Yazan: İlaha Mana SALA 
Çeviri: Cemal AYDIN

Çin işgali altındaki Tibet Dalai Lama sayesinde dünya gündemindeki yerini koruyor ve Tibet konusunda Çin'e dışarıdan baskılar yapılıyor. Fakat Isa Yusuf Alptekin bu dünyadan göçeli doğu Türkistan sahipsiz kaldı. Ne acıdır ki Doğu Türkistan'da baskı, şiddet ve zulmün vahşet boyutlarını aştığını gösteren Batılılar şimdilerde o soy ve dindaşlarımızın davasını üstleniyorlar da Türkiye'de bizler böyle bir davayı görmezden geliyor ve neredeyse yok sayıyoruz. Bu sayfalarda Fransa'da aylık olarak yayınlanan Le Monde Diplomatique (Şubat 2002) gazatesi adına Doğu Türkistan'a giden ve orada bizzat görüp yaşadıklarını anlatan Honkong'lu bir gazetecinin iki tam sayfalık intibalarını okuyacaksınız.

Çok geniş bir olanı kaplayan Doğu Türkistan bölgesinde, Sünni Müslüman ve dilleri Türkçe olon Uygurların sekiz milyonluk nüfuslarıyla en kalabalık halk kitlesini oluşturduğu 17 milyon insan yaşıyor. Petrol, doğalgaz ve kömür gibi tabii kaynakların bulunmasından ötürü güçlendirilmiş olan Doğu Türkistan'ın bu stratejik durumu pekin açısından son derece önemli bir sahayı oluşturuyor. Ayrıca güneybatıda, Lop gölü kıyısında Çin ordusunun nükleer denemeler yaptığı mıntıkalar da bulunuyor. Asırlar boyu Çin sömürgeciliğine direnmiş, Kaşgar veya başşehri Kaşgar olan Türkistan Cumhuriyeti'nin kurulduğunu görmüş, Mançurya savaşı beylerinin zulmüne uğramış, 1945'e kadar SSCB nin de destek verdiği ikinci bir Türkistan Cumhuriyetini yaşamış Doğu Türkistan, nihayetinde Çin hegemonyasına boyun eğmek zorunda kaldı. 

1949'a kadar teoride kalan bir özerklikten yararlandı. Bu tarihte ise Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Uygurları ile Sovyetler Birliği'nin Müslüman cumhuriyetlerinde yaşayan Uygurlar arasındaki sıkı münasebetleri keserek, Sovyet yayılmacılığına mani olmak için sınırlarını sağlamlaştırmak üzere genişletti. O günden beri halk sistemli angaryaların hedefi oldu.

Kültür devrimi sırasında camiler yerle bir edildi ve bölgede Türk kimliğini boğmak için çok sayıda Çinli'nin Türkistan'a yerleşmesi teşvik edilmeye başlandı. Deng Sioaping'in iktidara gelmesine tesadüf eden dönem olan 1978'ten itibaren kısa süreli bir sükunet görülmüşse de, o zamandan bu zamana Çinlileştirme siyaseti gittikçe artarak devam ettirildi. Bunu neticesinde kendi yurtlarında yabancılar durumuna düşen Uygurlar arasında milliyetçilik güçlendi. Çin'le ortak sınırı bulunan Sovyetlerin üç Müslüman (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan) cumhuriyetinin 1991'de bağımsızlıklarına kavuşmaları da bu harekete daha bir hız kazandırdı. Sınırın her iki yakasındaki Uygurlar bir Uyguristan Cumhuriyeti hayal etmeye koyuldular. Baskı, bu temayülü daha da arttırmaktan, karışıklıklar doğurmaktan başka bir şeye yaramadı. Nisan-Mayıs 1996 ile 5 Şubat 1997 arasında yığınla tutuklamalar yapıldı. Kazakistan sınırındaki 300 bin nüfuslu Yining şehrinde isyan patlak verdi, dokuz kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce insan yaralandı (Pekin bunu on ölü ve otuz yaralı olarak açıkladı). Bu isyan sırasında göstericiler "Bağımsız bir İslam Devleti"nin kurulması çağrısında bulundular. Doğu Türkistan Milli ihtilal Birliği Cephesi (DTMİBC), sadece o 1997 yılında 57 bin Uygur Türk'ün tutuklandığını açıkladı.

Son on yıl içinde Doğu Türkistan'a yerleştirilen Çinli Han nüfusu yüzde 31'den fazla arttı. Bu durum, Çin İmparatorluğu ile Orta Asya halkı arasında yüzyıllardır süregelen ve hiçbir zaman sevimli olmayan komşuluğu daha da zorlaştırdı. 1949 yılında Pekin, Doğu Türkistan'ı tamamen kontrolü altına aldığında, yerli nüfus yüzde 6 civarındaki Çin nüfusuna karşılık yüzde 94' aşan ezici bir çoğunluğa sahipti. Halbuki bugün Çinli nüfusu toplam yerli nüfusun yüzde 40'ından fazlasını oluşturuyor. Ekilip dikilebilir topraklar azaldıkça da iki taraf arsındaki gerilim giderek şiddetleniyor. Tehlikeli bir çark dönüyor şimdi. Camilerin giderek kapatılması veya yıkılması, Uygur Türkçesiyle ders veren (ve varlıkları aslında Çinli yetkililer tarafından garanti edilmiş olan) okulların yeterli mali destekten mahrum bırakılması, dini ibadetlerin baskılara maruz bırakılıp engellenmeye çalışılması, gerginlik ve şiddeti doğuruyor. Bundan dolayı dönem, dönem isyanlar çıkıyor ve bu isyanlar çok sayıda tutuklamalar ve büyük ölçüde idamlar yapılarak bastırılıyor.
 
Milletlerarası kamuoyunca ve insan hakları derneklerince protesto edilmesine rağmen, 1996 yılından beri merkezi hükümet ayrılıkçı hareketleri bir demir yumruk politikasıyla, acımasız bir şiddet uygulayarak sona erdirmeyi deniyor. Ayrılıkçılara olduğu kadar, aydınlara, özerklik isteyenlere ve kamu düzenini bozanlara da aynı sertlikle uygulanan bu şiddet politikasından ötürü sert bir kampanya devam ettiriliyor, devasa kamu davaları açılarak insanlar en ağır cezaya çarptırılıyorlar. Mavi üniformalar giydirilmiş, saçları kesilmiş, elleri arkalarına kelepçelenmiş ve hemen, hemen hepside Uygur Türkü olan mahkumları taşıyan kamyonlara sık, sık rastlanıyor. Boyunlarında ise Arap ve Çin harfleriyle yazılmış "ayrılıkçı" veya "kamu düzenini bozucu" pankartları sallanıyor. Yetkililer tarafından seyirciyle zorla doldurulmuş stadyumlarda teşhir ediliyor, ardından idama mahkum ediliyor ve doğruca idam yerine sevk ediliyor. Milletlerarası Af Örgütüne göre Doğu Türkistan, Çin'in siyasi mahkumları ölümle cezalandırmaya devam ettikleri tek eyalet. 1997 ile 1999 arasında 200'den fazla kişi burada idam edildi. Söylenildiğine göre resmi basın susmayı adet edindiği için, gerçek rakamların bunun kat be kat üstünde olduğu belirtiliyor.

Eskinin yeşim taşı şehri olan Hotan'da, şehir merkezindeki Uygur mimarisinin tamamen yok edilip Çin zevkinin her yeri istila etmesine karşılık, Çinli Hanlar ile Uygurlar arasındaki kutuplaşmadan ötürü halkın giderek hızla İslamlaşması dikkat çekiyor. Saldırı, silah bulundurma veya sadece "ayrılıkçı" olmakla suçlanan kimselerin "polis tarafından aranıyor" yazılı fotoğrafları şehrin sokak lambası direklerini dolduruyor. Kendisiyle konuştuğumuz Hotanlı bir Uygur Türk'ü şunları söyledi: "Bütün halkı suçlu olarak görüyorlar. Gulca'da (yakın zaman önce büyük ayaklanmaya sahne olan diğer adıyla ili şehrinde) olduğu gibi burada da hemen, hemen her aileden bir fert ya idam edilmiş, ya öldürülmüş, ya hapsedilmiş veya kayıptır. Bunların hepsi de çıkarılmadan hapsedilmişler ve işkence görmüşlerdir. Bu ailelerin bütün çocukları çok güçlü, fakat gizli bir kinle büyüyecekler ve ileride teşkilatlanıp mümkün olan harekete geçmek için fırsatları kollayacaklardır." Çin, Doğu Türkistan ekonomisini geliştirerek ve halkı kavuşturarak ayrılıkçı hareketlerin önünü almak istiyor. Ne var ki buraya akıtılan para ve imkanlardan sadece Çinliler istifade ettiriliyor. Uygurlar sistemli olarak mağdur ediliyorlar. Çin'in Doğu Türkistan'ı geliştirerek kendisiyle buradaki halk arasındaki bağı kuvvetlendirme umudu, başarısızlıkla sonuçlanacak gibi görünüyor. Zira palazlanan Uygur iş adamlarının Çin aleyhtarı hareketleri destekledikleri ve Uygur kültürünü yaşatmak için gayret gösterdikleri gözleniyor. Öte yandan, Doğu Türkistan'daki Çinlilerin zenginleşmeleri ise sırf oradaki varlıklarıyla bile yerli halkın öfkesinin daha bir bilenmesine yol açıyor.

Her ne kadar Çin propagandası kendi kontrolüne karşı çıkan her hususu "terörist" olarak adlandırmakta kararlı olsa da, Doğu Türkistan'da olup biteni gizlemek zor. Aslına bakarsanız, Doğu Türkistan'da söz konusu olan mesele, kesinlikle dini bir mesele değil, tam aksine sivil hak ve hürriyetlere saygı, dahası zorla asimile edilmek üzere olan bir milletin ve bir kültürün hayatta kalabilmesi meselesidir.

Kaynak: Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 342, Sayfa: 50-51

  • 744 defa okundu.