DOĞU TÜRKİSTAN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ BİTTİ Mİ?
 
M.Emin BUĞRA

Doğu Türkistan bağımsızlık mücadelesi bitti mi? Bu soruyu Doğu Türkistan halkının psikolojisini tetkik etmeyen ve bu mücadelenin sonucunda Doğu Türkistan Halkının kalbinde yerleşen duygulardan habersiz olan veya veya dünya milletelerinin tarihini iyi bilmeyen kişiler “BİTTİ” diye cevaplayabilirler. Çünkü bunlar yalnız görünüş itibari ile Doğu Türkistan halkının düşmanın kahir kuvvetlerine karşısındaki güçsüzlüğünü delil olarak gösterebilirler. Bu sebeple halkın baskı ve zulüme karşı koyacak güçlerinin olmadığı ve düşmanın zulmünün “İlahi Takdir” olarak kabullendiğine ve dolayısıyla bu mücadelenin bittiğine hükmedilebilir.
Günümüzde düşmanın yalan propaganda ve kanlı terör eylemleri ile halkın ruhunu zehirleyerek milli istidadını yok etmek için milletin sosyal ve siyasal haklarının talep etmelerine hiç imkan bırakmadığını bunu bir ispat olarak gösterilebilir. Ayrıca Doğu Türkistan’ın Dört tarafının dünyanın en yüksek dağları ve en geniş çölleri ile çevrili olduğu ve denizlerden uzaklığı gibi olumsuz şartlar dolayısıyla medeniyet ve kültürlerce ileri olan ülkelerden çok uzakta olması gibi coğrafi şanssızlığı ve kuvvetli düşmanın hırs ve doymak bilmeyen aç gözlülüğüne hedef olduğu gibi faktörler yukarıdaki görüşleri kuvvetlendirmiş olabilir.
Fakat Doğu Türkistan halkının psikolojisini iyi tetkik eden ve mücadele neticesinde güçlenen milletperverlik duygusunu, günümüzde ise düşmanın kanlı zulüm ve terör eylemleri neticesinde kuvvetlenen kin ve nefret duygularını tarih ve siyaset nazarı ile düşünenler bu soruya ciddi olarak “Hiç Bitmedi – Hiçbir Zaman Bitmeyecektir” diye cevaplandırırlar. Bunlar bu cevaplarında namütanahi (sonsuzadek) haklıdırlar. Çünkü Doğu Türkistan halkı yirmi yıldan beri dünyadaki bağımsız milletlerin azizliğinin, her türlü insani hak ve hukuka sahip olduğunun, insanlığın en doğal hakkı olan eğitim öğretim, ticaret, ziraat, sanayii, askerlik vb. sosyal faaliyetlerin tamamen o milletlerin kendi faydası için olduğunun bilincindedir.
Ve yine esir milletlerin özellikle Doğu Türkistan halkının, çeşitli zulüm ve işkenceye maruz kaldığını, her yönden ileri ülke ve milletlerden geri olduğu, kendi eğitim ve öğretim, ekonomi ve doğal zenginliklerinin tamamen düşman menfaatine tabi, her türlü sosyal hak ve hukuktan mahrum bırakıldığını apaçık görebilmektedir. Buna rağmen Doğu Türkistan halkı hür dünya milletlerinin safları arasında milli şeref haysiyetine kavuşmayı, doğal haklarına sahip olmayı, refah ve saadet içinde bir hayat sürmeyi amaç edinmektedir. Bu amaca ulaşabilmek için zalim ve kan içici yönetimlerce hayvan sürüleri gibi yönetilmekten ve horlanmaktan kurtularak insani haklarına sahip olmanın, yabancıların hakimiyetinden kurtulmanın milli bir hakimiyet teşkil edilmeden mümkün olmadığına, esasen Doğu Türkistan halkı en samimi ve en içten iman etmektedir.
Düşmanın olağanüstü kahredici gücü, kanlı baskı ve zulümleri, yalan propagandaları ve zorla yaptırdıkları nümayişler bu iman’a hiçbir surette etki edemiyecektir. Aksine bütün bu baskı ve yalan propagandalar halkın iman ve inancını, düşmana olan kin ve nefret duygularını kuvvetlendirmesi için en önemli etken olmuştur. Bu ise siyaset ve tarih sahifelerinde tesbit edilmiş bir gerçektir.
Düşman zorla ve cellat gibi halkı korkutmak ve vicdansızlar aracılığı ile terör ve baskı politikası uygulamak sureti ile bir süre halkı kuvvete boyun eğme ve karşı duygularını frenlemeye mecbur edebilir. Fakat yukarıda belirtilen kuvvetli iman ve ciddi ruhiyat, sönmüş bir volkan gibi zahiri bir suskunluk içinde, içerideki kızgınlığı ve harareti daima yükseltmekte, küçük çaplı bir deprem veya bir küçük yer hareketi neticesinde derhal patlayarak taşmakta,önündeki her engeli ve her düşmanı yakarak kül etmek istidadını her zaman gizli tutmaktadır.
Çünkü böyle bir milletin daima esarette kalması ve düşmanın başına belalar geldiği zaman fırsatları iyi değerlendirerek derhal faaliyete geçtiği, bunun sonucunda istiklal ve şerefli bir yaşama nimetine sahip olduğu tecrübelerle ispat edilmiş bir gerçektir. Yine zulmü hakimiyetin esası olarak kabul eden bir devletin uzun süre yaşamayacağı yakın fırsatta yıkılarak yok olacağı ve tarih sahifelerinde bir ibret abidesi olarak yer alacağı Allah-u Teala’nın sabit bir iradesidir.
Düşmanın zulüm ve baskı yolu ile halkı kendi benliğinden uzaklaştırmaya, yalan propagandalar ile milletin mukadderatını kendi menfaatı için kurban etmeye yeltenmesinin ters sonuçlar vermesi insanlık tarihinde gayet açık bir şekilde sabit olmuş bir gerçektir.
Doğu Türkistan’ın durumundan doğan zorluklar günümüz ve mazideki felaketlerin önemli bir sebebidir.
Durum eğer bu şekilde olmasa idi; Doğu Türkistan’a hiçbir yabancı istilası mümkün olamazdı. Batı Asya’daki Türk kardeşlerimiz gibi kendilerine saldırmak isteyen her düşmanı anında uzaklaştırarak, eksikleri zamanında gidermek için daima güçlü ve müstakil olarak yaşayacaktık. Fakat bütün bu zorluklar üstesinden gelinemeyecek, yenilemeyecek zorluklar değildir.
İmkan çerçevesi içinde olan her türlü iş, ne kadar zor olursa olsun, insanın gayret ve fedakarlığa o zorluğu yenmeye kadirdir. Bu ise, her akıl sahibince bilinen bir gerçektir.
Eğer insan gayret ve fedakarlığı terk eder “kazaya razı, belaya sabır” diyerek acz, tembellik ve korkaklık yolunu seçerse öyle insana kolay işlerin bile zor olması doğaldır.
Bizim ecdadlarımızın Türkistan’da dünyayı titreten Hakanlıklar kurduğu istiklal ve onurlarını yüzlerce yıl koruduğu tarihte ve tüm dünyaca bilinmektedir. Onların zamanında da şimdiki coğrafi zorluklar ve olumsuzluklar mevcuttur. Fakat onların gayret ve fedakarlıkları bu zorlukları yenmediler mi?
Demek ki bir milletin vatanperverlik ve milliyetçilik duyguları tam gelişmiş ise, o milletin hedefine mani olacak siyasi, coğrafi ve başka her türlü zorlukların bertaraf edilerek, her türlü düşmanın yok edilmesi hiç de imkansız değildir.
Bu zorluklar istenilen hedeflere ulaşılmasını biraz geciktirse de milletin ümitsizlik ve karamsarlığa düşmeden birlik, beraberlik, geyret ve fedakarlık ile çalışması, zaman ve şartlardan istifade ederek o zorlukları yenmesi ve hedefe ulaşması siyaset ve tarih dünyasında bilinen bir hadisedir.
İşte, Doğu Türkistan meselesine böyle bir görüş ile bakan Doğu Türkistan evlatlarının sayısı içeride ve dışarıda önemli derecede çoktur ve böyle düşünen insanların mevcudiyeti Doğu Türkistan halkının geleceğinin gayet aydınlık ve saadet içinde olacağını göstermektedir. Bu ise Doğu Türkistan’ın şerefli geleceğine tekrar kavuşmasının en önemli amillerinden biridir. Bunların yurt içinde ve dışında mümkün olduğu kadar doğru hareket içinde olmaları Doğu Türkistan halkının yukarıda belirtilen sağlam imanına ve duygularına katılmalarına gayet geniş ve çok faydalı bir kurtuluş hareketi olacaktır.

Açıkça anlaşılmaktadır ki; Doğu Türkistan mücadelesi daha bitmemiştir. İstiklal nimeti hasıl olana kadar bu mücadelenin bitmesine de imkan yoktur.
Her şeye kadir olan Ulu Tangrı’mdan bu felakete maruz kalan kullarına rahmet ve başarı, düşmanlarına ise gazap ve mağlubiyet diliyorum. Amin.


Mehmet Emin BUĞRA
18/04/1940 Kabil / Afganistan


  • 624 defa okundu.