PHILIP BOWRING
Herald Tribune

Çin, Doğu Türkistan'daki Uygur milliyetçiliğini Taliban ve Kaide ile aynı kefeye koyuyor. Ancak Çin'in kendisine yönelik olduğunu öne sürdüğü bu "İslami tehdide" bu şekilde vurgu yapması günün birinde ters tepebilir.

Pekin'in tavrı, dikkatleri bu güne kadar dış dünyanın gözünden kaçan bir davaya çeviriyor. Bu tavır aynı zamanda Pekin'in Doğu Türkistan sorununun. Halk Cumhuriyeti sınırları içinde kalan ve Çinli olmayan Orta Asyalı halkların siyasi isteklerini zalim bir baskıyla sindirmekten başka bir yolla çözemediğini ortaya koyuyor. Çin'in bölgeye dair tarihi hak iddiası, idari bir rızanın varlığına değil, dönem, dönem süren işgallere dayanıyor. Uygurlar Doğu Türkistan'ın en geniş Türk kökenli topluluğu tıpkı bölgenin diğer han olmayan grupları gibi Müslüman’dır.

Mao Zedung, Han Çinlilerin kitleler halinde göçünü emredene kadar Türk kökenli gruplar bölge nüfusunun %80'inden fazlasını oluşturuyordu. Gelinen noktada. Hanlar artık nüfusun yaklaşık yarısını oluşturmakla birlikte daha kentli ve zengin olan kesim. En önemlisi olan iktidar çarkı ellerinde
Hanlar ve Han olmayanlar arasındaki toplumsal bölünme geniş ve açıkça görülebilir halde. Merkezi denetim de her şeyi sarmalayacak kadar sıkı. Son yıllarda Uygurlu milliyetçilerin Çin devletine karşı münferit bazı saldırıları oldu. Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin şimdi bunları Doğu Türkistan'daki sorunun Taliban bağlantılı terör ve Kökten dinciler olduğunu öne sürmek için kullanıyor.

Bu iddia. Kaidenin küresel bağlantıları hakkında delil arayan pek çok kişi tarafından doğru sayıldı yada Çin "teröre karşı savaşa" destek verdiği sürece doğruluk derecesi görmezden gelindi. Ancak gerçekte bir bağlantıyı ortaya seren tek kanıt birkaç Uygur'un Taliban güçlerinin en alt kademelerinde savaşırken yakalanması. Onlarında komşu orta Asya Cumhuriyetlerindeki Uygur azınlıktan olup olmadıkları belli değil. Ayrıca Taliban hiçbir zaman Afganistan'ın Çin sınırındaki bölgelerine ükmedemedi. Fanatik İslam orta Asya'nın bazı bölgelerinde sorun olabilir, ancak Çin Halk Cumhuriyetinin kurulmasından da öncesine uzanan bir olgu olan ve dinin sadece kısıtlı bir bölüm oluşturduğu dil, atan ve tarih kavramları üzerinde yükselen Uygur milliyetçiliğinin de asla belirleyici bir etken olmadı.

Çin aslında geniş maden ve enerji yataklarına sahip bu stratejik bölgedeki ayrılıkçı eğimlilerden çekiniyor. Milliyetçiler üzerindeki baskının derecesi Tibet'tekini geri bırakacak düzeyde. Terörle bağlantılarını gösteren bir kanıt olmadan düzinelerce milliyetçi infaz edildi. Çin'in resmi açıklamalarına göre 11 Eylülden sonra 7 infaz gerçekleştirildi. Fakat bu rakam gerçek sayının çok altında da olabilir. Dini vecibelere yönelik baskıda artıyor. Gençlerin Camiye gitmeleri engellenirken, ramazanda oruç tutmak yasaklandı. Dalay Lama'lı Tibet'in aksine Uygurların, acılarını dünyaya yansıtacak önemli bir sürgün şahsiyeti yada Hollywood yıldızları yok. Ilımlı olsalar dahi Müslüman olmaları, Hristiyan batının gözünde onları şüpheli konumuna sokuyor. Ancak Uygurlar henüz kaybetmedi; onlar, komşuların Kazakların Rus/Sovyet imparatorluğu içinde eridiği konumda değil. Çin Doğu Türkistan'ın kaynaklarını sömürüyor ve onları doğuya hortumluyor olabilir ama Hanları, çetin iklimli, kötü ekonomili bu uzak bölgede kalmaya ikna etmek daha zor.

Öte yandan büyük ölçüde kırsalda bulunan Uygurlar hızla çoğalıyor; hem de su tarım kaynaklarını yetersiz bırakacak hızda. Orta Asyalı komşuları şimdilik Çin'in öfkesinden çekindikleri ve Rusya ile karmaşık ilişkilerine odaklandıkları için Uygur milliyetçilerine (Yada Doğu Türkistan'daki Bir milyon nüfuslu Kazak azınlığa) sığınma sağlamaktan kaçınıyor. Ama bu değişebilir. Tıpkı Uygurların İslam anlayışının değişebileceği gibi. Pekin'in Doğu Türkistan'da hem milliyetçiliği bastırması hem de dini ibadetleri engellemesi Uygur milliyetçileri, kendilerine açık destek verecek tek kesim olan Kökten Dinci Müslümanların kucağına sürükleyebilir.

  • 883 defa okundu.