan bir kıtlık olmuştu (Axis Ansiklopedisi 8.cilt, s : 215)

Yıl 1962 , bahar . Doğu Türkistanlılar Çin zulmüne dayanamayıp , "suya düşen yılana sarılır" misali akın akın Rus işgalindeki Batı Türkistan'a kaçmaya başlamışlardı . O günlerde milletin içine "Taşkent ve Almatı gibi büyük şehirlerde bile ekmek bedavaymış " lafı geniş halde yayılmıştı . Her günü saat 20'de açılan "Vatanı Kurtarma Radyosu" sıra ile Uygurca ,Kazakça, Çince ateşli yayınlar yaparak, halkı Sovyetler'e kaçmaya ve Çinlilere karşı isyana kışkırtıyordu . Millet aç bir sürü gibi biri birini itiyordu . Bu kaçış Mayıs ayında toplu bir göç haline dönüşmüştü. Müstebit Çin komünist rejimi , Doğu Türkistan'ın boşaltılmasında önce memnundu . Ama çok geçmeden dışarıda dava adamlarının çoğalmasından rahatsız olan ve olayın Rusların lehine genişlemesinden korkan Çin hükümeti , 29.05.1962 günü büyük bir askeri güç ile hududu kapatmıştı. Kaçış olayının en çok ve en şiddetli olan sahası , merkezi Gulca şehri olan İli bölgesi idi. Bu yüzden de hükümetin en ciddi tedbir kullandığı bölge burası olmuştu . 

29 Mayıs sabahı , Gulca otobüs garajı mahşer günü gibiydi. Bilet almaya ve otobüse binmeye gelenlerin sayısı gittikçe biraz daha artıyordu . Oysa ne bilet satılıyor , ne otobüs kalkıyordu . Tıklım tıklım kalabalık sanki önceden anlaşmış gibi, gitmeye yolun açılması ve izin verilmesi için hükümet binasına doğru yürümüşlerdi. Stalin Caddesiyle Azatlık Caddesi arasına inşa edilmiş, arkası birbirine bitişik hükümet binasıyla parti binası artık her şeye hazırlanmış durumdaydı . Kalabalık daha yetkili olan Azatlık Caddesindeki parti binasına yaklaştılar . Ama demir parmaklıklarla kuşatılmış avlu kapısı çoktan zincirlenmişti . Gittikçe artarak Azatlık Caddesine sıkışan insanlar yatağına sığmayan bir nehir gibi dalgalanıyor ve durmadan "İzin verin ! Gideceğiz ! Şehir sizlere kalsın!" diye sesleniyordu.
Sabahtan buyana çok yorulan insanlar; öğleden sonraki hızla alçalmakta olan güneş ; bir de bu kadar çoğunluğa yaklaşan gizli kader... Şimdi hepsi, insanlar da , güneş de , gizli kader de acele ediyor gibiydi... Birkaç kişinin demir parmaklıklardan atlaması üzerine halkın önündeki parti binası ve arkasındaki ordu binası çatılarına yerleşen Azatlık Ordusu'nun askerleri makineli tüfekten kurşun yağdırmaya başlarken , şaşkınlıkla bir o yana, bir bu yana dalgalanan kişiler kurşun yağmuruna hedef olmaktan kurtulamıyorlardı. Makineli tüfekler durmadan ateş kusuyordu ... Böylece Azatlık Caddesi , Azatlık Ordusu tarafından azat edilirken(!), güneşin son ışıkları da sönüp , Gulca şehrinin gökleri tamamen karanlığa gömüldü . Ben , bu makineli tüfek seslerini , Gulca şehrinin batı kıyısındaki ceza evinden duymuştum.
Bütün dünyanın bilgisi dahilinde olan ve Mao'nun "ömrümde yaptığım işlerin en büyüğü" diye övündüğü ünlü Kültür Devrimi (1966-1976) sırasında insanoğlunun yapabileceği kötülüklerden hangisi yapılmadı ki !?' İnsanlık aleminde ve insanlık tarihinde yapılabilen tüm kötülükler fazlasıyla yapılmıştı. Mao tarafından kışkırtılan Kızıl Muhafızlar (bunlar aslında işsiz-güçsüz geçim derdiyle kıvranan cahil gençlerdi) tüm ülkede bilim ve mantığa karşı terör estirip, elinden ne gelirse onu yapmışlardı . Onlar , "Kırmızı güneş , bin yılda bile bir daha dünyaya gelmeyecek büyük dahi" diye adlandırıp , Mao'yu çok sevindirmişlerdi. İşte bu akıl almaz övgüler , akıl almaz eylemler sırasında , sadece Mao'nun siyasi çıkarını korumak için 30 milyondan fazla insanın öldürüldüğüne özgü söylentiler olmuştu . Ben , o zamanın insan aklını şaşırtan söylentilerini, o zamanın akıl almaz şiddetini, canımı korumak için hayvan gibi dağ-derelerde kaçıp yaşadığım o korkunç günlerimi halen dünkü gibi hatırlıyorum . Fakat , böyle bir istatistik bilginin araştırılıp kayda geçmesinin Çinli makamlarca yapılacak iş olmadığı da bellidir. Çünkü , Mao önderliğinde elde edilen koltuğa oturmuş hiçbir Çinli , elbette Mao'yu suçlu duruma düşürecek kanıtları kaydetmez-itiraf etmez  .

Yıl 1976 , Mao ömrünün son yılı , nisan ayı , Tian Anmen Meydanı'nda , Mao aleyhinde yükselen sese karşı kanlı bastırma hareketi. Mao'dan sonra onun ülküdaşları ister Deng Xiaoping , ister Jiang Zemin iç ve dış baskı sonucu az çok mantığı düşünse bile , iradeye öncülük tanıyan Mao'nun asıl yoluna sadık kaldılar . Hile , yalan ve zulümden oluşan , Çin'in ulusal devlet geleneğine bağlı kaldılar.

İşte Örnek:
Yıl 1989 , Deng Xiaoping'in emriyle yapılan Tian Anmen Meydam'ndaki kanlı bastırma hareketi .
Yıl 1997 , Jiang Zemin'in emriyle yapılan Gulca  şehrindeki   kanlı  bastırma  hareketi . Çin , bu sürekli kanlı eylemler sonucu , hiçbir zaman iç barışı sağlayamadığı gibi , tüm kendinden olmayanları kendilerine ve ilkelerine düşman olarak algılayıp , dünya ile de her zaman kavgalı kaldı . Mao'nun en sadık iz basarı olan Lin Biyao tarafından söylendiği iddia edilen , gerçekte ise tüm komünist Çinli yöneticilerin görüşünü yansıtan şu cümle çok anlamlıdır : "ŞinCan'daki (Doğu Türkistan'daki) casusların sayısı ineğin tüyünden daha çoktur" .

Çinli cellatların irade gücüne dayanarak kullandıkları bu kanlı eylemlerin tek amacı siyasi iktidarları başta olmak üzere tüm çıkarlarını korumaktır. Bu cellatlar, herhangi bir çıkar amaçlı girişimlerinde eğer yararlı olacağına inanırlarsa , anaları ile zina etmekten hiç çekinmeyen irade gücüne sahiptirler.

  • 743 defa okundu.