UYGUR DİLİ VE KÜLTÜRÜ SİNCAN'DA TEHDİT ALTINDA
Michael Dillon  ORTA ASYA -
KAFKASYA UZMANI


DG- İngiltere'deki Durham Üniversitesi Çağdaş Çin Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Michael Dillon tarafından kaleme alınan "Uyghur Language and Culture Under Threat in Xinjiang" başlıklı makalede; Çin makamlarının 2002 Mayıs ayında aldıkları Sincan Üniversitesi'ndeki derslerin Uygurca okutulmaması kararından sonra, bu kez de Uygur dilinde yazılmış kitapları yakmaya başladıkları, okullar başta olmak üzere, ideolojik eğitimi hızlandırdıkları, Uygur diline ve kültürüne yönelik bu kampanyanın sadece terörizmi değil tüm halkı hedef alması nedeniyle ileride daha derin ihtilaflara yol açabileceği vurgulanıyor.
-

Son dönemde gelen haberler Uygur dilinde yazılmış çok sayıda kitap ve süreli yayının Sincan'daki Çin makamları tarafından yakıldığını belirtmektedir. Sincan Üniversitesi de bundan böyle derslerin çoğunluğunun Uygur dilinde yapılmayacağını açıklamıştır ve bu açıklama Türk dilleri ailesinde yer alan Uygur dili ve kültürünün uzun vadedeki geleceği ile ilgili endişeleri arttırmıştır. Bu son kampanya sadece militan olanları değil tüm Uygurları etkilemekte ve Uygur dilini üstü kapalı bir biçimde sadakatsiz olarak sınıflandır-maktadır. Bu baskı kısa vadede başarılı olabilir, ancak uzun vadede sadece Uygurların hoşnutsuzluğunu arttırmayı göze almaktadır.
Sincan'daki en büyük etnik grubun dili olan Uygur dili, Özbek diliyle yakından bağlantılı, Kazak ve Kırgız diliyle ise Özbek diline nazaran daha az yakından bağlantılı olan ve Türk dilleri ailesinde yer alan bir dildir. Uygur dili, bir Latin alfabesine sahip olmakla ve 70'li ve 80'li yıllarda bu alfabenin kullanılmış olmasıyla birlikte, değiştirilmiş Arap alfabesiyle yazılmaktadır, bu da Uygur dilini konuşanların Müslüman kimliklerinin teşhis edilmesini sağlamaktadır. Uygur dili, gittikçe daha baskın hale gelen Çince ile birlikte Sincan'daki pek çok okulda ana eğitim dillerinden biri olmuştur. Uygur dili ve Çince'nin hiçbir biçimde birbiriyle bağlantısı yoktur ve Uygurlar Çince'yi yabancı dil olarak öğrenmek zorundadırlar. Bölgenin başlıca üniversitesi olan Sincan Üniversitesi'nde, Mayıs 2002'de derslerin büyük çoğunluğunun sadece Çince olarak verileceğine dair hükümet tarafından bir kararname çıkarılana kadar hem Uygur dili hem de Çince eğitim dili olarak kullanılmışlardır. Uygur asıllı öğrenciler uzun yıllar boyunca Çince eğitim mi yoksa kendi dillerinde eğitim mi alacakları konusunda zor bir karar vermek zorundaydılar, ancak bu hüküm onları bu seçimi yapmaktan dahi yoksun bırakmaktadır. Üniversite yetkilileri, Uygur dilinde, özellikle fen bilimlerinde derslerinde, uygun ders kitaplarının olmadığını ve bunun, etnik kökeni ne olursa olsun Sincan'daki tüm öğrenciler için Çince ile üst düzeyde çalışabilmek için çok önemli olduğunu savunmaktadırlar, ancak bu hüküm pek çok Uygurlularca, Sincan'da halen azınlık durumunda olan Han Çinlileri tarafından kendi kültürlerine yönelik bir saldırı olarak görülmektedir. 16/8/2002
Uygur dilinde yazılan kitapların yakılmasıyla ilgili haberler çeşitli kaynaklardan gelmiştir. Haziran 2002'de Kaşgar Uygur Basımevi tarafından, geçtiğimiz yıl ölen Turghun Alinas'ın yazdığı ve daha önce ayrılıkçı fikirleri destekleri düşünüldüğü için yasaklanmış olan Hunlar'ın Kısa Tarihi ve Eski Uygur Edebiyatı isimli eserlerin suretlerini yaktığı bildirilmektedir. İpek dokuma, halı dokuma ve ağaç işçiliğini içine alan yerel el sanatlarını anlatan Eski Uygur El Sanatları isimli eserlerin suretleri de yok edilmiştir. Diğer kitapların sansürlenmesiyle ilgili faaliyetler hız kazanmış ve diğer birçok kitabın yayınlanması durdurulmuştur. Haziran ayı boyunca, resmi Xinhua yayın kuruluşunun kitapevlerindeki, okulların ve üniversitelerin kütüphanelerindeki ve hatta Kaşgar'daki tüm ilçelerdeki okula giden çocuklar ve öğrencilerin elindeki benzer kitaplara el koyulmuştur. Görgü tanıkları, Kaşgar şehrindeki 1 Numaralı Ortaöğrenim Okulundan toplanan kitapların bir araya getirilerek yakıldığını bildirmişlerdir.
Bu kitapların yakılması, Çin makamları tarafından ayrılıkçılığa karşı yürütülen ideolojik kampanyanın bir parçasıdır. Haziran ayında Kaşgar'da yapılan siyasi toplantılarda, yüzlerce eylemci, bölge çapındaki köylere ve okullara gönderilmeden önce talimatlandırılmış ve eğitim almıştır. Marabashi, Yengisar, Kargıalik ve Yopurga ilçelerinde ve Yarkant, Payzawat ve Kaşgar şehirlerinde kitap yakma faaliyetleri ve propaganda toplantıları gerçekleştirilmiştir. Yaz tatilleri başlamış olduğu halde okula giden çocuklar sınıflara sokulmuşlar ve siyasi toplantılar için zaman ayırmak amacıyla diğer faaliyetler yasaklanmıştır. Hükümet tarafından, ayrılıkçılığı ve yasadışı faaliyetleri kınayan kitapçıklar, broşürler ve ses kasetleri hazırlanmış ve büyük miktarlarda dağıtımı yapılmıştır.
Çin Komünist Partisi Sincan Bölge Komitesinin Sekreteri ve Sincan'daki en güçlü siyasi figür olan Wang Lequan, 23 Haziran tarihinde Çinli gazetecilere röportaj vermiş ve ayrılıkçılıkla yapılan mücadelede ideolojik ve eğitim alanındaki çalışmaların büyük öneme sahip olduğunu açıkça ifade etmiştir. Şiddet suçu işleyenlerin cezalandırılması Wang Lequan'ın gündeminde üst sırada yer almaktaydı, ancak Lequan ayrılıkçılar tarafından Sincan'ın tarihinin nasıl çarpıtıldığını anlamaları için yerel nüfusun eğitilmesi gereğini vurgulamıştır. Lequan, yüzlerce parti ve hükümet görevlisinin, hükümet politikasının reklamını yapmak için "çalışma grupları" halinde Sincan'ın kırsal kesimlerine gönderildiğini ve okullarda ve dini organizasyonlarda bir propaganda kampanyasının yürütülmekte olduğunu söylemiştir.
Ayrılıkçılık karşıtı kampanya, Çin makamları tarafından 1990'lı yılların başlarından bu yana yürütülmektedir, fakat Çin'in Afganistan'da El-Kaide'ye karşı ABD'nin önderliğinde yürütülen savaşa verdiği destekle ivme kazanmıştır. Çin, bu desteğin Sincan'daki azınlık dilleri ve kültürü ile ilgili politikaları nedeniyle insan hakları örgütlerinden ülkeye yöneltilen eleştirileri azaltacağını düşünmektedir. Geçmişte, Çin, 1940'lı yılların kısa ömürlü Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nden esinlenen yeraltındaki İslami örgütleri ve siyasi grupları, Sincan üzerindeki denetimine yönelik en büyük tehdit olarak nitelendirmiştir. Şu anki kampanya Uygur kimliğinin daha temel bir unsuruna, sözlü ve yazılı Uygur diline, yöneltilmiştir.
SONUÇ:
Pekin, "terörle savaş" görüntüsü altında, Sincan'daki ayrılıkçıları hedef alan söylemini giderek arttırmaktadır. 1996 yılında gizli örgütlerin, suç örgütlerinin, siyasi ve dini örgütlerin kökünü kazımak için başlatılan Sert Müdahale kampanyası, aralıksız devam etmektedir ve Çin yönetimine karşı yapılan gösterilerin ve ayrılıkçı Uygurlar tarafından Pekin'in bölgedeki otoritesinin sembollerine yönelik olarak gerçekleştirilen silahlı saldırıların sayısının kısıtlanmasında başarılı olmuştur. Sert Müdahale kampanyası, 2001 yılı Nisan ayında yeniden başlatılmıştır ve bölge ve eyalet makamlarına yasadışı dini faaliyetler konusunda, diğer bir deyişle Çin'de resmi olarak kayıtlı olmayan örgütler tarafından yürütülen faaliyetler konusunda, özellikle dikkatli olmaları yönünde talimat verilmiştir. Sincan'da verilen ölüm cezalarının ve gerçekleştirilen infazların sayısında bu dönemde artış yaşanmasıyla beraber, ayrılıkçı faaliyetler nedeniyle yapılan infazları asıl nedenleri farklı şekilde bildirilen suçlar nedeniyle yapılan infazlardan ayırt etmek zordur. Uygur dili ve kültürüne yönelik saldırı, genel baskı atmosferi nedeniyle her zamankinden daha da tehdit edici boyuttadır. Bu son kampanya, sadece militanları değil tüm Uygurları etkilemekte ve Uygur dilini kullanmanın, teröre destek verildiğinin bir göstergesi olmasa bile, bir sadakatsizlik belirtisi olduğu mesajını taşımaktadır.
Bu boyutta bir baskı, etnik kimliğin ifade edilmesinin kontrol altına alınmasında geçici olarak başarılı olabilir, ancak uzun vadede yalnızca Uygurların Çinli yöneticilerine karşı hissettikleri nefret duygusunu arttırabilir ve gelecekte daha derin çatışmaları körükleyebilir.

YAZARIN BİYOGRAFİSİ:
Dr. Michael Dillon, İngiltere'de Durham Üniversitesi'nde Çağdaş Çin Araştırmaları Merkezi'nin Müdürüdür.


  • 617 defa okundu.